
Konuklar: Ali Yektan Mutlu, Uğur Atçı, İbrahim Beyter
34. bölümümüzde konuğumuz Export Center ekibi oldu. Ekip yapısını, projelerini, teknoloji stack seçimlerini ve çok daha fazlasını konuştuk!
Transkript
Selam ekip. Ben Order Master Data ekibinden Fırat.
Ben Product Center ekibinden Erdem.
Teknoloji ekibini tanıdığımız ve süreçler, teknolojiler gibi konuları konuştuğumuz Selam Ekip Podcast serisinin 34.
bölümünde Export Center ekibiyle birlikteyiz.
Export Center ekibini tanıyıp ekip yapısı, kullanılan teknolojiler, pratikler gibi konuları konuşacağız.
Arkadaşlar hoş geldiniz hepiniz. Hoş bulduk.
Hoş bulduk. Hoş geldiniz.
Hoş geldiniz. Bir kısaca hepinizden kısaca kendinizi tanıtmanızı isteyebilir miyim?
Tabii olur. Merhaba ben Uğur Atçı.
2017 yılından beri yazılım sektöründe çalışıyorum.
3 yıldan beri de Trendyol'dayım.
İlk işe başladığımda Econcore Tribe'ında Seller Experience takımında 1,5 sene çalışmıştım.
Seller Experience ekibinde çağrı merkezi çalışanlarına Trendyol satıcılarının karşılaştığı sorunlarını çözmek için destek ekranları hazırlıyorduk.
Sıklıkla Trendyol'un internal sistemlerini kullanmıştım.
Bu ekipten Ocak 2022 itibariyle global platform tarafına geçtim.
Ben böyle diyebilirim. Top Ali Ekten atayım.
Merhaba, ben de Ali Ekten.
Ben de 3,5 yıldır tren yolunda back-end developer olarak çalışıyorum.
Önceden seller order tribe'ındaydım.
Orada kargo, ceza faturaları gibi bizneslerimiz vardı.
Bunun yanında ürün komisyon hesaplama ve müşteri faturalarını da yine biz gönderiyorduk.
2023 senesinin başında da JPA rotasyon yaptım.
Şimdi export center'ın bir parçasıyım.
Bu arada İstanbul'da yaşıyorum.
Ben de topu burada Beytel'e atayım.
Merhaba, hoş bulduk. Ben de İbrahim Beytel.
Kocaeli Bilgisayar Mühendisliği son senemdeyken Trendyol'un o zamanlar bildiğim kadarıyla ilk backend bootcamp'ine katılmıştım.
Bootcamp sonrasında yarı zamanlı backend developer olarak işe başladım.
Zaten kısa bir süre sonra da mezun olduktan sonra yani tam zamanlı olarak devam ettim.
Şu anda da Export Center'daki ünlü parçası olarak çalışıyorum.
Kasım ayında da Trendyol'daki üçüncü senemi doldurmuş olacağım.
Bu kadar. İbrahim, ben de Koca Üniversitesi'nde okudum.
Aa süper. Hangi senede mezun oldun?
Abi 2020'de mezun oldum.
Ben de 2020'de mezun oldum. Aman Allah'ım neler oluyor.
Ben 16-20, ikinci öğretimim.
Buradan konuyu bağlarız. Hiç hatırlamıyorum seni ama.
Aynen ya ben de. Neyse bunu ayrıca konuşuruz.
Hepinize hoş geldiniz arkadaşlar. Biz aslında tanışıyor muyuz?
Biz belki de tanışıyoruzdur bakalım.
Bir ekseden konuşalım. Evet Koca Üniversitesi güzel bir üniversitedir.
Tavsiye ederiz. Şimdi tanıtırken kendinizi biz export center dedik fakat arada GP muhabbeti geçmişti.
İsterseniz export center'a girmeden önce GP nedir?
Global Platforms nedir? Bir önce tribe'ı açıp daha sonra export center'a girebilir isterseniz.
Olur. İstersen ben anlatayım.
Ben global platformstan bahsederken ilk işe başladığım dönemden ileri doğru giderek bahsedeyim aslında.
Bir gelişim süreci söz konusu çünkü.
İşe ilk olarak ben Econcore tribe altında bulunan ve sadece iki developer'ın olduğu B2B2C ekibine başladım.
Bu ekipte yapılan işleri kısaca anlatacak olursam, Trendyol'un kendi ürünlerini alıyor.
Bu ürünleri yurt dışındaki ticaret firmalarına entegre ediyorduk.
Aldığımız siparişler bir Trendyol siparişiymiş gibi, o meslekada ilerletiliyor.
Ve daha sonra delileri tarafından direkt yurt dışındaki müşteriye kargolanıyordu.
Ayrıca bu çalışma modeline biz dropship diyoruz bu arada.
Ve bu modeli hala GP'de uyguluyoruz.
Aradan birkaç ay geçtikten sonra o zamanlar Trendyol'da başka bir ekipte olan B2B domeni de bizim ekibe verildi.
Ve o zamanlar T-Global isim olarak değişti B2B2C.
B2B domeninde içerideki domestik B2B süreçlerini de dışarıda tutuyorum.
International B2B süreçlerinden bahsedeceğim.
Biz orada crosstalk çalışma modelini kullanıyorduk.
Bu modelde firmalar bizim sitemlerimize entegre oluyor ve kendi sitelerinde bizim ürünlerimizi müşteriyle buluşturuyor.
Firmalarıyla anlaşmalarımız gelince de belli thresholdlarda Örnek verecek olursam her gün saat 12'de önceki günün B2B siparişleri B2B'ye dönüştürülüyordu.
Depoda bu B2B'leri firmalara kadar taşıyacak süreci başlatıyordu.
Bu çalışma modelini de aynı şekilde hala şu an kullanıyoruz.
Daha sonra bildiğiniz üzere Trendyol'un yeni yurt dışında büyüme ve görünür olma stratejisi dolayısıyla...
Bizim ekip de hızla büyümeye başladı.
Çok daha fazla yere entegrasyon yapmamız ve aynı şekilde çok daha fazla firmanın bize entegre olmasını istiyordu.
Bir süre sonra söylediğim bu büyüme hızlı bir şekilde devam etti ve şu an Global Platforms altında 6 dönmeyen ekibi bulunuyor.
Bu ekipleri sayacak olursam da Catalog Management, Order Management, Channels, Integration, Whosale ve biz Export Center.
Ekstra olarak da şunu da belirtmek istiyorum aslında.
Export Center olarak biz Catalog ve Order ekibiyle çok aktif bir ilişki içerisindeyiz.
Zaten birazdan Export Center hakkında da detaylı konuşuruz.
Şöyle ekstrada bir metrik de paylaşayım sizlerle.
2020 başından bugüne Global Platforms, GMV'sini döviz bazında 8 kat büyüten bir ekip.
Aslında bir tribe. Maşallah. Aslında çok kısaca Global Platforms bu kadar diyebilirim.
Çok daha fazla var tabii. Abi altı ekip bayağı iyiymiş ya.
Bayağı büyük. Bayağı büyükmüş. Ve büyümeye devam ediyoruz.
Aynen. Ben GP deyince daha GP diye ekip var diye düşünmüştüm.
Sonradan bunun tribe olduğunu anlayıp arada altında bayağı altından ayrı ekip varmış falan.
Olay bayağı büyükmüş. Peki Export Center bu altı ekipten biri.
Export Center'ın bu global platformdaki görevi tam olarak nedir?
İsterseniz ben cevap vereyim.
Öncelikle Export Center ekibi kimden oluşuyor dersek.
Ekibimizde altı tane backend, bir frontend, bir devintest, bir product owner'dan oluşuyor.
Export Center ekibi Trendyol'un yurt dışı satışlarıyla ilgileniyor.
Biz Trendyol'u dış dünyaya açılan kapılarından biriyiz diyebiliriz.
Trendyol'da çoğu ekipte olduğu gibi farklı domain projelerinde beraber yürütüyoruz.
İlgilendiğimiz bizim iki tane core domain işimiz var.
İlki Seller Expansion. Trendyol ülkemiz için pozitif anlamda etki yapıyor ve Seller Expansion projesiyle de Türkiye'deki yerli satıcıları Trendyol aracılığıyla 50'den fazla global ticaret platformunda farklı coğrafyalardaki
müşterileriyle buluşturuyor.
Biz bu projeyi geçen sene Mayıs ayında canlıya aldık ve şu anda sistemimizi kullanan 30'dan fazla satıcı Trendyol Türkiye'deki satmış olduğu ürünlerini global pazara taşımış oldu ve milyonlarca müşteriyle de buluşturdu.
Global açmak biraz burada kulağa zor geliyor olabilir ama aslında global açmak çok kolay.
Satıcılar satıcı panelinden yurt dışına satmak istedikleri ürünlerin yanına sadece birkaç ek bilgi girilerek bu işlemi yapıyor.
Bu bilgiler de zaten yurt dışında ürünü dışarı satmak için gerekli olan, ihtiyaç duyulan alanlar diyebiliriz.
Kısımlar ne diye sorarsanız da sistemimizin farklı entegretör firmalar kullandığı için sistemimiz çok açık ve anlaşılır olması gerekiyor.
Servislerimizi olabildiğince yalın ve amacı doğrultusunda yazmaya çalıştık.
Zaman zaman paydaşlarla da bir araya gelip feedback topladık ve eksik olan kısımları da düzelttik.
Biraz akıştan bahsetmek isterim seller expansion'ın.
Türkiye'deki satıcılar ürünlerini global açtıktan sonra platformdan gelen siparişleri her gün saat 12'de takip ediyor.
Satıcılar kendi depolarında ürünlerinin siparişlerini paketleyip Trendyol'un deposuna gönderiyor.
Gelen ürünler depo mal kabul işlemi yapıldıktan sonra siparişin sahibine gönderilmesi için kargo süreçlerini başlatıyoruz.
Buradaki journey'i de bu şekilde özetleyebilirim.
Diğer bir core domainimizle iki tane bahsetmiştik.
Bunlardan diğeri de Beytel'in bahsettiği gibi aslında crosstalk domain oluyor.
Satış yapmak için seller expansion ile gelen ürünlerle birlikte Trendyol'a ait private label ürünleri de global ticaret sitelerinde açıyoruz.
Burada platformla çalıştığımız satış tipleri mevcut.
Biz Business to Business bir satış modelinde, crosstalk modelinde çalışıyoruz, export center ekibinde.
Bu modelde kısaca bahsetmek gerekirse, bir ürün doğrudan üretimden veya tedarikçiden depoya gönderiliyor.
Gelen ürünler bizim... satış yaptığımız platformlara göre gruplandırılıp paketlenip ve teslimat için platformun deposuna gönderiyoruz.
Bu süreçte siparişleri doğrudan siparişi geçen müşteriye değil, siparişin geçildiği platformun deposuna gönderiliyor ve burada kargo maliyetini de en aza indiriyoruz.
Süreci daha iyi anlayabilmek için de biz bu yıl Mart ayında Gebze'deki tren yol deposunu ekipçe gezdik.
Platformdan gün içerisinde gelen siparişleri paketledik ve B2B'lerini oluşturduk.
Bizi burada zorlayan kısma geçersek de Cross.com elinde platformlara servislerimizin olabildiğince highwayli bulunmasını sağlamamız gerekiyor ve sistemde asla bir kesinti tahammülümüz yok.
Çok nadir de olsa internal trend yol içerisindeki aksaklıklarda sipariş kaybını en aza indirmek hatta hiç yaşamamak için platformdan gelen orderları, siparişleri asenkron olarak arkada işledik.
Biz bu yapıya ekipçe pre-order dedik ve geçen ay canlıya aldık.
Özetlemek gerekirse de Export Center ekibi Trendyol ürünlerini, yani buradaki Trendyol ürünlerden kasıt Trendyol Men, Milla, Trendyol Shoes gibi markalar ve Türkiye'deki satıcıların, yerli satıcıların ürünlerini globale taşıyıp
satışlarını platformlarda gerçekleştiriyoruz.
Export Center ekibi de ürünü sisteme getirip satışına kadar her adımı görebildiği güzel bir domen olarak özetleyebilirim.
Çok iyi abi. Ben bu arada Fulfillment depo tarafında.
Geldiğinizi bilmiyordum. Hoş geldiniz.
Yine bekleriz. Orada depo tarafında dediğim gibi bir dropship süreci var.
Tam benim ekibimde değil ama Fulfillment tarafında bir dropship süreci vardı.
O zaman bizim Fulfillment orada sizinle birlikte mi çalışıyor?
Şöyle abi biz Martay'la depoyu gezdiğimizde de bunun ekibi ayrı.
Yani B2B siparişlerini paketleyen ekip ayrı diye biliyorum.
Biz depoya gittiğimizde o süreci oradaki kişilerle yürütmüştük.
Dediğin gibi yani ama sonuçta ürünün depoya yani bizim sellerlardan gelen ürünlerin de depoya girmesini düşünürsek full film etmek gerekiyor diye düşünüyorum.
Bir daha bir şey orada şeyi soracaktım şimdi depo deyince hemen şey oldu.
Bizim depoya geliyor dedin oradan sonra farklı bir depoya satıcının ya pardon.
Farklı platformun kendi deposu var.
Biz oraya gönderiyoruz. Aslında onlar çıkış yapıyor diye anladım değil mi?
Yani burada iki depoya mı gidiyor yoksa direkt onlara gidiyor?
Bizim depolara hiç mi gitmiyor? Nasıl oluyor tam orası?
Öyle abi. Bizim Trendol'un Gebze deposu bizim depomuz oluyor.
Karşı tarafta bizim çalıştığımız platformun deposu.
Bunlar Avrupa'da da olabilir.
Afrika'da depoya da gönderiyoruz.
Yani ama onların deposu bize ait değil.
Onlar tamamıyla platforma ait.
Onlar da kendi deposuna ürün girişi yapıldıktan sonra...
ilgili olan müşteriye teslimatını yapıyor.
Bizim burada kargo maliyeti azdan kasıtımız paketlemenin bizim depoda bir bütün haliyle karşı tarafa gönderilmesi diyebilirim.
Tamamdır, süper. Burada biraz da bize nasıl çalıştığınızdan bahsedebilir misiniz?
Örneğin işte scram mı yapıyorsunuz, delileriniz var mı, yok mu, sabah akşam mı yapıyorsunuz, yapmıyor musunuz?
Bu sisteminiz nasıl ilerliyor? Tabii ben anlatabilirim istersen.
Biz önceki D'lilerden bahsettin.
Günde iki defa D'li yapıyoruz.
Sabah ve kapanış D'lisi yapıyoruz.
Kapanış D'lilerinde biz genelde o gün içerisinde yaşanmış ve diğer ekip üyeleriyle paylaşılması gerektiğini düşündüğümüz bir konu varsa bunları paylaşıyoruz.
En sonunda da Jira board'unu açıp o gün sprintte ne durumda olduğumuzu değerlendiriyoruz.
Sabah ise genelde ekipteki her üye dün neler yaptığını ve bugünkü planlarından kısaca bahsediyor.
Bu arada haftalık sprint koşuyoruz.
Salı günleri grooming yapıyoruz.
Grooming'de piyomuz bir sonraki hafta için yapılmasını planladığı işleri bize getiriyor abi.
İçerinde teknik detay olmuyor bu arada.
Biz grooming'de sadece piyonun isterinden netleşiyoruz.
Çarşamba günleri de bizim tek gurum dediğimiz bir toplantımız var aslında.
Bu toplantıda piyomuz olmuyor.
Ekip oluyor sadece. Grooming'de konuştuğumuz işlerin teknik detaylarını netleştiriyoruz.
Tasların içerini daha detaylı dolduruyoruz.
Hatta gerekli tasları bölüyor, yeni taslar açıyoruz.
Tasları açarken de şöyle bir şeyimiz var.
Blocker bir tas varsa bunu detay içerisinde kesinlikle belirtiyoruz abi.
Genelde bunları aynı sprint'e almıyoruz.
Bir de burada ekstra bir şey söylemek istiyorum bu arada.
Tek durum sadece bir saat. Tasları detaylandırması için bazen yetmiyor bu süre.
Biz de bu taslar için spike dediğimiz taslar açıyoruz ve sprint'e alıyoruz direkt tasları.
Spike tasları bizim için çok önemli.
Burada detaylı bir analiz yapıyoruz ve ekipçe Miro çizimleri vs.
yapıyoruz burada. Ekipteki know-how da herkese dağılsın diye bu Spike'lara ekipteki her üyenin katılmasını için çabalıyoruz.
Çarşamba demiştim en son. Şu anda Perşembe'ye geçelim.
Perşembe günleri de Retro ve Planning yapıyoruz abi.
Retro'da gönüllülük esaslı ekipten rastgele bir kişi.
Moderatör oluyor o hafta.
Ve Retro'yu modere ediyor. Burada kaplaşmış bir ekip kültürümüz var bu arada.
Biliyorum Trendyol'daki ekipler de var mıdır.
Mottolarımız var bizim. Her Retro öncesinde moderatör mottoları okuyor.
Bu mottolardan örnek verecek olursam mesela az önce bahsettiğim birbirine bağımlı olan işleri sprint'e olabildiğince azalalım.
Bu bizim bir mottomuz. Her hafta okuyoruz bunu.
Yani buna karşı çıkan bir şey yaptıysak o hafta neden yaptık diye konuşuyoruz bunu.
İstihdam maaşı gibi böyle girişte hep aynı şeyleri mi böyle hatırlatmak için mi?
Kesinlikle abi okuyoruz. Kesinlikle.
Tam olarak öyle oluyor biliyor musun? Ve şöyle bir şey oluyor ama tabii.
Okuduğun üçüncü maddede ben karşı çıkmışımdır o hafta.
O maddeye yanlış bir şey yapmışımdır.
Direkt bayrak kaldırıyoruz.
Beytel bu hafta onu yapmadı diyoruz.
Veya Beytel direkt işi vaz söylemiyoruz da bu hafta onu yapmadık diyoruz.
Ve orada neden yapmadığımızı konuşuyoruz abi.
Ve gerekiyorsa bir aksiyon ekliyoruz bu arada.
Bir de aksiyon eklerken aksiyonların takibi içinde birini atıyoruz.
Yani ortaya bir aksiyon atma yok.
Mesela Uğur abi bu konuyu sen ilgilendiriyoruz.
Mesela bizde şey oluyor. Mesela gurum iktidar bizde.
Mesela gurumda PO getiriyor işte şeyleri, işte maddeleri.
Biz orada hem kısaca konuşuyoruz tabii.
Daha sonra dağılıp... Tek tek işte şey yapıyoruz.
Örneğin sıradan böyle maddeleri alıp herkes kişisel şey yapıyor, analiz ediyor.
Daha sonra birleşip bunları konuşuyoruz.
Ama sizinkinde anladığım mesela siz toplu olarak bir araya gelip direkt o maddeleri teknik olarak inceliyorsunuz diye anlıyorum.
Doğru mu? Kesinlikle abi. Biz toplu olarak bir araya gelip çözüyoruz aslında.
Orada mesela bir saat demiştin ya.
O bir saat yetiyor mu peki?
Yoksa hani yetmediğinde gerçi şey demiştim.
Hani ayrı bir madde alıyoruz. Bizde mesela toplantılar mesela grubundan sonra biz ayrı ayrı analizleri herkes sıradan bir madde alıp maddenin analizini yapar.
Daha sonra bir araya gelip birbirimize anlatıp tartışıyoruz.
Sizde ise tam tersi diye anladım.
Siz direkt bir araya gelip sıra sıra tüm maddeleri inceliyorsunuz.
Burada o bir saat mesela bana bir tık ağız geldi.
O bir saat gerçekten nasıl yetiştirebiliyorsunuz?
Ya da şey mi oluyor? Bir saat bitti abi.
İki saat de çıkaramayız.
Biz bunu hafta et teknik analiz olarak alıp devam edelim mi diyorsunuz?
Tam olarak orada sistem nasıl ilerliyor?
Aslında sana az önce söylediğim gibi bir saat çok yetersiz oluyor.
Genelde zaten biz isterde netleşmiş olduk durumda.
Sadece ufak ufak detaylarda yazıyoruz.
Bir saat yetmediği zaman da o task üzerinde spike açıyoruz daha detaylı doldurmak için.
Ve orada dedim ya çizimleri de orada yapıyoruz.
Bu şekilde uygulayınca bizim için daha verimli olduğunu gördük bu arada onu da söyleyeyim.
Önceden senin dediğin mantığı da uyguladık bu arada.
Arkadaşlar taskları herkes kendisi alsın betayına doldursun bir kişiye atıyorduk bir taskı.
Ama bu şekilde daha verimli olduğunu gördük ve şu anda da gayet iyi atıyor diyebilirim.
Güzelmiş ya bu da denenebilir yani bizim tarafta bir bakabiliriz.
Nasılmış da abimle bir deyim diye karşılaştırmak için.
Tabii her ekipten ekibe değişebiliyor kültürden dolayı.
Ama beğendim. Güzelmiş.
Süper. Sevindim. Nerede kalmıştık senin günlerde?
Perşembede kalmıştık abi sanırım.
Orada planningden bahsedecek olursam abi, burada biz puanlama yaparken taskları time artı kompleksliğe göre puanlıyoruz abi.
Fibonacci puanlarını takip eden bir puanlama sistemimiz var.
Bir de taskları nasıl yaptığımızı anlatayım.
Biz pair programming uyguluyoruz ama bunu hibrit bir şekilde yapıyoruz.
Gerçekten kompleks olmayan, net olan bir task bir arkadaş olup tek başına tamamlayabiliyor.
Bu benim kendi yorumum olacak.
Burada bir nevi puanlar da yol gösterici oluyor.
Yüksek puanlı tasklar bizim için pair'e daha uygun denilebilir aslında.
Diploymentlarımızdan da bahsedeyim.
Her gün her saniye deployment çıkabiliyoruz.
Biz komite atarız, test yapıldıktan sonra burada olabildiğince çabuk çıkıyoruz.
Zaten 4K metriklere yansıyor aslında.
İbrahim burada sizin ekipte tam olarak kaç key, kaç developer var?
Aslında az önce Uğur abi bahsetmişti.
Ben tekrar bir üzerinden geçeyim.
Aynen. Şimdi QA'lara biliyoruz dedin ya.
Aslında bir QA var sadece. Bir tane QA var okey.
Süper abi. Gerçekten güzel bir çalışma kültürümüz var gibi duruyor.
Ben şeyi merak ediyorum. Bu uyguladığınız pratiklerin çıktısı ne oluyor?
Yani bunlara evet Scrum böyledir diye mi böyle yapıyoruz yoksa çıktı olarak bir şey görüyor musunuz?
Ekibin genel olarak üretim hızının arttığını gördüğünüz mü bu pratiklerle?
O kısmı merak ediyorum ben de.
Abi buraya da ben cevap vereyim.
Aslında burada bu çalışma kültürümüzün yani çıktılarını en çok yani 4K metriklerde ölçebiliyoruz, orada görebiliyoruz.
Bu metrikleri yani biz Pandora üzerinden takip ediyoruz.
Yani burada da çok kısa Pandora'dan da bahsedeyim.
Pandora yani Trendyol'un zaten bildiğiniz gibi kendi iç projesi.
Orada bunu da bize geliştiren, sağlayan bir ekip var.
Onlara da teşekkür ederim. Pandora'da zaten uygulama katalogundan, config ve secret yönetimine kadar.
birçok özellik var. Biz de 4K metriklerimizi dediğim gibi Pandora'dan takip ediyoruz.
Kısaca burada bahsediğim 4K metriklerimizden.
Bu metriklerden bahsederken de birer cümleyle o metrin ne işe yaradığından da bahsetmek istiyorum.
İlk olarak Development Frequency'den bahsedeceğim.
Bu metrik o ay içindeki günde işte aşağı yukarı ortalama ne kadar deployment yaptığımızı gösteriyor production'a.
Bu bizim için son 6 aylık.
ortalama günlük 3.85 gibi bir sayı çıkıyor.
Yani 4 gibi neredeyse.
Şimdi şeye geçeyim. Average lead time'a geçeyim.
Average lead time zaten bir commit'in ilk atıldığı anda production'a çıkana kadar geçen süreyi gösteriyor.
O da bizde son 6 aylık ortalamalı yine 18 saat gibi bir süre.
Kimmiş abi ya? Gelen gidiyor resmen.
Evet abi. Orada biraz atik olmaya çalışıyoruz.
Bu 6 saat çok iyi. Evet.
Ondan sonra ben şeye geçeyim.
Meantime to restore'a geçeyim.
Bu metrik de zaten production'a gönderilen bir geliştirmenin hata alınması durumunda işte o geliştirme ne kadar sürede fix edildi veya ne kadar sürede rollback edildi o süreyi gösteriyor.
Bu da bizim yine 6 aylık ortalamamız 0.1 saat gibi bir süre çıkıyor.
Yani bu metrik aslında şey yani geliştirmelerimizi stabil yaptığımızı işte hızlı müdahalelerde bulunduğumuzu.
hata durumlarında. Bunu da anlatıyor biraz.
Son metrik de işte bizim için Change Fail Percentage.
Bu da o için de production'a giden geliştirmelerin yüzdesi olarak ne kadarında hata gözlemleniyor, ne kadarında işte bir problem çıkıyor, onu gösteriyor.
Burada da son 6 aylık ortalamamız 0.83, yüzde 0.83 olarak karşımıza çıkıyor.
Aslında çıktıları yani kabaca böyle gözlemliyoruz diyebilirim.
Abi kimiyet ikiniz bayaymış ya.
Tebrik ederim öncelikle. Teşekkür ederiz.
Bu arada daha da iyileştirmeye çalışıyoruz.
Üzerinde çalışıyoruz. Özellikle şu average lead time'a daha da düşürmeye çalışıyoruz.
Bakalım düşürebilecek miyiz? Direkt diyorsun PO böyle ağzından çıksın böyle kelime ben bunu istiyorum diye sen o raporla çık direkt.
O tarz bir şey var. Aynen.
Şöyle diyeceksin. Durum istiyorsun.
Bir saate sende falan diye böyle.
Tabii aynen. Baya güzel.
Hikaye burada sizin kullandığınız teknolojiler neler?
Yani böyle kaç beken projeniz, UI projeniz var ya da orada kullandığınız teknolojiler neler?
Hangi diller vesaire? Database olur.
Tabii abi onlardan da ben hemen bahsedeyim biraz.
Burada zaten dili olarak biznesin yoğun olduğu yerlerde Kotlin kullanıyoruz.
Ama daha çok böyle biznesin hafif, aldılı verdili, konsüm etmeli yerlerde sadece Go kullanıyoruz oralarda.
Framework olarak zaten Kotlin kullandığımız yerlerde Spring kullanıyoruz.
Spring Framework'ı kullanıyoruz.
Ama Go uygulamalarımızda da orada eğer bu bir web uygulamasıysa, yani Consumer değil de web uygulamasıysa orada Fiber'ı kullanıyoruz.
Ama Consumer ise zaten standart, Trendyol'da standart olan sarama kütüphanesini kullanıyoruz.
Bu arada genelde non-blocking'e kullanılmaya çalışıyoruz yani.
Gayretimiz o yönde. Resource'larımızı daha faydalı kullanabilelim, daha doğrusu verimli kullanabilelim diye.
Ama bazı yerlerde çok kompleksli yaratacağını düşünerekten normal blocking'e de tercih edebiliyoruz.
Şimdi biraz da data source'larımızdan bahsedeyim.
Data source olarak yani Postgre, Couchbase ve Elasticsearch kullanıyoruz.
Aslında Postgre kullandığımız sadece bir tane uygulamamız var.
O da bu arada bayağı büyük bir uygulama.
Couchbase'i yani write operasyonlarımızın olduğu hemen hemen her yerde tercih ediyoruz.
Elastik search'ü de genellikle read için tercih ediyoruz.
Yani tabii ki bazen Couchbase'den read yaptığımız, elastik ile write yaptığımız yerlerde olabiliyor.
Ama oraları da daha stabil hale, daha standart hale getirmeye çalışıyoruz.
Bunların yanında da tabii ki bir messaging sistem var.
O da Kafka. Kafka ve onun konektörleri çok yoğun kullanıyoruz biz.
Bize de çok faydası oluyor çoğu yerde.
Aslında kullandığımız teknolojiler böyle.
Bu teknolojilere tabii ki bize faydasının dokunacağını düşündüğümüz yeni teknolojiler de ekliyoruz.
Bunu eklerken de POC'ler yapıyoruz.
Performansını da ölçüyoruz.
Aramızda da konuşuyoruz.
Böyle ilerliyoruz teknoloji alanında.
Gayet güzel abi. Teşekkürler cevabın için.
Peki böyle performans ihtiyacı duyduğunuz noktalar oluyor mu?
Burada daha yüksek performansa ihtiyacımız var.
Farklı teknolojiler kullanalım.
Birazcık buradaki süreci gözden geçirelim dediğiniz noktalar oldu mu hiç?
Abi onu da ben söyleyeyim istersen.
Söylemiştim zaten. Global platformumuz gitgide büyüyor.
Her gün geçtikçe de daha fazla seller ve daha fazla platformla çalışmaya başlıyoruz.
Bu da haliyle performans ihtiyacı doğuruyor.
Birkaç örnek vereyim mesela direkt.
Biz dışarıda platform ve seller'a aştığımız servislerin truptu ne olursa olsun 100 MS'in altında responsan.
Aynı şekilde internal olarak kullandığımız servisler için de 100 MS altında olması için çabalıyoruz.
Yani bunun üzerine çıktığımız zamanlarda da alertler oluyoruz.
Alertlerle trigger oluyoruz. Ve anlayabilecek aksiyonları anmaya çalışıyoruz oradan.
işte scale etmek gibi olabilir. Burada amacımız platform ve seller'lara olabildiğince iyi bir deneyimi yaşatmak aslında.
Başka bir örnek de verecek olursam abi.
Business agentler, burada business ekipten bahsediyorum.
Seller'lara ait GP'de o anda satışta olan aktif ürünleri görmek istiyor ve bunları stok bilgilerin içerisinde olacak şekilde görmek istiyor.
Bu tasaları toplamak ve onları bir Excel formatına dönüştürüp biz Azure'da göstermemiz gerekiyor.
Bu işlemi de olabildiğince hızlı yapmamız gerekiyor.
Çünkü Azure bu rapor doğrultusunda aksiyonlar alıyor.
Tabi seller'ın yüz binlerce ürünü olunca da bu raporu hızlı bir şekilde vermek bir challenge'a dönüşüyor.
Biz bunu gerçekten çok hızlı bir şekilde yapabiliyoruz.
Bunlar ve buna benzer birçok performans ihtiyacı duyduğumuz challenge ile uğraşıyoruz tabi.
Bazen ihtiyacımız karşılayamadığımız durumlar da oluyor.
Bunlar için de replatforming ettiğimiz uygulamalar da oldu.
Anladım. Süper abi. Peki şey, web platforming demişken böyle yakın zamanda yaptığınız güzel bir web platforming hikayeniz var mıdır?
Şöyle bir şey kullanıyorduk, onu bununla değiştirdik ve böyle etkisini gördük diyebileceğiniz bir şey oldu mu?
Abi burada da ben gireyim araya tekrardan.
Aslında dediğin gibi...
Yani böyle güzel bir örneğimiz var.
Yani çok yakın bir zaman olmasa da bizim için yani çok güzel bir örnek olduğundan da sizle de paylaşmak istiyoruz.
Export'ta en büyük yaptığımız ürün platform şu an Uğur'un da daha önceden bahsettiği cross-lock süreciydi.
Daha önceden cross-lock süreci Bayer Gateway dediğimiz bir uygulamamız vardı.
O uygulama üzerinde ilerliyordu, orada çalışıyordu.
Platformda satılacak ürünler ve yani aslında burada platformda satılacak ürünlerden kastımız sadece trend ol ürünleri.
tamamen manuel bir süreçle ekranlar üzerinden ofere ekleniyordu.
Aslında bu business ekiplerinin ciddi vakit kaybettiği bir yapıydı.
Burayı replatform etme isteği hem teknik hem de business isterlere dayanıyor tabii.
İlk olarak biz bu manuel süreci sonlandırıp böyle daha otomatize, daha verimli, daha extendable ve daha modern bir yapıya geçmek istedik.
Bu yolda ilerledik ve şimdiki Crosstalk ekosistemimizi kurduk.
Yani şu anki haline getirdik.
Eskiden tüm ürünler manuel kontrollerden geçirilip manuel olarak platformlara satışa çıkıyordu.
Yani bizden bir arkadaşımız oturuyordu, ekranı açıyordu, ürünü kataloğa ekliyordu.
O da sonra platforma satışa çıkıyordu.
Yani düşünün böyle çok fazla ürün olduğunu düşünün.
Hepsini elle yapıyor vardı önceden.
Şimdi artık biz buraları biraz daha otomatize etme kararı aldık dediğim gibi.
Platformlarda satışa çıkarılan tüm ürünler artık bizim GPM dediğimiz ekranlardan yani bu ekranlarda da kurallar var o kurallardan geçiyor ve bunun dışında uygulamalarımızın kendi içinde de kurallar var.
Ondan sonra bu ürünler aslında oluşturma yani bu ürünlerin oluşma temeli bizim GP kataloğa dayanıyor.
Bu katalogdan Trendyol ürünleri oluşunca bahsettiğim kurallardan az önce bahsettiğim kurallardan geçip platformlarda otomatik olarak satışa çıkıyor.
Şimdi bu re-platforming'in bir büyük ayağıydı.
Bir diğer etkisi de şu oldu.
Trendyol'daki satıcılarımızın ürünlerini satışa çıkarabilmek için az önce Uğur'un anlattığı aslında seller expansion kısmı burası.
Artık bu yeni yapıyla çok daha kolay bir şekilde Trendyol'daki marketplace satıcıların ürünleri satışa çıkabiliyor.
Bu da bizim büyük bir kazanımımız.
Çok ufak da teknik taraftan bahsedeyim.
Bu yapı uzun zaman önce geliştirildiği için haliyle teknolojileri zamanın gerisinde kalmıştı biraz.
Mesela Read ve Write'ı direkt RDBMS üzerinde konteksleri ayırarak yapıyorduk.
Ve buranın manajment'ı maliyetli bir hal almaya başlamıştı.
Bu yapıyı daha modernize ederek write operasyonlarımızı Couchbase'e, read operasyonlarımızı da Elastik'e aldık.
Couchbase üzerindeki faydalardan da bizim kazanımlarımız oldu.
Orada Kafka ve Kafka konnektörleri bir de eventing'i daha efektif olarak kullanmaya başladık.
Elastik üzerinde de Couchbase Elastik konnektörüyle Couchbase'deki tüm dokümanlarımızı Elastik'e alıp Elastik'te de özgürce query atabilir olduk.
Böylece de CQRS yapımızı kurmuş olduk.
Ben de tam abi onunla ilgili bir şey soracaktım girmişken.
Demiştin ya Couchbase'e yazıyoruz ya writing'i, read'i elastikten.
Orada o direkt elastiğe mesajı atarken yani eventler atıp o eventi dinleyip mi elastiğe yazıyorsunuz yoksa bir connector falan mı var diye.
Oradan adım kadarıyla direkt Couchbase elastik connector var.
Gelen Couchbase'deki mesajı...
Herhangi bir transform etmeden direkt olanım elastiğe yazıyorsunuz.
Çünkü şeyden dolayı soruyorum. Bazen böyle elastikte olması gereken data CouchBase 2'den biraz daha böyle daha detaylı enrich edilmiş bir hale neye ihtiyacın oluyor?
Siz de o tarz bir ihtiyaç oluyor mu?
Yoksa zaten CouchBase 2'nin elastiğe yazmanın senin ihtiyacını görüyor mu?
Abi şöyle bazı yerlerde bu arada yani senin de söylediğin gibi CouchBase elastik search connector kullanıyoruz oralarda.
Bazı yerlerde filter kullanıyoruz.
Ama enrich etmiyoruz hiçbir yerde.
Yani öyle bir örneğimiz yok şu anda.
Biz direkt karşı bezdeki dokümanı elastiğe alıp elastik üzerinde karelerimizi attığımız zaman işimizi görüyor şu anda.
Yani bu da şeydi.
Bizim en iyi replatform örneklerimizden biriydi.
Yani bunun gibi başka örnekler de var.
Çok iyi ya. Replatform herhalde işin eğlenceli kısmı böyle.
Sonucunu görüyorsun ya. Bir öncekinde şöyleydi, bir öncekinde böyle.
O karşılaştırıyorsun böyle. O basit bir grafik böyle.
Hani seni şey yapıyor. Okey diyorsun biz bu işi yaptık.
Özellikle biznesli adamlar en başta manuel yüklüyormuş.
Bir yanda otomatisi oldu. Hem müşteriye hem sana.
Hem biznesine hem tekniğe. Her yerden kazanç yani.
Full artı full. Kazanç çok iyi.
Mutlu oluyorsun. Rahatlıyorsun orada.
Değil mi? Böyle bir kafa rahatlıyor. Yaptıkmış aylarda uğraşıyoruz falan diyorsun böyle.
Peki abi. Hep böyle platformik güzel iş.
18 saat eat time çok iyi.
Ama bir de bu işlerin...
Bir de bunların şeyi var.
Yani böyle kötü olayların yaşandığı incidentlarımız var.
Böyle incidentlar olduğunda...
Neler oluyor ya da böyle müşterinin etkilendiği böyle hatalar olur, ne bileyim sıkıntılar olur.
Burada böyle yaşadığınız şeyler veya aldığınız işte aksiyonlar olur, alertler olur, monitoring olur.
Bu tarz kısımlarda böyle neler oluyor?
Evet abi bu taraf aslında üzen taraf diyebilirim hata aldığımızda.
Biz Export Center Domain'ini açıklarken aslında bahsettiğimiz gibi sistemimizin stabil olması çok önemli.
Çünkü sistemi birçok satıcı ve platform kullanıyor.
Bir hata aldığımızda da bir hatayı biz yaptığımızda da her biri için ayrı aksiyon olmak gerekiyor.
Buradaki aksiyonlarda aslında onlarla iletişime geçilmesi, etki analizinin yapılması gibi şeyler söyleyebilirim.
Biz sistemdeki hatayı en kısa sürede farkına varmak için çalışıyoruz.
Buradaki yaptıklarımızı özetlemek gerekirse ekipçe her bir servis için bir servisimizi canlıya almadan önce öncelikle bir nivrelik entegrasyonu yapıyoruz.
Nivrelik bizim dışarıdan aldığımız bir hizmet.
Servislerimizin hata oranlarını görmek için kullanıyoruz.
Bu Nivelik'teki bizim belirlediğimiz polis kuralları var.
Servisimiz bu polis kurallarını geçtiği anda Slack kanalımıza alertler düşüyor.
Yine uygulama içerisinde business alertleri de doğrudan Slack kanalına gönderdiğimiz yerler var.
Ve her bir servisimizin yani mikro servislerimizin de loglarını grafana dokiye entegrasyonuyla mevcut.
Ve buradaki bizim mantıksal belirlediğimiz alertleri de tanımladık üzerine.
Buraya kadar aslında konuştuğumuz şeyler sistemde bir sıkıntı olup olmadığını anlamak için de.
Bir de bu aletlerin kontrolünün yapılması gerekiyor dediğin gibi.
Şirketimizde geliştirilen bir uygulama var.
Buna biz OnCall diyoruz.
Ekipçe bu uygulamaya entegre olduk.
Her hafta ekipten bir kişi asıl, bir kişi de yedek olacak şekilde Slack kanalımıza gönderiyor.
O haftanın nöbetçileri de kanala gelen aletleri kontrol edip ihtiyaç halinde aksiyon almakla görevli oluyor.
Son gelen özellikle beraber eğer Slack'ten 5 dakika içerisinde alertle ilgili bir aksiyon alınmazsa nöbetçinin cep telefonunda arıyoruz.
Burada zamanlama bazen garip de olabiliyor.
Gecenin 3'ünde de arama yaptığımız zamanlar da oldu ama burada amacımız sistemimizi 24 saat boyunca en iyi şekilde takip etmek diyebilirim.
Çok iyi abi ya. Peki burada yani çok fazla şey yapıyorsunuz.
Burada böyle beklemediğiniz şeyler oldu mu hiç?
Ya bunu hiç beklemiyorduk. Gecenin 3'ünde herhalde bir aranmışsın.
Ama oluyor yani bizde de oluyor.
Tabii abi oluyor. Bir soğuk duş gibi oluyor açıkçası.
Bir şaşırıyor. ve koşarak bilgisayarın başına geçtiğimiz oldu.
Bunlardan bazıları fos pozitif alert dediklerimiz de oluyor ve bunları olabildiğince ayrıştırmaya da çalışıyoruz.
Ama sistem 24 saat yaşayan bir sistem olduğu için yani gece 24 işte gece 3'te de sipariş geçmeye çalışan yurt dışından birisi de olabiliyor ve saat farkları da burada önemli.
Doğru evet. Bazı yerlerde de 6 saat, 1 saat zaman farkı oluyor ve aslında orası için bir akşam saati ve Gayet alışveriş yapılabilecek bir saat oluyor.
Bizim de burada böyle bir şeyimiz var, takip sistemimiz var diyebilirim.
Gayet güzel, süper abi. Biraz da böyle rotasyon ve onboarding süreçleriniz hakkında konuşmak istiyorum ben.
Aliye Ektan da kendini tanıtırken 7 ay önce rotasyon yaptığını söylemişti.
Birazcık buradaki tecrübelerinden de bahsedebilir misin?
Trend Yolda Rotasyon Kültürü var.
Diğer ekiplerle yaptığımız podcastlerde de konuşuyoruz, soruyoruz.
Var mı ekipte yapan tecrübeler nasıl?
Senden de alabilirsek aslında süper olur.
Tabii ki abi. Yani dediğim gibi zaten Trendyol'da rotasyon destekleniyor ve bu bir kültür.
Ben de export'a zaten 2023'ün başında rotasyonla geldim.
Yani rotasyon ile geldiğimde yeni ekibime geldikten sonra zaten direkt onboarding süreci başlıyor.
Benim badım bu arada BTR'dir.
BTR'da burada. Onboarding süreci şöyle oldu abi benim.
Başladığım ilk hafta projeler anlatıldı.
Biz de farklı farklı domenler olduğu için domen bazlı ilerledik ve her domenin hafif teknik detayıyla.
Aslında bu süreç bayağı Trendyol'a yeni başlamışım gibi yapıldı.
Her domenini farklı bir arkadaşım anlattı bana.
Aktarımlar devam ederken de tüm GP ekipleriyle de iç içe çalıştığımız için yani tribe için de bir tanışma toplantısı yapıldı.
Orada da tanıştık herkesle.
Ekibin kullandığı yardımcı tool'lar tanıtıldı.
İşte ve çalışma kültürü de aynı az önce burada da anlatıldığı gibi bana da anlatıldı.
Her ne kadar yani Trendyol için ekip değişikliği olsa da çalışma stilleri ekipten ekibe değişiyor zaten.
Yani şu an bizim ekibin işleri genelde product'ın etrafında dönüyor.
Product domeninin etrafında dönüyor.
Ben daha önce seller order domeninde olduğumdan dolayı orada da ucundan product biliyorduk.
Ve burada product domenine çok hızlı adapte olurum diye düşünmüştüm.
Ama tahminimden fazla vaktim aldı.
Ama yani olsun bence product domeni Trendyol için bayağı değerli bir domen.
Burada da yani business know-how'uma güzel bir şeyler eklemiş oldum.
Öyle düşünüyorum. Aktarımlar için aktarımlar sırasında şöyle şeyler oluyordu bu arada.
Her iki taraf içinde aslında değerli noktalar var.
Ben anlamadığımı açıkça soruyordum.
Ve ben sordukça bana aktarımı yapan arkadaşım da kendi bilgisini de pekiştirmiş oluyordu.
Dışarıdan gelen bir gözle olduğum için fark edilemeyen yerlere dokunup farkındalıklar da yarattım.
Bazen ben bunu farkında olarak yaptım.
Bazen farkında olmayarak yaptım.
Ama böyle güzel bir etkisi de oluyor rotasyonun.
Sonra paylara başladım. Ufak ufak işlere girdim.
Zaten takıldığım yerde ekibime her zaman sordum.
Onlar da bıkmadan sonmadan cevapladılar.
Onlara da buradan herkese de teşekkür etmiş olayım.
Bir bunalma dönemi oluyor değil mi? Acaba çok mu sordun falan diyorsun.
Kendi içinde ister istemez. O oluyor.
Aynen öyle. Bazı yerlerde işte bu soruyu da sormasam mı acaba dediğim de oldu ama sordum yani aynen.
Devamlı zaten adapte olduktan sonra rotasyon ve onboarding sürecim bitti.
Ekipten biri oldum artık.
O olay tamamdı yani benim için.
Rotasyon da güzel oldu açıkçası.
Trend yolun nasıl çalıştığını biraz daha...
Bir adım daha ileri gitmiş oldum.
Seller ve Order'dan sonra daha yakından tanımış oldum yani.
Zaten yeni ekip, yeni arkadaşlar.
Yani o açıdan da çok güzel oldu.
Yani bayağı kazanımlı bir süreçti benim.
Tecrübem de tecrübe. Otasyon böyleydi abi.
Burada teknik aktarımlar demiştin abi.
Orada mesela biz de Cuma günleri falan biz AG saati yapıyoruz.
Her Cuma onunla bir arası.
Toplanıyoruz böyle. İşte teknik böyle bir...
Konudan bahsediyoruz. Ya birisi bir konu hakkında işte arge yapmıştır.
Onu anlatıyordur diğerlerine.
Böyle bir egzelerimiz var. İşte her hafta aynı konuları konuşalım gibisinden böyle.
Böyle onlardan bahsettiğimiz böyle işte birbirinize böyle aktarım yaptığımız falan şeyler oluyor.
Küçük toplantılar oluyor. Hani sprint dışında böyle maksat kendine de zaman ayır.
Teknik olarak kendini geliştir.
Çünkü sadece sprinte böyle zaman ayırınca bazen sprint yoğun oluyor.
Sadece sprinte zaman ayırıyorsun. İşte iş oluyor bir şey oluyor.
Ama böyle kendine de böyle zaman ayırmak istiyorsun.
Ya da ekipçi böyle daha arge usulü şeylerle uğraşalım diye.
Sizin de böyle kendinizce böyle yaptığınız sprint dışında yapabildiğiniz şeyler var mı?
Aslında abi bizim de var. Hatta aynı gün ve biz de cuma günleri öğleye kadar yapıyoruz.
Siz de galiba öyle yapıyorsunuz.
Biz buna tek de istedi kendi aramızda ve bu bireysel ya da peyirde olabiliyor.
Ekipteki arkadaşların merak ettiği konuları, yeni teknolojileri, mimarileri, detaylı bakabilmesi ya da bir makale bulmuş ama iş yetiştirirken zaman bulamayabiliyor.
Bunu tekrar okuyabilmesi için bir zaman aralığı yarattık.
Burada bize bayağı bir pozitif etki kattığını söyleyebiliriz.
Teknik konularda meraklarımızı gideriyoruz ve gelecek işlerde bu yeni teknolojileri de kullanma fırsatını yakalamış oluyoruz önceden.
Bunu söyleyebilirim. Bir diğer ekip gelişimi konusunda Trendyol bildiğiniz üzere iletişim dili olarak İngilizce kullanmaya başladı.
Dolayısıyla gelişim hedeflerimizin en tepesinde de İngilizce bulunuyor.
Ekipteki arkadaşlar bireysel olarak eğitim bütçemiz var.
Oradan online platformlarda İngilizce konuşma ve yazma yeterliliğini artırmaya çalışıyor.
Yine ekip içerisinde uyguladığımız bir pratik daha var.
Bu da biz zaman zaman belirli konularda arkadaşlarımız kendisini tamamıyla içtenlikle verdiği bir konuyu hazırlayıp bunu ekip içerisinde sunuyor.
Örnek vermek gerekirse geçen haftalarda yaptığımız Event Storming eğitimi vardı.
Ekipten bir arkadaş hazırlamış olduğu bir sunumu dokumentasyonlarla beraber arkadaşlarımıza anlattı.
Ve yeni başladığımız bir projede bu Event Storming'i de uygulama fırsatı bulduk.
Yine burada trend olan topiklerden Airflow, Reactive Manifesto, Kafka'daki Reactive Client, Java'daki Virtual Threadler gibi teknik konularda ekip arkadaşlarımız araştırıyor ve ekibe
sunuyoruz. gelişimini aslında destekliyoruz burada.
Bir de teknik olarak yazdığımız ADR dokümanlarımız var.
Biz bir karar almadan önce de trend yoldaki yaklaşımlardan birisi data ile yaşarız ve biz burada bu data ile bir pros-cons çalışıyoruz.
ADR dokümanlarımızı da bu data ile beraber option olarak yazıyoruz ve burada bir belirli formatımız var.
Böylelikle biz bir kararı verdikten sonra zaman geçse bile geriye dönüp baktığımızda çok rahat bir şekilde o noktaya geri dönebiliyoruz.
Yani bu kararı neden almıştık diye sorduğumuzda ADR dokümanı bize burada bir anahtar kılavuz oluyor.
Ve aslında yeni katılan arkadaşlar da bu onboarding sürecinde de bu teknik dokümanları inceleyip ekibin almış olduğu kararlar hakkında fikir sahibi oluyor diyebilirim.
Gayet güzel abi. Hep böyle işler, süreçler hakkında konuştuk.
Birazcık daha böyle şeyden bahsetmek istiyorum ben de.
Ekibin iletişimini kuvvetlendirmek için bir şeyler yapıyor musunuz?
Daha önce katılan ekipler mesela oyun oynadıklarından bahsettiler.
İşte offline buluşmalar yaptıklarından bahsettiler.
Sizde var mı böyle süreçler, böyle planlar yapılıyor mu geleceğe dair yoksa da?
Tabii ben alayım burayı.
Burası biraz boş, severim ben.
Biz Export Center olarak eğleniyoruz bu arada.
Ben onu söyleyeyim. Bence eğleniyoruz.
Mesela bizde şöyle bir şey var. Her sabah değerlisinden sonra böyle bir 15-20 dakika boşumuz olur.
Biz orada gündemi konuşuruz.
Yani ekonomik gelişmeleri konuşuruz.
İşte ekonomik tavsiyeler veririz.
Yemek tarifleri. Nerede ne yenir.
İşte Uğur abiden araba tavsiyesi alırız.
İşte Ali Ektağ'ın BMW'den başkasına bilmem neler.
Böyle böyle. Böyle bir 15-20 dakika konuşuruz.
Bir de zaten her hafta Cuma günü de bir saatlik bir game session yapıyoruz biz de.
Orada Codenames oynuyoruz.
Gartika'ya oynuyoruz. Ekstra bir de bizim ekibin yarısı Ankara'da, bir yarısı İstanbul'da.
Biz de ekip buluşmalarını bir İstanbul, bir Ankara şeklinde yapıyoruz.
Genelde related olduğumuz, daha önce söylemiştim zaten, katalog ve order ekibi var.
Bu ekiplerle beraber bir organizasyon planlıyoruz.
Buluştuğumuz günlerde bol bol yiyip içiyoruz abi.
Kafa dağıtıyoruz. Ekip bütçesini de iyice sömürüyoruz o gün.
En iyisi abi. Peki herkes İstanbul'da mı?
Nasıl oluyor sizde? Abi dedim ya, ekibin bir kısmı İstanbul'da, bir kısmı Ankara'da olduğu için şey yapıyoruz abi.
En son Ankara'da buluştuk. Yani sırası şu anda sanırım İstanbul'da olacak.
Bir dahakine Ankara tekrar. Evet sıra sıra paylaşımda takılıyorsunuz.
Aynen öyle. Süper abi çok güzel.
Ali Ekden'in de araba sevdasını da görmüş olduk.
Peki arkadaşlar çok teşekkür ederiz.
Çok güzel bir sohbet oldu. Tekrardan hepinize geldiğiniz için çok teşekkür ediyoruz.
Teşekkür ederiz. Teşekkür ederiz.
Bu bölümde Export Center'ı ağırladık.
Ali Ekden Mutlu, Uğur Atçı ve İbrahim Beytel'le beraberdik.
Herkese çok teşekkür ederiz.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
