
Transkript
Herkese merhaba arkadaşlar.
Bugün Trendyol Teknoloji ekibinde yeni bir podcast serisini başlatıyoruz.
Biz bir ekibiz de, co-hostlarımız Mustafa Daşkın ve Burak Sarp bizlerle.
Selam arkadaşlar, hoş geldiniz.
Hoş bulduk, herkese selam.
Hoş bulduk. Bugün ilk bu formattan biraz bahsedelim.
Formatımız takım lideri olduğumuz durumda aslında senior developer ya da herhangi bir şeyden sonra takım lideri olduğumuzda Tam takım liderinin ne iş yaptığını bilmiyoruz.
Örnekler belki farklı olabiliyor.
Yaşadığımız deneyim çok farklı olabiliyor.
Burada trend yolu içerisinde takım lideri olunduğunda ne gibi bir deneyin yaşanılıyor?
Ne gibi şeyler yaşanılıyor?
Bu hikayeleri biraz daha komüntüyle paylaşabilmek için böyle bir program çekmeye karar verdik.
Bugün de bizlerle birlikte customer service ekibinden Fırat var.
Merhabalar herkese. Yani onurlu sanırım tanışmıştık.
Evet sanki bir yerden tanışıyoruz.
Evet biz Fırat'la Selam ekibi de şey yapıyorduk, co-hostluğunu yapıyorduk.
Bu sefer Fırat şey ne denir?
Müşteri değil. Müşterimiz için bari.
Müşteri. Fırat konuğumuz.
Fırat senin çalıştığın domain nedir?
Customer service biraz böyle bundan bahsedelim.
Tabii. Customer service domaini müşteri hizmetleri diye de geçiyor.
Bizim ekibimiz sipariş alındıktan sonraki bazı süreçlere ve bazı genel uygulamalara bakıyor.
Yani genel uygulama dediğim de Örneğin Trendyol'daki mail ve push notification'ların çıkış kapısı bizde.
Tüm ekiplerin kullandığı bir komponent.
Artı hem Türkiye hem de yurt dışı siparişleriyle alakalı.
Siparişle alakalı neredeyse tüm mail ve push'ları da biz atıyoruz.
SMS'leri de almaya çalışıyoruz.
Bunun yanında diyelim siparişinizle alakalı bir sorunuz var.
Ya da bir sorununuz var. Telefonla aradığınızda çıkan ses yanı sistemini besleyen api bizim.
Ya da diyelim müşteri temsilcisine bağlandınız.
Onların kullandığı ekranlar ve işte React Web Application'ı bizim.
Bir de... Böyle müşterinin memnuniyetini sağlayabilmek için ufak mikro servislerimiz var.
Diyelim Trendyol'dan bir sipariş verdiniz ve tedarik edilemedi.
İşte bununla alakalı müşterinin memnuniyeti kapsamında bir kupon tanımlanması gibi böyle ufak işleri de bizim ekibimiz yapıyor.
Fırat biraz sonra ekip neler yapar?
Teamlead olarak senin ekipte görevin ne?
Sorumlulukların ne? Onlardan bahsedeceğiz ama Trendyol'da bir ekip ne demek?
Onlardan bahsedeceğiz. Ondan önce sen ekip yapısını biraz bahseder misin?
Backend var, frontend var, devop in test var.
Tabii. Aslında daha önceden bizde bu ayrım vardı ama artık pek backend frontend ayrımı yapmıyoruz.
Çünkü takımdaki frontend devoper arkadaşımız da backende eğildi ve aslında backend tarafından taslar alıyor.
Backend devoper olarak kendini tanımayan arkadaşlar da frontend tarafından taslar alıyor ama orijinal olarak bakarsak bir frontend devoper, yedi backend devoper, bir devoper in test, bir de product manager olmak üzere sanırım on kişiyiz.
Valla baya büyüsün.
Peki. Şey var mı?
Böyle bir sayı sınırlaması var mı ekipte?
Ya burada ecel takımlarda bir sınırlama oluyor genelde.
Hani 9 maksimumdur söylenilene göre.
Çünkü 9'u açtıktan sonra hem toplantıları yapmak zorlaşır, hem iletişimi sağlamak zorlaşır.
Biz de bununla alakalı olarak yakın zamanda ekibi bölme kararı aldık.
Yani 9'dan sonra büyümek de çok zor.
Ekibi bölüp bunları daha iyi adreslemek istiyoruz.
Peki böyle takım lideri olarak çalışmaya başladığındaki deneyimini daha iyi anlayabilmek için senin geçmişinden de biraz bahsedebilir miyiz?
Yani nasıl bir şeyde, kaç yıldır sektörde çalışıyorsun, ne tarz firmalarda çalıştın, nasıl rollerde çalıştın?
Tabii. 2012 yılında Bahçeli Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliğinden mezun oldum.
9 yıldır yazılımı geliştiriyorum.
Farklı domenilerde çalışma şansım oldu bu süre zarfı içerisinde.
İşte CRM, stok yönetimi, e-hizmet, e-ticaret gibi.
Bunların dışında tabii...
Bir de Code Fiction isimli bir podcast'e katkı vermeye çalışıyorum.
Bir de yine hobi olarak Trendyol'da da Serum ekibi isimli Trendyol takımlarını tanıdığımız podcast'e sunuculuk yapıyorum.
Yani hani associate developer olarak başladım.
Developer oldum. Sorumluluklarım arttı.
Daha sonra senior developer oldum.
Bir noktadan sonra tekrar sorumluluklarım arttı ve team lead oldum.
Biraz da şeyden bahseder misin Fırat?
Böyle developerlıktan böyle team lead rolüne geçtiğin zaman seni ne gibi sürprizler bekliyordu?
Ya orada DevOps olarak çalışırken önümde 1-2 maksimum 3 hedef oluyordu.
O anda yaptığım işi bitirmem lazım.
Çünkü sprintten task almışım.
Belki bir süreci iyileştirmem lazım.
İşte yeni bir test türü ekliyorum mesela.
Takımla da bunu tartışacağız.
Bir de bunun yanında diyelim yeni bir proje var.
İşte onunla alakalı hazırlık aşamasındayım.
7 olduktan sonra takvimim...
Yani evet takvim diye bir şey varmış ve bunu iyi yönetmek gerekiyormuş.
Dolmaya başladı. Bir toplantıdan çıkıp diğerine girmek çok normal bir şey olmaya başladı.
Orada şeyi daha iyi fark ettim.
Daha önceden de birileri bu toplantılara giriyormuş.
Ve ben developer olarak çalışırken bölünmeden ilerleyebilmem için bana alan açıyormuş.
Bu benim için gerçekten sürprizli bir taraftı.
Çünkü daha önceden kendimi çok da geliştirmediğim alanlardı bunlar.
Peki Ferhat, bu developerlıktan timliğide uzanan yolculuğunda birçok tecrübe edindiğini düşünüyoruz.
Developer olup kendisine team lead olarak hedef koyan arkadaşlar için nasıl bir hazırlanma yöntemleri önerirsin onlara?
Yani bu konuda aslında güzel kaynaklar var.
Belki biraz onlardan bahsedebilirim.
Bu rolü düşünen developerlar için.
Patrick Kua diye biri var ve bu alana çok eğilmiş durumda.
Hatta eğitimlerini falan da aldık.
Onun bir kitabı var. Sanırım Talking with Tech Leads olmalı.
Orada aslında bu role geçiş yapan, yeni geçiş yapan, uzun süredir bu rolde çalışan kişilerin deneyimleri.
O bayağı faydalı olmuştu benim için.
Bir de Patrick Kuo'nun mail grubu da var bu arada.
Böyle her hafta düzenli paylaşım yaptığı.
Onu da kaydolmak güzel olabilir.
Bunun yanında bir de geri bildirim vermek çok önemli.
Çünkü hem kendimizi hem de takımımızı geçtirmek için geri bildirim burada çok kritik oluyor ve bunu iyi yapmamız lazım.
İyi yapamıyorsak yanlış anlaşılıyoruz ve kişiler savunmaya geçebiliyor.
Burada Radical Candor diye bir kitap var.
Radikal Samimiyet diye geçiyor.
Yani takımdaki diğer kişilere feedback vermenin güzel yollarını bu kitap anlatıyor.
Benim çok işime yaramıştı. Bir de bence takımda yeni bir şey getirmeye alışmış olmaları gerekiyor.
Yani süreci sürekli görüp sürekli daha fazla sorumluluk almaları gerekiyor bence.
Yani bu yeni bir şey test türü de olabilir, kod yazarken yeni bir yöntem de olabilir, klinikoda uymayan bir yerde olabilir, yeni bir teknoloji olabilir.
Ama bunu getirmeye alışmış olmaları teknik rolüne çok daha kolay geçitlerini sağlayacak diye düşünüyorum.
Peki bizim sektörümüzde de çok karşılaşıyoruz bununla.
İşte edindiğimiz tecrübelerle.
Daha önce yaşadığımız şeylerle karşılaşsaydık farklı yöntemler, teknikler uyguladığımız, uygulayabileceğimiz çok oluyor.
Sana da spesifik olarak şey desem.
Teamlead olmadan önce developerken bir şeyleri daha iyi yapsaydın, senin hayatını şimdi kolaylaştıracak bir şey olur muydu?
Hani geçmişe dönüp baktığında.
Şeyi gibi düşündüm aslında.
Ulan şimdi olduk ama bunun eksikliğini çekiyorum.
Keşke zaman varken developerken bunun üzerine düşseydim, kendimi biraz hazırlasaydım buna.
Şu an... Çok daha iyi olurdu benim için.
Aslında amacım buydu. Zaman yönetimiyle alakalı çok fazla soru var abi.
Zaman yönetimine girmeyeceğim o zaman.
Ama Radical Candor'ı daha erken okuyabilirdim belki.
Yani birebiler yapmaya başlamıştım takımla.
Çünkü bir şekilde kendimi geliştirmem lazım bu konuda.
Ve bunu yapmadan da çok iyi olmak mümkün değil.
Onu mesela ayda bir yapıyordum.
Daha sık yapabilirdim belki. Takımı beraber çalışacağım insanları daha iyi tanıyabilmek için.
Artı kendimi de bu konuda geliştirebilmek için.
Çok güzel. Team lead gerçekten büyük sorumluluk.
Hem kendi sorumluluğun var hem de ekibinle ilgili sorumluluklar var.
Bunları, bu sorumlulukları alırken, bunları egzeküt ederken hepimiz problemler yaşayabiliyoruz, zorluklar yaşayabiliyoruz.
Bu zorluklarla hissettiğin zaman bununla baş etmek için nasıl yöntemlere başvuruyorsun?
Muhtemelen biraz şanslıydım.
Çünkü daha önceden bazı arkadaşlarım vardı lead olan.
Ve büyük ihtimal benim yaşadığım sorunları.
Onlar da çok... Hepsini yaşamıştı.
Denk geldikçe onları soruyordum ve hemen cevabını alıp ilerliyordum.
Aslında bu konuda bir arkadaş grubu sahibi olmak çok güzel bir şey ama bu olmayabilir.
Bizde benzer işleri yapan birkaç takım tribe yani kabile oluyor.
Aynı Trab'daki liderle de bu konuları konuşmak kolay.
Ve bu mekanizmanın oluşması çok güzel.
Çünkü benzer işler yapıyoruz.
Yine benzer sorunlar yaşıyoruz.
Bir şey olduğunda cevabı birimizden birinde oluyor.
Yani en Trab'ımdan destek alıyorum.
Yine bir çözüm bulamazsam ya da böyle bir konu değilse yani böyle görüş alarak çözebileceğim bir konu değilse yöneticimden destek istiyorum.
Yöneticim bu konuda bir şekilde bana yol açıyor.
Ya da beraber bir yol açıyoruz.
Öyle ilerliyoruz. Fırat benim sormak istediğim şöyle bir soru da var.
Developer'lıktan Tilni'de geçtik.
Orada böyle bir... Odaklandığın konularda bir değişiklik oldu mu?
Onu merak ediyorum. Olduysa nedir yani?
Yani daha çok kod yazarken çok daha az kod yazmaya başladım.
Ve takımın genel mimarisine daha fazla odaklanmaya başladım.
Bir de artık takımdaki kişilerin kendini geliştirmesi benim derdim oldu.
Ve bunu sağlamak için her hafta birebirler yapmaya başladım.
Yani zamanımı önceden %70-80 civarında koda ayırabiliyorken artık bazı haftalar...
Bazen hiç ayıramıyorum ama bazı haftalar %10, %20 ayırabiliyorum.
Hayatımdaki en çok değişen kısım bu oldu.
Hepimiz yaşamışızdır yani kodu bırakıp böyle farklı roller, farklı görevler üstlenmeye başladığımızda biz zorlanıyoruz.
Seni bu tarz böyle zorlayan konular var mıydı?
Bunlarla nasıl başa çıktın?
İlk etapta aslında her şeye yetişmek zorunda olduğumu hissettim.
Çünkü hem sorumluluklarım artmıştı hem asıl güvenli olduğum bölge olan koddan çıkmak zorunda kalmıştım.
Her şeyi iyi yapmak zorundayım.
Ama bu noktada yani onu biraz sorgulamaya başladım.
Her şeye yetişmek zorunda olduğumu hissediyorsam demek ki bir şeyleri yanlış yapıyorum.
Ekipten yeteri kadar destek istemediğimi fark ettim o noktada.
Hani ekiple bu sorumlulukların bir kısmını bölüşmeye başladım.
Ki olması gereken de bu. Çünkü ekip de bu sayede gelişiyor.
Ben de o sayede gelişiyorum.
Bir de bunun yanında tabii zaman yönetimi çok büyük dert.
Zaman yönetiminden böyle bir dem vurdun.
O zaman yönetimiyle nasıl başa çıkıyorsun?
Aslında başa çıkamıyorum.
Yani idare ediyorum diyelim.
İlk başlarda da ama idare edemiyordum.
Şu an en azından idare ediyorum noktasına gelebildim.
Tüm toplantıları kabul ediyordum.
Böyle toplantı geliyorsa kesin girmek zorundaymışım gibi hissediyordum.
Artık biraz sorgulamaya başladım onları.
Hani buna asenkron yapamaz mıyız?
Başka bir tretten yürütemez miyiz?
Uyumuyorsa bile kabul etmeye çalışıyordum.
İşte artık dikkat ediyorum yeni bir zaman önerip ya da toplantıyı...
Bu hafta yapmasak, gelecek hafta yapsak olur mu falan diyorum.
Bir de bu kadar çok toplantıya katılmak zorunda kalıyorsam da bir sorun var ortada.
Demek ki sorumluluğumu paylaşmıyorum demektir.
Yine orada takımı bu toplantılara dair edip ilerlemeye çalışıyorum.
LiveLoop'urken bir ekibin parçası olduğumuz için verilen kararlarda tabii ki de bizim fikirlerimiz oluyor.
Bunları paylaşıyoruz.
Fikir alınırken destek alıyoruz ekibi.
Ama Team Lead olduğunda sanki biraz farklı gibi süreç.
Artık tüm takımın sorumluluğu bizde oluyor.
Bunu nasıl yönetiyorsun?
Bir karar alınırken ekibin hepsinin dahil olması ve sonuçta her farklı çıkan sesten sonra bir tane karar verilmesi ve ona doğru gidilmesi gerekiyor.
Bu süreci nasıl yönetiyorsun?
Burada karar alınması gereken zaman da kritik aslında.
Bir incident'ta mı karar alıyoruz?
O zaman aslında ekibi... tamamen dahil etmiyorum çoğu zaman.
Yani 2-3 kişi bir araya geliyoruz ve incident'ın kritikliğine göre bazen 5 dakikada karar almak zorunda kalıyoruz.
Ya da sprint task'ı mı konuşuyoruz?
Orada bir time box'ımız var.
5 dakikada karar vermemiz lazım.
Yine ekibin tamamı belki de bu konuda görüş bildiremeyecek ama çoğu toplantıda, ekiple beraber yaptığımız çoğu toplantıda ekibin tamamı bu karar sürecine katılabilir.
Orada da yine time box yapmaya çalışıyoruz.
Hani herkesin görüşünü sağlayabileceği bir ortam yaratmak zorundayız.
Bir kişinin fazla konuşması ve diğer kişilerin az konuşması çok uygun bir ortam.
ortam yaratmıyor bizim için. Ama bir kararda da çıkmamız lazım.
Ya burada bazı yöntemler kullanıyoruz.
Hani diyelim teknik karar veriyoruz.
O teknik kararı zaten daha önceden POS'ini yapmış oluyoruz.
Hani elimizde bazı metrikler oluyor.
Metrikler üzerinden değerlendiriyoruz.
Ya da diyelim bir süreç kararı alacağız.
Bununla alakalı puanlama yapıyoruz.
İşte bizim işimizi mi kolaylaştıracak?
İşte zamandan mı bir şekilde feragat etmemizi sağlayacak?
Gibi gibi böyle puanlar yapıyoruz ve bir şey çıkıyor.
Benim buradaki görevim aslında karar alınmasını sağlamak.
Kendi görüşümü dikte etmek değil kesinlikle.
Kendi görüşümü dikte edersem çünkü diğer kişiler fikir belirtemez.
Diğer kişiler fikir belirtemezse yani takım yok ortada.
Trendyol'da yani Trendyol kültürü biraz diğer fikrimlere göre farklı bir kültür.
Bunu zaten diğer podcastlerde ya da yaptığımız sunumlarda dile getirmeye çalışıyoruz, anlatmaya çalışıyoruz.
Team lead olmak için bile işte yıl geçmesi değil o takımda bir organik olarak bir doğal akışında team lead olan adaylar.
ön plana çıkıyor. Bu kültürde Trendol kültüründe senin için önemli gördüğün bir değer var mı?
Benim aslında gerçekten tüm değerleri benimsiyoruz ama iki tanesi benim için çok kritik.
Çünkü bir şekilde çalışmayı da benim için daha güzel kılıyor.
Birincisi data ile yaşarız.
Data olmayınca Karar çok sezgiye kalıyor.
Ve sezgiyle verilen kararlar da bazen doğru olsa da bazen yanıltabiliyor bizi.
Ve tartışmardaki argümanlar da sezgiyle geldiğinde karşı argüman da sezgiyle geliyor.
O yüzden sonuç çıkarmak da zorlaşıyor.
Yani biz hem takımın tüm metiklerini takip ediyoruz, uygulama metiklerini takip ediyoruz.
Bunlar üzerinden sonuç çıkarıyoruz.
İşte response time'ları olsun, error rate'leri olsun.
İşte biz günde kaç diplo yapıyoruz, ne kadarı bug üretiyor gibi olsun.
Birincisi bu. İkincisi de biz bir ekibiz aslında.
Hem çalışmaya devam etmemizi hem de mutlu olmamızı sağlıyor.
Çünkü başka firmalarda bazen şey olabiliyor.
Takımlar arası böyle rekabetler olabiliyor.
Bunu biz yapmayız gibi durumlar olabiliyor ama tüm Trendyolu bir ekip olarak gördüğümüz için ilgili işi kimin yapması gerektiğini tartışıyoruz.
Ve herkes kendi payına düşeni yapıyor.
Ve birimize yardımcı olmaya çalışıyoruz.
Burada işten kaçma yok. Burada birine yardımcı olma var diyebilirim.
Sizin cevabınız var mı bununla alakalı?
Aslında size de bir top atabilirim ya burada.
Eyvallah kanka. Konuksun sen.
Ya konuğum da.
O değil de biz şarkı olarak söyletmeyecek miydik ya biz Fırat'a?
Ya ben şarkı söylemiyorum prensip olarak.
Çünkü zamanda çok söyledim.
Ama bu programı dinleyen konuklardan dinledikten sonra Radiohead'den Derder şarkısını açmalarını rica ediyorum.
Ben bir ek yapmak istiyorum.
Fırat şarkı söylemiyorum prensip olarak dedi ama Fırat çok güzel.
A, S, R, H, H, D, H.
Deheredri şarkısını çok güzel söyler.
Yani tabii ki Asere, Deha, Dehe, Dehebetü ve Heverisi şarkısını çok güzel söylerim ama prensip olarak söylemiyorum.
Bari şey yap ya, ses 1-2, 1-2-3 yap.
Burada korkma adı değildir mi ama?
Bugün Fırat bizlerleydi.
Tren, yol, customer service ekibinden.
Sorularımıza açıklıkla cevap verdiği için, hepsini cevapladığı için çok teşekkür ediyoruz.
Bir sonraki Podcast'imize kadar sağlıcakla kalın.
Arkadaş buraya alkış ekleyecek miyiz yoksa biz mi yapalım alkışı?
Bence ilk programı alkışlayalım ya.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
