
Bankacı Gibi Değil, VC Gibi Yatırım Yapmak - Mustafa Keçeli (APY Ventures) TRVC 24
8 Nisan 2026 · 56 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde konuğum APY Ventures’tan Mustafa Keçeli. Türkiye’de GSYF yapısının gelişimi, kurumsal yatırımcıların venture capital’a nasıl girdiği ve bir bankanın içinde “bankacı gibi değil, VC gibi” yatırım yapmanın ne anlama geldiğini detaylıca konuştuk.Mustafa’nın en net vurgularından biri şu:VC, bankacılık refleksleriyle yapılmaz.Peki o zaman nasıl yapılır?Risk nasıl alınır?Fonlar nasıl kurulur?Ve Türkiye’de son yıllarda hızla büyüyen VC ekosisteminin arkasındaki gerçek mekanizma ne?Bu bölüm, Türkiye’de girişimcilik ve yatırım dünyasını anlamak isteyen herkes için oldukça net bir çerçeve sunuyor.⏱️ Bölüm Akışı (Chapters)00:00 Giriş01:42 Mustafa Keçeli kimdir?04:15 Bankacılıktan venture capital’a geçiş07:30 APY Ventures nasıl kuruldu?11:20 GSYF nedir, nasıl çalışır?16:05 Türkiye’de VC ekosistemi nasıl büyüdü?21:40 Kurumsal yatırımcılar neden VC’ye giriyor?27:10 “Bankacı gibi değil, VC gibi yatırım yapmak” ne demek?33:25 Risk alma, karar verme ve yatırım mantığı40:10 Türkiye’de VC’nin geleceği46:30 Fon kurmak isteyenler için tavsiyeler52:00 Kapanış🎧 TRVC HakkındaTRVC, Türkiye’de venture capital ve startup ekosistemini derinlemesine ele alan bir podcast serisidir.Her bölümde yatırımcılar, fon yöneticileri ve ekosistemin önemli oyuncularıyla gerçek, filtresiz sohbetler yapıyoruz.
Transkript
CRBC Podcast'ın yeni bir bölümüne hoş geldiniz.
Türkiye'nin start-up ve girişim sermaye ekosistemi konuştuğumuz podcast'ında bugün APY'ye Merve Bahar Podcast Stüdyosu'ndayız.
Çünkü konuğumuz APY'den Mustafa Keçeli.
Hoş geldiniz. Merhabalar.
Bizi kırmayıp hatta dahası stüdyonuzda ağırladığınız için teşekkür ederim.
Siz de hoş geldiniz. Öncelikle sizi tanımakla başlamak isterim.
Sizin geçmişiniz, nasıl girişim?
Sermaye sektöre girdiniz.
Bu soruyu kimdir onu biraz anlatır mısınız?
Tamam. Ne kadar geriye gideyim bilmiyorum.
Türkiye'nin birçok ilinde okumuş diyelim.
Bir memur çocuğu olarak üniversitede İstanbul'a gelmiş birisiyim.
Hep finans sektöründe çalışma isteğim zaten vardı.
10 yıllık bir aracı kurum deneyiminden sonra kurumsal finansman, araştırma ekiplerinde çalıştıktan sonra 2019 yılından beri de Albaraka Portföyü bünyesinde, APA Ventures bünyesinde çalışıyorum.
Burada girişimsel ameliyat fonlarından sorumlu olarak çalışıyorum.
Tabi Albaraka Portföyü'nün 30'un üzerinde girişimsel ameliyat fonu var.
Bir de bizim startup ekosistemine merhaba dediğimiz APA Ventures markamız var.
Her iki tarafta da aslında bütün GSF'lerden sorumlu olarak yaklaşık 6 yıldır.
Peki o geçiş nasıl oluştu?
2018-19 tam sektörün Türkiye'de oluşmaya başladığı dönem, en azından mevzuatı geliştirdiği bir dönem.
Bu kadar büyüyeceğini...
Tahmin ettiniz mi? Böyle bir isteğiniz var mıydı?
Bu alana gireyim. Nasıl yani nasıl bu tarafa girmiş oldunuz?
Ya da tesadüf mü oldu? Ya çok tesadüf değil.
Yatırım bankacılığı zaten hep böyle gördüğümüz işte aracı kurumda da kurumsal finansman tarafında yaptığımız işlerdi.
M&A'ler vesaire. Aslında Startup ekosistemin 2011'lerde dokunduğumuzu söyleyebiliriz.
O zaman birkaç arkadaş işte bir girişimde ne yapılmaması gerekiyorsa yaparak bir girişim kurmaya çalışmıştık okuldan sonra.
Tabii hepimiz çalışıyoruz, beyaz yakalıyız.
İşte akşamları, hafta sonları da bir girişim kuralım.
Biliyorsunuz o zaman kullanılmalar çok modaydı.
Amerika'da gördüğüm bir şeyi getir buraya.
Hatta işte Teskrabit verdi Amerika'da.
Teskrabit'in burada, o zaman daha armut, belki ilk kuruluş zamanları, belki değil tam hatırlamıyorum.
Birkaç şirket daha vardı.
Onunla beraber biraz test, rabbit kullanı bir şeyi burada yapmak istemiştik.
İlk o girişimcilik şeyi oradan geliyor.
Tabii ki başarısız bir deneyim ama iyi bir deneyimdi açıkçası hepimiz için.
Aslında 2011'lerden beri girişimcilik ekosistemini o zaman takip etmeye başladım.
Türkiye'deki... İşte çok sınırlı olsa da işte sosyal medyada ya da işte gazetelerde, televizyonlarda bu konudaki programları takip etmeye başladım.
Yurt dışındaki girişimleri takip etmeye başladım.
Bir yandan da işte bir finans sektörüne çalışan biri olarak orada çıkan işte Ecorn'lar, işte Betterman'ler, Robin Hood'lar falan onları takip ediyoruz.
Bunlar Türkiye'de yapılabilir mi?
Biraz kafa yorduğunuz bir dönemden sonra artık bir...
Ecorn neydi? Ecorn'da aslında böyle kredi kartı harcamalarınızı yuvarladığınız birikimleri de şeyde...
Sermaye piyasalara değerlendirdiğiniz bir uygulamaydı.
Hala da var herhalde. Tam bilmiyorum bir satın alma vesaire oldu mu ama.
O dönemlerden böyle zaten sürekli takip ettim.
Robin Hood'un Türkiye'dekisi de çıktı sonra.
Evet tabii ki çıktı. Aynen öyle.
Müthiş de disruptiv bir iş yaptılar bence Türkiye'de.
Bir aracı kurum çalışan olarak söylüyorum.
Yaklaşık 10 yılım geçti bir aracı kurumda.
Geç kalmıştı aslında bence bir girişimdi.
O zamanlardan zaten ilgim vardı.
Kariyerimin yani aracı kurumdaki kariyerimin son yıllarında da böyle yavaş yavaş girişimlere...
Destek olma çabası, işte arkadaşlar vasıtasıyla vesaire vardı.
Hatta Albaraka'ya girmeden önce aslında kurumsal tarafı bırakıp bu tarafa odaklanmaya yönelik bir isteğim de vardı.
O zaman çok yoktu ama aslında yaptığımız iş biraz CFO as a service'dı ya da acting CFO dediğimiz bir şeydi yani.
Bazı girişimlerin o mali verilerinin incelenmesi, raporlanması ve bir işte çartların oluşturulması vesaire gibi, key pay atay gibi falan gibi düşünebilirsiniz.
Daha sonra da işte Albaraka'da aslında bir fırsat çıktı.
O fırsatın sebebi de aslında eski çalıştığım şirketteki yönetim.
Yöneticimiz de buradaki yöneticilerim.
Bir girişimsel mayası işi var.
Bir kurumsal finansman işi de var aynı zamanda burada.
Her ikisinden de kim anlar Mustafa bu işi iyi katarır diye sağ olsunlar o zaman.
Bir güven duygusuyla beni buraya çağırdılar.
Başladığımız anda aslında iki fonumuz vardı.
Biri daha corporate finance bir işti yani kumsal finansman tarafında.
Single asset bir fonda içerideki şirketin yeniden yapılandırılmasıyla ilgilenmem gerekiyordu.
Hatta ilk işim onu hep söylüyorum.
150 sayfaya yakın bir denetim raporu yazmak oldu yani bir ekiple beraber.
Bir yandan da burada hızlandırma programımız da var bizim Alabraka Garage.
O hızlandırma programından çıkan girişimlere işte senede bir iki tane böyle ufak ufak yatırımlar yapar mıyız diye başladığımız bir serüvendi.
Öyle başladık. Süper.
Hakikaten hem Albaraka içerisinde hem Türkiye'nin bu sektörün başlangıç döneminden beri ve bayağı da büyüttünüz.
Ona biraz geçelim.
AP'yi biraz bahsederseniz.
Tabii. AP'yi banka içerisinde aslında birkaç yapı var.
Portföy yönetim şirketi var.
Siz ayrısınız bir tarafta.
Apeye Ventures olarak da ayrı fonlar yönetiyorsunuz.
Şöyle anlatayım aslında. Ben olmayan bir departmanın ilk personeliydim.
Yani Albucak'a başladığımda bir GSF departmanı yoktu henüz.
Ya da GSF tarafında bir büyüme vizyonu da henüz ortaya çıkmamıştı.
Bir bakarız duruma gibi bir şeydi.
Daha gayrimenkulün.
ağırlıkta olduğu, aslında bütün PYŞ'lerde öyleydi.
Gayrimenkul tarafının, menkul kıymet tarafının ağırlıkta olduğu bir yapı vardı.
İlk yılın sonunda artık yavaş yavaş biz yani kendi fonumuzla hızlandırmadan çıkan girişimlere yatırım yapıyoruz vs.
ama sektördeki boşluğu da görüyorduk.
Yani melek yatırımla aslında biraz pre-seri yağ diyelim ya da bugün Türkiye'de pre-seri yağ diyebiliriz ama yurt dışına baktığımızda aslında SEED.
dediğimiz alanın arasında büyük bir boşluk vardı.
Yani küçük ticketler tarafında.
Birkaç tane VC vardı o zaman.
Belki birkaç tane corporate VC yatırım yapıyordu.
Başka da yoktu. O boşluğu doldurabilir miyiz diye ilk başlangıcı yaptık.
Startup GSF ile.
Ondan sonra da aslında o boşluğu görüp hem yatırımcı tarafında hem de girişim tarafında biraz oraya adım atmak istedik.
Tabii bizim o zamanla beraber aslında 2020'lerden itibaren de kamunun destekleri de artmaya başlayınca bir o sektöre bakış açısı da gelişmeye başladı.
Onu açık konuşmak lazım.
Biz de bir yandan şeyi yapmaya çalışıyorduk tabii.
Hep önceliğim burayı bir VC gibi yönetelim diye.
Yani bir banka çalışanı gibi, bir banka iştiraki gibi yönetmeye çalışırsak burayı, sektörde bir yer edinmemiz mümkün değil.
Burayı bir VC gibi yönetelim.
Bunu nasıl yönetiriz? Biraz ona çok kafa yorduk yani.
İşte biz iyi yatırımcı olalım. İyi girişimciyle iyi yatırımcıyı bir araya getiren bir platform olalım.
Biraz sonra o işte artık VC as a service'e...
Doğru giden 2021'e doğru bir yapıya ulaştı.
Temel yapı gerçekçi olmak lazım.
Bir kurumun altında o çarkların içinde ezilmemeniz lazım.
Ezilirseniz burada işlem yapamazsınız.
Ama bir yandan da o kurumun belli mevzuatlarına, belli rutinlerine de ayak uyduruyor olmanız lazım.
Regülasyonlara ayak uydurmanız lazım.
Çünkü banka BDDK tarafında, portföy yönetimi şirkette SPK tarafından regüle bir yerde.
Ona da ayak uydurarak böyle bir hibrit bir yapı oluşturmaya çalıştık.
Sonrasında Bilişim Vadisi'yle beraber aslında Bilişim Vadisi o zaman bir fon kurmak istiyordu.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın himayesinde hem Enkır LP'ler arıyorlardı hem de birlikte yol alabilecekleri bir ekip arayışları vardı.
O zaman yollarımız kesişti.
İlk partner fonumuzu da Bilişim Vadisi fonuyla kurduk.
100 milyon TL'yi de o zaman büyüklük.
3 yıl için taahhüt edilmişti.
3 kurum. Biri Albaraka, biri Bilişim Vadisi.
Daha sonra başka kurumlar da geldi oraya.
O fon Bilişim Vadisi'de yerleşik firmalara girişimlere yatırmış.
Yok. Çok güzel bir yapı kurduk.
Oradan bilmiyorum isim verip teşekkür ederim.
Serdar İbrahimcoğlu Bey. O zaman Bilişim Vadisi Genel Müdürüydü.
Şimdi COSCEP Başkanı.
Biz anlattıkça o da ne anlattığımızı çok iyi anladı ve aynı vizyona sahiptik aslında.
O bariyerleri yıktık.
Yani sadece Bilişim Vadisi'nde kalırsak olmaz.
Biz bunu tersine çevirdik.
Yatırım yapacaksak Bilişim Vadisi'nde bir ofis açın.
gibi bir şarta bağladık o yatırımı.
O da zaten zor olmayan hani prosedürel olmayan bir şeydi.
Onu öyle çevirdik. Yani yatırım yaptığımız her şirket Bilişim Vadisi'nde bir ofis açma hakkı elde etti ve onu zorunlu tutmuştuk.
Bunun dışında bir zorunluluk yoktu.
3 yılda 40 yatırım gibi bir hedef koymuştuk o zaman.
Gerçekleştirdik bunu. Bayağı iddialı.
Evet. Onu da gerçekleştirdik.
Şu an 43 yatırımımız var zannediyorum.
Ama 40'ını ilk 3 yılda yaptık yani.
O verdiğimiz taahhüdü yerine getirdik.
Tabi orada komite üyelerimiz de çok önemli.
Yani Bilişim Vadi... tarafında, diğer LP'ler tarafında komite üyelerimize çok destek oldular.
Türkiye'de ilk defa partnerli bir fon yapısı sanıyorum biz gerçekleştirdik yani.
İyi de bir örnek ortaya çıktı.
Düşünüyorum. Bilişim Vadisi'nden sonra biz zaten bir 6 ay öncesinde kendi fonumuzu kurmuştuk.
Startup YSF. Türkiye'nin ilk defa borsada işlem gören girişim sermayesi yatırım fonuydu bu arada bu.
Gayrimenkul tarafında da Albaraka Portföy'ün yine aynı şekilde ilkleri yapma tecrübesi vardı.
Girişim sermayesi tarafında da onu yansıttık.
Peki orada bir parantez açalım mı?
Bu borsada işlem gören girişim sermaye yatırım fonu belki biraz anlatalım.
Tabii. Hisse gibi herkes bu GSYF fonları görmüyor işlem yapmak için.
Tabii. Şimdi hisse senedi gibi işlem gören lakin belli sınıf yatırımcıların yatırım yapabildiği diyelim.
Girişim sermayesi fonları tebliğinin özünde zaten nitelikli yatırımcı tarafı var.
Yani her yatırımcının bu riskli varlıklara yatırım yapmasını istemiyor.
kamu otoritesi diyelim. Bu yüzden de bir nitelikli yatırımcı beyanı var.
Sizin bunu imzalamanız aynı zamanda oradaki şartlara da uygun olmanız lazım.
Birey ya da kurum olabilirsiniz fark etmez.
Gerçek kişi veya tüzel kişi.
Bunu borsaya açtığınızda aslında aynı şeyler geçerli oluyor.
Bir aracı kurumda hesabınız varsa yatırım hesabınız yani hisse senede alıp satabileceğiniz bir platforma üyeyseniz girişim serbest yatırım fonunu da alabilirsiniz.
Lakin nitelik yatırımcı beyanı vermeniz lazım.
Ve o şartları sağlıyor olmanız lazım.
Bunu sağlıyorsanız sistemde zaten görünür hale geliyor size.
Ve alım satım yapabiliyorsunuz.
Ama bütün GSHF'ler bu şekilde işlem görmüyor.
Sadece bazılarının o yola girmiş.
Şimdi sınırlı sayıda LP'niz vardır.
Belli büyük LP'ler vardır. Sadece anchor LP ya da single LP'dir belki.
Bunun için borsada ihtiyaç yok.
Biz aslında şimdi Türkiye'de biliyorsunuz bir regulasyonla beraber artık Argi firmaları, Teknopark firmaları, Tasarım Merkezi'de R&D merkezleri sağlıkları istisnalarının %3'ünü girişimsel invest yatırım fonlarına ya da kuluçka şirketlerine
aktarmak zorunlulukları var.
Biz bu fonu kurduğumuzda bu yoktu aslında.
Temel amacımız şuydu, Türkiye'de olmayan bir şey yapalım.
Ve tabana yayabilelim. Yani insanların ufak miktarlarda GSF almasını sağlayabilelim.
Çünkü bizden önce VC yapıları vardı Türkiye'de.
Ya da büyük bazı bankaların tabii şeyleri vardı.
GSF'ler ama büyük ticket'larla.
VC yapılar yurt dışında aslında kurulmuş.
Yurt dışında kurulu. Ve işte 250 bin doların altında bir yatırım yapamazsınız oraya.
Hani 50 bin TL'm var ama bu sektöre yatırım yapmak istiyorum dediğinizde.
Almıyor size yatırımcı olarak.
Almıyor. Biraz bunu düşünerek tabana yayma isteğiyle yapmıştık biz bunu.
Mevzuat sonra. geldi. Gelmesi de işimize yaradı aslında.
Biraz teknik bir konu ama tabi borsada işlem görmesinin emeklilik fonları açısından da avantajı var.
Neden? Günlük fiyatlama alabiliyorlar borsada.
Bir operasyona bağlı bir fiyatlama isteği yok.
Borsada zaten fiyat oluşuyor.
Onlar da muhasebeleştirmelerini çok kolay yapabiliyorlar.
Kafamızda bu da vardı. Bugün geldiğimiz noktada çok emeklilik fonumuz yok içeride LP olarak.
O tarafa pek yönelmedik ama böyle bir avantajı vardı.
Diğer bir yapıda GSEO'lar da var.
Onlar da borsada işlem görebiliyor ama birer şirket gibi aslında.
Evet onlar bir aşı gibi hareket ediyorlar.
Belli tabii ki istisnalardan yararlanıyorlar.
Onlar hisse senede gibi likit bir piyasada hareket edebiliyorlar.
Belli şartları aynı mevzuatların belli şartları farklı.
Orada halka açık olabilirsiniz de nitelikli yatırımcıda kalıp halka açılmaya da bilirsiniz orada.
Bir GSEF gibi de hareket edebilirsiniz.
Borsaya açık bir... Yani şu açıdan avantajları var.
Daha likit bir enstrüman o. Yani siz GSEO'ya yatırım yaptığınızda çok hızlı bir şekilde girip çıkabilirsiniz.
GSEF'de likidasyon o kadar güçlü değil.
Dezavantajları da var. İşte fiyat hareketleri vesaire.
Yani tipik biliyorsunuz.
Şirketler de bağımsız. Borsaların gidiş gelişine göre hisseler de oynar.
Ve sizin 10 liralık portföyünüz aslında 1 lira da olabilir orada.
GSEF'de böyle bir şey yok. Genelde referans fiyat...
etrafında dolaşır fiyat.
Ama GSEO'da likit olmanın verdiği avantajın bir de dezavantajı var.
Fiyatlamalar çok yukarı ya da çok aşağı gelebilir yani.
Aynen gerçekçi olmaz.
Peki startup fonu tek fonunuz mu?
Böyle borsada işlem gören yoksa diğer?
Çünkü sonradan daha çok fonda kurmuşsunuz.
İlk fonumuz oydu. Sonra biz geçen yıl startup GSEO'ya yeterince büyüklüğe ulaştı.
Orada 18 tane yatırımımız var şu anda herhalde.
İçeride nakitte var hala. Onu kapatıp artık yeni bir fona yatırımcı almaya başlayalım istedik.
Hala tabii faaliyeti devam ediyor.
Startup GSYF'nin içerisinde kit var.
Yatırım yapmaya devam ediyor. Ama geçen yıldan itibaren yeni nesil GSYF ile devam ediyoruz.
Aynı mantıkla yatırım yapmak isteyen insanları yeni nesil GSYF'ye çağırıyoruz.
Bunun yanında bir de single asset fonumuz var bizim.
Medila GSYF. Orada bir sektöre odaklı bir iş yapmak istedik.
İşte yaşlı bakım ve sağlıklı yaşlanma üzerine bir fon aslında bu.
Mobil sağlık... var.
Evde bakım var. Palliatif bakım merkezi var.
Sağlık oteli projemiz, rehabilitasyon projemiz gibi.
Onu da borsaya açtık. Çünkü ilgi gören bir fon yapısıydı o.
Üç tane şu an GSF'imiz borsada aktif olarak işlem görüyor.
Yani bize hiç ulaşmadan gerekli dokumentasyonu sağlarsa insanlar kendi yatırım hesaplarının üçünü de alabiliyorlar.
Sonra başka dikeylerinde...
Fintech fonumuz hep vardı. Yani şöyleydi aslında.
Adı fintech olarak konmuş olan fon ben gelmeden önce hızlandırma programından çıkan girişimlere yatırım yapıyordu.
Ama hızlandırma programımız teknik olarak oradaki strateji itibariyle bir fintech hızlandırması değildi.
Yani birçok şirket geliyordu.
Bizim fonlarımız artmaya başladıkça artık şunu söyledik.
Bu fintech fonu gerçekten bir fintech fonu yapalım.
Zaten hızlandırmadan gelen arkadaşlar için bir sürü fonumuz var.
Hepsini değerlendirebiliriz deyip onu 2022 yılında zannediyorum.
Tamamen fintech fonu haline getirdik.
Bankanın fonu dışarıdan yatırımcı kabul etmiyoruz ve sadece fintech projelerine yatırım yapıyoruz.
Bunun yanında bir de partner fonlarımız devam etti sonra.
Bilişim Vadisi'nden sonra orada gösterdiğimiz aslında referans diyelim.
OSTİM ekosistemiyle bir fon kurduk.
OSTİM Teknopark, OSTİM Teknik Üniversitesi, OSTİM Organize Sanayi Bölgesi ortaklığında bir fon kurduk.
Orada yaklaşık 10 yatırımımız var şu anda.
Daha sonra T3 Vakfı ile Türkiye Teknoloji Takımı ile bir fon kurduk.
Yine ortak yönettiğimiz bir fon.
Daha sonra İvedik OSB ve Ankara Teknopark ile beraber yine bir fon kurduk.
Bu şekilde partner fonlarımız da var.
Bunlar ne yapıyoruz? Bütün yatırım yönetimini ve yatırımdan sonraki portföy yönetimini biz yapıyoruz APM Enstitüsü olarak.
Ama karar mekanizmasında partnerlerimizin komite üyeleri daha ağırlıklı oluyor.
İşte biz de bunu aslında APM Enstitüsü'nün VC as a Service servisi diyoruz.
Güzel. Peki bütün bunları toplarsak ne gibi bir büyüklükten bahsediyoruz?
Rengini verebilir miyiz? Şöyle söyleyelim.
Albaraka Portföy'ün...
Girişimsel ve siyatırım fonlarının toplam değer büyüklüğü 1 milyar doların üzerinde şu anda.
Bunların 8 tanesi startup ekosistemine yatırım yapıyor.
Geri kalan 24 tanesi farklı amaçlarla kurulmuş.
Bankaya kurduğumuz ya da başka kurumlara kurduğumuz GSF yapıları.
APA Ventures yapısına baktığımızda da ne kadar diyelim?
Zannediyorum 200 milyon dolara yaklaşan bir nakit ve değer artışları beraber düşündüğümüzde 200 milyon dolar civarı bir büyüklüğü var.
Yani under asset management diyelim.
80'e yakın şirkete yatırım yapmışız.
Tabii fail edenler oldu vesaire.
Şu an aktif olarak 72 portföy şirketimiz var.
Her yılda işte bütün fonlarımızı dahil ettiğimizde yani bu 8 fonu dahil ettiğimizde 15 milyon dolar civarı çok rahat yatırım yapabileceğimiz Falobonya'da yeni yapım.
Her sene aşağı yukarı. Her sene aşağı yukarı evet bir yapımız var.
Yani o yüzden bizde bir taahhüt mekanizması olmadığı için.
büyüklüğümüzü öngörmek çok zor oluyor.
Çünkü hem partner kurumlarımız hem de dışarıdan gelen yatırımcılarımız bu sene ne kadar teveccüh gösterecek bilmiyoruz.
Ama son 3 senedir hemen hemen her yıl işte geçen yıl 10 milyon dolar yatırım yapmışız.
2025'te bir önceki yıl 8 milyon dolar civarında zannediyorum.
Ama burada hep kendimizi eksik görüyoruz.
Daha fazla yapabilirdik. Ama bir şekilde yapamadık yani.
Ona geliriz. Sebepler ne olabilir ne olurdu ki zorluklar.
Ama bu size Türkiye'nin en büyük aslında neyi...
Oyunculardan biri yapıyor büyüklük açısından girişim, yatırım ekosisteminde.
Söylediğiniz bir şeye geri gelmek istiyorum.
Bu işi bankacı olarak değil de iyi bir VC olarak yapmak istedik demiştiniz.
O iyi bir VC'yi nasıl tanımlarsınız?
Oradaki vizyonunuz nedir?
Şimdi oradaki temel motivasyonumuz aslında agresif davranabilme yeteneğiydi.
Ve girişimci o şekilde yaklaşma yeteneğiydi.
Bir bankacı olarak yaklaştığınızda, gerçekçi olalım ya da bir PYŞ yani portföy yönetimi şirketi olarak.
Tamamen regulasyonlara bağlı yaklaştığınızda ve inisiyatif almadığınızda kurum olarak sözleşme yapılarınızın, denetim yapılarınızın girişime kostümün ayak uydurması mümkün değil.
Yani bir girişime biz şu anda hala ortalama deal kapatma süremiz 4-5 aylardadır.
Uzun bir süre bu. Biz hala bir haftada para veremiyoruz kimseye.
Farklı sebepleri var konuşabiliriz ilginizi çekerse.
Bu bir senelerin üstündeydi belki de.
Türkiye'de bazı kurumlarda da böyle yani.
Neden? Artık herkes VC gibi olmaya başladı.
Hakkını yemeyelim ama. İşte sözleşmenizi kim takip edecek mesela?
Kurumun avukatlarımı takip edecek dışarıdan mı hizmet alacaksınız?
Denetim... çalışmasını, iş denetim çalışmasını hangi yoğunlukta yapacaksınız ve bunu kim yapacak gibi bir sürü soru var.
Aman biz risk almayalım derseniz süreci yönetmeniz mümkün değil.
Hızlı olamazsınız. Başarılı bir VC olmak istiyorsanız hızlı karar vermeniz lazım ve referans oluşturmanız lazım.
İkincisi de o. Yani bizim ilk yaptığımız çalışmadaki ilk satırı hatırlıyorum.
Biz iyi yatırımcı olacağız.
2018'de, 2017'de, 2015'de girişimcileri dinlediğinizde yatırımcının sürekli bir işte ukalalıkla ortaya çıktığı, sürekli bir yukarıdan baktığı, girişimciyi ciddiye almadığı hani
böyle şikayetler duyardınız.
Bugün bence yok. Gerçekten bütün yatırım ekosistemi...
canla başla ekosisteme katkı vermek üzerine çalışıyor ama o gün var mıydı bilmiyorum.
Ben henüz burada değildim ama şeyimiz şuydu yani iyi yatırımcı olacağız biz.
İyi yatırımcı nedir? Girişimciyi dinleyeceğiz.
Girişimciyi anlayacağız. Emek verip bize başvurmuş.
Biz de emek verip onu dinleyeceğiz.
Vakit ayıracağız. Çok kötü bir girişim olabilir.
Fark etmez. Başvurusu çok kötü olabilir.
Fark etmez. Ama bir şekilde bize ulaşıp merhaba demeyi başardıysa biz de ona gereken saygıyı göstereceğiz.
Hep böyle düşündük. Portföy şirketimiz olduktan sonra da Bankanın ya da kurumun ya da fonun yanında olmakla girişimcinin yanında olmak arasında bir tercih yapmanız gerekebilir bazen.
Biz fon yönetiyoruz.
Teknik olarak verdiğimiz para hibe değil.
LP'lerimize para kazandırmamız lazım.
Ama başka amaçlarımız da var.
Ekosistem geliştirmek, Türkiye'nin teknolojisine katkıda bulunmak vesaire diye.
Girişimcinin yanında olmanın bazen fonun aleyhine gibi gözükse de girişimcinin yanında olmanın uzun vadede fonun aleyhine olduğu düşüncesindeyim hep.
Ve böyle hareket etmeye çalışıyoruz.
Bu da aslında bize işte o iyi yatırımcı olma hedefimize yönelik bir adım gibi geliyor bana.
Umuyorum yanılmam tabii bunu uzun vadede göreceğiz ama.
Peki yani bu cümlede söyleniyor.
Bankacı bir iş nasıl ters gidebilir diye bulmaya çalışır.
Bir VC bu iş acaba doğruya gidebilir mi, çok büyüyebilir mi diye olumlu tarafına bakar.
Biraz daha böyle bir belki benzerlik tarafı var sizin anlattıklarınızda.
Ama bir de şey sormak istedim.
Tabii her fonun farklı bir dikeye bakıyor.
Belki farklı aradıkları kriterler var.
Ama genel olarak girişimcileri değerlendirirken kriterleriniz nedir?
Ne arıyorsunuz? Bir ekip tarafında ne arıyorsunuz?
Girişim tarafında ne arıyorsunuz?
Fikir tarafında vesaire. Temelde amaç nedir fonlarda?
Bir şirketi, bir girişimi bir yerden alıp çok daha başarılı bir yere koymak.
Bir girişimin başarılı olmasının şeyi de aslında satış yapması.
İyi bir teknolojik ürünü.
İyi satabilmesi. Hep ekip der herkes.
Google'ladığınızda da önce ekip çıkar.
Çünkü işi yapacak olan ekip.
Ekip olması sebebi o. Dünyanın en iyi fikri, dünyanın en iyi ürünü, en iyi teknolojisi olabilir.
Ama bunu geliştirecek olan ekip, bunu satacak olan ekip, içeri müşteri aldığında ürünü koruyacak, devamlılığı sağlayacak, sürekli sağlayacak olan ekip.
O yüzden ekip diyoruz. Ekibe bakarken de aslında 2019'daki AP ile 2026'daki AP aynı değil.
O gün hallederiz dediğimiz şeyleri halledemez...
Dediğimizi gördüğümüz için artık halledemeyiz diyoruz.
O gün hayır dediğimiz şeyleri ya aslında olabiliyormuş deyip bugün artık evet diyebiliyoruz.
Kriterler aslında organik bir şekilde gelişiyor.
Ekosistemi tanıyorsunuz, sektörü tanıyorsunuz.
Dışarıdaki müşterinin, yatırımcının, kullanıcının her neyse ihtiyaç duyulan kitlenin bu tarafa bakışını anladığınız için sizin de bakışınız ona göre değişiyor.
O gün evet diyeceğimiz şeylere bugün hayır diyoruz.
Belki o gün hayır diyorduk artık evet diyoruz gibi bazı şeyler öğreniyoruz.
Öncelik ekip tabii ki. Ne yapacaksa ekip yapacak.
Yani yatırımcı sadece bir yol arkadaşı oluyor.
Yatırımcı yol arkadaşı olurken işte aslında girişimcinin koluna girip yürümesine, koşmasına yardımcı oluyor yani.
Biz biraz daha iyi olup bazen düştüğünde kaldırıp tekrar koşmasını sağlayabilir miyiz diye bakıyoruz.
Bunu eğer yatırımcı yapmıyor. Belki alametif harikamız bu.
Öncelikle ekip. Sonra da bir pazara girmek istiyorsa aslında bu pazara giriş para yerlerine bakıyoruz biraz.
Bizim limitlerimizdeki bir yatırımcı buna katkı sağlayabilir mi?
Ona bakıyoruz. Bazen çok iyi işler oluyor ama müthiş bir sermaye yapması gerekiyordur.
girmeniz mümkün olmayabilir. Bir pazar oluşmadığını düşünebilirsiniz ya da pazarın rekabetin çok güçlü olduğunu ve ilgili ekibin yine O pazarda rekabet edecek yeterliliğe sahip olmadığını düşünebilirsiniz.
Pazar önemli burada. Temelde iki şeye baktığımız o.
Ekibe baktık tamam o zaman bir müşteriyle konuşalım.
Bir pazara bakalım. Böyle bir pazar var mı?
Peki bir aşama tercihiniz var mı?
Erken, tohum, belli bir boyuta gelmiş.
Hangi aşamalara bakıyorsunuz?
Yani biz bundan 3 yıl önce pre-seed diyebilirdik.
Fikir aşamasını geçmiş ama daha seed aşamasına gelmemiş.
MVP biraz geçmiş böyle.
Dünyadaki jargonla Türkiye'deki jargonun arasında farklar var yani.
Biz aşamalar farklı.
Bizdeki erken aşama orada aslında geç aşama olabilir vesaire.
Ama bugün baktığımızda seri ağ öncesine kadar çıkabiliyoruz.
Yani biz 100 bin dolardan başlayıp bir fondan ya da yatırım büyük olarak 100 bin dolardan başlayıp artık 2 milyon dolarlara 2,5 milyon dolara kadar çıkabiliyoruz.
Fonlarımızın güçlerini birleştirip çıkabiliyoruz ya da tek fonda çıkabiliyoruz.
Örneğin 100 bin dolar yatırım yaptığınız bir durumda siz bir turun parçası mı oluyorsunuz?
Aslında şirkete giren, o girişime giren yatırım ne bileyim 500 bin, 1 milyon olabiliyor da siz 100 binine yatırıyor musunuz?
Yoksa genellikle fon...
O yatırımın büyüklüğü orada mı kalıyor?
Her ikisi de olabiliyor. Temelde kriterimiz şu diyebiliriz.
Satışa hazır bir ürün olsun istiyoruz.
Yani fikir aşaması ya da daha henüz MVP'ye gelmemiş.
Yani müşteri bugün ben ürünü almak istiyorum dediğinde alabileceği bir ürün olsun.
Satış yapmanız gerekmez ama bir POC yapmış olun.
Ortada bir ürün olsun. Birileri kullanmış ve tamam artık bu alınabilir desin.
Sonra AP süreci başlıyor orada.
Artık sizin sürecinize göre, yapıya göre tek başımıza girebiliriz.
Biz lider deriz ama belli bir tur büyüklüğü oluşmasını isteyebiliriz.
Ya da zaten liderlik edilen bir turda biz dahil olabiliriz.
Bazen de liderlik etmeyiz.
Bir lider bulursanız ama biz bugünden bu taahhütü veriyoruz dediğimiz şeyler de var.
Şimdi bazen Türkiye'de yatırımcılar biraz dedikodu yapalım mı?
Şöyle bir şey oluyor yani. Bir lider bul sonra bakarız.
Hiç sevmediğim bir şey benim o.
Beğendiysem girişimi. Lider bul bakarız demiyorum.
Taahhütümü veriyorum yani. Bunu lider ararken de kullanabilirsin.
Hani ben sana liderlik edemem.
O tiketleri sağlayamam ama benim tiketim seninle ilgili.
Bugünden sana yazılı olarak bunun imzasını veririm.
Ama bir lider bulun. Mantıklı çünkü eğer o finansman turu böyle bir boyuta gelmezse o para tek başına bir faydası olmayacak.
Yani o parayı toplarken böyle bir amaçla topluyor.
İşte yeni bir ülkeye gireceğiz ya da yeni bir ürün çıkacağız.
Şimdi o belli bir para ihtiyacı var onu yapmak için.
Oraya ulaşmazsa o zaman bir anlamı olmaz.
Kesinlikle. Doğru söylediniz.
Peki biraz bahsettik partnerli fonlar var ama genel yapınızda sizin LP'lerin sizin yatırımcılarınız kimler oluyor?
Genellikle Türkiye'de yatırımcılar oluyor.
Evet. Şimdi girişim sermayesi yatırım fonu tebliğ itibariyle çok yabancı yatırımcı dostu bir şey değil.
Sadece tebliğ suçlamayalım da yanlış olmasın.
İşte ama bankacılık sisteminden başlayarak bir yabancının gelip girişim sermayesi yatırım fonu alması gerçekten zorlu bir süreç.
İkincisi de ekosisteme bakışla alakalı.
Türkiye'ye yatırım yapmak isteyen büyük kurumlar var dünyada.
Hatta mendeitleri var.
Avrupa Birliği vesaire gibi fonları almışlar.
Belli bir kısmı Türkiye'ye yatırmak durumundalar.
Ama girişim sermayesi yatırım fonu özelinde çok gelmek istemiyorlar.
Hiç konsantrasyonumuzu yabancı yatırımcı alalım diye o yüzden o tarafa çevirmedik açıkçası.
Hiç aramadık. Gelmesi zor hani ikna etsenize gelmesi zor.
Konjöktür olarak Türkiye'ye bu tarz bir yatırım yapma henüz pazar çok küçük Türkiye'de yani.
Öyle bir istekleri de pek yok.
Biz yabancıyla daha çok kendi portföy şirketlerimize yabancı yatırımcılar bulur muyuz diye ilgileniyoruz.
Ama onun dışında bizim partner kurumlarımıza, partnerlerimiz aslında büyük yatırımcılarımız.
Kendi fonlarımızda daha küçük küçük birey ve kurumlar diyebilirim.
2000'e yakın yatırımcımız oluşmuş 5 yılda.
Senede ortalama 400 tane yatırımcı almışız içeri.
Tanımıyoruz da bu yatırımcıyı.
Yani KVKK gereği.
O da ilginç bir yapı Türkiye'de.
Amerika'da bir VC fon düşündüğümüzde bütün yatırımcıları tanır.
Hatta etkinlik düzenler, onları dinler, anlatır.
Biz bunu yapıyoruz, şunu yapıyoruz. Ama burada onları tanıyamıyorsunuz.
Teknik bir bilgi vermiş olalım.
Şimdi bizim fonlarımızı doğrudan bize ulaş...
İşte ihraç yoluyla alabilirsiniz.
O zaman tanıyoruz tabii ki. Ama banka şubesinden aldığınızda banka sizin bilgilerinizi benimle paylaşamaz.
O yüzden tanımıyorum sizi. Borsadan aldığınızda zaten kurum olarak, aracı kurum olarak görüyorum ama birey ya da şey olarak hani kimin hesabına gitti bu?
paylar. Onu görmem mümkün değil.
Doğal olarak da biz tanımıyoruz diyoruz.
Şöyle tanıyoruz. Almadan önce insanlar tabii ki bize ulaştıysa bizim de bir CRM sistemimiz var vesaire kaydediyoruz.
Yani bir kısmını önce bize ulaşıp sorduğu, işte sunum gönderdiğimiz, mail attığımız, bazen toplantı isterler oturur anlatırız fonu vesaire.
Bu şekilde tanıyoruz. Ama siz bugün hiç bize ulaşmadan borsadan fonumuzu alabilirsiniz.
Aldığınızda da benim sizi tanıma imkanım yok.
Doğru. En son yatırım fonlarınızdan bir tanesi yatırım yaptığı bir girişimden bahsedebileceğiniz bir girişim var mı?
Valla çok sert, çok hızlı açıklıyoruz.
En son hangisini açıkladık acaba?
Flowla'ya yaptık yatırım.
Flowla neydi tekrar?
Scalex'in şeyi de aslında satış ekipleri üzerine, satış ekiplerinin daha verimli çalışması üzerine bir yazılım.
Sağız platform. Botel'e yaptık.
Airbnb tarzı platformlarda faaliyet gösteren kişilere ya da şirketlerin yazılım altyapısı sağlayan bir şirket Botel.
Lola Scalex yatırımcısı mıydı?
Biz ikinci turunda ya da üçüncü turunda girmiş olduk.
Absonic var. Güzel bir yapay zeka altyapısı geliştiriyorlar.
Onlara girdik. Guardian var.
İyi bir cyber security şirketi.
Zaten yeterince büyük scale up seviyesinde bir şirketti.
Onlara yatırım yaptık. Birkaç oyun şirketi var önümüzde açıklamadık.
Yaptığımız en son bunlar.
İnşallah bu söylediklerimi hepsine açıklamışızdır.
Bunu tekrar bir kontrol ederiz.
Yine böyle örneklerden, gerçek hikayelerden konuşalım diye ilginç bir soru.
Bir bahsettiniz hani çok kötü bir başvuru yapmış olsa bile biz tanışma hakkıyla değerlendirmek isteriz.
Var mı en ilginç, hani illa kötü değil çok iyi olabilir, en ilginç size gelen başvuru ya da ilk girişimciyle tanışma toplantınız?
Yani tanışma toplantısı ilginç.
Yani şimdi karşınızda insan var.
Herkes başka bir hikaye.
Biz de onlar için başka bir hikayeyiz tabii.
O yüzden çok ilginç şeylerle karşılaşıyoruz.
Yani girişimci olarak karşına çıkıp aslında mesela şirketin sahibi olmayan arkadaşlar var.
Ben hatırlıyorum birkaç tane.
Yani girişimci olarak karşınıza geliyor ama şirketin sahibi başkası.
Ve yatırım arıyor.
Hani ya da başka bir kurum mesela.
Şirketin bütün sahibi. Öyle şeyler görüyoruz.
Denetim tarafına geçtikten sonra ya işte mesela...
Çok fazla soru sorduğumuz şikayetiyle karşılaştığımız işler var.
Halbuki çok temel şeyler tabii ki soruyorsunuz.
Çok kapsamlı bir denetim çalışması yapmıyorsunuz bir startup'a.
şey yaparken anlamak için çok soru sormanız lazım.
Sorulan sorulan şikayet eden arkadaşlar var.
Ya da mesela hiç beklemediğiniz anda müthiş bir potansiyelle karşılaştınız.
Ya da siz bu kadar gerçekten müşteriniz var mıydı?
Bu kadar geliri sahibi miydiniz falan dediniz.
Çok enteresan hikayeler çıkabiliyor.
Bazen sizi ikna etmeye çalışıyorsunuz.
Girişimci yani illa onun size gelmiş olması gerekmez.
Siz bir şekilde ulaşıp bu girişimle bir tanışmalıyız dediğiniz senaryolar var.
Hem iyi senaryolarımız hem kötü senaryolarımız ama spesifik olarak şu iş diyeceğim gerçekten şu an aklıma gelmiyor yani.
Üzerine biraz düşünmem lazımmış.
Peki başlatmıştınız zaten biraz böyle dedikodu demeyeyim ama ekosistemi konuşmak isterim.
Yani nasıl genel bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ondan sonra spesifik konulara da gireriz.
Son 5 yıldır baya büyüdü böyle bir noktaya geldin.
O nokta nasıl görüyorsunuz şu an?
5 yılda en büyük fırsatlar ve zorluklar, engeller nasıl görüyorsunuz Türkiye'deki yani start-up ve girişim sermaye ekosistemi için?
Çok emekleme aşamasındayız hala bence.
Bunun ekosistemle alakası olmayan kısımları var.
Ekosistemle ilgili alakalı kısımları var.
Yani herhalde bir 40-50 yıl öncesinden gidiyor Amerika bizim.
Öyle düşünüyorum. Gerçekçi olmak lazım o yüzden.
Bugün geldiğimiz nokta kötü bir nokta değil.
Kamunun bakışı kötü bir nokta değil.
Kamunun... Yönlendirmelerini çıkarttığımızda iyi bir noktada mıyız emin değilim.
Özellikle girişim serbest yatırım fonu tarafında.
Yani topluyoruz, çıkarıyoruz.
Büyüklük belli. Yapılan yatırımlar, fonların büyüklüğü.
Yurt dışına gidiyoruz. İşte yatırımcı lounge'larında falan insanlarla sohbet ediyoruz vesaire.
Hani oradaki fon büyüklükleri, oradaki yatırım tıkıtlarını duyunca bizim burada yapmaya çalıştığımız şey biraz komik oluyor bazen.
Ama burası için çok önemli yerdeyiz bence onu düşünüyorum.
Geriye gidiş yok her zaman ileri gidilir.
İleri gidiyoruz bence. Çıktı vermeye başladıkça henüz onlar yeni yeni geliyor.
Yani Türkiye'de burada baktığınız zaman 10 yılını tamamlamış kaç fon var?
1-2'dir çok değildir yani.
İvme kazandırma büyük.
büyümesini sağlayacak bir ilk çıktılar.
İyi giderse niye büyümesin yani?
Tabii ki. İnsanların buna bir ilgisi olabilir ama şu gerçeği kabul etmemiz lazım.
Yani bir servet birikimi gerekiyor ya.
Yani Türkiye'nin bir servet birikimi problemi var zaten.
Bunun girişim ekosistemine alakası yok.
Bu Türkiye ile alakalı.
O yüzden dış yatırıma daha bağımlı bir büyüme yapımız var bizim.
Hani bir iktisatçı olarak, iktisat mevzusu olarak bu konularda biraz çalışmışlığım var.
Yani şimdi içeri para akışını ya da servet birikimini sağlamadığınızda doğal olarak ekosisteme gelecek olan fonların da miktarı sınırlı kalıyor.
Temelde bu. Yani ne kadar çok paranız varsa o kadar çok girişimciyi desteklersiniz.
Bu temel bir şey. Fonlar da en nihayetinde birilerinden para emanet alıyor.
İnsanların bu ekosisteme para yatırması demek servetlerinin bir kısmını yatırması demek.
O servet ne kadar büyürse yatıracağı kısımda o kadar büyür ve yeni insanları da aslında yatırımcı olarak katabiliriz ya da yurt dışındaki kurumları.
Doğru bir bakış açısı ama bir taraftan işte ona da bakarsak bütün işte ne diyelim birikim mi diyelim onun girişim sermayeye yatırılan yüzdesi Türkiye'de ne noktada?
O da belki yüzde olarak da henüz düşük olabilir.
Düşük biraz finansal okuryazarlıktan başlayarak yani finansal okuryazarlık zaten Türkiye'de düşük.
Sadece girişim ekosistemi değil sermaye piyasalarına baktığımız zaman da aslında yatırım oransız olarak GDP'ye oranına baktığımızda düşük kalıyor Türkiye'de.
Girişim ekosisteminin alakalı zaten.
Bunu insanlarla konuşunca büyük kurumların yöneticileriyle, büyük kurumların ortaklarıyla, yeni nesilleriyle beni çok hayal kırıklığına uğratan mesela görüşmeler vardır.
Yani ikinci, üçüncü nesillerin bu konuya daha bakış açısının yüksek olduğunu düşünüyorum.
Tabii yüksek enflasyon, yüksek faiz oranı, dövizdeki belirsizlik falan bir sürü şey var insanların gündeminde.
Siz gelip 10 yıl sonra belki bir para kazanırız diye para istiyorsunuz insanlardan.
Gerçekçi olalım yani. İnsanlar diyor ki ya ben bir gayrimenkul yapıyorum.
2 senede kazanıyorum. 10 senede 5 kere çeviririm.
Bu parayı dediğinde bir karşılığınızın olması lazım.
Yani alternatif getir rakamlarının normalize seviyelere gelmesi lazım ki insanlar buradaki potansiyelin görebilsinler.
Başarılı fonlar. Bunu daha para çekme şansı olur.
Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Önümüzdeki 5 yılda o ilk 10 yıllık döngüsünü tamamlamış bir sürü fon olacak.
Orada bir kıyım mı yaşanacak?
Yoksa orada güzel bir elmaslar mı ortaya çıkacak?
Nasıl görüyorsunuz?
Dönüm noktası olacak. Öyle düşünüyorum.
Gerçekten dönüm noktası olacak.
İyiler suyun üstünde kalacaklar.
Kötüler de mecburen dibe çökecekler.
Başka çaresi yok. Yani serbest piyasa ekonomisi dediğimiz şey bu değil miydi zaten?
Burada da böyle bir şey var. Yani bir şekilde elenecek kötüler ve iyiler devam edecek yoluna.
Biz de o inşallah sönüşsünde kalanlardan oluruz diye gayret ediyoruz.
Bu işi gerçekten bu şekilde yani insanlar bize teknoloji yatırımı yapalım diye paralarına emanet ediyorlar.
Biz de gerçekten bu yatırımları yapmak üzere risk alarak.
yatırımları yapmaya çalışıyoruz.
Birçok iyi kurum var. Birçok iyi kurum.
Bugünden görülüyor yani kimlerin başarılı olacağı bence.
Başarılı olacaklar ve insanların güveni buraya arttıkça aslında böyle kar topu gibi büyüyerek gelişecek.
Tabii işin girişimci tarafı da var.
O tarafta bir gelişmişlik gerekiyor.
Hem yurt içinde. Hem yurt dışında diaspora dediğimiz aslında yurt dışındaki Amerika'daki Avrupa'daki Asya'daki Türklerin girişimleri üzerine de konuşabiliriz yani.
Orada hani farklı senaryolar var.
Oradaki insanlar nasıl bir yapıda?
Buradaki insanların personası nedir vesaire ama hem girişimciler gelişiyor.
Hem biz gelişiyoruz, öğreniyoruz.
Peki o tarafı biraz konuşalım.
Türkiye'deki startuplar için önümüzdeki 5 yılda en büyük engeller, zorluklar aşmaları gereken nasıl görüyorsunuz?
İki şey söyleyebilirim.
Türkiye'deki uyumsuzluklardan biri bence, Türkiye donanım alanında gerçekten çok tecrübeli ekiplere sahip.
Teknik kapasitesi yüksek, insanlara sahip.
bir ekosistem aslında. Ama yatırımcı tarafına baktığımızda biz de dahil edebilirim yani kendimizi ayrı olarak söylemiyorum.
Donanım tarafına yatırım konusunda daha çekinceli davranıyoruz.
Çünkü ölçeklenmesi daha zor.
Belli bir seviyeye gelmesi daha yüksek kapitalist diyor vs.
Bir sürü sebebi var. Bunu aşmamız lazım.
Bunu aşmadığımızda Hayal kırıklığına uğrayabiliriz, öyle düşünüyorum.
Girişimciler açısından da bunu söylüyorum.
Türkiye'de bir robotik işi yapmak, Türkiye'de bir teknolojik bir parça üretmek, bir yan ürün ya da ana ürün fark etmez.
Ne bileyim bir drone üretmek, bununla ilgili ölçeklendiğinizde ekip kurmak vs.
daha kolay. Ama SaaS işini başarmış ekipler bulmak daha zor yani.
Belli bir global ölçeğin üzerine çıkmakta çok zorlanıyoruz.
Buradan şeye geleceğim. Biraz işte ürün sürtünmesi ve müşteri sürtünmesi diye.
Yani Türkiye'de o paketleme işi, ürünü paketleyelim artık ve satalım tarafında.
Hani sohbetimizi de konuştuk.
Teknik altyapılı satışçı kapasitesi vesaire düşük maalesef.
Global tarafta tabi dil bariyeri de bunda etkili.
Hani Türkiye'de belli bir yaş grubunun üstündeki insanların kaç yurt dışına çıkmıştır vesaire dediğinizde çok düşük oranlar çıkar gerçekçi olalım.
Ama bir şirketin globale çıkmasını bekliyoruz biz.
Burada da zorlanıyoruz bunu görüyorum.
Temel kırılma noktalarından biri yapay zeka olacak bence.
Yani girişimci yapay zekanın bugün ve yarın neyi disrupt edeceğini görmesi lazım.
Birçok şey... Öyle yazacak.
Ve biz yatırımcı olarak da hala buna çalışıyoruz.
Okuyoruz, okuyoruz, okuyoruz, dinliyoruz.
Çünkü daha kimse farkında değil bence.
Evet ben konuyu anladım diyecek çok az insan vardır.
Hepimiz ne olacağını merakla bekliyoruz.
Kimler ölecek? Hangi işler daha verimli hale gelecek?
Daha az kişiyle daha çok iş yapabildiğiniz bir ortam oluşuyor.
İşte kurumların ihtiyaçları ne olacak?
Biz hep buna dijitalleşme diyorduk.
Şimdi bambaşka bir yere gitti bu dijitalleşme.
Kurumların dijital dönüşümünü yolladık.
Türkiye'de dijital dönüşümü tamamlayamadan yapay zeka dönüşümü geldi.
Hani artık belki onlarca ürünü kurumun içine entegre etmek gerekirken artık gerekmeyecek belki de.
Ve artık bir chatbot haline geldi.
O bütün ürünler bir chatbot halinde belki şey yapacak.
Yani bunu bir de mesela işte eskiden biraz amiyane konuşmayı seviyorum.
Bir şey vardı ya bunu Facebook niye yapmasın falan.
Bir Türk. Şey geleneksel insanlar.
Bunu Facebook yapar kardeşim bu iyi olsa falan diye.
Yok yapamaz canım öyle bir şey yok.
Şimdi mesela bakıyorsunuz ama OpenAI'da işte finans tool'u çıkarıyor.
Bir şey tool'u çıkarıyor. Sağlık tool'u çok önemli çıkartmış mesela.
Bir de böyle geliyor. Yani sadece kendi altyapınız yetecek mi?
Datayı nasıl sağlayacaksınız?
Yani publik kaynaklar yetecek mi bu data için?
O yüzden de kimin ayakta kalacağını bugünden öngörmek vesaire zor.
Ama kaydı geri görebiliyoruz.
Türkiye donanımda hep güçlü kalacak bence.
Evet o donanım konusu çok ilginç.
İlginç. Hassas da olduğum bir konu çünkü Töknet'te karşılaştığımız bir şey.
Fibroptik yatırım yağı yapıyoruz.
Bu çok büyük sermaye istiyor.
Biz daha çok az sermaye gerektiren yazılım firmalara yatırım yapmak istiyoruz diyoruz yazıtırıncaya.
Halbuki baktığınızda bazı yazılım firmaları hani SaaS dediğinizde, oyun dediğinizde muazzam...
bir para reklama harcıyorlar.
O her bir müşteriye edinmek için büyük paralar harcıyorlar ve karşılaştığınızda bizim bir Fiber abonesi için edinmek için harcadığımız para tamam bir fiziksel yatırım ama Eşdeğer yani
çok daha fazla değil bazen daha azdır.
Ama donanım kısmında onu tam düşünmemiştim.
Çok doğru söylüyorsunuz.
Yani orada da benzer bir şey vardır ve belki de aynı hesap çıkıyordur.
Belki de aslında bir oyun şirketi, bir yapay zeka, mobil uygulama şirketi daha fazla para harcıyordur.
Sırf reklam harcamalarından.
Belki çıktığı çabuk görme imkanınız oluyor.
Yani donanımda harcadığınız 10 birimin çıktısını görmek için 3 yıl beklemeniz lazım.
Aynı 10 birimi... Bir oyun şirketinde 6 ayda harcayıp çıktığı görüyorsunuz veya görmüyorsunuz.
Bir de kolaylıkla yön değiştiremediğiniz bir alanda.
Mesela bir fabrika kuracaksınız.
O fabrika kurduktan sonra kurulu.
Hani reklam harcamaları stop düğmesine basabiliyorsunuz.
Kesebiliyorsunuz harcamaları ama fabrika kurdunuz mu o yatırımı yapmışsınız.
Kesinlikle. Ama Türkiye...
Yabancı yatırımcı bağımlılığından bahsettik.
O yabancı yatırımcının Türkiye'ye bakışını da biraz da geçmiş işlerden bildiğim için söylüyorum.
Pazar açıldığında ve dönüp Türkiye'de yatırım yapalım diye doğrudan yatırımlar artmaya başladığında donanım tarafına bakacak insanlar.
Oradaki potansiyeli.
Daha düşük çarpanlığı ama riski daha düşük bir getiri olarak görüyorum ben.
Çok güzel. Bu bir fırsattır yatırımcı gözüyle de.
Tam da buna odaklanmış bir fon tam yok.
Buna odaklanmış donanım girişimleri de var mı ondan da emin değiliz.
Yani bir de o tarafa bakmak lazım.
Çok teknik kalıyor.
Bazen Türkiye'de gördüğümüz şey o.
Yani donanım girişimlerinin kurucu ekiplerine baktığımızda çok teknik kaldıklarında.
Konuşuyorduk şeyde yani makine üreten, yedek parça üreten çok firma var.
Savunma sanayi de var Türkiye'de ilgiden.
Var ama tam böyle start-up olarak da değerlendirmiyor olabilir o.
firmalar ya da o. Peki önemli bir diğer bir hani unsur bu döngüde bir startuplar lazım.
İyi kurucular ondan biraz bahsettik.
Onlar önündeki zorluklar. Bir de fonlar lazım.
Bir de bu fonlar para etmesi için exitler gerekiyor.
Bu exit Konusundaki değerlendirmeniz nasıl?
Nerede exit imkanlar var?
Siz APY olarak nerede exitler?
Bugüne kadar exitleriniz olmuştur.
Nereden sağladınız exitler?
Dört exitimiz var. Yani son iki senede her yıl ikişer exit yaptık diyebilirim.
Çok büyük çarpanlarla da exitler değildi.
Ama bir exit fırsatı doğduysa kullanmak istedik aslında.
Şirketlerimizin iyi olmadığını ya da çıkmak zorunda kaldığımız şeyler değildi.
Bir GSF olarak exit fırsatını değerlendirip yatırımcımıza göstermemiz lazım.
Öyle düşünüyoruz yani. Bakın çıkış fırsatları var.
Türkiye'de çok az firmanın unicorn seviyesine gelip ve buradan exit edebileceğini düşünüyorum.
Türkiye'de kaldığı sürece.
Global bir firma haline gelirse ondan bahsetmiyorum.
Ama Türkiye ekosisteminin gelişmesi için 30 milyon dolarlık, 50 milyon dolarlık çıkışlara da ihtiyacı var.
Yani insanların bunu görmesi lazım.
20 milyon dolar da olabilir.
Hem girişimci için hem yatırımcı için kazançlı olabilir.
Nereden girdiğinize göre değişir.
Yani ilk yatırımcısınızdır.
3 milyon dolar değerlemeyle girmişsinizdir.
Başka hiçbir şeye ihtiyaç duymamıştır girişimci.
Ve 15 milyon dolara da egzedebilir.
Bu... Girişimcinin döngüsünü de sağlar.
Çünkü o da getirip ekosisteme yeni bir girişimle ya da yatırımcı olarak katkı sağlamaya devam edecek.
Siz de aldığınız parayı tekrar zaten girişimciye yansıtacaksınız.
Katun Bey aslında burada tam sizin anlattığınız gibi bence bir çelişki de görmüyorum burada.
Yani Türkiye'de bir unicorn çıkıyor olsa dahi bu işte 30 milyon, 50 milyon, 15 milyon dolara exitler de olması da gerekiyor ki bir de bir tanesi unicorn olsun.
Ve hep bir yabancı gelsin alsın şeyinden kurtulup.
Aslında Türkiye'de ikinci el piyasasını da canlandıracak hamleler yapmamız lazım.
Bizler yatırımcı olarak belki girişimciler de bu konuda destek olacak.
Bu önemli. Yani bütün şirketlerimiz yurt dışı yatırım firmalarına ya da stratejik firmalara satışını gerçekleştiremeyiz.
Böyle bir şey mümkün değil. Yani içeride de bir döngü yaratıyor olmamız lazım.
Orada bir bakış açısı belki fiyatlamalarda problem.
Türkiye'deki bir firma Türkiye'deki başka bir firmayı almak istediğinde bu seviyedeyse daha düşük değerlemeler ortaya koyuyor.
Doğal olarak yatırımcı ya da girişimci.
tatmin etmeyen işler oluyor. Halbuki sonraki kazançlarına bakmak lazım falan ama bence pazarı çevirecek olan bu likiditeyi sağlayacak olan şey daha çok küçük işlemlerde.
Yani büyük taraf hep manşet orada tabii.
İşte medya orada. Kamu kurumları o tarafa daha bakıyor vesaire ama aslında ekosistemi canlandıracak şey ufak ufak exitlerle de insanların döngüsünü sağlamak.
Yani bugün 20 milyon dolarlık bir şirketi olan, aseti olan ama işte onlarca yıl belki o şirketi yönetecek.
Para da kazanacak ama kimsenin bir çıktı elde edemeyeceği yapılara dönüşmüş.
Ben ona zombi demek istemiyorum.
Şirket çalışıyor, müşterisi var, büyüyor ama yeter işte bunları aslında çevirmek lazım diye düşünüyorum.
Bunları çevirebilmeye başladığımızda o ikinci el piyasası ile beraber katlanarak büyüyecek o kart topuna bir katkı da buradan gelir herhalde.
Evet o girişimcinin de bir exit yapmış olması dolayısıyla yeni bir şirkette kurması ya da o paranın bir kısmını tekrar fonlara yatırması vesaire.
Yani bütün ekosistem böylelikle katılıyor.
Kesinlikle. Şu an bütün önceliğimiz exit.
Bizim. İşte hani ikinci beş yıla girdik dediniz.
Bu ikinci beş yılda kendini gösterecek olanlar exit edebilecek olanlar olacak yani.
Bunlar başka bir şirket satın almadan geçebiliyor.
Şeyden de geçebiliyor. Başka bir sonraki yatırım turda yeni yatırımcı girip sizin payınızı alması olabilir.
Yeni yatırımcı ilk yatırımcıları çıkartmak isteyebilir.
Bu da bir yöntem. Bir de Amerika'da da artık modası biraz geçmiş gibi ama halka arzular bir numara şeydi.
Şimdi Amerika'da da daha ikinci planda ama Türkiye'deki girişimlerin halka arz potansiyeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Startup ekosistemi olarak diyelim.
Yani COBI seviyesinde halk arıza gidebilecek çok şirket var.
Çok iyi şirketler var. Ama ben start-up ekostüme döneyim.
Sıfırdan başlamış 2 yaşında, 3 yaşında, 4 yaşında firmalardan bahsedeyim.
Türkiye'de borsaya açılma kriterlerine uygun hale gelmeleri mümkün değil kısa vadede.
Bunu iyileştirmemiz lazım. Bizim portföy şirketlerimizin bir kısmında yaklaşık 2 senedir Nasdaq'tan mesela danışmanlara ulaşıyor mesela.
Çok da işi somutlu hale getirenler de var.
Halk arıza etmek için. Yani işte biliyorsunuz önce orada bir SPV mekanizması kuruluyor.
Orada bir fonlama yapılıyor.
Sonra belli bir süre sonra halka arza.
Neden? Çünkü siz bugün olmayan bir firmayı bile aslında, faaliyete başlamamış bir firmayı bile halka arz edebiliyorsunuz.
Regülasyon buna izin veriyor Amerika'da.
Bizim de buna benzer.
Bunun tamamını kapsayamayız evet biliyorum henüz erken.
Ama teknoloji firmalarına yönelik belli şeyleri kolaylaştırıcı.
Daha riskli, bu riski insanların bildiği bir pazar mekanizması oluşturmamız lazım.
Çünkü insanlar ilgi duyuyorlar.
Yurt dışındaki teknoloji firmalarını, bunların başına gelenleri, iyi hikayeleri, kötü hikayeleri görüyorlar.
Türkiye'de buna katkı vermek istiyorlar.
Ama yatırımcı değiller ya da gerçekten okur yazar değiller bu konuda ve bir yol arıyorlar.
Halkar bu yol. Bunun biraz açılması gerekiyor aslında.
Çok geçmişte. Peki oradaki engel?
Ne oluyor? Çünkü halka arz pazarı aslında bir tarafta aktif Türkiye'de.
Her sene birçok firma halka arz ediyor ama evet ne var ki?
Baktığımızda teknoloji şirketi genellikle olmuyorlar.
Teknoloji şirketlerinin özelinde bir engel ya da bir oradaki dinamik.
Çünkü karlı olan teknoloji şirketlerimiz de oluyor ama...
Daha çok bilanço tarafında bir eksiklik oluyor.
Bunu engel demeyelim.
Belli şartlar var halka arzı olmanız için.
O şartları bu firmaların sağlaması mümkün değil.
Öz kaynak büyüklüğü, ciro büyüklüğü, ödenmiş sermaye büyüklüğü.
Şimdi biz yatırım yaparken biraz da teknik bilgi vermiş olalım.
Hep emisyon primli yatırım yapıyoruz.
Yani aslında firmaların ödenmiş sermayesi çok küçük oluyor.
Biz de o küçüklüğün içinde küçük kalıyoruz.
Yani bugün siz 1 milyon dolar yatırdınız diye ödenmiş sermayesi 1 milyon dolar artmıyor o şirketlerin.
Mesela 250 bin TL çünkü.
Siz 1 milyon dolar yaparsanız kurucuları eritmiş olursunuz yani.
Bir kısmını %10 diyelim girdiniz.
Siz 25 bin TL'lik sermayeye katkısı yapıyorsunuz.
Geri kalanı emisyon prim olarak yansıyor.
Diyelim ki 10... Listede 10 şart var halk arzı olmak için.
Çok uzun zaman oldu gerçekten şu an tek tek saymakta zorlanırım.
Bu 10 şartın herhalde 7'sini falan GSF bünyesindeki start-up firmalarının önümüzdeki 5 yıl içinde sağlaması çok mümkün değil.
Öyle söyleyebilirim. Bunları biraz hafifletmek, biraz yumuşatmak gerekiyor.
Belli mekanizmalar var ama çalışmadı.
Yani Borsa İstanbul bünyesiyle SPK bünyesinde.
Buna hazırlık olsun diye belli aşamalar, belli yönetmelikler.
Bazen sadece görüş almak için yayınlandı, geri çekildi.
Bazen yayınlandı ama üstüne gidilmedi.
Ama yeterli değil şu anda. O fonlama kaynaklarını çok arttırır.
Çok gerçekten ekosistemde bir kırılma noktası olur eğer bunu başarabilirsek.
Daha önce söylediğiniz bir şey geri dönmek istiyorum.
Şimdi Deniz daha fazla yatırım yapmak istiyoruz aslında ama yapmak istediğimiz yatırım tutarına ulaşamadık.
Onu biraz açabilir misiniz?
Yani aslında doğayısıyla buradan anladığım hani para var.
Çünkü hep bir tarafta bu konuşuluyor işte yeterek kadar fon yok şey ama aslında bir tarafta var diyorsunuz ama yeterek kadar yatırım yapacağımız girişimci bulamıyorsunuz.
Yani biz öğrendikçe, yaşadıkça hem işte senede yüzlerce girişimle tanışma fırsatı buluyoruz.
Farklı platformlarda, başvurular, işte demo day'ler, buluşmalar, etkinlikler vesaire.
Hem de 70'in üzerinde portföy şirketimizde an be an yaşıyoruz aslında.
Bu da bizi daha seçici hale getiriyor.
Böyle olduğu zaman da artık bazı sorunların yolda çözülemeyeceğini görüyorsunuz.
Evlilik için denir ya hep yani.
Kimi görüyorsan onunla evleneceksin.
Evlenince düzelir diye bir şey yoktur yani.
Biraz gidişimde de öyle. Yatırımcı olduktan sonra bunlar da düzelir diyemeyeceğiniz çok şey var yani.
Düzelmez. Seçici olmaya başlayınca da gerçekten özellikle Türkiye'de ölçeklenmesi mümkün olmayan yani globale açılması gereken işlerde yazılım donanım oyun fark etmez.
Ekiplerin ya da ürünün yetersiz olduğunu görüyorsunuz maalesef.
Bir sebeple. Risk algınız aslında aynı.
Ama bir de öğrenilmişliğiniz var.
Ben o açıdan baktığımda bana kızacak belki girişimciler ama zorlanıyoruz yani.
Zorlanıyoruz. Biz 12 yeni yatırım yapmışız 2025 yılında.
12'de devam yatırımı yapmışız.
Devam yatırımı yapmayı çok önemsiyoruz gerçekten.
Mükemmel metrikler görmesek de en azından bir tur daha destek olmak istiyoruz girişimci.
Çünkü o da öğreniyor. İlk yatırımda belki hatalar yapmıştır.
Öğrendiyse eğer illa çok büyümen gerekiyor yoksa devam yatırımı yapmayız gibi bir derdimiz yok.
Yapıyoruz, destek oluyoruz.
Az değil Türkiye'de sayı olarak 24 yatırım.
Hani miktar olarak bilmiyorum henüz ama iyi bir yerdeyiz.
Son 3-4 yıldır böyleyiz.
Ama dönüp baktığımızda bizim hedefimiz 20 yeni yatırımdı mesela.
8 eksik kalmışız.
Bir sürü sebebi var ama temelde evet burası ölçeklenir.
Verelim parayı ve bunlar yapması gerekeni yapar dediğimiz noktada ya ekipte ya üründe ya da bunu da söyleyeyim.
Bunu belki ilk defa söylüyorum.
Çünkü yeni yeni karşılaşmaya başlıyoruz.
Biraz ekosistemin gelişmesiyle.
Çünkü 5 yıl önce yoktu. Ya da oluşturduğu ortaklık yapısıyla problem yaşayan şeyler olabiliyor.
2019'da ortaklık yapısı problemli bir girişimle karşılaşmıyoruz.
Artık karşılaşabiliyorsunuz.
Girişimciler çok erimiş.
Ya da gereksiz insanlara çok düşük bedeller karşılığında hisse vermişler.
Yanlarında olmak için vesaire.
Bir sürü sebep var. Ama dönüp baktığınızda artık biz bu sermaye iş, yani bu...
tablonun içine giremeyiz. Çünkü buradan bir ölçeklenme çıkmaz dediğiniz şeyler oluyor.
Her şeyi çok beğenseniz de ortaklık yapısı itibariyle giremiyorsunuz.
İlginç. O da bir uyarı niteliğinde aslında şey olarak.
Evet o yüzden söyledim. Cap table'a dikkat etmek lazım.
Bir taraftan bu işte danışman, advisor Küçük hisseler vermek faydalı da olabiliyor ama onun tamamen bozulmaması gerekiyor.
Aynen sınırını bilmek, oradaki belli sınırı aşmamak gerekiyor.
Tabii ki küçük şeyler, opsiyon şeklinde olabilir.
Tabii bizim mevzuatımızda da problemler var.
Opsiyon havuzu vesaire açmakta mevzuat yetersiz kalıyor.
Ya da çalışanlara vermek yetersiz kalıyor ama evet orada bir bilinçsizlik var maalesef.
Hani 0.5 de verseniz olacak.
Globalde bunu böyle yapıyorlar.
Siz %5 verirseniz olmaz yani.
Kendiniz deniyorsunuz ve biz kurucunun güçlü olmasını istiyoruz.
Hele ki erken aşama giriyorsak kurucunun belli bir güçü, sermayeye sahip olması gerektiğini düşünüyoruz.
Doğru. Sonuçta vizyon...
Kendisinde, o yapacak olan kişi kendisinde.
Eğer o çıkarı kendisinde değilse o zaman bir motivasyon ve alayın problemi de olur.
Kesinlikle. O gün için bakıldığı için biraz.
O gün için bu insanı kendi masanızda tutmak istiyorsunuz.
Anlaşılabilir bir şey. Ama halbuki sonrasını düşünmeniz lazım.
Yani çok değerli bir şey veriyorsunuz aslında.
Yani o gün verdiğiniz şey 3 sene sonra çok değerli bir şey olacak.
Ona göre hesabı, kitabı yapmak lazım.
AP'nin gelecek dönemi için yeni bir planlar, bir projeleriniz var mı bahsetmek istediğiniz?
Tabii. Fon sayımız ne kadar büyür bilmiyorum ama fonlarımızın içinde tabii ki kendi içinde büyümeler gerçekleşecek.
Daha insanlara, bir taraftan da yatırımcıya alternatif bir enstrüman sunma gayemiz var tabii ki.
Belki o tarafta yatırımcılara daha alternatif fon yapıları sunabiliriz.
Yatırımcı olarak baktığımızda biraz COVID tarafına bunu konuşmuştuk sizinle.
Yani teknolojiyi göz ardı etmeden.
Katma değerli üretim yapan ama startup ekosisteminin içinde sayılmayan, yer almayan ama çok değerli firmalar var Türkiye'de.
Bunların da yatırıma yönelik ihtiyaçlarını karşılayacak bir fon yapısı çalışıyoruz.
İkinci piyasa işte aslında exit piyasası dedik.
Bugün çok erken aşamada girmiş kurumsal ya da melek yatırımcıların çıkışlarını sağlayacak bir fon mekanizması kurabilir miyiz?
Ona çalışıyoruz mesela.
Bizim hep Türk yatırımcılarımız söylemiştim zaten.
Ve mevzuat itibariyle bu yüzden diasporaya açılmakta, yurt dışına açılmakta zorlanıyoruz belli limitler ölçüsünde.
Çünkü %15'in üzerinde yatırım yapamıyoruz.
Belki bir de hani yurt dışında yine Türk diasporadan ayrılmadan ama yurt dışında daha rahat yatırım yapmamızı sağlayacak bir fon yapısı olabilir mi henüz bu düşünce aşamasında?
Böyle bir şeye çalışıyoruz. Yani aslında aktaracağımız kaynakları arttırmanın yıllarını arıyoruz diyebiliriz.
Bu mevzuat buna yurt dışında yatırımları yapmayı bir kısmı kolaylaştırdı mı?
Şöyle ki R&D merkezi Türkiye'deyse, bilimli faaliyeti Türkiye'deyse, önce Türkiye'de kuruldu ve sonra yurt dışında taşındığı gibi durumlarda onlar da Türkiye'de yatırım gibi saymaya başlandı mı?
Tam teknik şeyse. Önemli gelişme sağlandı orada.
İki türlü sağlandı. Mevzuatını ilk günden bugüne getirdiğimizde Türk şirketi sayılma statüsü diyelim eskiden daha sertti.
Türkiye'de olmalıydınız.
Sonra dendi ki yurt dışında olabilirsin ama aktif toplamının %80'i.
Bu rakamlarda hata yapabiliyor olabilirim.
Kusura bakmayın lütfen. Türkiye'de kurulu bir iştirakten oluşacak dendi.
Bunu sağlamak da çok zordu.
Sonra o %51'e düşürüldü mesela.
Biraz daha rahat bir duruma gelindi.
İkincisi şu sağlanan rahatlama.
Eğer ki yurt dışından kaynak getirirseniz ki ne kadar zor olduğunu söylemiştim konuşmanın başında.
Yurt dışına kaynak getirirseniz getirdiğiniz kadar oransal olarak bir üst bir tık diyelim bir kademe üstünü yurt dışında yatırıma ayırabiliyorsunuz.
Yani bugün %50'si yurt dışındansa %60'ını yurt dışında harcayabiliyorsunuz gibi bir şey var.
Ama bizim açımızdan bütün yatırımcılarımızın Türk statüsünde olduğu bir yerde bunun dışında kalıyoruz yani.
%15 ile sınırlanıyoruz.
Regülasyonu denemeyeceğinize göre bununla ilgili farklı şeyler bulmamız lazım.
Yollar bulmamız lazım. O da herhalde bizim de yurt dışında bir fon kurmamızdan geçiyor.
Bir iki böyle tavsiye şekilde soracağım.
Bir biraz konuştuk hani girişimcilerin önündeki engeller veya gördüğümüz zorluklar ama genel olarak bir girişimcilere...
tavsiye size başvuranlar başvururken bakış açısıyla olabilir.
Nasıl bir tavsiyeleriniz oluyor girişimcilere?
Ya estağfurullah diyeyim önce.
Yani şeyde hani böyle bir yatırımcı ve her şeyi bilen insan hiç öyle olmak istemem.
Bilsem diyorum ben girişimci olurdum zaten.
Girişimcilik gerçekten çok zor.
O yüzden hani böyle bir tavsiye gibi düşünmeyelim bunu haddimize değil ama yatırımcı olarak bir yerde buluşuyor olmamız lazım onlarla ve onların kafalarındaki yatırımcıyla bir oyun oynayacaklarsa tek başlarında oynayabilirler.
İlla yatırım almaları gerekmiyor büyümek için ama bir yatırımcıyla beraber bir yola çıkacaklarsa belli şeylere dikkat etmeleri lazım.
Gerçekten. Yatırımcının çok fazla şirkete çok kısa sürede bakması gerekiyor.
Ona bakarken de bazı şeylere dikkat ediyor.
İşte ekip yapısının iyi kurulmuş olması lazım.
İşte ürünün ona göre, pazarın ona göre dizayn edilmiş ve sunumların da bana bunu anlatabilir şekilde olması lazım.
Çünkü sunum ilk gördüğüm yer maalesef.
Herkesle yüz yüze tanışma fırsatı, görüşme fırsatı bulamayabiliyoruz ama.
Bence temelde biraz böyle zincirlerimizden kurtulmamız gerek girişimcilerin.
Gereksiz bir şey, çekingenlik diyelim.
olduğunu görüyorum. Şunu da yapalım da ondan sonra onu yaparız.
Bunu da yaparım. Halbuki bu korktuğunuz şeyden kaçınmaktır.
Yani o ilk adım atmadan önce sürekli sağınızı solunuzu kontrol etmek.
Mesela ürünü böyle bir noktaya gireyim de öyle satmaya başlayalım.
Aynen öyle. 3 tane feature'ımız var.
5 olsun da öyle çıkarız.
Hayır 3 feature varken mümkünse 2 feature varken çıkın.
Bunu yaptığımız zaman ekosisteme büyük katkısı olacak diye düşünüyorum.
En temel Birinci derecede gerçekten ne iyi ürün, ne iyi ekip dediğimiz ama olmayan, bir şekilde yatırım alamayan ya da alsa bile başarılı olmayan girişimlerde görelim.
O çekingenliği üzerimize atmamız lazım bence.
Yatırımcıya karşı çekingenlik.
Biz zaten iyi girişimci arıyoruz.
Yani yatırımcıyı geliştirecek olan şey iyi girişimci.
Yatırımcıya karşı bir çekingenlik olmasın, müşteriye karşı bir çekingenlik olmasın.
Kurumsal müşteri olur, yurt dışı müşteri olur hiç fark etmez.
Bu çekingenliği attığımızda aslında daha iyi paketleyebildiğimiz, daha iyi pazarlayabildiğimiz, daha iyi satabildiğimiz bir noktaya geleceğiz.
Diğer sorum da tavsiye edebileceğiniz, sevdiğiniz bir podcast ya da kitap, bir kaynak.
Yani birçok podcast'i dinliyorum ben.
Yurt dışında da var.
Yani işte A16Z'nin var.
Yine birkaç tane böyle gerçekten bu işi belki 30 yıldır yapan insanların podcast'leri vs.
var. Hepsini dinlemeye çalışıyorum.
Çünkü hep yeni şeyler öğreniyorsunuz.
Girişimciden de öğreniyorsunuz.
Yatırımcıdan da öğreniyorsunuz.
Kitap olarak da bir tarz üzerine hiç yoğunlaşmam ben.
Tabii artık kitap okuyorum. İnsanlar bilmiyorum.
Ben okuyorum hala. Ama artık okuma alışkanlıkları değişti.
Ben hala şöyle diyorum. Kitap müthiş bir teknoloji.
Değil mi? Hala müthiş bir teknoloji.
Bence de öyle. Yani bilgi edinmek için.
Aynen öyle. Biraz şey dışına çıkılabilir.
Orada tavsiyem olur. Bir kitap söylemeyeyim ama.
Dünyada Mısır'ın...
işte pirincin gelişimi üzerinden dünyadaki değişimi anlatan, patatesin gelişimi üzerinden dünyadaki gelişimi anlatan bir kitap mesela.
Benim ufkumu müthiş aşmıştı.
Yani hiç alakasız, hiç bilmediğiniz bir şey.
Benimle ilgili değil, ilgimi çekmez diyebileceğiniz bir şey.
Ama ufkunuzu çok genişletiyor.
O yüzden biraz böyle bakış açısını genişletmek açısından sürekli kendi girişimlerine odaklı çalışıyor tabii girişimci.
Bütün günün neredeyse hepsini.
Biraz bakış açısını değiştirmek için.
daha farklı alanlarda alakasız belki konularda kitaplarla ilgilenmeleri kendi yani ruh sağlıkları açısından vesaire de çok daha faydalı olacaktır.
Süper. Güzel bir tavsiye.
Ben bu kitap arayayım. Notlarda da yazın ya da şeyde, komentar yorumlarda yazarız.
Çok keyifli bir sohbet oldu. Çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim. Tekrar APA Stüdyoları'nda, Merve Bahar Podcast Stüdyosu'nda ağırladığınız için APA'yı tanıdık.
Sizi daha yakından tanıdık. Çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim. Ayağınıza sağlık.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
