
Transkript
Selam herkese. Ben Mustafa Taşkın.
Biz bir, iki biz podcast'ın yeni bölümündeyiz.
Burak Sarp'la konuğumuz bugün Enes Açıkoğlu.
Bayağıdır uzun süredir bu podcast'ı yapmayı bekliyorduk.
Araya Kasım girdi. Enes'in işleri oldu, bizim işlerimiz oldu.
Ötelik ötelik en sonunda bugüne başarılı bir şekilde gerçekleştiriyoruz.
Hoş geldin Enes. Nasılsın?
Hoş bulduk. Efe Gürler, iyiyim.
Sizler nasılsınız? Bizler de iyiyiz.
Selam Burak, senden ne var?
Selam. Biz de iyiyiz Enes.
Hoş geldin. Enes'e hemen ilk sorumuzla başlayalım.
Enes, kendini biraz bize tanır mısın?
Background'ın nedir? Selamlar.
Öncelikle harika bir çarşamba günü.
Bugün o sevdiğim ve Karadeniz esprisiyle başlamak istiyorum.
Uy, o nasıl haftadır öyle be uşak?
Ne diyorsun kaptan?
Bugün çarşambadır. Haftanın ortası ama sanki sonu gibi böyle çok yoğun geçen bir gün.
Enes Açıkoğlu. Öncelikle Trabzonlu ve Trabzonsporluyum.
Yaklaşık 8 yıllık bir vereyimim var sektörde.
İstanbul Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği mezunuyum.
Aslında okurken de böyle.
Son sınıf, hatta ikinci sınıftan beri çalışıyordum.
Sektörde hep bir şeyler kovalıyordum.
İstanbul'da olmanın avantajını da hep kullanmaya çalıştım.
Farklı yerlerde çalıştım.
Telekom dünyasıyla başladım.
Sonra danışmanlık, bir ara Türk Hava Yolları, Amadeus, kaç farklı firmada çalıştıktan sonra en son Trendyol'a geldim.
Yaklaşık Trendyol'da dördüncü yılıma doğru ilerliyorum.
Umarım uzun sürede devam ederim.
Ülken Yolu aslında tam benim istediğim hedefler üstünde düşündüğüm birçok hedefi olduğu için ve çok dinamik, öğrenmiyatçı, yenilikçi bir şirket olduğu için aslında burada her gün kendimizi geliştirip
bir sonraki stepte yeni çalışmalarla mücadele ediyoruz.
O yüzden de her yıl yeni bir yıl gibi geçiyor.
Böyle özetleyebilirim kısaca.
Teşekkürler Özkan Deniz. Zaten öyle bir giriş yaptın ki podcast'ın sonunda türkü söylerim olayına döndü zaten olay.
Karadeniz Türk'üzü bekliyoruz senden.
Peki Trendyol'da çalıştığın domeni biraz özetlermişsin.
Ne yapıyorsun Trendyol'da? Tabii.
Şu anda bulunduğum domen Product Information Management'a geçiyor.
Aslında dışarıda seyircilerinin olduğu bir dünya var.
Trendyol'da da biz aslında satıcıların Trendyol'a ürünlerini kazandırıp sistemde katalog diye anlandım.
O katalog sisteminin oluştuğunda ikimiz aslında neler yapıyoruz?
Böyle satıcılar, bütük satıcılar olmak üzere birçok satıcı var.
Türkiye genelinde.
Bunlar ürünlerini bir şekilde bizim gibi platformlarda satmak istiyorlar.
Bizler de bunları anlamlı bir ürün haline getiriyoruz aslında.
İçinde kategorisini, brandini, etübütlerini, diğer tüm bilgileri, description, HTML içeriği dahil olmak üzere oluşturup diğer sistemlere hey merhaba böyle bir ürün oluştu.
Bu ürünü alıp sen de sistemle ilgili aksiyon alır mısın diye aslında bir eventle de fayda ediyoruz.
Özetle tüm ürünün ve trend yolda ürün giriş kapısı diye adlandırabiliriz.
Gerçekten bayağı kampanya dönemlerinde falan bayağı yoğunluk oluyor galiba.
Siz de hep bayağı bir yoğun çalışma dönemine giriyorsunuz.
İlk giriş tarafı siz olduğunuz için.
Şey diyeceğim ben biraz önce dedin ya Trabzon ve Trabzon sporluyum diye.
Ben de hani podcastımızın asıl konusuna girmeden öyle bir şey sorayım.
O sene mi bu sene mi acaba? Abi kolay çok nazar değilmişsin diye çok konuşmak istemiyorum bu sene.
İnşallah. Zaten 2010'dan da Bir şampiyonumuz var malum.
10 yıl sonra bir tane daha alır diye umuyoruz.
Hadi bakalım. Peki ekip yapınız nasıl Enes?
İşte development ekibi, front end ekibi, köye ekipleri nasıl ayrılıyorsunuz?
Trend yolunun genelinde de bu yaklaşım var aslında.
Büyüyoruz, sürekli büyüyoruz.
Büyüdükçe de aslında bölünüp daha anlamlı, ecail, kendi kendine yönetebilen, otonom sistemleri oluşturmaya çalışıyoruz.
Biz de bu geçen 2-3 yıl içinde Product Information ekibi olarak sürekli büyüdük.
Büyütükçüde aslında bölüme ihtiyacı da oldu.
Şu anda yaklaşık 3 tane ecel ekibe sahibiz diyebiliriz.
20'nin üzerine kişiye sahibiz.
Burada biz 7-8 kişiyi korumaya çalışıyoruz ekipler olarak.
7-8 kişinin içinde genelde aslında Product Owner'un, testçinin, köy genel isteyebiliriz buna.
Backend ve Frontend'e uygun olduğu bir aslında otonom bir ekip var.
Bu ekiplerin içinde ben isimlerini de hızlıca vereyim.
Bir bölüme ekibimizin Product Center dediğimiz ürünlerin nasıl yönetimini yapan ekip.
Diğer tarafı live diye adlandırmış, hem listing, hem kampanyalar, widgetlerin, eventin yönetimi yapan diğer ekibimiz.
Bir de bu son zamandaki trendin international açılışıyla beraber hızlanan bir ekip ihtiyacı da olduktan sonra aslında international product diye adlandırılan yeni bir ekip ortaya çıktı.
Bu arkadaşlar da international ürünlerin satımı, bunların yönetimi, fiyatlandırması vs.
Diğer akışları da bu ekibimiz yönetiyor şu anda.
Yaklaşık dediğim gibi 7-8 sene oluşan 3 ayrı ecail ekibe sahibiz.
Enes'le biz yaklaşık.
Belli aynı zamanlarda şey yaptık.
Trendyol'a başladık. Hatta bir arada ortak projelerde çalışmıştık.
Daha sonra Trendyol rotasyon kültürüne desteklediği için Enes farklı ekiplere kaydı.
Ve orada kendi kariyer planı şekillendi.
Ben Enes'e şunu sormak istiyorum.
Lead rolü senin için ne gibi sürprizler barındırıyordu Enes?
Böyle. Aslında çok dışarıdan kolay görünse de içine gidince çok fazla challenge'ların olduğu, teknik tarafındaki adamların düşünemediği rolü aldığında...
Hiç göremediğim birçok nokta çıkabiliyor.
Bir de şöyle bir zorluğu vardı.
Ekip arkadaşlarında yani çalıştığında ekip arkadaşlarında bir süre sonra lead rolü olarak oradan çıktığında o ilişkiyi korumak zor olabiliyor.
Yani orada hem lead rolü yapıyor olmak hem de aslında ekibin de bir parçası olduğunu hissettirebiliyor olman lazım.
Bu çok önemli bir denge aslında.
İşlerin ilerlemesi lazım. Bu arada her zaman takımın bir parçası olduğunu her zaman hissettirip ilerletmek lazım.
Ama aynı zamanda da işin aslında bir yönü people management'a koyuyor.
One-to-one'ından işte performans görüşmesine, maaş görüşmesine kadar istemezsek de bazı işleri insan yönetimi adına yapmamız gerekiyor.
O anlamda bazen çelenecek olabiliyor.
Çünkü aynı ekiple çalışan arkadaşlar bir süre sonra aslında team lead rolüyle çalışmak zorunda kalıyorsun.
Orada dediğim gibi en önemli denge bence orada bir lider, altıncı elektronik lider olduğunu, sadece bir yönetici varsa değil, lider yani liderinle ünitesi arasındaki en büyük fark da aslında lider takımın bir parçası olduğunu hissettirir
ve aslında beraber... işi ilerletirken yönetici daha çok direktif veren kesim oluyor.
Biz burada ekip kültürü içinde de aslında onu hissettirmeye çalışıyoruz.
Ben de ekibin parçasıyım. Beraber bu işi yapıyoruz.
Hissettirip ilerlemek önemli oluyor.
Bu dengeyi kuramadığın sürece de aslında zaten takımda dağılmalar ve bölümler çok hızlı gerçekleşiyor.
Enes aslında şimdi cevapladığın soruda biraz soracağım soruya benziyor ama peki timli trollünün sana göre artıları ve eksileri neler böyle keskin cevap vermek gerekirse?
Öyleyim abicim, bunda açık olacağım.
Bir de iki yol var bu arada trend yolda.
Bilenler bilir, bilmeyenler için de açık bir yol var.
Team lead ve take lead rolü var.
Team lead rolünü seçen insanın günlük hayatını belki ya da haftalık iş akışını %70 alsın.
Biraz people management'a koyuyor.
İş takibi işte. arkadaşların verimli çalışması, verimli ortam onlar için ulaştırmak gibi şeylere kayıyorsun.
Burada aslında biraz koldan uzaklaşıyorsun.
İstesen de istemesen de aslında kolda olan o yakınlığın zamanla azalabiliyor.
Evet yine mimari kararlarının içindesin.
Tekniksiz detaylarda yorum sahibi oluyorsun ama günün sonunda eski performansını devam ettiremiyorsun.
Bu anlamda benim için en dramatik change bu oldu.
Kodu olan aşinalım, yakınlığım zamanla yani hand-on en azından aktivitem adı almış oldu.
Bir süre böyle dirensem de bu konuda aslında yapmam gereken işlerin aksaması sonucunda aslında o dengeyi kurmaya çalıştım.
Nispeten yine koda girmeye çalışacağım da dediğim gibi en büyük change benim için aslında kodu olan bu yakınlığımın değişmesi oldu.
Çok güzel cevapladınız.
Teşekkürler. Peki yeni Team Lead olma hedefi olan insanlara, arkadaşlara olan Tavsiyelerin var mıdır?
Dikkat etmeleri gereken? Evet.
Belki benim yaptığım hataları onların yapmaması için birkaç şey söyleyebilirim.
Bence takımın dengeli dağılıyor olması çok önemli.
Şöyle açıklamak gerekirse takımda hep farklı seviyeden insanların olması takımdaki bilgi, know-how dağıtımını çok faydalı hale getirebiliyor.
Sadece cümlelerin olduğu bir takımda aslında herkesin öğrenmeye aç olduğu ama öğrenecek kaynağın çok azaldığı bir ekip çok hızlı bir şekilde büyüyemiyor.
Sadece sinirlerin olduğu bir ekiple çok fazla çatışma olabiliyor aslında.
İstersek de istemezsek de bizler yazılımcılar olarak egolu insanlarız.
Olabildiğince egolarımızı aşağıya indirmeye çalışsak da aslında bir yerde çatışmanın yaşandığı durumlar olabiliyor.
O yüzden bence en önemli şey takım kurarken o dengeyi kurabiliyor olmak.
Senior'da doğru bir şekilde dağıtabiliyor olmak.
Bir de insan ilişkisine önemli...
vermek ve insanlarla iletişimi çok doğru bir şekilde yapmak lazım.
Bir işi söylerken kullandığın lisan, ses tonu ya da başka kullandığın ses tonu arasında çok fark olabiliyor.
Özellikle bizim sektördeki arkadaşlar, değerli arkadaşlar, IT sektörü dünyada da aslında çok önemli ve değerli insanlar.
Burada kullandığın dil yüzünden o arkadaşı kaybediyor olman, iletişim doğru kurmadan dolayı kaybediyor olman hem senin için hem şirket için çok büyük bir dezavantaj olabilir.
O yüzden iletişim ve dediğim gibi takım dağılım çok önemli.
Evet, şey soracağım.
Bu macerada, ulan sıvadık dediğim yer oldu mu hiç?
Tabii çok oldu. Var mı bir örnek, anlatabilir misin?
Tabii ki. Bu özellikle İngilizce platform süreçlerinden biraz önceydi.
Bu da hep şeyden kaynaklı.
Bazı gerçekler acı gerçekler gerçekten.
Öğrenilmiş şeyleri tekrardan öğreniyor oluyoruz ama yine aynı hatayı yapıyoruz.
Mesela test neden yazılır?
Test yazmayalım, geçelim dediniz.
Her hakkımda bıraktım. Bütün backloglar bizi gün sonunda böyle büyük insanlıklar olarak dövmüştür.
Bir seferinde yanlış hatırlamıyorsam kampanya zamanıydı.
Ürünlerle ilgili küçük bir bug fix vardı.
Ürünün statüsüyle ilgili.
Arkadaşım da şey yaptı.
Hemen ben bunu fixlerim dedi.
Tam kampanya zamanı bu arada.
Ürünlerin canlıya çıktığı dönemdeyiz.
Orada statü kodunu test etmeden 4.4 olarak dönmüş.
Meğersem o 404 aslında şey demek, ön yüzde de bu ürünü siteden kaldır demek anlamına geliyor.
Bu sebepten dolayı 400 bine yakın, çünkü o zaman bizim ürün katalogumuz belki 700 bin, 1 milyon aralığında bir şeydir.
400 bine yakın ürünü siteden bir anda kaldırmıştı kampanyada.
Yani sağ olsunlar trend oldu da bu anlamda hatayı çok tolerans sağlayan ekipleri.
Çünkü hatayla öğrendiğimizi biliyoruz.
Çok bizi üzmediler ama gerçekten bakılınca güvenli zamanla en yapılacak şeyi yapmıştık.
Muhtemelen baklava olarak dövmüştür zaten.
Trendyol teknoloji ekibine.
Aynen abi. Pembe masanın.
Peki böyle zor zamanlar yaşadığın zaman ne yapıyorsun?
Neye başvuruyorsun? Nasıl böyle bir çıkış yolu buluyorsun?
Çok seviyorum. Bu arada acayip fazladır yalnız yaşadığım zor zamanlar.
Böyle özellikle Escofist'i hatırlarım.
Elastik'in de elimde bilgisayarla böyle arkaya koşardım.
Arkada işte infra ekibi bizim bilirsiniz.
Escofist bilenler bilir.
Birinin başına oturup böyle abi işte ne oldu deyip deyip dair inip...
Network'ünden riskine kadar, elastik internal line-up doküman okumaya kadar.
Orada en sevdiğim şey tren yolunun en en en beğendiğim özelliği bir ekipte bir sorun oluyorsa diğer ekipte herkes kendi sorunuymuş gibi o soruna yaklaşıp çözüm araması.
Benim en beğendiğim özelliklerden biri.
Bir şey oluyordu mesela. Biz çözmeye çalışıyoruz.
Başka ekipten bir arkadaş geliyor.
Başka ekipten bir arkadaş geliyor.
Yuvarlak masa kuruyoruz. Renk sorumluluklar başlıyor.
Nedenleri konuşuyoruz şimdi. Ne olabilir?
Ben disk'e bakalım. Hemen kontrol deneyler başlıyor.
Hemen network'e bakalım. Diğer ekipten başka bir arkadaş geliyor.
Biz böyle bir şey yaşamaya çalışıyoruz. Şunun üstüne deneyelim diyorlar.
Oradan sürekli bir bilgi aktarım derken sorunu böyle...
Benim sorunum ya da senin sorunun ya da sen yaptın ben yaptım değil de ekibin, şirketin sorunuymuş diye bakıp çözmeye çalışıyoruz.
Çok tatlı, çok iyi öğrendiğimiz zaman dilimleri oluyor.
O yüzden böyle büyük sorunlarda çok da tatlı öğrenmeler çıkabiliyor.
Üzmeden, kimseyi kalp kırmadan güzel bir şekilde çözülür.
Ve bunun çok örneği vardır. Böyle devam edeyim.
Peki, developer bakış açısıyla bilgilik rolünde Enes'in bakış açısında ne gibi değişiklikler var?
Evet, güzel soru bence.
En canlı sorulardan biri bu.
Önceden şeydi biraz böyle high overview bakamıyorduk galiba olaylara.
Önceden problemi çözmek ana odağımızdı ama o problem çözümünün benim dışında diğer ekiplere etkisi ya da trend yolunun geneline etkisi nedir diye düşünmeden hareket edebiliyorduk.
Bir de şöyle bir bakış açısı olabiliyor bazen.
Sadece kendi domeninde bir sorun olduğunda bu domenindeki sorunu çözeyim.
Evet, diğer domen suçludur.
Diğer domeninde hata vardır.
Yaklaşımı... İster istemez olabiliyor.
Ben yaptım benden kaynaklı değil diye bakabiliyorsun devolup olunca ama biraz daha leet olunca artık şirketin geneline bakman gerekiyor.
Sadece senin domain değil diğer domainlerin de sorunlarını aynı gözle bakmak gerekiyor.
O yüzden biraz daha sanki büyük resmi görebiliyorsun team'in leet rolüne geçtiğinde.
O yüzden şirketin sorunlarına genel olarak bakıp ekipte de bu sorunları biz domain olarak nasıl çözeriz diye indirgeyebiliyorsun.
Enes aslında çalışırken liderler olarak liderlerin zamanının çoğu problem çözmekle geçiyor.
Ekibe destek olma, onların cezalandığı yerlerde onların yolunu açacak şeyler yapma.
Biliyorsunuz son zamanlarda bir de Covid var.
Son zaman değil mi? Gerçi iki yıl oldu da hemen hemen.
O süreçlerde ekiplerini de çok büyütmen gerekmiştir muhtemelen.
Bu süreçlerde hiç zorluklarla karşılaştın mı ve bu zorlukları nasıl baş ediyorsun zorluklarla?
2170'den fazlası Covid zamanı ve sonrası belki 2000'de ayrılmıştır.
En büyük sorunumuz tabii direkt yüzey iletişim kuramıyor olmak oluyor.
Onu da şirketimizin teşvili hem de bizlerin de organizasyonlarıyla aslında bir buluşma düzenliği.
Orada halletmeye çalışıyoruz. Zoom üzerinden ne kadar online görüştük.
Mesela geçen şey olmuştu.
Bayağı bir uzun süre sonra ekibe katanla buluştuğumuzda.
Zoom'dan arkadaşı mesela 1.60-1.70 diye varsayıyorsun.
Gidiyorsun o kişiye adam 1.95'lik bir boya sahip.
Acayip bir işleştirebiliyorsun.
O yüzden yüzey iletişim...
konusunda çok zorlanıyorduk.
Bunu da işte daha dün yaptık hatta.
Böyle iki buluşmaları yapıyoruz.
Yemektir işte o gün aktivitelerdir.
Şehir dışından arkadaşlarımız geliyor.
Buluşuyoruz, konuşuyoruz, muhabbet, sohbet.
Bu şekilde açmaya çalışıyoruz.
Ama en zor şey dediğim gibi online görüşüp yüzle görüşmüyor olmak.
Peki zaman yönetimin konusunu nasıl çözüyorsun Enes?
Genelde hep konuştuğumuz leadlerde şey vardı.
Normal DevOp'tan Detroit'e geçince zamanı ayarlayamıyorum.
DevOp'ta yapmak istiyorum. Toplantılar da var.
İşte mimari kararlarda ekiple bulunmam lazım.
Bir gibi böyle zamanı ayarlayamadıkları ile ilgili şikayet demeyeyim de yakınmalar duyuyorduk.
Sende hiç böyle bir şey olmadı mı?
Yok abi haklılar bence de.
Bende de oldu. Ben bu arada zaten şeyden vazgeçtim DevOp'tan.
DevOp'u ayırdığım zamanı bayağı azalttım.
Ama yine mimari kararlar ve diğer kötü şeyler de olabildiğince...
kitle beraber olmaya çalışıyorum.
İşte orada mesela Trello'yu artifa kullanmaya çalışıyorum.
Kendi board'um var. Takımın board'u var.
Kendi board'um var. Tutu listem var.
Bunları hep şeye döküp yazılı hale döküp ileride çalışıyorum.
Bu arada kesin öneririm her aşamada her levelde bence her şeyi yazılı olarak tutuyor olmak.
Bunları reminder'larla oluşturmak çok önemli.
Çünkü söz uçuyor hakikaten yazık oluyor.
Bazı şeyleri konuşuyoruz mesela takım içinde böyle küçük kol açıp ya da thread açıp konuşuluyor.
Ama o thread içinde konuşulan şeyi bir şekilde Toplantıları da bu geçerli.
Sonuca bağlamayıp, bir yere yazmayıp, sonrasında kullanacak şekilde oluşturmayınca o unutulup gidiyor.
Benim en iyi dediğim gibi büyük yardımcı bu todo listelerim, tren yolum oldu.
Ama ben de zaman yitiremediğim için aslında DevOp'un saydığına.
Miral DevOp'undan uzaklaşmış oldu.
Açıp konuşmak gerekirse. Ağzına sağlık Enes.
Güzel sohbet yaptık.
Sohbetin başına dönelim.
Trabzon konusu, Karadenizlilik konusu.
Var mı Burak Enes'le başka paylaşmak istediğin?
Karadenizlilik muhabbeti.
Ya vallahi bilmiyorum ama tren yolda da Karadenizliler ağırlıklı gibi geliyor bana.
Belki Enes'im açıklık getirir ona.
Ben çok öyle muhabbetler görüyorum ama.
Abi Karadenizliler çok konuşuyor.
O yüzden ağırlıklı gibi geliyor bence.
Şimdi şeyi ben anlayamadım çok mesela.
Trabzonlu var bir de Rize'li var yani.
Karadenizli de kendi içinde şey yapıyor.
Fanatikleşiyor. Oradaki fark nedir Enes?
Biraz belki ondan bahsetmek istersin.
Buradan sevgili Rizeli Yusuf abimize D-Bay'lerin Master'ına selam söylüyorum.
Şöyle yani bir kan davası olmasa da aramızda kime düşürülme davası var.
Fi zamanında biz Rize'yi son maçta yendik miyiz?
Çünkü yenmemizin de bize bir artısı olmadığı halde.
Yendik ve Rize'yi kime düşürdük?
O günden sonra aramızda böyle hafif bir kan davasına yakın bir dava olmuştu.
O yüzden Rizeliler Trabzonları çok sevmezler.
Bir Rize'yi severiz ama. Yeşilliğiyle, suyuyla.
Karadeniz'in tamamını severiz.
Ama öyle bir durum var ama özellikle.
O zaman burada şey de, Yusuf'a da söz hakkı düşüyor.
Bir gün Yusuf'u da konu kalmamız lazım Burak.
Yusuf'u kesin almamız lazım zaten.
Buradan selam gönderelim Yusuf'a.
O zaman bir de yarışma başlatalım.
En güzel Karadeniz türküsü de kim söyleyecek?
Trabzonlar mı, Rizeliler mi?
Enes o zaman bir Trabzonlu temsil edecek.
Türküyü patlatsın. Bu kadar çok türkümüz var ki hangisini seçeyim diye düşünüyorum.
Bir de bu sesimle yayına negatif bir etki yapmak istemiyorum ama deneyeceğim.
Ey gidi kara deniz, doldu da taşamadık.
Etmeyelim sevdalık, edenler yaşamadık.
Kazım Koyuncu'dan Ahmet Tanıyoruz bir Karadeniz türküsü.
Ağzına sağlık.
Teşekkür ederiz. Teşekkürler Burak.
Teşekkür ederiz. Keyifli bir sohbet oldu.
Ben tebrik ederim her zaman ayırdığınız ve bana bu şansı verdiğiniz için.
Kendinize iyi bakın. Görüşürüz.
Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
