
Selam Ekip - E56 - Storefront International Checkout
9 Eylül 2024 · 45 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Konuklar: Fadime Özdemir, Tutku Güvenç Kardaş, Yunus Emre Dilber
56. bölümümüzde konuğumuz Storefront International Checkout ekibi oldu. Ekip yapısını, projelerini, teknoloji stack seçimlerini ve çok daha fazlasını konuştuk!
Trendyol Talks'da Trendyol'daki kültürümüzü, kültürümüzden beslenen iş yapış biçimlerimizi ve ritüellerimizi konuşuyoruz. Trendyol Talks podcast kanalımızı takip etmeyi unutmayın!
Transkript
Selam ekip, ben Storefront Therapy DP ekibinden Cengiz.
Ben Fulfillment Order MasterDoc ekibinden Fırat.
Teknoloji ekiplerini tanıdığımız ve süreçler, teknolojiler gibi konuları konuştuğumuz Selam Ekip Podcast serisinin 56.
bölümünde Storefront International Checkout ekibiyle birlikteyiz.
Storefront International Checkout ekibini tanıyıp ekip yapısı, kullanılan teknolojiler, pratikler gibi konuları konuşacağız.
Arkadaşlar hepiniz hoş geldiniz.
Efendim hoş geldiniz. Hoş bulduk.
Hoş bulduk. Bugün çok güzel bir bölüm olacağını düşünüyoruz.
Çok değerli bir ekiple beraberiz.
Bayağıdır da yapmak istiyorduk.
Storefront tarafının Türkiye tarafını yapmıştık fakat International tarafı için de görüşmelerimiz sürüyordu.
Bugüne kısmetmiş ilk konuğumuz International taraftan Storefront International'ı check out ekibi oldu.
Kendinizden kısaca bahsedebilir misiniz lütfen?
Merhaba ben Fadime. Ekipte köy olarak çalışıyorum.
Yaklaşık iki buçuk yıldır trend yoldayım.
Bu kadar. Selamlar.
Ben de bahsedebilirim.
Yunus ben. Trendyol'da dördüncü yılım.
International Checkout ekibinde de International ekip tecrübesini de sayarsak yaklaşık üç buçuk yıl kadar doldurdum.
Berlin'de yaşıyorum.
Son iki yıldır developer olarak çalışıyorum.
Böyle özetleyebilirim genel olarak.
Merhaba ben Güvenç.
International Checkout ekibinde çalışıyorum ben de yaklaşık üç buçuk aydır.
Ekibin en yeni üyesiyim diyebilirim.
Yaklaşık iki buçuk, üç yıla yakın bir süredir de Trendol'da çalışıyorum.
Ben de Amsterdam grancındayım.
Annem de bu kadar. Gerçek bir international ekip ya.
Berlin var, Amsterdam var.
Bir de... Ben Çanakkale'deyim.
Bir de Çanakkale var. Her yerden isminin hakkını veren bir ekip.
Aynen öyle. Hoş geldiniz tekrardan.
Gerçek bir international ekip ile.
O zaman direkt Storefront.
Cengiz bu da biraz daha hakim.
Storefront ekiplerine.
Gördüğünüz gibi. Hissiyatından ve girişteki enerjiden herkes anlamıştır.
Peki Sofront International ekibi tam olarak ne yapıyor?
Böyle sayfa olur, domain olur.
Sizlerin böyle yaptığınız sorumluluk sahibi olduğunuz yerler tam olarak nelerdir?
3,5 aydır aramızda olan güvenç varmış.
Direkt sana şey yapalım. Aktarımlar falan da aldım böyle.
Kesinlikle öyle. Kesinlikle öyle.
Öncelikle belki bu bilgiyi vermek lazım.
Sen de bildiğiniz gibi international tarafta büyümesini daha geçen gün Genişletiyor.
Daha farklı bölgeler, daha farklı kullanıcılara ulaşıyoruz sürekli.
Bizim de amacımız aslında bu international domain üzerinde kullanıcılara ne kadar keyifli ve güvenli bir şekilde alışverişlerini tamamlatabiliriz.
Onun için çalışıyoruz. Burada da hangisi olumluluklarımız var?
Genel olarak düşünürseniz işte sepet, ödeme, adres ekleme çıkanma.
kuponların, kayıtlı ödeme metotları gibi bu tarz farklılığın sorumluluğu aslında bizim ekibimizin sorumluluğunda.
Genel olarak bu şekilde özetleyebilirim.
Güvenç peki buradaki şey mi? Yani sorumluluk derken hani şu ekranlar bize diyorsun ya o ekranların front end kısmı mı oluyor yoksa hani o ekranla ilgili her şey bizim gibi mi oluyor?
Nasıl işliyor? Ben şöyle açıklayayım.
Biz aslında kullanıcıya en yakın kısmında bu client dediğimiz daha çok kullanıcı deneyimlerinin ya da kullanıcı arayüzlerinin olduğu kısımla ilgileniyoruz.
İşte daha çok frontend teknolojileri diyebiliriz.
Burada da bazı ekiplerle iş birliği yaparak aslında özellikle deep backendlerle iş birliği yaparak ön tarafta BFF layarlarından dataları client'a gönderime kadar client
tarafı son kullanıcıya gönderene kadar olan kısımla biz ilgileniyoruz aslında.
Burada şöyle de düşünebilirsiniz işte genel olarak frontend diyoruz ama arka tarafta Az önce de bahsettiğim gibi BFF kısmında, layer'larında size data ile alakalı da birçok işlem yapıyoruz diyebilirim.
Değip bekleyen terimlik de fazla değil mi ya?
O şey mi oluyor? Yani BFF'in arkasındaki ekipler gibi bir şey mi?
Evet aslında buna RAW API de diyebiliriz.
Bu Deep Backend ekipleri sadece tek bir...
Biz daha çok web ve mobile web kısımlarıyla ilgileniyoruz aslında.
Tabii bir de native application yani mobile application kısımları var.
Deep Backend daha çok bu iki kısmı da RAW bir şekilde data sağlayan ekipler aslında.
Biz de o dataları kendi ihtiyaçlarımıza göre bazen update edip...
bir şekilde aslında kullandığımız teknolojiye doğru aktarıyoruz diyebilirim.
Her gün bir bilgi.
Aslında deep backend kavramını bilmemenin nedeni backendçi olmandan kaynaklı diye düşünüyorum Fırat.
Çünkü client ekiplerinde bu çok kullanılan bir tabir.
Biz ara katman, bu BFF katmanı falan da yazdığımız için backend dediğimizde hangi backend abi?
Arkası da neresi tam? Backend for frontend'e karşılık geldiği için BFF.
Hani backend diyoruz ama ne için söylüyoruz?
Yani işte BFF için mi söylüyoruz, deep backend için mi?
O yüzden deep backend kullanımı bizde daha yaygın diyebilirim.
Okey, okey, nice, güzel.
Süper. Ben biraz daha böyle ekip yapınızla alakalı bir soru sormak istiyorum.
Ekip yapınız nasıl şu an? Hani ekip dağılımı nasıl?
Kaç developer, kaç tester var?
PM, işte designer vesaire.
Bunu da ben açıklayayım. Öncelikle şunu söylemek lazım ki biz gerçekten diverse bir ekibiz.
Üç lokasyonda bulunuyoruz aslında dünyada.
Az önce de kendimizi tanıttığımız gibi Berlin ofisinde birçok arkadaşımız var.
Amsterdam ofisinde birçok arkadaşımız var.
Aynı şekilde Türkiye'nin farklı bölgelerinde yumruğu çalışan arkadaşlarımız var.
Bunu belirtmek bence öncelikle çok önemli.
Genel olarak teknik olarak ekip yapısına bakarsak da 6 bootstrap engineer, 2 QA.
Ve bir product manager ile çalışıyoruz.
Genelde direkt olarak çalıştığımız bir designer ya da bir design ekibi yok.
Daha çok aslında product manager orada bize...
Foxy görevi görüyor.
Daha çok işlerimizi aslında biznes tarafında özellikle o şekilde hallediyoruz diyebilirim.
Az önce International Beer Cup olduğumuzdan bahsettim.
Belki şeylere de söylemek önemli.
Yani sadece işte bu international ekiplerle farklı branşlarda Türk arkadaşlarla mı çalışıyoruz ya da Türk ökenli arkadaşlarla mı çalışıyoruz?
Hayır. Ukrayna'dan, Hindistan'dan, Brezilya'dan, Hollanda'dan arkadaşlarımız da var.
Bu da çalışmayı aslında bizim için daha keyifli kılıyor.
Çünkü sürekli öğreniyoruz.
Farklı kültürleri, farklı çalışmalar.
Evet, çalışmamız full İngilizce.
Hatta bu podcast sanırım şu anda yaptığımız ekip olarak tek Türkçe aktivitelerden biri diyebilirim.
Bir farklı geldim böyle. Türkçe konuşuyoruz falan böyle.
Kesinlikle öyle. Hatta bazen kelimeleri bulmak çok zor olabiliyor.
Belki bu podcast arasında da göreceksiniz bizim ekibimizde.
Özellikle terimler, teknik terimlerin...
Türkçe karşılıkları gerçekten böyle bazen sıkıntı yaratabiliyor.
O bazen zor oluyor abi ya. Yani şimdi HTTP'ye mesela HTTP call diyorum ya.
HTTP call'ı Türkçe'ye çevirmek.
Tamam çağırma gibi. Atıyorum.
Enteresan oluyor değil mi? Aynen olmuyor gibi.
Yani bazı şeyler dediğin gibi böyle İngilizce'de kalması gerekiyor gibi.
Ya da en azından ben hala çeviremiyorum.
O şeye gelemedim o seviyeye yani.
Çok normal bence. Peki burada şu anda şey demiştin.
Az önce biriniz şey demişti.
Çanakkale'den vardı. Fatime Çanakkale'deyim demişti.
Yunus Berlin'deydi sanırım.
Güvenç'te Amsterdam'daydı.
6 full-stack developer, 2 QA, 1 PO vardı.
Kalanları nerede? Tamam. 4 mühendisimiz Berlin branjında.
3 mühendisimiz burada Amsterdam'da.
Bir lead var zaten.
PM'de. O da sanırım İzmir civarlarında yaşıyor.
Sıcak bir yerde yaşıyor onu kesin biliyorum.
Kanki Deniz'de yaşıyor.
Okey peki. Şu anda international olarak biz hangi ülkelere hizmet veriyoruz?
Ne kadar internationalız? Hemen söylüyorum bunu ben sana.
Çok internationalız aslında.
Böyle parça parçaya ayırdığımızda dört farklı international taraf.
Yani taraf derken de böyle bölge bölge.
Dutch bölgesi dediğimiz aslında ilk pazarımız olan Almanya ve Avusturya'yı kapsıyoruz.
Şu an en büyük odak noktamız olan MENA, Suudi Arabistan, United Arabic, Kuwait.
O Aravit bölgesi.
Şu an yeni yeni gözlemimiz olmaya hazırlanan Doğu Avrupa.
İşte Polonya, Bulgaristan, Romanya gibi ülkeler.
Bir de bunların dışında küçük de olsa bir bölgemiz Avrupa.
Burada çok trafiğimiz yok henüz.
O yüzden çok böyle gün içinde de kullanmıyoruz.
Fakat ama oraları da sörbediyoruz.
İşte İtalya olsun, Nüsemburg olsun, Belçika olsun.
Buralarda da hizmet veriyoruz aslında.
Burada aslında belki bu international taraf olarak şundan da bahsetmek gerekebilir.
Dünyanın birçok yerinde varız şu anda.
İşte Fadime'nin de bahsettiği gibi dört farklı bölgede aslında faaliyetlerimizi sürdürüyoruz ama aktif olarak aslında bazı pazarlara, az önce yine bahsedildiği gibi işte MENA bölgesi gibi aktif olarak
bazı pazarlara olan yatırımlarımız çok daha fazla.
Özellikle teknik yatırımlardan da bahsediyorum burada.
Bizim ekip olarak verdiğimiz önem ya da...
Tahmin edebileceğiniz gibi işte dataların kontrol edilmesi vesaire gibi konular.
Bazı bölgeler bizim için aslında bu dönem için çok daha kritik.
Diğer bölgelerde de özellikle Avrupa'nın işte United Kingdom, İtalya ve Luxemburg gibi bölgelerden de hala öğrenimleri alıyoruz.
Buradan da çok kıymetli öğrenimler geliyor.
Buradaki pazar biraz daha dolu aslında.
Ya evet oradaki ben mesela işin içine biraz daha girince veya bu tavşileri dinleyince anlamıştım.
Yani örneğin hani sen getiren yol var o ki bir diğer ülkede direkt satışa başlayalım.
Engelleyen ne ki gibi. Bakış açısıyla bakılabiliyor mesela atıyorum.
Ben kendi adıma konuşayım.
Ama aslında şey oluyor ya.
Bir ülkenin o kadar kültürü, isteyen web sitelerine bakış açısı, ara yüzden kültürü ne kadar çok etki ediyor ki.
Ya da kullanım alışveriş, alışkanlıkları vs.
Gerçekten o ülkeye bir iyi hazırlık yapmadan girince sonradan şey olacak gibi böyle.
Yani çok büyük bir risk alarak oraya girmiş ve başarısız oldu.
Ya biz niye başarısız olduk? Deme ihtimali çok yüksekmiş gibi hissediyorum.
Kesinlikle, kesinlikle öyle.
Özellikle Batı Avrupa'da tekstil konusundaki sitelerde ürün iade oranları %50'nin üzerinde mesela.
50'nin üzerinde. Evet. Kesinlikle öyle.
Bu çok çok garip bir oran.
Rakiplere baktığınız zaman özellikle bütün her sistem iade üzerine kurulur.
Sen yola baktığın zaman tabii ki de bizim iade seçeneklerimiz var ama bu kadar agresif bir iadeyle gidiyor muyuz?
O da bizim için yeni bir öğreni oldu mesela son senelerde.
Bu pazarlara girerken nerelerde dikkat etmemiz gerekiyor gibi.
Bir de şeyden de bahsedebiliriz.
Bu dört bölge dedik ama her birinin açıldığımızda aslında legal süreçleri de çok farklı.
Almanya'da yaptığımız bir işi menada yapamıyoruz ya da oraya koyduğumuz bir logoyu diğer tarafa koyamıyoruz.
Öyle kullanıcıya puşladığımız yani gönderdiğimiz notifikasyonlarını birine gönderirken birine gönderemiyoruz.
Orada kendi içinde de her culture aslında yani bölge kendi içinde de legal olarak da çok challenge yapıyor.
Kullanıcıların deneyimleri de çok fazla kesinlikle etkili ama legal şeyler de...
Çok fazla. Yani aslında biz bir ülkeye ya da işte bir bölgeye girdiğimizde teknolojiden önce oranın koşullarını, legal durumlarını falan fixlememiz, halletmemiz gerekiyor.
Kesinlikle. Kültürel şeyleri de çok etkiliyor güvencin dediği gibi.
Ben ilk geldiğimde Almanya'da daha çok odaklıydık.
Böyle sürekli iadeler oluyor güvencin dediği gibi.
Ama böyle... Çok aynı şeyi almış mesela.
Hemen iade ediyor. İadesini götürüp vermek istemiyor falan.
Çok uyguna geliyor aslında.
Bir tane yapabilir bize. Sistemimiz kesinlikle bunu destekliyor ve hiç karşı değiliz.
Ama bize maliyeti çok fazla oluyor günün sonunda.
Türkiye'de üretim yapıp orada satışlara çıktığımız için orada depolar, optimizasyon süreçleri falan.
Öyle bir challenge oluyor olabilir.
Alan kişiler acaba şey mi yapıyor?
Yani gerçekten beğenmediği için mi olmadığı için mi acaba?
Çünkü mesela güvençeleri 150'in üstü.
Burada kültür şöyle.
Ben belki örnek verebilirim.
Burada kültür birazcık daha şöyle.
İnsanlar artık fiziksel store'lar yavaş yavaş kapanmaya başladı.
Çünkü herkes online olarak alışverişini yapıyor.
Orada da şöyle oluyor. Özellikle fiziksel bir store'a gittiğiniz zaman genelde ne yaparsanız ayakkabı alacaksınız diyelim.
Birkaç numarayı denersiniz değil mi?
Farklı bir özellikle marka alacaksınız.
Aynen. Burada da insanların yaptığı şöyle oluyor.
Aynı markadan 3 tane ayakkabı sipariş edip hangisi eğer kendisine en uygun olacaksa diğerlerini gönderme şeklinde oluyor.
Çünkü geri iade de hiçbir şekilde para ödemiyorsunuz.
Çoğu ya da büyük markalarda ya da büyük web sitelerinde diyeyim.
O yüzden genelde insanlar hatta bizim ekibimizden bir arkadaşımız şöyle bir örnek vermişti.
Bir şapka almak istemiş.
Rengine karar verememiş.
10 tanesini de söylemiş.
10 tanesinin bir tanesini beğendikten sonra diğer 9'unu iade etmiş.
Ya abi biz depo ekibiz.
Yani şimdi bu kadar iade...
Çok fazla değil mi?
Bu kadar iade olmasın.
Tahmin edebiliyorum. Ama gerçekten genel olarak kültür burada.
Özellikle oyun online'a kaydığı için bir bakıma insanlar fiziksel...
Storelarda yaşadıkları deneyimleri artık kendi evlerinde yaşamaya başladılar.
Özellikle pandemi sonrası bu kültür, bu bakış açısı çok değişti.
Ben orada şeyi sormak istiyorum abi aklıma geldi de.
Şimdi Türkiye'de sanıyorum iade yani daha yasa şey yapmadı, geçmedi diye biliyorum.
Şu an iade ücretsiz şekilde yapılabiliyor.
Yani ben bir şey aldıktan sonra bunun iadesini ücretsiz şekilde bir şey yapabiliyorum.
Yapabiliyorum işte kargo tarafı için söylüyorum mesela.
Yani diyelim ben bir ürün aldım bir tişört aldım ve olmadı iade etmek istiyorum.
İade ettiğim zaman ekstra bir kargo bedeli vesaire ödemiyorum.
Daha onun yasası geçmedi diye biliyorum.
Yurt dışında international'da bu durum nasıl?
Yani böyle buna yönelik şeyler var mı?
Kurallar koşullar var mı?
Genel olarak bu tarz katı kurallar olduğunu söyleyemem.
Özellikle benim yaşadığım bölge için.
Belki Yunus burada bana yardımcı olabilir.
Bence Almanya'da da aynı.
durum söz konusu.
Genelde web sitelerinde bir yıllık subscription based bir kullanıcı olabiliyorsunuz.
Yani burada birazcık daha sadakat kullanıcısı deniyor sanırım.
Tam Türkçe'ye çeviremedim onu ama çok küçük bir meblağ diyerek aslında bu tarz işlemleri atıyorum işte the free shipping dediğimiz ücretsiz gönderim işlemlerini çok daha rahat yapabiliyorsunuz.
Bununla alakalı herhangi bir kısıtlama yok.
Genel olarak markalarda belli bir tutarın üzerinde yapılan alışverişlerde özellikle hem ücretsiz gönderim hem de ücretsiz iade sağlıyorlar.
Burada rekabe çok kızışmış olduğu için de bunu neredeyse yapmak zorundalar diyebilirim.
Belki bir örnek olabilir. Hollanda'da bu seneden itibaren şöyle bir kural değişti aslında.
Genelde akşam saat 10'da verdiğiniz sipariş ertesi gün kapınızda oluyordu.
Sabah 8'de 9'da kapınızda oluyordu.
Ancak bu online siparişlerin sayısı çok fazla oldu ve artık ülkede bu an yetişemediği için hiçbir web sitesi artık neredeyse bir gün içinde ya da ertesi gün teslim gibi bir söz
vermiyor. Bir ya da iki iş günü içinde söz veriyorlar.
Artık bu bu şekilde değişti diyebilirim ama.
Bir kanun olarak değil aslında doğal bir gelişimden dolayı değişti.
Artan talebin fazlalığı yüzünden.
Burada da ben belki şey örneği verebilirim.
Türkiye'de böyle bir olay yok ama işte bu almaya taşındıktan sonra yine benim eşim de işte bu subscription gibi birkaç siteye yıllık üye oldu.
Sınırsız iade hakkı tanıyor bu olay.
Bazılarında şey gibi olaylar da var işte hiçbir ücret ödemeden alıp iki hafta sonra işte iade etmediklerinin fiyatını ödeme gibi falan lojikler koymuşlar.
Bizim olay şeye döndü.
Sürekli şey yapıyoruz eve kutu kutu şey geliyor.
kıyafet geliyor. E şimdi birkaç tanesini seçiyor.
Geri kalanlarını sürekli kargocuya götürüyoruz.
Böyle hani tersine bir kargo süreci oluyor.
Sürekli biz iade için kargo işte drop pointlere gittiğimiz bir sürece evrildi artık buradaki yola.
Aslında buna bir nevi deneyim olarak da bakamaz mıyız?
Yani kargo deneyimi yani şey kurye deneyimi.
Aynen kargoculuk kurye deneyimi.
Aynen yani. Kesinlikle.
İnsanlar bunları parayla satıyorlar bu deneyimleri.
Ücretsiz ödemiş olmuşsunuz abi işte.
Bizde de benzer bir durum var.
Hatta bir tık daha ileriye götüreyim.
İade edeceğiniz ürünleri kapıdan gelip teslim alıyorlar.
Yani böyle de olunca sizin için her şey çok rahat oluyor.
Hatta ödemeniz bile gerek kalmıyor.
Aynen Yunus'un da dediği gibi anında ödemenizde de gerek yok.
Ürünleri teslim olup deneyip geri gönderip...
Her şey karar verdikten sonra aslında ödemenin gerçekleşmesini de sağlayabiliyorsunuz.
O yüzden pazar özellikle Batı Avrupa tarafından son derece rekabetçi diyebiliriz.
Yani bu tarz pazarlara girmek işte bu tarz öğrencilerin sonrasında olabiliyor ancak.
O yüzden bizim fokusumuz daha çok aktif olabileceğimiz, daha fazla impact yaratabileceğimiz pazarlara daha fazla önem vermek şeklinde ilerliyoruz diyebilirim.
Özellikle domain ekiplerinde de bunun etkisini çok göreceksiniz.
Süper, süper. Valla burada bayağı güzel bir bilgi aktırımı oldu.
Evet ya. Bu süreçlerin hani çoğunu biz de bilmiyorduk.
Eminim ki dinleyicilerimizin birçoğu da bilmiyordur.
Harika oldu. Ben biraz daha böyle teknoloji tarafında bir soru sormak istiyorum.
Şimdi Storefront International Checkout ekibinin aşağı yukarı ne yaptığını, hangi ülkelerde olduğunu, ekip yapısından falan bahsettik.
Biraz da teknoloji konusunu konuşmak istiyorum.
Siz ekip olarak hangi teknolojileri kullanıyorsunuz, ürünlerinizi nasıl geliştiriyorsunuz ve burada teknoloji seçimleriniz nasıl ilerliyor sizin için?
Ben kısaca giriş yapabilirim burada.
Burada belki üçü ayırabiliriz hani kullandığımız teknolojileri de.
Client frontend tarafında kullandığımız teknolojiler.
Bu işte backend for frontend dediğimiz ara katman gatewayleri yazdığımız teknolojiler.
Bir de testing süreçlerinde kullandığımız diyebiliriz demek yani.
Frontend olarak yani React kullanıyoruz.
Bununla geldik bununla giderim ayarına.
Çünkü yani...
Başladığımızda biz Türkiye ekibinin bir çatallaması diyeyim fork olarak başlamıştık.
O zaman da React altyapısıyla yapıyorduk ve daha sonrasında da hani başka bir teknoloji ekipine bir ihtiyacımız yok açıkçası olmadı.
Gayet memnun olacağı kullanmaktan.
TypeScript ile birlikte React yazıyoruz.
Bu genel işlediğimiz süreci ya da işte yazdığımız mikrofrontal mimarisinin maintain edilmesi birleşme kısmında biraz daha şey var.
Yine Trendyol'dan çıkmış bir puzzle framework var.
Open source bir proje.
Son zamanlarda development'ları biraz daha in-house'a aldık ama onunla kurduk ilerliyoruz ve onlarla memnunuz açıkçası.
Esnekliğini de seviyoruz.
Bir framework level bir development gerektiğinde de yine bazı arkadaşlar gelip development'larını yapabiliyorlar.
O esneklikle sahip olmayı seviyoruz açıkçası.
BFF tarafında da genelde Node.js Express altyapılı restandpointlerimiz oluyor.
Layer layer yazıyoruz genelde.
En sonda da zaten genelde kendi DB'miz olmuyor.
Deep backend dediğimiz daha derindeki ekiplere gidiyoruz.
Bazen onlar da başka deep backendlere gidiyorlar.
Yani artık orada bazen 4-5 katlandan gelebiliyor zaten.
Öyle özetleyebilirim.
Key tarafını belki Fadime'de anlatmak isteyebilir.
Ondan önce şeyi sorabilir miyim Fadime'den önce?
Bizim front endlerimiz genel olarak react ağırlıklı diyebilir miyiz?
Evet yani trend yol özelinde bakarsak da genel olarak react ağırlıklı ama hani view kullanan, angler kullanan ekipler var diye de biliyorum.
Hani orada biraz daha ekiplerin karar verdiği bir yapı var genelde bizim kadarıyla.
Valla biz de aslında siz yani şu an konuştuğumuz yapının Türkiye tarafında çalışıyorum ben de.
Checkout'ta değil PDP'deyim ben de ama aynı teknolojileri kullanıyoruz, aynı altyapılarda kullanıyoruz.
Açıkçası şu an kullandığımız yapılar bizim için en esnek, en böyle bir şeylere efektif yapabildiğimiz yapılar.
Tabii ki ben şeyi de eklemek isterim yani yeni bir şey kullanmak da heyecanlı ve onun da...
bir avantajı var. Fakat uzun süredir bu yapı kullanıldığı için bizim domenimizde bize özgü logikleri barındıran ve daha rahat bir şekilde geliştirme yapabileceğimiz bir
ortam oluşturduğumuzu düşünüyorum.
Çünkü bugün aynı yapıyı yeni bir teknolojiyle kurmak istesek gerçekten çok büyük külfet bence.
Kesinlikle. Ve şeyleri de açığız, yapıyoruz da.
Yeni teknolojilerden bağımsız kalmıyoruz.
Artık herhangi bir web tarafında, web servis tarafında yeni bir mimar, yeni bir teknoloji, yeni bir mimar, yönetim biçimi, herhangi bir şey varsa biz de bunları değerlendiriyoruz,
bakıyoruz, benchmarklıyoruz, gerekliyse uyguluyoruz, yine devamını da ölçüyoruz.
Aslında çok da şey değiliz.
Kendi çözümlerimizi kullansak da modernlikten uzaklaşmıyoruz metodolojilerle.
Burada belki şeyden de bahsetmek lazım.
Trendool genelinde aslında birçok in-house projemiz var.
Kendi geliştirdiğimiz, özellikle ihtiyaç analizi sonrasında çıkan çok fazla projemiz var.
Belki birkaç tanesinden de burada bahsedebiliriz.
Özellikle benim Trendool'daki geçmiş takım deneyimlerimden dayanarak söyleyebilirim.
Burada her teknolojiye başlamadan önce kesinlikle bir kuralımız yok.
YZ teknolojilerini kullanmamız gerekiyor diye.
Aynen Yunus'un da dediği gibi bütün bu benchmarklar, bütün ihtiyaç analizleri yapıldıktan sonra özellikle ekibin yönelimine de bakılarak, o andaki bilgi birikimine, bilgi deneyimine de bakılarak
teknolojileri de seçebiliyoruz.
Bu yüzden benim de bildiğim Vue ve Angular'ı kullanan birkaç tane ekip var.
Hatta galiba Seller Center tarafı Vue kullanıyor yanlış hatırlamıyorsam.
Burada da aslında bayağı yenilikleri açık olmaya çalışıyoruz diyebilirim.
Burada şeyden de bahsedebiliriz belki.
Gerek retrolarda gerek işte haftalık teknik meetlerde falan da aslında şeyler üzerine çalışıyoruz.
İşte en yeni teknolojiler neymiş bakalım.
Misal veriyorum işte React 19 çıkmış.
Bunlara bakalım. Belki geçiş için bir work grupları oluşturalım.
Bunların üzerine çalışalım.
İşte ölçümlerini yapalım.
Ne artısı olacak ne eksisi olacak.
Migration yaparsak eforları ne olacak vesaire.
Hep böyle bir aslında loop'un içerisindeyiz.
QA tarafında da kullandığımız teknolojiler web UI ekibi olduğumuz için Cypress ile yazıyoruz aslında testlerimizi şu an.
Fakat şu an biliyorsunuz Playwright diye onun daha üst, daha hızlısı, daha böyle efektif olan bir tool daha çıktı.
Ona geçme çalışmalarımız yapıyoruz şu an.
Alt yapımızı ona göre evirmeye çalışıyoruz içeride.
Test için de bunları söyleyebiliriz.
Süper. Burada az önce teknolojilerini takip ediyoruz.
Haftalık olarak konuşuyoruz vs.
demiştiniz ya. Genelde bizde scrum kullanılıyor.
Konuştuğumuz show ekipte. Fakat haftalık veya iki haftalık olması çok değişebiliyor.
Sizde peki nasıl ilerliyor bu süreçler?
Bu soruyu tam zamanında sordun diyebilirim.
Bizde haftalık aslında sprintler yapıyoruz ama onu değiştirme aşamasındayız.
Öyle mi? Çok iyi. Çünkü...
Sürekli bir data topluyoruz.
Sprintlerde ne kadar başarılı olduğumuzla alakalı.
İşte Dora Matrix dediğimiz, 4K Matrix, ne kadar sıklıkla diplo ediyoruz, nerelerde aslında bottlenecklerimiz var, nerelerde ne kadar fazla vakit harcıyoruz, development yaparken mi, code reviewlerde vesaire mi derken
bu haftalık sprintleri iki haftalık sprintlere çevirmeye karar verdik.
Hatta bugün de product managerımızla bir toplantı yaptık konuyla alakalı olarak.
Önümüzdeki hafta 2 haftalık sprintler uygulamaya başlayacağız.
Burada da şunu gördük aslında haftalık sprintlerde.
Hep iyi şeylerden bahsediyoruz ama belki öğrenimlerden de bahsetmek iyi olacak.
Haftalık sprintlerde yeterince teknik analiz yapamıyoruz.
Teknik analiz yapamadığımız durumlarda da taskları yeterince bölemiyoruz ya da yeterince...
sprintler ve verdiğimiz estimation puanları aslında doğru biçimde veremiyoruz.
Bu da ya ekipte bir baskıya ya da son günlerde köy üzerinde bir birikmeye yol açıyor.
Bunları değiştirmek için son zamanlarda bir 2 haftalık sprinti deneme şekline gitmek istiyoruz.
Bunu deneyen ekipler ve memnun olan ekipler var.
O yüzden tabii her ekibin kendine göre bir kültürü ve işlerinden dolayı çok fazla değişken oluyor, parametre oluyor.
Ama eğer dediğin gibi bir problem varsa belki de çözüm budur.
Eminim öyle. Bir de burada çok kendine güvenen bir ekibiz.
Çünkü yaptığımız bütün işin datası haftalık olarak aslında transparan bir şekilde tüm ekibe ve hatta ekip paydaşlarına da açık bir durumda.
Burada da iki haftalık sprintin bizim için çalışıp çalışmadığını aslında gösterecek çok fazla datamız var.
O yüzden bayağı bu konuda güvenliyiz diyebilirim.
En azından öğrenileri çok hızlı bir şekilde görebileceğiz.
İki haftalık süreci deneyin bakalım nasıl ilerleyecek dediğin gibi.
Burada peki test süreçleri tam olarak nasıl ilerliyor?
Onu belki bir konuşabiliriz.
Tabii onu da hemen ben açıklamaya çalışayım.
Aslında test bizim için iki taraflı düşünüyoruz.
Bir teknik tarafı test ettiğimiz bir de business'ı test ettiğimiz yani kullanıcıyla daha yakın olduğumuz flow'ları test ettiğimiz bir test yapımız var.
Teknik testte direkt kodun kalitesini ve güvenilirlerini ölçmek istiyoruz.
Business'ta da kullanıcının daha smooth bir akışa girmesi için kendimiz de ekstra kontrol ediyoruz.
Buna entrance diyebiliriz, react diyebiliriz, acceptance diyebiliriz.
Hepsi bunu aslında... Havur ediyor bizim tarafımızda.
Business testler için işte bu yiğitçiler için aslında önceliğimiz P1 diyeceğimiz.
Happy Pet de diyebiliriz.
Yani kullanıcının... Alışverişini en rahat şekilde baştan sona tamamlaması için gereken tüm akışlar, flow'lar.
Flow'ları test ettiğimiz bir yapı.
Bunun burada aslında prod'u çıkmadan önce kendi chair'imizde de bu happypad'leri test ortamlarımızda koşuyoruz.
Stage olur, pre-prod olur.
Çıktıktan sonra da prod'da da koşuyoruz bu arada.
Testlerimiz stage, pre-prod ve prod'da koşuyor otomatik olarak.
Sightless kullanıyoruz.
Playwright'e geçtiğimizde de aynı düzeni...
korumayı düşünüyoruz. Çünkü biz checkout ekibi olduğumuz için her zaman prodda ödeme testlerine çok rahat koşamıyoruz.
O yüzden onları test ortamlarında koşmak daha konforlu oluyor bizim için.
Teknik tarafta da burada daha çok developer arkadaşların kullandığı test teknikleri bize daha çok güven veriyor.
Şu an jestle bir yapı kullanıyoruz ve bu test coverage'larımızı ölçen bir tool'umuz var.
Bu her PR açıldığında bu coverage'ın oranını belirlediğimiz oranın altındaysa PR Merch demiyoruz mesela.
Burada test yazılması gerekiyor.
Bu case'lerin eklenmesi gerekiyor.
Ama son zamanlarda test konusunda biraz daha geliştirmek istediğimiz bir alan.
Bunun için şu an mevcut sistemlerimizi, unit testlerimizi daha çok integration test yazmaya kaydırmaya çalışıyoruz.
Çünkü bizim için daha stabil olacak burada.
Ama bir amacımız da aslında günün sonunda end-to-end'deki yükü azaltmak.
Çünkü flow'ları baştan sona test etmek çok maliyetli ve otomasyon sıraları çok inanılmaz uzuyor.
Böyle basit şeyleri kontrol edersek eğer bu end-to-end'lerin içinde.
integration kapsamını artırmak bize end-to-end'e gelmeden de aslında kodumuzun ne kadar güvenli olduğu, sistemin ne kadar güvenli olduğunu sağlamış oluyor.
O yüzden integration test tarafını da güçlendirmeye çalışıyoruz şu an.
Bunları söyleyebilirim test süreçlerimiz için.
Süper. Çünkü burada integrasyonda daha verimlilik gördüğünüzü sanırım.
O yüzden daha ağırlık vereceksiniz diye anladım.
Buradan bunun sebebi aslında cover edilmeyen yerler.
Yani bizzat daha mı uygun oluyor?
Nasıl oluyor? Evet hem bu hem de unit testler bir süre sonra hantal kalıyor.
Her yeri kabul etmiyor.
Ve case'lerin güvenirliğini yani flow'un güvenirliğini yani sadece unit test'e güvenemiyoruz günün sonunda.
Çünkü çok fazla komponentimiz var.
Bir sepet sayfası diyoruz ama biz o sepet sayfasında Product Detail'den de ürün alıyoruz.
Gerek kupon alıyoruz, adres alıyoruz, ödeme yöntemlerini alıyoruz.
Bunların hepsinin kombinasyonlarının daha test edilmesi gerekiyor.
Unit Test bunu tam olarak karşılamıyor aslında bizim yapımızı.
Çünkü biz client ekibiz ve çok fazla servise, dip bekente bağlıyız.
O yüzden onların hepsinin bizim sistemimizde tek sayfa olarak görüyoruz ama çok farklı yapılar var.
Onların tek bir test etmek yetmiyor.
Onların kullanıcı sepeti sadece ürün ekleyip geçemiyor.
çalışıyor olması lazım.
Aynı zamanda kuponu uygulamak istiyorsa onu da test ediyor olabilmemiz lazım.
O komponentleri tek bir seferde daha güvenilir olması için yapıyoruz aslında.
Belki ekstra bir bilgi olarak şunu vermemiz doğru olabilir.
Yapmaya çalıştığımız şey aslında bu test güvenilirliklerini sağlayarak kullanıcılara daha fazla özelliği daha hızlı bir şekilde sunmak.
Burada da yapılacak işler hiç test ortamının olmadığı bir ya da teknik test ortamının olmadığı bir senaryoyu düşünürseniz sadece manuel test olabilir.
Burada QA'lar aslında inanılmaz derecede fazla yük olarak geri dönüyor.
Burada da bu sistemleri aslında bu manuel test ya da son kullanıcı testi dediğimiz sistemleri otomatize ederek yapılan her yeni özelliğin yerine çıkmadan önce, kullanıcılarla buluşmadan
önce güvenli olduğuna emin olmaya çalışıyoruz.
Bu yüzden burada aslında özellikle HPPET dediğimizde bir kavram var.
Kullanıcıların özellikle bizim taraftan işte sepete geldikleri anında işte kupon uygulayıp kredi kartıyla vesaire ya da farklı bir ödeme metodu ödeme yaptıkları akışın tamamen çalıştığından, sorunsuz bir şekilde çalıştığından
emin olmaya çalışıyoruz.
Yaptığımız her işte. Şöyle düşünün.
İçeride 6 tane developer var.
6 tane developer'ın yaptığı ufacık bir değişiklik bile çok fazla, çok farklı yerlere etkiliyor olabilir.
Ve bu 6 değişiklik aslında belki farklı zamanlardaysa 6 kere üst üste manuel olarak testleri de gerekiyor olabilir.
Bu da aslında çok mümkün değil.
Ve şöyle diyoruz ya bazen işte insan gözünden kaçabilir.
Ne kadar iyi olursak olalım developer olarak da, killer olarak da bazen kaçabiliyor.
Ama bu sistemleri otomatize edebilirsek bizim için de güvenlik aslında biraz daha iyi bir şekilde sağlanmış oluyor.
Kesinlikle ve çok fazla culture'ımız var günün sonunda.
Çünkü Mena'da uyguladığımız bir testi Almanya'da uygulayamıyoruz.
O yüzden culture culture'da case değiştirmemiz gerekiyor ve iki kişi bu o kadar culture'a şu an bile yetişemiyoruz.
Ki bunları otomize... Edip böyle direkt kodumuza güvenip hatta şöyle dalga geçiyoruz ekipte.
Cuma günü 5'te deployment yapabilmeyi istiyoruz.
Bunun için challenge yapıyoruz.
O kadar güvenelim ki hafta sonu rahatça geçeriz.
Cesur bir deployment.
Amacımız gerçekten o.
Gerçekten bu. Bence çok iyi nokta.
Cuma günü saat 5'te bilgisayarı kapatmadan önce deployment butonuna basıp içimiz rahat bir şekilde gerçekten deploy yapabiliyormuş.
Ve emin olabiliyor muyuz aslında herhangi bir flow'u bozmayacağımızdan sistemimizi buraya getirmeye çalışıyoruz.
Benim sanırım travmalarım var abi.
Hepimizin. Yani %100 bilsem bile sistem %100 olsun ben yine şey olacağım.
Ben bir saat daha oturayım izleyeyim falan.
Bir terapi konusu.
Evet şey yapacağım.
Bir seansım sadece bunu ayıracağım.
Saat 5'te diplo yapamıyorum falan.
Gerçekten tüylerim diken diken oldu yani bu son konuşmalarda.
Rüyalarımı falan girecek belli ki.
Ama güzel bir ideal.
Yani otomasyon testleri özellikle süreçlerde oldukça önemli.
Tabii ki burada developer'ın yaptığı işte kendi testi, sonrasında işte QA'in testi, sonrasında işte otomasyonun testi olması gayet şey, mühim.
Ve siz de bunları gayet güzel kurgulamışsınız.
Ben çok beğendim açıkçası. Aynı hedefin bizde de olması gerektiğini düşünüyorum.
Ama dediğim gibi şu anlık korkunç bir hedef diyebilirim.
Şimdi madem korkunç bir konudan bahsettik, farklı bir korkunç konuya doğru kaymak istiyorum.
Hep güzel günlerimiz olmuyor, hep güneşli günlerimiz olmuyor, ideallerimiz yolunda gitmiyor.
Ve çoğu zaman böyle işte alertlerle işte...
şeylerle, loglarla falan kalktığımız zamanlar oluyor.
Onkol arkadaşlar özellikle ama tüm ekip.
Burada biraz daha şeyden bahsetmek istiyorum, sormak istiyorum.
Monitoring süreçleriniz, alert mekanizmalarınız nasıl?
Bir incident oluştuğu zaman önceden nasıl haberiniz oluyor?
Ve böyle güzel bir, keyifli bir incident yani hiçbir incident keyifli olmuyor ama bugün...
Geçmişte olunca keyifli oluyor.
Evet, evet. Bugün baktığınızda ya hani böyle de bir şey yaşamışız dediğiniz güzel bir incident...
Örneğiniz anınız var mıdır?
Yok. Aynen.
Konuşmak istemiyoruz bu konuda.
Bu soruyu atlayalım. Ya evet incident konuları ilginç konular.
Hatta hiç hatasız kullanmaz diyerek özetleyebiliriz belki burayı.
Şey kısımlarına değineyim bu arada ilk önce.
İşte bu monitoring alert mekanizmaları nedir, nasıl ilerliyor falan.
Geçen sene özellikle burada bayağı bir ilerledik takım olarak.
Burada birkaç farklı yöntem var aslında.
İşte biri tamamen uygulamaların metriklerine bağlı, observe etmeye bağlı alertler.
İşte bak uygulamanın verdiği işte 400 response kodları artmıştır, 500'ler artmıştır falan bunlara yönelik ya da belki işte throughput'a, response time'a yönelik alertler olabilir.
Bunlar bir seviyede yardımcı oluyor.
Ama günün sonunda biz baktığımızda en çok şu tarz bir alert mekanizmasının bizim içimizde yaradığını gördük.
O da şu. Log bazlı gitmek.
Yani şöyle diyelim ki bir ürünü sepete ekleme end point'ı diyelim.
Bu end point'in flow'unda bir tane bile hatalı işlem olmuşsa bu bizim için nedir?
Nasıl öne almalıyız?
Yani burada da bazı... farklar var.
Aslında storefront ekip olmanın zorluklarından biri bu.
Bu hata kimden kaynaklı?
Yani biz BFF'i konsüm ediyoruz.
Mesela veriyorum checkout ekibinin beğen pointine gidiyoruz.
Bu hata onlardan mı geldi?
Yoksa bizim kodumuzda cidden bir hata mı yaptık BFF katmanında ya da frontend katmanında?
Yoksa başka bir şey mi oldu?
Bunların ayrımını yapmak aslında biraz challenge.
Günün sonunda biz şuna gitmek zorunda kaldık.
Çünkü çok fazla ekiple çalışıyoruz.
ve her şeyi de P0 olarak algılayamayız.
Burada kendi kodumuzdan olan hataları her zaman için önde tutmaya başladık P0 ve DeepBFF'den gelen hataları biraz daha warning koymaya başladık.
Tabi burada endpoint endpoint de farklı oluyor.
Misal veriyorum ki kupon kodu uygulanmadan biz günün sonunda sürekli hata alabiliyoruz.
Yani kullanıcılar yanlış kupon uyguluyor ve sonuçta bir 200 response time döneceğimiz bir şey değil yani.
Böyle bir kod yok ya da belki başka bir şey.
Ama mesela bunun için bir kere bile hata aldığımızda işte gece üçte uyanmalı mıyız gibi konularda biraz kendimize hep soru sorarak aslında şu anki bulunduğumuz yere geldik.
Yani burada yine o flow'un içerisinde bizim kodumuzda bir hata varsa her zaman bu P0'dır.
Daha doğrusu P1'dir. Endpoint, Endpoint değişiyor.
Ama artık bu bizim aksiyon almanız gereken bir şeydir.
Ama eğer ki mesela veriyorum 100 tane hata almışsak bir dakika içerisinde yanlış kupon kod koymadan rakamı sallıyorum bu arada.
O zaman yine bizim bir bakmamız gerekiyordur.
Çünkü acaba en kötü ihtimalle bir bakıp değilse hani cidden ekiple bekendikibinde bir sıkıntı mı var yoksa başka bir şey mi var?
Hani belki onlarla iletişime geçmemiz gerekiyor.
Bunun kararını veriyoruz aslında.
Yani şu an biraz daha bu noktadayız ama son zamanlarda Trendyol'un genel bir sürü ekip var bu tarz sorunlara genel çözüm üretmeye çalışan.
Yakın zamanda Distributed Tracing'e ekledik.
Bu bizim için şu an bile bayağı faydalı.
Yani bir istek için tüm flow'u görebiliyoruz baştan sona.
Bir kısımda Key Business Transaction dediğimiz bir olay var.
Bunların entegre etmesiyle aslında buradaki sistemi otomatizeye döndürmeye çalışıyoruz.
Yani benim servisim hata veriyor ama bu sistem otomatik olarak beni uyarmak yerine bir benim konsüm ettiğim servislere bakıyor.
Sonra onların konsüm ettiğine bakıyor.
Yani ilk hatanın çıktığı yere kadar gidip...
Oradan ilgili ekibi bulup onları yönlendiriyor.
Böylece aslında biz kullanıcıya en yakın ekip olduğumuz için her hatada bize gelinmemiş oluyor biraz.
Böyle bir güzellik var.
Tabii buna %100 daha entegre olamadık ama böyle hedeflerimiz de var yakın zamanda.
Bunları geçmek için. Tabii bunun için bütün ekipler birlikte çalışıyor.
Öyle bir durum var diyebilirim bu kısımlarda.
Burada client ekibi olduğumuz için aslında belki doğada yaşadığımız handikaplardan bir tanesi.
Hataları genelde karşılayan ekip biz oluyoruz.
Çünkü son kullanıcı tarafında özellikle yaşanan bir aksilik ilk olarak bize yansıyor.
Burada yapmaya çalıştığımız şey de tabii ki eğer ki sorun bizimle alakalıysa.
Ve gerçekten kullanıcının bütün akışını etkileyen özellikle ödeme akışlarını etkileyen bir problemse burada anında müdahale ediyoruz.
Eğer ki bizden kaynaklı bir sorun değilse aynen Yunus'un da dediği gibi gerekli ekipleri uyararak aslında bir yandan çözüm bulmaya çalışıyoruz.
Bir yandan da bu alert mekanizmalarını birazcık daha akıllı hale getiriyoruz aslında.
Yine tren yolda geliştirilen in-house projelerden bir tanesi de bu.
Ki en hızlı şekilde bir problem olduğunda müdahale edebilelim diye.
Onun dışında şeyden bahsedebiliriz belki.
Bir de Watcher sistemimiz var.
Her hafta bir arkadaş on call'a kalıyor.
Ve otomatik alert sistemimiz bir anormali yakaladığında...
İşte öncesiyle falan atıyor ve bir süre hani önceliğine göre değişiyor.
Bir süre bekledikten ve kimse aksiyon almıyorsa artık arıyor.
Mesela gece vakti bir gün çok önemli bir blocker işi olursa check out'u etkiler.
Hani hemen durumu anlama ve müdahale etme rahatlığımız oluyor elimizin altında.
Burada aslında kontrol etmemiz gereken bir ekip için çok fazla şey olabiliyor.
Yani mesela bir ekip okey monitoringlerini iyi yapması gerekiyor.
İşte alerjiklerini oturtması gerekiyor.
İşte in-house bazı tool'larımız var.
İşte üçüncü parti tool'lar varsa bunlardan işte çıkıp bizim bu alternatif olanlara geçmemiz gerekiyor gibi böyle şeylerimiz var.
Burada mesela bir ekip işte olarak şu şunları yapmamız gerekiyor, bunları yapmamız gerekiyor gibi birçok şeyimiz var.
Burada işte biz takım olarak şunları yapıyoruz ama işte şu kriterlere hala uymuyoruz ya da şunları ilerletmemiz gerekiyor gibi baktığınız böyle gelişme alanları var mı?
Bence gelişme alanları birçok konu sayabiliriz aslında burada.
Öncelikle şunu söylemek lazım ki biz yeni bir ekibiz, yeni kurulan bir ekibiz.
Tabii ki de bu international domain tarafı birleşik bir şekilde devam ediyordu ama burada hala öğrenmeye çalıştığımız noktalardan bir tanesi ne kadar aslında üretim yapabildiğimiz, üretim kapasitemizle
alakalı hala bazı soru işaretlerimiz var.
Ki bu üretim kapasitede bilmemiz konuda kullanıcılara ne kadar hızlı bir şekilde aslında ürün sağlayabiliyoruz.
Bununla alakalı çalışmalarımız, hala gelişim alanlarımız var.
Teknik analizlerle alakalı...
Az önce de bahsettiğim gibi mutlaka ve mutlaka gelişim alanlarımız var.
Onun haricinde aklıma gelen özellikle alerting kısmında bence belki de şirket olarak şu anda çok önem verdiğimiz konulardan bir tanesi.
Özellikle bu distributed tracing konusu, intelligent alerting konuları.
Bence orada bizim ekip olarak da belki ekip olarak demiyorum ama domain olarak da aslında hala gelişim alanlarımız var.
Bence yıl sonuna kadar da bu alanlar çok hızlı bir şekilde kapatılacaktı diye düşünüyorum.
Bunun haricinde de...
Takım başarısını aslında nasıl ölçüyoruz?
Belki ondan da bahsetmek lazım.
Bir tool kullanıyoruz aslında takım başarısını ölçtüğümüz ve herkese açık olan bir tool bu.
Bu tool'un içinde neler var? Psychological safety, sprint velocity, takım OKR'ları, onun haricinde 4K matrix, Dora matrix dediğimiz metrikler.
Bütün her şeyi görebildiğimiz aslında tek bir ekran var.
Öyle düşünebilirsiniz. Burada da bu ekran bize şunu sağlıyor.
Öncelikle herkese açık.
Herkes takım olarak işte bu bin as a team, those as a team mindset denilen bir mindset var aslında.
Onu aşılamaya çalışıyoruz biraz.
Takım olarak ne kadar başarılıyız?
Herhangi bir developer ya da herhangi bir paydaş te anında gidip bakabiliyor.
Şu an bu takım nasıl ilerliyor diye.
Bu da bize özgüven sağlıyor aslında genel olarak.
Herkesin sorumluluğu daha belli oluyor aslında burada takım başarısında.
Bu ilk avantajı.
İkinci avantaj da şu. Artık crossmetrikleri check edebiliyoruz.
Yani... Takımın psychological safety, mutluluk oranı diyelim hadi birazcık daha özetlemek gerekirse arttığı anda sprint velocity'nin de arttığını görebiliyoruz mesela.
Şu anda bu tarz datalarımız var elimizde.
Hatta bu dataları belki direkt paydaş değil ama indirekt paydaşlarla işte HR gibi ya da bir üs yönetim gibi hızlı bir şekilde paylaşabiliyoruz.
Birazcık daha örnek oluyor.
Süper. Yani aslında benzer bir ekran demin söylediğiniz gibi benzer bir ekran bizim tarafta da var.
Biz de bunları hani bakmaya çalışıyoruz.
Bunların işte sonucunda pozitif bir ilerleme sağlamaya çalışıyoruz.
Bence bu çok da önemli. Çünkü önünü görebilmesi için takımın bir şey olması gerekiyor.
Bir metrik olması gerekiyor.
Özellikle biz data ile de tüm işlerimizi yaptığımız için bir data olması her zaman için en iyisi.
Harika valla süper.
Çok iyi bir bölüm oldu.
Son bir soruyla bölümü bağlayıp yavaş yavaş kapanışa gidelim diyorum.
Bizim her ekibe sorduğumuz klasik bir soru var.
Her şeyle alakalı konuştuk, her şeyle alakalı bahsettik.
Peki bu ekip eğlenmek için neler yapıyor?
Yani işte haftalık toplanıyor musunuz?
Ekip etkinlikleriniz nasıl geçiyor?
Nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yani önceki ekiplerde mesela oyun oynayanlar vardı, işte mangala gidenler vardı.
Arabayla alakalı bir şey vardı da tam hatırlayamıyorum şu an.
Evet ya bir arabalar üzerine bir şeyler vardı ben de unuttum ama çok...
güzel bir şeydi. Ben de sonra unutma pişman oldum.
Hatırlamak isteyenler önceki bölümleri dinleyebilirler.
Evet. Sizin ekipte neler oluyor bu tarafta?
Buna ben bir cevap vermeye başlayayım.
Bence bizim ekipten de mutlaka bana katılanlar olacaktır.
Burada bizim maalesef Özellikle haftalık toplanma konusunda ya da eğlenme konusunda, özellikle farklı times onlarla da çalıştığımız için sıkıntılar yaşadığımız dönemler olabiliyor.
Ama biz ekip olarak birbirini gerçekten çok özleyen ya da fiziksel ortamda bir araya geldiğimiz zaman çok eğlenen bir ekibiz.
En son sanıyorum iki ay önce Trendle'un Odot eventinde ilk kez tüm ekip bir araya gelebildik ve iki günü inanılmaz keyifli bir şekilde geçirdik.
Şansımıza önümüzdeki haftada Berlin ofisinde buluşuyoruz hep birlikte.
Arkadaşlarımızı oraya çekiyoruz.
Orada da birkaç biz etkinliğimiz, birlikte yemek yiyeceğimiz, vakit geçireceğimiz zamanlar da olacak.
Biraz hasret gidereceğiz diyebilirim.
Belki Yunus ve Fadime de burada ekleme yapacaktır bana.
Yani şöyle küçük bir nota geçebilirim ben.
Eğlenmek için aslında böyle hadi gelip eğlenelim demiyoruz bazen zaman zaman.
Ama eğer payırsak ya da bir işe baktıysak küçük bir deployment yaptık.
Hadi sonra 3-5 muhabbet falan derken sohbet akıp gidiyor.
Hele bir Yunus'un kahve deneyimlerini görseniz.
Yani sürekli onu dinlemek istersiniz ya da onunla konuşmak istersiniz.
Öyle sürekli kendilerimizle de eğlence yaratıyoruz.
Belirli bir kalıplarımız henüz yok çünkü yeniyiz.
Ama zamanla bu yapıyı da oluşturacağımıza inanıyorum.
Çünkü ekipte herkes birbiriyle o goy goy şamatayı çok güzel yapıyoruz.
Bence dinlemeyimiz, enerjimiz çok güzel oydu.
Böyle. Kesinlikle. Bir de burada işte yine diversity'nin farkı oluyor.
Cidden insanların çok çok farklı hobileri olabiliyor.
Sadece değillerdi bunun üzerine sohbetler bile bazen uzayıp gidebiliyor.
Şu anlık biraz o şekilde gidiyor bizim koy koy muhabbetler.
Süper. Valla harika.
Yavaş yavaş kapatabiliriz.
Ben çok keyif aldım arkadaşlar.
Çok teşekkür ederim.
Teşekkür ederiz. Gerçekten keyifli.
Çok teşekkür ederiz. Gerçekten çok keyifli.
Biz teşekkür ederiz.
Bu bölümde Storefront International Checkout ekibi konuğumuzdu.
Çok keyifli bir bölüm oldu. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Görüşmek üzere.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
