
Selam Ekip - E50 - Cenk Çivici & Mustafa Daşgın
1 Temmuz 2024 · 50 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Selam Ekip 50 bölümdür aramızda! 50. bölüm özel olarak Cenk Çivici ve Mustafa Daşgın'la birlikte Trendyol kültürünü, geleceğe bakışımızı ve çok daha fazlasını konuştuk. Nice 50. bölümlerde tekrar görüşmek üzere, keyifli dinlemeler!
Transkript
Merhabalar, Selim ekibin 50.
bölümüne hoş geldiniz. Bu sefer farklı bir konsepte gidiyoruz, 50.
bölüm özel olarak. Şu anda ofisteyiz, fiziksel olarak bir aradayız.
Özel konuklarımız var. Ben Fulfillment Order Master Data ekibinden Fırat.
Ben Storefront Therapy Deep ekibinden Cengiz.
Ben Productivity ekibinden Erdem.
Bu bölümde iki değerli konumuz var.
Onlarla beraber konuşacağız, sohbet, muhabbet edeceğiz.
İsterseniz en başta konuklarımızı tanıyalım.
Cenk abi ve Daşkın, hoş geldiniz ikiniz de.
Hoş bulduk. Hoş geldiniz.
Teşekkür ederiz bizi misafir ettiğiniz için.
Rica ederiz abi, tekrardan hoş geldiniz.
Cenk abi istersen bir kendini kısaca tanıtabilir misin?
Aynen, ismim... Cenk Çivici.
97 mezun olduktan beri çalışıyorum teknoloji sektöründe.
2018'den beri de tren yoldayım.
Ondan öncesi dolap. O da tren yolun parçası şu an.
Teknoloji ekibine liderlik ediyorum.
Merhabalar. Ben de Mustafa Daşkın.
Daşkın diyebilirsiniz. Kısaca Daşkın.
Aynen. 2006 yılında mezun oldum ben de Hacettepe Bilgisayar Mühendisliği'den.
2018 yılında da tren yol ekibine katıldım.
2018'den beri de farklı ekiplerle birlikte çalıştım.
Şu anda Dolap, Global Platform, Enterprise Experience dediğimiz ekiplere destek oluyorum.
Aynı zamanda Platform Eze Servis ekibinin oluşturulmasında şu sıralar görev alıyorum, destek oluyorum.
Tekrar hoş geldiniz. Ben bizim için en önemli olan konulardan biriyle başlamak istiyorum aslında.
Tren yol kültürü biliyorsunuz, yıllar içerisinde hep birlikte şekillendirdiğimiz, gerçekten de çalışma hayatımızın en ortasına koyduğumuz, en önem verdiğimiz konulardan biri.
Birazcık tren yoldaki bu kültürden ve teknolojideki bu kültürden bahsedebilir misiniz bize?
Tren yol kültürü deyince, kültür birçok şirkette çok bahsedilen bir şey.
Hepimizin bildiği. Ama yaşatılması, yaşanması, ilerletilmesi çok zor olan.
Özellikle de ekip büyüdükçe zorlaşan bir konu.
Ben tren yol kültürü denince hep şeyi hatırlıyorum.
Bir pembe masamız var.
Şimdi şirket dışından dinleyenler bunu kafada görmekte zorlanabilir ama pembe masa tren yolun ilk kurulduğu yıllarda bütün o kurucuların, o ekibin, ilk ekibin oturduğu
masa. 8-10 kişiyi düşünün.
Çok böyle şey. Nasıl diyeyim masaya baksanız hani çok derme çatma görünen çok basit bir masa.
Böyle boyaları dökülmüş yerleri falan bile var.
Ama o masa bizim için o ekibin samimiyetini yani şu an duvarlarda yazan birçok değerimiz var.
O değerler aslında o masanın etrafındaki insanların kafa yapısını, işe yaklaşım tarzlarını, müşteriye yaklaşım tarzlarını bütün bunları somutlaştıran bir şey gibi bizim
için. bir varlık aslında.
O yüzden şirketimizin bütün ofisimizin ortasında duruyor o masa.
Yani ne diyoruz? O hani masayı düşününce o masanın etrafındaki insanları da düşününce o insanlar nasıl insanlardı?
Yani bir startup düşünün 8-10 kişilik işte o insanlar aralarında samimiyet vardı, işe odaklılardı, sürekli gelişimi açıklardı, işi sahipleniyorlardı, data ile karar vermeye çalışıyorlardı.
Şu anda da yaptığımız aslında o pembe masadaki kurulan kültürü Ölçeklemek.
Şu an çok büyük bir ekip haline geldik.
Sadece teknoloji ekibi 2000'i geçti, 2100 kişiye ulaştı.
Ama hala o pembe masalardan çok daha fazla var artık.
Hani 200 tane. Farklı farklı domenlere odaklı, farklı konulara odaklı ama şey aynı.
Yani o DNA. O yüzden o kültür deyince ben çok kısaca pembe masa diyebilirim mesela.
O samimiyet diyebilirim.
Hepimize düşen görev de tren yolda çalışan insanlar olarak.
O pembe masadaki hani şu an o somutlaşan birçok şirketin farklı yerlerindeki sloganları, yazan değerleri şirket içinde çalışırken ekip içindeki yaşayışımıza,
çalışmamıza her an o şekilde aksettirmek aslında yaşamak.
Kültür böyle bir duvarda değerler olarak şey durmamalı.
Yaşanmalı, yaşatılmalı. Ben hep şey gibi düşünüyorum yani tren yol bir insan olsaydı, ekibin bir parçası olsaydı bir birey olarak nasıl bir insan olurdu?
Hep işte bunu engineering'e indirirsem bir de çok uzatıyorsam.
Yok yok asla. Yani bir birey olarak düşünelim, bir engineer olarak düşünelim, bir mühendis olarak.
Öncelikle işte müşterisi için var olan, müşterisini öncelikleyen bir insan olurdu.
Hani bir incident olduğu zaman.
Saat kaç fark etmekte onu çözmeye çalışırdı.
Over Engineering'den bir çözümü çok kısa sürede büyük etki yaratarak sunmaya çalışırdı müşterilerine.
İşte Continuous Delivery sürekli değer teslimi yaratan bir süreç kurgulamaya çalışırdı.
Küçük küçük domen ekipler, yani bütün şeylerimizi etkiliyor karar verme mekanizmalarını aslında.
O yüzden çok çok önemli hep, değil mi?
Tren yolda hep vurgulanan şey.
O yüzden bu kültür değerler oluyor.
Stratejiden çok çok daha önemli.
Hep şey lafı vardır ya, kültür stratejiyi kahvaltıda yer.
Birçok şirket planlar yapar, stratejiler kurar.
Ama şeyi gözden kaçırmamak lazım.
Kültür onlardan 10 bin kat, 100 bin kat daha önemli bir konu.
Kazanması, kurması çok zor.
Kaybetmesi de bir o kadar kolay.
Aslında o yüzden bu kadar üstünde durduğumuz bir konu.
Yaşatmaya, örnek olmaya çalıştığımız konulardan biri.
En başta. Sonuç gibi oluyor sanki.
Yani kültür olduklarında diğerleri sanki onun bir etkisi gibi ya da bir yönlendiricisi gibi oluyor.
Sürekli de evrilen, gelişen bir şey.
Yaşanma biçimiyle aslında.
O kuru cümleler olarak yaşamamalı da her ekip içindeki yaşayışımızın her anına nüfus etmeli.
Kültür bizim katılıyorum kesinlikle en güçlü yönlerimizden biri.
Aslında bu yönümüzü nasıl şekillendirdiğimizi konuştuk, nasıl yönlendirdiğimiz üzerine.
Ama asıl önemli olan nokta nasıl uyguladığımız konusu.
Gerçekten kültürümüzü şekillendiren her bir değerimizin uygulanabilir olması için bizim...
iş hayatında çok fazla uyguladığımız way-off'larımız, çeşitli ritüellerimiz var.
Daşkın, sana sormak istiyorum abi.
Bizi aslında bu way-off'larımız günlük hayatımızda kültürü nasıl yaşadığımızı ve geliştirdiğimizi gösteriyor.
Biraz bahsetmek ister misin bu way-off'larımızdan, çeşitli ritüellerimizden?
Tabii. Aslında çok fazla ritüellerimiz, way-off work'imiz var düşününce.
İşte pay-up programik olsun.
Birbirimize yardımlaşmak için pay-up programik yapıyoruz.
İşte daily toplantılarımızı yapıyoruz.
İşte TD'de uyguluyoruz gibi.
Çok fazla ritüellerimiz var.
Ama bunların ortak yönünü düşünürsek şöyle diyebilirim.
Aslında biz çok hızlı geri bildirim almak istiyoruz sürecin her aşamasında.
İşte peer programming yaparken yanımızdaki arkadaştan yazdığımız kod hakkında geri bildirim alıyoruz.
İşte unit testler yazıyoruz.
TDD uyguluyoruz. İşte o koddan geri bildirim otomasyon...
şeklinde alıyoruz. İşte monitoringlerimiz var, alarmlarımız var.
Bunları sürekli izliyoruz.
Oradaki de amaç bir problem olduğu zaman müşteriden önce bu geri bildirim almak ve hızlı aksiyon almak.
Diğer tarafa dönersek yani teknik taraftan bahsettik.
Bir de ekip anlamında ritüellerden bahsedersek gene bu geri bildirim alma muhabbeti şurada ortaya çıkıyor.
İşte haftalık retrolar yapıyoruz.
O sprint nasıl geçti?
İyi yaptığımız, daha iyi yapabileceğimiz yerler.
Yani her şeyi iyi yapmış olabiliriz ama hep retroda şeyi konuşuyoruz.
Güzeldi, tekrar bu sprinti koştursak neyi daha iyi yapardık?
Bunları konuşuyoruz.
Birbirimize geri bildirim verme kültürümüz var.
Bu geri bildirim verme, işte şahsi anlaşılmasın.
İnsanlar birbirini kırmasın.
Olayları konuşalım, durumları konuşalım.
Neyi yanlış yaptık?
Neyi yaparsak daha doğru aksiyona alırdık?
Hatalarımızı nasıl öğrenirdik?
Bunlar hızlı geri bildirim alma ve iyileştirme anlamında bizim uyguladığımız ritüellerimiz.
Öyle özetleyebilirim. Çok iyi abi.
Burada az önce feedbacklerden falan vermekten bahsetmiştin.
Bununla ilgili işte bizim de işte eğitimlerimiz falan oluyordu.
Feedback eğitimleri vesaire çok da yararları oluyor.
Bu tarz feedbacklerle vesaire aslında hani kültürün nasıl daha ideal versiyonunu görüyorsun diye kendine bir açığını görüyorsun vesaire.
Ben de onun çok fazla yararını görmüştüm.
Buradaki aslında bizim kültürlerimizden bahsediyoruz ya.
Kültürümüz, temel bir kültürlerimiz var.
Bunların üstüne 10 kişiyken 100 kişiye çıkarmaya çalışıyoruz.
100 kişiyken de aslında aynı kültürleri tutmaya çalışıyoruz dedik.
Şu anda ise 2000 kişiyi geçmişiz.
Kişi sayısı arttıkça dediğimiz gibi o kültürü tutmak bir challenge da oluyor aslında.
Ama biz bunu şu anda başarıyoruz ve yapmaya çalışıyoruz.
Peki bu 2000 kişiyle beraber...
Bu aslında gelen sorulardan da biri diyor.
2000 kişi var. Gerçekten bu 2000 kişinin hedefi ne?
Yani biz şu an 2000 kişi bir araya geldiğimizde, 2100 nereye koşuyoruz?
Hani hedefimiz nedir? Bir araya geldiğimizde gitmek istediğimiz nokta nedir?
Biraz bunlardan bahsedebilir miyiz?
Yani tren yolunun hedefi bölgesinde, ülke ve çevresinde en büyük pozitif etkiyi yaratmak.
Bütün bu platformdan faydalanan, fayda yaratan, değer yaratan tüm paydaşlar için aslında.
Alıcılarımız, satıcılarımız, kargo şirketlerimiz, motor kuryelerimiz, herkesi düşünün.
Müşterilerimiz en başta olmak üzere.
Bu büyük etkiyi de bir platformla yaratıyoruz.
Yani tren yolun, teknolojinin bütün avantajlarını kullanarak.
Bu platformu yaratırken de ana amacımız bu.
Çok büyük bir pozitif etki.
Bunun farklı farklı şeyleri var.
Yani teknik açıdan da büyük pozitif etki.
O yüzden ne öğreniyorsak paylaşmaya çalışıyoruz mesela.
Aynen. Hep bütün şeylerimizde bunu yaşatmaya çalışıyoruz pratiklerimizde.
Platformun işte iş alanındaki etkileri de var aynı şekilde.
İşte şu an örneğin işte Türkiye'deki bir satıcıyı çok kolay şekilde Türkiye'nin içinde herhangi bir şehre ürün yollarmış gibi işte Körfez ülkelerine, işte Azerbaycan'a.
Doğu Avrupa'ya, Batı Avrupa'ya ürün yollayabilmesini sağlayacak bütün ortamdaki engelleri, problemleri de ortadan kaldıracak şekilde teknik bir platform sunuyoruz.
Burada da sürekli geliştiriyoruz.
Ana amacımız bu pozitif etki.
Bunu yaratırken hani şey 2000 kişi dedik teknoloji ekibi sadece.
Ben bunu hep şey diyorum.
Biz büyürken aslında küçülmeye çalışıyoruz.
Hani o pembe masa örneğini yine hatırlarsak.
Bu büyürken küçülmenin şeyleri var tabii ki.
Bir strateji, bir taktik şeyleri de var.
Herkesin bildiği işte küçük küçük ürün ekiplerine bölünüyoruz mesela.
Hani bu ekiplerin hiçbiri şey değil.
10-15 kişiler bizim için ekstrem rakamlar.
7-8 kişilik samimi, zor da oluyor zaten.
Amacı belli, sürekli değer teslimi yaratabilen, sürekli günde istediği zaman deployment yapabilen, production ortamında çıkabilen, yaptıkları işi production ortamında test edebilen,
hızlı sanki birer küçük startup gibi.
Aslında tren yolu bu anlamda birçok küçük startup'tan oluşan.
farklı farklı konulara odaklı, o konulardaki metrikleri, KPI'leri iyileştirmeye çalışan, bu konuda da sürekli yaptığı işleri production ortamına atan, günde şu an 850
rakamlarını gördük mesela deployment frekanslarımızda.
Bunu daha da yani bir de gene kültürel değerler gereği bunu da yeterli görmeyen, daha fazla olmasına uğraşan, yani organizasyon olarak dediğim gibi böyle...
Yatayda sanki Kubernetes scale ediyormuş gibi ekiple scale ediyoruz.
Burada bize yol gösteren işte domain driven design gibi yaklaşımlar var.
Ekipler birbirlerine ayağına basmadan birer zincir gibi, zincirin halkaları gibi değer teslimini, o halkalar akışını da yaratıyorlar aslında.
Burada sadece biziz dominerinden de bahsetmiyorum.
İnfradaki o fiziksel katmandan, o makinelerin fizikselden, virtualizationundan.
İşte platform tarafında database'lere, messaging'e şeye kadar gidiyor konu işte.
O servislerin, data product'ların production ortamında çıkışına, müşteriye katkı yaratmaya, impact yaratmaya başlamasına kadar ki tüm süreç.
Bunun organizasyon tarafı böyle.
Teknik tarafta birçok konu var.
İşte mikroservisler, data mesh, servis mesh gibi konular.
Geliyor daha sonra teknik tarafta derin konular olduğu için girmeyeyim çok fazla.
Sonra süreçler geliyor.
Hep şeye inanıyoruz.
Sürekli kısa aralıklarla production ortamlarına bir değer teslim etmeye.
Bir kodun, bir yapılan değişikliğin çok uzun süre production ortamından uzak kalmamasına.
O yüzden de işte bizim için o.
Dört ana metrik çok önemli.
Deployment frekansımız, lead time gibi bir işin uçtan uçtan ne kadar zamanda, hangi aşamalarda.
Burada bizim için şey önemli değil aslında.
Bir işin çok hızlı yapılması değil de hangi aşamada ne kadar bekleme yarattığı.
O beklemeler sürekli süreçlerimizi de bu açıdan kendi söküğümüzü dikmek gibi aslında.
İşi doğru yaparken yani doğru işleri yaparken etki yaratacak.
İşleri de doğru şekilde...
yapmaya çalışıyoruz. Sürekli yetinmeden de iyileştiriyoruz aslında orada birçok şeyi.
Bu süreçlerde de öğrendiğimiz her şeyi de ekip içinde, guildlerde, ekip dışında da meet-uplarda, ekip içinde meet-uplarda sürekli paylaşıyoruz.
Çok fazla ekip var.
Hepimizin birbirimizden öğreneceği çok şey var.
Benim en şanslı hissettiğim konu yani sürekli her gün, her yerde bütün tren yol ekosisteminde bir şeyler oluyor.
Canı sıkılmıyor. Yani guildler oluyor, orada bir şeyler oluyor.
Bir de kültür tarafı var.
Yani mühendisliği kültürü de bunun parçası.
Şirket kültüründen, ekip kültüründen bahsettim ama işte yani öğrenmeyi paylaşmak olarak görüyoruz mesela.
Bu podcast da bunun en büyük parçalarından bir tanesi.
Bu şekilde aslında o 2000 kişilik şey hani kulağa çok fazla geliyor.
Öyle değil ya. Yani gelen işlere bakınca şey diyorum.
Hani çok iş var güzel diyoruz.
Açık almayacağız belli. Sürekli bir iş gelecek yani.
Özellikle bu sene çok yoğun geçiyor bizim için.
Aynen. Türkiye ve çevresindeki çoğu ülkede.
Benim en büyük motivasyonum şu an bu zaten.
İki motivasyonum var. Türkiye ve çevresinde çok potansiyeli yüksek bir ülkeyiz çünkü üretim gücüyle.
Bu etkiyi Türkiye çevresine de yansıtmak.
İkincisi de ekip büyüdükçe aslında yeni bir mühendis arkadaşın, yeni mezun bir arkadaşın tren yola gelip de kısa sürede yetkin bir mühendis halini görmek de benim kişisel olarak artık yaş kemane
erdikçe. Bu da keşke diyorum yani yeni bir mühendis olsam tren yok benim için şey olurdu.
Bu ekipler içinde çalışırsam gerçekten kendimi yetiştirebileceğim bir...
Ortamı sağlıyor olmak da benim en büyük motivasyonlarımdan bir tanesi bir ekip olarak.
En büyük iki motivasyon bu mesela.
Evet abi ben de mesela 2019'da ilk internship programı yapılmıştı.
Ben de öyle gelmiştim. Orada böyle bir 40 kişi...
falan gelmiştik böyle. 3 aylık bir program yapılmıştır bizlere.
İşte 1 aylık en başta bir projeler.
İşte 2 aylık ekiple beraber bir şeyler yapma vesaire.
Orada farklı işler yapma.
Orada hatta sen de konuşmalar falan yapmışsın böyle.
İlk zamanlardan hatırlıyorum.
O stajyerle birlikteyken yani stajyerler, arkadaşlar beraber geziyorken, etrafa bakarken şey diyorduk.
Çok fazla şey var. Hani çok fazla insan var.
Çok konu var. Çok fazla konu var.
Yapılacak şey var ve şey diyorsun. Hani okey ben hani uzun süre boyunca bir şeyler öğreneceğini anlıyorsun.
Diyorsun ki burası büyük bir dünya. Hani Birçok şey var gibisinden.
Orada da organizasyon kısmında şey demiştin.
Küçülüyoruz. Hani şey yaptıkça bölündükçe.
Onu ben de şeyde anlamıştım.
Bir yerde bir ekip büyümeye başladı ve şey dedik.
Bölmemiz gerek. Hani bunun zamanı sanırım geldi.
Hani onu sanki kendiliğinden de böyle anlayabiliyorsun gibi.
Çünkü bir süre sonra toplantı bir süre uzuyor olabiliyor.
Hani o kadar çok kontekst ve çünkü fazla geliyor ve şey diyorsun.
Tamam sanırım zamanı geldi gibi.
Kendiliğinden sanki o böyle. Doğal olarak itiyor gibi sanki seni.
Biz özellikle seçmesek de sonucu bu olacakmış gibi.
Sanki kaçarı yokmuş gibi. Bir de şeyi de hissediyorum ben.
Şimdi bu küçük ekiplere bölüyoruz dedik ya.
Bir noktada da kültürü korumaya çalışıyoruz.
Şimdi ben yakın zamanda rotasyon yaptım.
Daha önce de totalde 6-7 farklı şirkette çalışmışımdır.
Hep şeyi görürdüm yani.
Her departman farklı bir şirket gibi.
Gerçekten geçtiğin zaman bambaşka bir kültür, bambaşka bir iş yapış şekli.
Kimisinde ECA'ya uygulanıyor, kimisinde uygulanmıyor.
Trendi olduğu şeyi hissettim sadece.
Ekip arkadaşlarımla aynıymış gibi aslında ama domen değişti.
Uğraştığımız şeyler değişti. Külüptür gerçekten birebir aynı yani.
O çok güzel bir şey bence de.
Her sene %30'dan fazla insan bütün ekibin %30'u rotasyon yapıyor mesela şu an.
Dediğin gibi yani sanki domen değiştiriyorsun, alan değiştiriyorsun.
Farklı bir yetkinlik kazanabiliyorsun orada.
Ama ekip arkadaşların şey olarak, kafa yapısı olarak, işe yaklaşım hepsi.
Aynı şekilde ben şimdiye kadar rotasyon yapıp da hani çok iyi oldu, iyi ki yapmışım demeyen hiç bir insan olmadı mesela tren yolda.
Belki şey olabilir. Hani ilk baştaki o değişiklik fazla gelir.
İlk insan için. Hani ben geçtikten sonra değil de geçecekten, geçecekken böyle şey ya şimdi farklı insanlar yeni bir şeyler.
Hep kaygılar oluyor. Evet o kaygı pek çok insani bir.
İnsan tabiatı öyle. Evet. Hani bilmediğin bir yere giriyormuşsun gibi oluyor çünkü.
Konfor alanı oluştu. Evet.
Bu aslında şeyinde çok güzel bir örneği, hepimizin aynı amaç için burada olduğu, hepimizin aynı amaç için çalıştığı yani bir pozitif bir değer üretmeye çalışıyoruz ve bunu X ekibinde, Y ekibinde değil tüm
tren yolu genelinde yapıyoruz.
Yaptığımız işte podcast olsun, işler olsun, yazdığımız en ufak kodda bile bunun amaçlayarak aslında günün sonunda yola çıkıyoruz.
Aynen aynen. Medium'daki bir yazı bile aslında bunun böyle bir o amaçta yürüyen bir şeymiş gibi, geçmiş gibi oluyor yani.
Kesinlikle. O geri bildirim kültürüyle rotasyon birleşince zaten Ekiplerdeki kültür daha iyi sağlanıyor.
A ekibinde uyguladığı bir şeyi B ekibinde rotasyon yaptığı zaman.
Polenler gibi kültür.
Oradaki iyi yerleri alıyor.
Bir de geldiği ekibin iyi ritüellerini oraya tekrar hatırlatıyor aslında.
Aynı. Bir kombinasyonu oluyor gibi.
Silolar yani şeyler olmuyor.
Kültürel. İzolasyonlar, farklı kültürlerin evrilmesi falan da bunun önünde de geçmiş oluyoruz.
Rotasyonlar olmasa bu kadar fazla ekip herkes kopabilir.
Bence geçişler çok daha sert olurdu öyle olsaydık.
Şu ekip şöyle yapıyor derlerdi ve ona çok uzak gelebilirdi gibi.
Öyle değişiklikler de oluyor.
Geçtiğimiz günlerde mesela bir ekipten uzun yıllardır bir ekipte olan arkadaşımız 3 yıldır, 4 yıldır ML platform, machine learning platform ekiplerimize tamamen daha önce hiç Hani
bir yetkinliklerinin, teknik yetkinliklerinin de test etmediği kendisine.
Yani comfort zondan tamamen rahatdan.
Aşağı atmış gelsin.
Çok cesur.
Aynen comfort damından atmış.
Herkesten beklediğimiz konu.
Şimdi hep teknolojiden konuştuk.
Teknoloji dediğimiz olguda böyle sürekli bir değişim var.
Sürekli bir gelişim var. Trendyol olarak da böyle sıkıca takip ettiğimizi düşünüyorum ben.
Baya yakından böyle hani tampon tampona bir takip var.
Bu takibin dışında bir de inovasyon kavramına gelecek olursak.
Trendyol'da inovasyon ne anlama gelir?
Ne demektir? Bu soruyu bana önceden sorsaydın Trendyol'un dersi.
Muhtemelen şöyle bir cevap verirdim.
Yeni çıkan bir teknolojiyi işte alalım, öğrenelim, uygulayalım.
Hayatımıza devam edelim. Trendyol'da işler biraz değişiyor.
Trendyol'da inovasyon dediğimiz zaman benim aklıma iki tane madde geliyor.
Bir tanesi bizim müşterimiz ne istiyor?
Biz müşterimizin istediğini, ihtiyacını, sorununu teknolojiyi kullanarak performanslı bir şekilde çözmeye çalışıyoruz.
Bu çerçevenin dışına çıkmadan hangi teknoloji yeni ya da eski benim işimi görüyorsa onu uygulamaya çalışırım.
Tabii bunu uygularken tren yolunun ekstra bir özelliği oluyor.
Çok yoğun yük alıyoruz.
Yani işte best pratikler dediğimiz kağıtta yazan o teknolojinin best pratikleri çok mesela işe yaramayabiliyor.
Asıl inovasyon tren yolu da orada başlıyor.
Yoğun yük altında o teknoloji nasıl davranıyor ve ben ona nasıl çözümler getiriyorum?
Bunu araştırıyoruz. İşte bunu buluyoruz.
Bunu ekiplerle birbirlerimizle tartışıyoruz.
Bence inovasyon Trendyol'da bu.
İkinci ayağı da şu derdim.
Hatalarımızdan öğrenen bir ekibiz.
İşte 2000 kişi, 2100 kişiden bahsettik şu anda teknoloji ekibinin ama bu 2018'de ben Trendyol'a başladığımda 100-150 kişiydi.
Trendyol'da siz harika işler yapıyorsunuz.
İşte pair yapıyorsunuz, TD'de uyguluyorsunuz çünkü sayınız çok diyen arkadaşlar oluyor Trendyol dışından.
Ben onlara şöyle cevap veriyorum.
Biz de zamanında 100-150 kişiydik ve bunları işte hatalarımızdan öğrenerek üzerine koya koya bir şeyleri geliştirdik.
Bu hayattan, hatalardan öğrenme, yeni ritüeller geliştirme işte birazcık da ecail oluyor, çevik.
Yani sen probleme göre, soruna göre adapte oluyorsun, şekil değiştiriyorsun ve kendini geliştiriyorsun.
Ve bunu diğer ekiplere hızlıca yayıyorsun.
Bence inovasyonun ikinci ayağı da, ikinci adımı da trend yolu da bu derdim.
Bir de şey var aslında abi, lafını böldüm çok pardon.
Bulduğumuz bu inovatif çözümleri de aslında dışarıya da açıyoruz.
Onlardan da bahsedebiliriz.
Open Source çok fazla dışarıda açık projemiz var.
GitHub'da özellikle bayağı bir projemiz olmaya başladı ve aktiflerden.
Komik sayılandan bile anlayabilirsin sen.
Onların hepsi de denişinden çıkan, ihtiyaçtan çıkan, problemden çıkan zaten bir problem varken...
sunulan çözümler daha uzun vadeli daha kalıcı şeyler oluyor.
Tren yolda da bu problemlerden sayıca şey var.
Çok fazla çözüm bekleyen bir sürü konu var.
Aşkın'ın dediği gibi hep problemden, müşteri probleminden geriye doğru düşünüyoruz.
Bir problemi daha iyi çözmenin yolu varsa ve burada o daha iyi çözmenin yolu teknik açıdan hangi iyileşmeyse dünyada olup biten konular arasında onu öğrenip kullanmaya çalışıyoruz en basitçe.
Sade şeydi aslında işte gidip de bir haypa kapılmak.
Hani herkes şu vagonu atlamış.
Gaza gelip de biz de yapalım bu işi falan gibi bir şey hiç konuşulmuyor.
Aslında bir trend haline gelmeye başlayan bir konu olduğu zaman biz bir radar mantığıyla bu konuyu bir bakalım.
Acaba bir test mi etsek bir yerde?
Bir deneyelim. İşte sonuçlara bakalım.
Sonuçlarına göre farklı ekiplere yaymaya başlayalım mı?
Adım adım ilerliyor aslında o süreç.
Uzakta bir şey belirliyor.
Sonra bize doğru cisim yaklaşıyorsa işte adım adım geliyor.
Sonra bütün ekibin o konuda farkındalığın artması ve şey olması.
Şu an bizim için konular mesela şey.
Bundan değil mi? 7-8 yıl önce tren yolun tamamen odağı platformumuzun ekiplerin ölçek mikroservis mimarisine replatform edilmesiydi.
Ve bunu gerçekleştirdikten sonra o legacy, bütün altyapımız, marketplace platformları, local commerce platformları, dolap, birçok konu o temel sistemler üstünde geliştirmeye başlandı.
Şimdi international konusu geldi.
Yeni yeni ülke açılışlarını çok kolay yapabilecek altyapılar geliştirmeye başladık.
Ondan sonra... Mikro servisleri yaptık, işte operasyonel database'lerimiz hazır.
Şimdi data mesh tarafını nasıl yaparız?
Bütün o central data warehouse'umuzu, domain ekiplerimizin datayı publish edebileceği bir dağıtık, data product'larına nasıl dönüştürebiliriz gibi konuları tartışmaya başladık.
Orada ilerledik daha sonra.
Şimdi de konumuz hep.
Bu kadar datamız var, analitik datamız.
Biz bunu kullanarak müşterimize daha fazla etkiyi nasıl yaratırız?
Ürün tavsiyeleri için kullandığımız modellerimizi daha kısa aralıklarla...
real time'e yakın şekilde nasıl refresh ederiz, tekrar tekrar oluşturabiliriz gibi birçok böyle bunları yaparken de hep şey, teknolojinin avantajları neyse o anda.
İşte değil mi? LLM diye bir şey çıktı.
İşte o nedir, ne değildir?
Biz de yapabiliriz.
Biz de fine tune ettik mesela geçenlerde şeyi, Lama 2 üstüne geliştirdiğimiz şeyi.
Bunu kullanmaya başlıyoruz ama hep şey, konu aynı yerden başlıyor.
Bir müşteri probleminden geriye doğru.
gidiyor. Çok hızlı değişiyor. Mesela onu söyleyebilirim.
Tren yolda bu tür kararlar 8-10 kişilik değil mi?
8-10 kişilik bir küçük ekibin alabileceği hızda alınıyor aslında kararlar.
Hiç şey olmuyor. Ve farklı bakış açıları da kazandırıyor.
Ben data mesh'i bize gelene kadar mesela bilmiyordum ya da geliştirme yaparken böyle data bakış açısıyla o gelişmeyi yapmıyordum çok fazla.
Zorluğu ne mesela? Her yerden Değil mi?
Yeni yeni RFC'ler çıkıyor.
Aynen. Onları okumak.
RFC'ler çıkıyor. Böyle bir şey var.
Hani şöyle bir şey var. Ya da biz böyle bir şey.
Biz Kafka'da şunu yaptık.
Aynen. Bütün ekipler kullanabilir.
Evet. Böyle bir düzen yapılabilir.
Tüm ekipler yapılabilir. Sen küçük bir şey gibi bu kadar fazla teknik insan bir arada, iyi teknik insan bir arada olunca bütün ekip sürekli bir inovasyon, bir değişim, bir şey oluyor.
Sürekli yeni fikirler. Benim en çok çektiğim sıkıntı tek kişi şey.
Takip etmek mi? Hem tren yolu içindeki gelişmeyi hem dışındaki gelişmeyi takip etmek çok zor.
Abi evet ya çünkü şey çok fazla şey üretiyoruz ya bile.
Dediğin gibi onun takibi. Biz de developerken şey yapıyoruz.
Mesai sat diye şunlara bakabilirim.
Şurada şöyle bir RFC var.
İş de bitmiyor. Aynen iş var ama onu üretmek güzel oluyor.
Çünkü şey hem biz üretiyoruz hem de kendi ürettiğimiz şeyi kendimiz yapıyoruz ya böyle.
O yüzden onun... Karşılığı çok fazla oluyor.
Çünkü bir şey olduğunu konuşuyor da biliyorsun.
Yapan kişi çünkü senin ekibinde. Yani konuşup böyle bir şey yaptığınız zaman biz de şöyle bir şey var nasıl yapabiliriz deyip tartışabiliyoruz.
Kendi derdimizi paylaşıyoruz vs.
Bunları böyle tartışmak farklı kafalar açıyor.
En azından bende açmıştı özellikle. Örneğin data mesh kısmı.
Ben kendi yaptığım işim bu kadar çok data ürettiğini data bakış açısıyla çok fazla bakmadığım için daha az bakıyordum.
Ama onunla birlikte ha okey dedim böyle bir şey de var.
Gibi. Datamaşı saatlerce konuşabiliriz mesela.
Ayrıca bir podcast konuşuruz.
Aynen böyle bir bölüm çekilebilir.
Bir de şey çok önemli. Ekipler otonom olduğu için kendi başlarına karar verme yetkinliği var bütün ekiplerde.
Benim geçmişte çalıştığım yerlerde şey çok oldu mesela.
Kurumsal mimariden bir kararın gelmesi lazım ki onu biz kullanalım.
Biz takım olarak bunu kullanıyoruz diyemediğimiz yerler oluyordu.
Burada o işte şeyin önünü çok açıyor gerçekten hızlı bir şekilde.
Yani 2000 tane arı kovanı gibi gerçekten insanlar bir şeyler yapıyor.
Şu teknolojiyi kullanan biri var mı diye sorduğunda mutlaka biri çıkıyor yani.
Hani yeni güncel bir şey olsa bile.
O önümüzü çok açan bir yapı.
Kurumsal şey değil mi aslında? Nasıl diyeyim?
Yani bir şirket büyük, büyürse kurumsal olmuyor.
Kurumsaldır. Aynen. Bir şey büyüksün merkezidir.
Bir kafa yapısı, yaklaşım tarzı.
O yüzden değerler çok önemli işte.
Kurumsal şirket nedir aslında?
O kötü anlamda.
Problemleri insanların aslında başkasının yani bu benim sorumluluğum değil dediği.
Yani bir mimariyle ilgili bir kararı o ekip alıyor.
Benim almama gerek yok deyip aslında...
İş gibi görmeye başladı.
Yani o şey bir dünya.
Bizim ölçek yöntemimiz aslında şey.
Tren yol kendini küçük küçük startuplar olarak şey yapıyor.
Ölçekliyor aslında. Bu merak edilen de bir soru gibi çünkü.
O yüzden de şeyimiz çok hızlı mesela.
Ritim. Değil mi? International konuları değil mi?
Geldi mesela. 3 ay içinde şeyi bitirdik.
Bütün körfez ülkelerine açılacak platform.
2,5 ay falan sürdü.
Birçok ekip bunu Kaç?
90 ekip galiba.
Uluslararası o pazarlarla ilgili, körfez ülkeleriyle ilgili altyapımızın hazırlanması için iş yaptı.
Her sabah stand-up'larda falan her ekipte yapılacak işler planlardı, koordine edildi.
Yani bunu planlaması bile aylar sürebilirdi.
O sürede proda alındı.
Değil mi? Production alınması 3,5 ay, 2,5 ay gibi bir süre sürdü yani.
Tabii MVP'si. Supernote'da biri yani.
Şey demeyeyim şimdi. Biz çünkü iterasyonla ilerlediğimiz için dinleyiciler dışarıdan arkadaşlar dinlerken çok burada böbürlenmek için demiyorum.
MVP mantığında. MVP mantığında.
POC'ye çıkmamız aslında.
Bir de şöyle bir ülke var ve bir anda o tüm altyapısını oraya bir anda getiriyorsun.
O geçiş vesaire oluyor gibi.
Ben mesela bir ülkedeyim. Bir ülke bir e-ticaret geliyor ve çok kısa bir süre içinde geliyor ve çok büyük bir platform.
Ve orayı da direkt destekliyor full.
Kazancı yüksek gibi yani gerçekten o kişi için de diyor ki okey.
Böyle bir şey geldi ve bir anda kendi altyapısını getirmesi şey yapıyorsun.
Okey hani biz burayı yapabiliyorsak hani ülke bir süre sonra çok da fark etmiyor.
Bir yapıyorsun iki kere yapıyorsun.
Bir süre sonra zaten ülkeye özel değiştiren ziyade artık tabii fiziksel şeyleri saymıyorum.
Örneğin ben de fulfillment kısmındayım.
Fiziksel depo süreçleri falan filan oluyor.
Ama en azından onun dışındaki yazılım kısımları için hani okey diyoruz.
Artık başka ülkelerde daha kolay yapılabilir çünkü gördük.
Artık global bir platforma doğru evriliyoruz aslında.
Türkiye'den çıkıp globale...
Evrildik gibi bence.
MVP'de evrildik. Yapacak şeyler var değil mi?
Aslında burada şey de çok önemli konu işte hep beraber ilerlememiz, hep aynı daha önce bahsettiğimiz gibi hep aynı amaçta çalışmamız falan.
Biraz daha bizim işte mottomuz One Dream One Team olduğu için aslında şu ana kadar biraz daha Dream tarafından bahsettik işte neler istiyoruz, nereye doğru gidiyoruz falan.
Biraz da takım tarafından, team tarafından bahsedelim istiyorum açıkçası.
Şimdi ekip içerisinde biz bir iş yaparken uyum, iş birliği, beraber çalışma, feedback, keza hepsi aslında çok önemli.
Ve yönetmesi de oldukça zor, oldukça meşakkatli.
Bir de bunun yanında teknoloji dünyası çok hızlı gelişiyor.
Yani işte AI'nin de girmesiyle, AI'den öncesinde de zaten teknoloji dünyası hep çok böyle linear ilerleyen bir dünya oldu.
Bizim burada... Takım olarak teknolojinin bu kadar hızlı ilerlemesi vesaire gibi konulara bakış açımız nedir?
Yani teknoloji çok hızlı ilerlemeye devam edecek.
Bizim için de işte biraz önce konuştuğumuz gibi müşteri ihtiyacını teknolojinin verdiği avantajlarla en iyi şekilde o pozitif etkiyi yaratacak şekilde bir çözüm sunabilmek önemli.
O yüzden şey aslında tren yolda bu konularda gerçekten şeyde yer alıyor.
Yeni bir inovasyon, yeni bir yaklaşım tarzı çıktığı zaman hemen kendi filtresinden Geçirmeye çok meyilli.
Bunun nedeni çünkü uğraştığımız ölçekte çözmeye çalıştığımız problemler de çok büyük.
Etkisi de çok büyük.
O yüzden işte biraz önce tartıştığımız o yaklaşımların hepsi tren yolda bizim o filtreden geçip bir anda One Dream'i yaratabilmek için ekip tarafında organizasyon,
süreçler, teknik altyapı.
kültür, bütün buralarda somut aksiyonlara dönebiliyor.
Tren yolda bulunduğum her sene farklı şeyler yaşadım.
Ben yani tren yolu benim en uzun çalıştığım yer mesela.
Şimdiye kadar beni yani tanıyanlar, arkadaşlar belki dinliyordur.
Hep şeydim. Yani 3 sene çalışırım, 4 sene çalışırım bir yerde ama.
Max 3. Aynen. O seviyelerde de, yazılımcı olarak çalıştığım zamanlarda da hemen o...
Onun ana nedeni neydi diye merak ettiğimde şimdi eskiye dönüp bakıyorum da hep şey o rahatlığa ermekti aslında benim derdim.
Monotonlaşıyor mu? Evet o monotonlaşmayı sezdiğim zaman artık yeni öğrenmem gereken bir şey var dediğim zaman önümde de o fırsatları göremediğim zaman iş değiştirmişim aslında.
Yani tren yolda da şimdiye kadar 8 yıl dediğim gibi hani dolabında saysak baya uzun bir süre çok o şey hiç durmadı.
Hep farklı bir o one dream kısmı da değişti aslında.
Biz değil mi 8 yıl önce geldiğimizde tren yola başladığımızda tren yol böyle global bir e-ticaret platformuna evrilecek gibi bir vizyon konuşulsa da şey değildi.
Herhalde işte founderlarımız, kurucularımız bir rüyadan yani ben böyle şey diyordum hayal falan gibi bakıyordum.
O yüzden şey şimdiye kadar hep böyle farklı aşamalarda gitti.
Her sene farklı bir zorluk vardı.
Yani önce dediğim gibi o.
Sistemi replatform ettik.
Aynen. Bu sefer şey oldu.
Data. Datayı replatform etmeye başladık.
Ondan sonra başka bir konu.
Her sene o yüzden de insan genç kalıyor mesela tren yolda.
Sürekli bir şeyler öğrenmek zorunda da kalıyor.
Evet. Benim de en büyük çektiğim sıkıntı bu.
Mesela problem olarak gördüğüm şey ben bunu daha fazla yani hala genç değilim artık.
Yaş kemal erdikçe acaba ekip Yani bir şeyi okurken ederken.
Yenisi çıkıyor. Yok böyle eskisi kadar çabuk anlayamamak falan ya da konuyu daha fazla çalışmam gerekiyor gibi hissediyorum.
B12 vitaminimi eksik.
O yüzden şey yani daha yapılacak çok şey var diyebilirim.
O yetinmeme. Beni de hep drive eden şey o mesela.
Hiç kendimi yeterli görmüyor olmak.
Hep bir... Ama olumsuz bir şeyi hep şeye yormaya çalışıyorum.
Bir kısıtlı bir kafa yapısı vardır ya.
Problemleri problem gibi görür.
Biz bunu nasıl çözeceğiz ya? Bunları nasıl başa çıkarız der.
Kimisi de iyi ki bu problem var.
Bu problemi çözersek süper olacak falan der.
Ben hep şey kafasındayım.
Problemi görüp kendimi telkinle şeye itiyorum.
Mühendis kafası bu gibi.
Her problem çözülmesi gereken güzel bir fırsat aslında.
O fırsatları da gördükçe mutlu oluyorum mesela.
Aşkımla hep konuştuğumuz konulardan.
Bu problemi çözdük daha iyi problemler.
Daha kötü günler.
Ekipte şakası yapılıyor.
Kötü günler geride kaldı ama daha kötü günler bizi bekliyor.
Sürekli arada bir kafama geliyor sen söyledikçe şimdi yeniden.
Ya da hep şey demem de.
Bu seneyi yapalım.
Bu konuları da çözersek seneye bir şey kalmıyor.
Bu bir bitsin. Seneye rahatız.
Zaten e-ticaret yani bu iş modeli o kadar da kompleks değil.
Bunları da çözelim ama bunu 10 yıldır falan söylüyorlar.
Bu micro scale'de de söylüyorlar.
Her PM en az bir defa bunu söylüyorlar.
Bu sprint okey.
Bir sonraki sprintte rahatız yani.
Demek ki bu böyle universal bir şey abi.
İş bitmemesi en güzel şey değil mi?
Evet. Büyüme hikayesinin, o zorlukların bitmemesi, işte bize inovasyona, farklı şeylere zorlayan, yeni yaklaşımlara zorlayan şey bu.
Evet. Biterse biz de biteriz herhalde.
Kemal'le de şey yapıyoruz, create, read, update.
Aynen, kurut işlemleri. Ne kadar zor olabilir.
Ne kadar zor olabilir.
Restful bir yapıyorsun ben.
Her şey belli. Peki abi burada biraz daha kişisel bir şeyden sormak istiyorum, bahsetmek istiyorum.
Burada sen az önce mesela şeyden bahsetmiştin.
İşte çok fazla içerikler üretiyoruz.
Takibini zorlayalım çünkü hep bir içerik üretiyoruz.
RFC'ler yazıyoruz. Sosyal medyada işte Medium'lar oluyor, YouTube oluyor.
Spotify, Podcast'lar oluyor.
Sürekli o teknik şeyleri hem dışarıya hem içeriye işte biz bunu böyle yaptık vesaire gibisinden hep birbirimize destek olmaya çalışıyoruz.
Yardımcı olmaya çalışıyoruz ve bir şeyler üretiyoruz.
Burada bu işin bir de takibi var.
Yani kendimizi sürekli geliştirmek için bu geliştirmeleri nasıl takip ediyoruz?
Örneğin ben... Bir şeye bakarken genelde önce yazılı okumayı tercih ediyorum.
Yani sıkıcı gözüküyor.
O sıkıcı dökümanı en başta okumayı tercih ediyorum.
Sıkılıyor muyum bazen? Evet. Ama yine de hani içim rahat etmiyor.
Diyor ki önce döküman okuyayım.
O da alışkanlık yani. Herkesin böyle bir yöntemi farklı oluyor.
Geliştirmeyle alakalı. Sizin mesela kendinizi geliştirmek için yaptığınız bir yöntem var mı?
Ya da bununla ilgili bir dersiniz vardır.
Size en büyük etkisi olan dersi varsa vs.
Bunlardan biraz bahsedebilir miyiz?
Aşkım. Ben tren yolunda şeyi öğrendim.
Neden sorusunu sormayı öğrendim.
Kendimi biraz öyle geliştiriyorum.
Neden bunu yapıyoruz? Neden bu önemli?
İşte neden önceliklendirildi?
Ve neden sorusunun peşinden de o neden sorusunun cevabını data ile vermeye çalışıyorum.
Şu sebeple işte data ne diyor bana?
İşte burada bir dert var.
Neden bunu yapıyorum?
Data diyor ki bana burada çok fazla support yükü var.
İşte ticket çok açılmış. Demek ki ben support yükünü ilk önce azaltmak için Bunu önceliklendirmem lazım.
Aynen. Motivesi ne gibi?
Benim biraz kendimi geliştirmek için ya da neden bu konuyu öğrenmem gerekiyor?
Benim ne işime yarayacak?
Yeni mühendisler, yeni genç arkadaşlar.
Öyle misin? Evet, evet.
Ne gerek vardı falan. Niye yani?
Yani yeni genç arkadaşlar, mezun arkadaşlar her şeyi öğrenmeye çalışıyor ya biz de öyleydik.
O imkansız hak.
Ne işine yarayacak? İlk önce bir nedenini bul, kendini ondan sonra o nedenin sana verdiği hedef doğrultusunda kendini geliştirmeye devam edersin.
Benim biraz daha temelden gireyim konuya.
Benim de böyle. O olayı. Benim de aşkın gibi bir problem önce kontekste o problemin.
Dizayn pattern'lar gibi düşünün.
Önce bir problem var. Onun bir bağlamda hangi bağlamda o çözümün sunulduğu var.
O çözümün daha sonra işte farklı şeyleri var.
Alternatifleri onların şeyleri gibi.
Hep bu kafayla düşünmeye çalışıyorum.
Ama problemden yola çıktığımı düşüneyim şimdi.
Yani bir şey gibi kıslı bir zamanımız var hepimizin.
O zamanı yani şey gibi düşünün vakit makittir gibi.
Kıslı bir bütçeniz var.
Onu neye harcarsam en büyük katkıyı elde ederim.
Bunu çok iyi seçmek gerekiyor.
O yüzden de ben şey yapıyorum aslında.
Bir önceliklendirdiğim hani genel bilgi sahibi olayım.
Genel kültür sahibi olduğum teknik konular var.
Hiçbirini detaylıca bilmiyorum ama.
Temel bilgiler. Temel bilgiler.
Yeni yeni yaklaşımlar.
İşte bu şey gibi.
Bana şey deseniz bir el elem treni eder misin?
Yapamam. Ama el elemlerin nasıl çalıştığı hakkında.
Soru sorsanız sanki biliyormuş gibi anlatırım.
Çünkü okudum bir yerde ama hiç yapmadım.
Aslında bilmiyorum. Genel sadece teorisine bir şey böyle yaklaşmaya çalışıyorum.
O derin sulara girmeden.
Ama bir de önümde gerçekten bir problem o fırsat dediğim konu olan bir konu var.
Orada da saplantı seviyesinde okuyorum aslında.
Uygulamaya da çalışıyorum.
Çünkü benim yani şeyden değil mi?
Her teknolojiyle çalışan insanın bir mühendisliğin şeyi o.
Yani bir konuyu uygulamadığımız sürece öğrendik diyemeyiz.
Elini bir batırman gerekiyor. Evet yani bir şey okuruz zaten 24 saat içinde okuduğumuz şey uçuyor gidiyor.
Ama uygularsak işte değil mi bir open source bir şeye baktığımızda.
O yaşlılıktan olabilir. Ve 12 eksikliğine olabilir.
Ama bir saat içinde unutulduğu söyleniyor.
Müze 24'ten. Uyguladıktan sonra şey oturuyor aslında.
Yani ben de o örnekleri falan artık kod yazmasam da örnekleri uygulayıp hani o konuda derinlemesine bilgi sahibi olmaya çalışıyorum.
Zamanımızın ama yüzde sekseni belki şeyle geçiyor.
Okumak. Okumayla geçiyor.
Şey yaptın oldu mu? Ben bunu yatmadan, uyumadan önce okuyayım ki uyurken...
Gidin çaldın.
Yani kendini hacklemiş.
Orada da şey, o şey Pragmatic Programmer diye bir kitap var mesela.
Orada şey önerisi verilir.
zamanınızı sanki bir yatırımcının portfolyosunun yönetilmiş gibi yönetmeniz gerekiyor.
Çok çok riskli ileride gelebilecek konular var.
Yatırım yapıyorsunuz çok çok geleceğe.
Bugünün konusu değil ama ileride belki bugünün konusu olacak.
O konularda bilgi birikiminizi, farkındalığınızı artırın.
Bugünün konularında da daha fazla yatırım yapın, uzmanlaşın, daha iyi olun.
Ama geleceğe de yatırım yapın gibi bir şeylere, bir kafa yapıları vardı.
O benim şeyim mesela.
Uzun yıllardır hep bir alışkanlık gibi.
Çok çok ilerideki bir şeye de bakıyorum ama şeyim yok.
Öğreneyim, kullanayım. Tren yolda öyle bir şeyde de değiliz artık.
Teknolojide bir lider olarak vermediğim kararlar da çok önemli mesela.
Bunu yapmayalım.
Hiçbir şey yapmamak bazen daha şey.
Dokunmayalım. Riski daha düşük mesela.
O yüzden bir şey yapalım diyorsak ekip halinde aslında mutlaka onun bütün şeylerine karar vermiş olmalıyız.
Hani riski çok 2000 kişilik bir ekibin yanlış verilen bir kararla nasıl patlayabileceğini düşünün.
O yüzden inceleyip sık dokunmak da lazım.
O yüzden o farkındalığın çok fazla olması lazım.
Datamash gibi bir konu mesela konuştuk bugün.
Çok uzun süreler konuşuldu mesela bütün ekiplerle.
Artık değil mi hepimiz böyle mantıklı gördük.
Ondan sonra nasıl yapacağımız.
Gittik dünyada bu konuda uzman kim var onlardan eğitim aldık.
Çok uzun bir süreç olabiliyor karar verdikten sonraki.
Doğru yönde koştuğumuz sürece.
Çok hızlı gitmek şey değil aslında.
Aceleci davranmamak da çok önemli.
Bu yılların bana getirdiği şey eskiden çok sabırsız bir insandım.
Aceleci işte hemen o etkiyi yaratmayı çok istiyordum işte bir an önce.
Olsun bitsin hemen çıkalım falan.
Ama şey değilim artık hani ekip büyüdükçe ölçeklendikçe özellikle teknik yaklaşımlar konusunda acele etmeden doğru kararlar falan.
Bir düşünelim falan böyle. Aslında bu...
Demin bahsettiğiniz şey T-Shape Development'a da aslında karşılık geliyor abi.
Yani yatayda bir alanda gerçekten uzman derecesinde iyi olmak, dürüstlükle olarak ona çalışmak, dikeyde de birçok alanda temel şekilde ilgi edinmek gibi.
Bir de işbaşı düşünce o genel...
seviyede bilgi sahibi olduğumuz bir konuda da iyi mühendisizsek bir anda derinleşebilme esnekliği de olması lazım.
Kendimi Java Developer gibi Go Developer gibi tanımlamamak çok önemli mesela bir mühendisin.
Bunlar şey gibi araç setindeki çantadaki şeyler farklı farklı araçlar.
O yüzden o kafa yapısı çok önemli bence.
Hangi problemi hangi araçla çözeceğimiz.
Her şeyi her problemi çivi gibi görürsek şey olur.
Bütün şeyimiz çekiç olur.
Bütün elimizdeki tek kullanacağımız araç.
Hepsi farklı problem olabilir çünkü.
Onun bir kelimesi olduğunu unuttum yani neydi?
One size fits all.
Bu o muydu? Emin değilim.
Bir defa yaz her tarafta çalışın.
Platform bağımsız bir cross platform.
Olmadı değil mi o iş? Hiç olmadı.
Kandırlar. Yalan.
Bir de şey Cava ilk çıktığı zamanlar JVM.
Her yerde. 16 milyon.
Yüzükte bile çalışacaktı.
Bir yazacağız dolapta bile çalışacaktı.
Hala öyle. Hala yüklediğin zaman.
Yazıyor. Her cihazda tabii tabii çalışıyor.
Ve o sayı hiç değişmiyor yani. Evet.
20 yıl oldu ama hala 16 milyon insan kullanıyor herhalde.
Bu şimdi 97'den kaç yıl oldu?
Abi 26 çok olmuş. Ben temel yaklaşımların değiştiğini hiç görmedim mesela şimdiye kadar.
Bunu çok uzun yıllardır çalışan deneyimli arkadaşlar da aynı şeyi söyleyecektir.
Mesela şu an hani domenilerden falan bahsettik.
Yaptığımız şey aslında single, SRP aslında değil mi?
Single Responsibility prensibine göre.
İyi bir mimari eşittir, iyi bir ekip yapısı.
Organizasyonu mimariden ayırmamak lazım gibi kafalar aslında.
Arkitekt iyi bir engineer şey de yapabilir.
İyi bir organizasyon da kurabilir mesela.
Bu şey tersi değil mesela şey olarak baktığınızda.
O yüzden teknikten koparmak da çok önemli.
Aynen. Kesinlikle. Benim en büyük korkularımdan biri de bu.
Bir gibi uyanacaksın her şeyi unutmuşsun gibi.
İşe yaramaz biri gibi hissederim herhalde.
Artık ekibin yaptığı.
Ne zaman boş kalsam şey yapıyorum zaten.
En büyük şeyim kitapta kod gezmek.
Ne yazıyor bu? Kimseye rahatsız etmiyorum ama.
Gizli kod. Burada ne oluyor ya?
O şey gibi.
Bir işimiz var.
Bir de mesleğimiz var.
Paranelde gidiyor gibi. İşim, rolüm, sorumluluğum farklı.
Ama mesleğim aynı.
Hiç değişmedi 27 yıldır, 26 yıldır.
Geleceğe yatırımdan bahsettik hep.
Şimdi böyle çok hızlı gelen de bir gelecek var.
Ben böyle bazen oturup düşündüğümde şeyi fark ediyorum.
Yani bu bir sene içinde olan olaylar teknoloji anlamında.
Belki geçmişte 5 yılda olanlardan daha fazla, daha hızlı gelişiyor.
Teknoloji profesyonelleri var.
İşte Twitter'da falan hep görüyoruz insanlar kaygılanıyor.
İşte yapay zeka geldi mesleğimizi elimizden alacaklar vesaire falan.
Bu tarz durumlarla ilgili sizin önerileriniz ne olur?
Sizin düşünceleriniz nelerdir?
Trendyol'un bununla ilgili bir kaygısı var mı?
Bir düşüncesi var mı? Şey muhabbeti değil mi bu?
Hesap makinesi çıktı matematik çıktı.
Şey işte değişime ayak uydurma işte.
O çevik olma mevzusu. O aracı kendi hedeflerin için kullanabilmeyi yapabiliyorsan mutlu sana.
Kobol developerına döner miyiz ileride?
Şey olarak baktığında. Yani şu an Kobol hala var.
Nadir görülen. Kobolda kalırsan dönersin abi.
Ya da Java'da kalırsan evet döneriz.
Misal bir tercih gibi bence.
Sorunun sorunun cevabı.
Aynen. Yani bir şey değişime ayak uydurmak var.
Hangi değişim olacağı tabii soru işareti ama şu an hype'ın arkasındaki gerçeği görmek lazım.
Şu an gerçekten herkes...
Sanki bir de bu Nvidia'nın CEO'su falan gazı veriyor.
Devolperler var bittiniz siz bittiniz falan.
Kod yazmayı öğrenmeyin artık falan diyor.
Bunlar tabii şey o hype'ı o gazı sürdürmeye çalışıyorlar.
Ama arkasındaki gerçek farklı.
Ben olsam işte bu adamlar ne yapıyor?
H100 chipsetler, GPU'lar bunlar ne işe yarıyor?
Bunların şeyden farkı ne?
Nvidia'nın işte developer platformları nelerden oluşuyor?
İşte gerçekten şey ne?
Hype'ın arkasında o görünen kısmı.
Arkada ne var gerçekten?
Bu yolunu anlamaya hep böyle çekinceli yaklaşmakta da fayda var.
Ne zaman bir konu böyle şey olsa trend haline gelse mühendisliğin şey yapması lazım.
Var mı arkasında bir şey pazarlama mı?
Bir sorgulamak gerekiyor. Yoksa goy goy mu?
Boş mu yapıyorlar? Yoksa gerçekten büyük bir değişim mi gerçekleşiyor?
Hep yapay zeka ile ilgili konularda da hem Her zaman büyük bir zıplama olmuş.
Sonra kış mevsimi başlamış.
Tekrar başlamış.
Aynen bir bakalım bu sefer yani izliyoruz şu an.
Biz de şey yapıyoruz değil mi?
Birçok tuğla bakıyoruz. Takip ediyoruz.
Aynen. Ve bir şeyi eşik o eşik geçirecek mi?
O AGI dedikleri şey işte entelektüel işleri de yapabilir hale gelecek mi yapay zeka gerçekten?
Şu an gördüğümüz demolar, yapılan ürünler falan insanı, daha önce aşina olmayan insanları bu konuları bayağı korkutuyor.
Tedirgin ediyor. Tedirgin ediyor ama hep şey oluyor.
Farklı bir şey oluyor mesela.
En değerli olan bence bu yeni teknolojinin avantajlarını kullanan insanlar hem de eski bilgi birikimleriyle, deneyimleriyle çok daha değerli olacaktır.
Günün sonunda kullanabileceğin bir tool gibi aslında.
Yazılım dili çıktığında da bundan nasıl faydalanabiliriz diye bakıyoruz.
Yapay zekaya da benzer şekilde bence yaklaştırabilir.
Ve şeyi de bence eklemesi gerekiyor mesela.
Eskiden full stack denince front end, back end development anlaşılırdı.
Şimdi bence ML engineering'i de o şeye eklemek lazım.
Data science'ın algoritmaları değil de daha çok o data science ürünlerinin, machine learning modellerinin uçtan uca nasıl bir mühendislik akışıyla oluşturulabileceği, skeledilebileceği.
Gerçekten şey bir mühendisi konusu mesela.
Kesinlikle. O benim de saplantı.
Şu an ilgi alanında gibi abi.
Aynen. Gözünde o şeyi gördüm.
Okuma listemde şu an diye böyle.
Öğlen yemekte birkaç kişiyi yakaladık.
Sonra bir baktım öğlen yemekte bizim dışımızda kimse kalmamış salonda.
Biz konuşmaya devam ediyoruz.
İki kişi Emel konuşuyor sadece. Aynen.
Kibarlık nezaketlerinden şey de yapmadılar.
Büyük ihtimalle yemek bir tane giderim.
1 saat 3 olmuş falan böyle.
Abi çok teşekkür ederiz.
Ufaktan burada bitirebiliriz.
Çok keyifli bir muhabbet oldu. Her zaman geliriz.
Her zaman bekleriz.
Vallahi çok mutlu oluruz. 100.
bölüm. 100. bölüm özel.
Tekrar. Selam ekibinin 50.
bölümünde Cenk Çivici ve Mustafa Daşkın bizlerle birlikteydi.
Çok güzel konulardan konuştuk.
Tekrar çok teşekkür ederiz.
Biz teşekkür ederiz. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Herkese selamlar.
Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
