
Wake Up Call!: If You Are In The Room, You Have To Speak Up!
7 Ekim 2025 · 29 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bir Wake Up Call!
Klişelerin ötesine geçip gerçekten konuşmaya geldik. Kolaya kaçmadan açık açık konuştuğumuz bu bölümde Trendyol Group CEO’su Erdem İnan, “If you are in the room, you have to speak up!” bölümüyle kendi deneyimlerini, sorgularını ve dönüşüm anlarını paylaşıyor.
Host: Şeyma Bengisu Meriç (Human Resources)
Konuk: Erdem İnan (Trendyol Group CEO)
Trendyol ile ilgili daha fazla bilgiye ve kariyer fırsatlarımıza kariyer web sitemiz üzerinden ulaşabilirsin: https://careers.trendyol.com/
Bizi diğer sosyal medya kanallarımızdan da takip etmeyi unutma:
Linkedin: https://www.linkedin.com/company/trendyolgroup/posts/?feedView=all&viewAsMember=true
Youtube: @LifeatTrendyol
Youtube: @TrendyolTech
Twitter: https://x.com/trendyoltech
Tech Podcast: https://open.spotify.com/show/3xpNHzq2xJwZhc0hSIQi2z
Transkript
Selam ben Bengisu.
Bu bir wake up call yani bir uyandırma çağrısı.
Kleşelerin ötesine geçip gerçekten konuşmaya geldik.
Çünkü bazen gelişmek için önce uyanmak gerekiyor.
Kolaya kaçmadan açık açık konuşacağız.
Her bölümde Trendyol ekibinden bir konuğum olacak.
Kendi yolculuğunu, sorgularını ve dönüşüm anlarını paylaşacak.
Eğer buraya kadar dinlediysen dinlemeye devam et.
Çünkü asıl şimdi başlıyoruz. Hoş geldin Erdem.
Hoş bulduk. Önce seni tanımakla başlayalım.
Erdem kimdir? Eskişehir'de doğdum.
Eskişehir Anadolu Sitesi, sonra Bilkent Elektrik Elektronik, sonra da İtalya'da bir ekonomi master yaptım.
İki erkek çocuğumuz var ve sekiz yıldır da tren yolda çalışıyorum.
Son iki yıldır da grup siyolu görevini yapıyorum.
Yemek yapmaktan keyif alırım.
Genelde biyografi okumayı seviyorum.
Böyle biraz daha ünlü ya da işte tarihsel kişiliklerin.
Onun dışında bir de tabii bir şeyler çizmekten de keyif alıyorum.
Genel olarak bir özet vermek gerekirse ben buyum diyebilirim.
Süper, hoş geldin. Bugüninki aramızdasın.
Hemen aslında şeyle başlamak istiyorum.
Ya herkesin hayatı bir hikaye aslında.
Her hikayende bir kahramanı var.
Yolda karşılaştığı bir ejderhası var.
Sonra yoluna ışık tutan bir bilgesi var.
Senin bize anlatabileceğin benim ejderham buydu, bilgem buydu diyebileceğim bir anın var.
Bilge tek bir kişi değil bence.
Hatta onu beklemek biraz bana şey geliyor.
Her şeyi bilen, her şeyi de sana doğruyu yönlendiren bir kişiyi bekliyor veya duymak istiyor olmak biraz gerçeklik dışı geliyor açıkçası.
O yüzden de aslında çok farklı insanları çok dikkatli dinlemek gerektiğine inanıyorum.
Hani o bilgeyi bulabilmek için.
Ve çoğu zaman da benim için o bilge bazen ekipten birinin bana verdiği bir feedback de oldu.
Bazen hakikaten eski. Eskiden işte birlikte çalıştığım bir liderin ya ben seni böyle gördüm biraz canın sıkkın şu şu şuna dikkat ediyorsun değil mi anı oldu.
Bazen eşim oldu. Bazen yani candan oğlumdan gördüğüm bir şeyi duyup ya evet ya ben hakikaten niye böyle yapıyorum dediğim anlar oldu.
O yüzden o bilge bence tek bir kişi değil.
Ejderhanın tek bir işte şey olmaması gibi konu olmaması gibi.
Hepimizin o hayatındaki farklı dönemdeki ejderhaları aslında biraz şey.
O an karnını ağrıtan, canını sıkan işte böyle seni...
yani uyutmayan, uyandırmak istemeyen hani şey.
O tek bir şey değildi. Ve çoğu zaman da benim kendi yolculuğum da o bendim.
Benim farklı bir versiyonum.
Yani karanlık bir tarafı.
Kendi karakterimin. Çünkü aslında en büyük yani zorluk aşman gereken aslında çoğu zaman kendinle ilgili oluyor.
Yani başka bir şeyle ilgili olmuyor.
Hatta dışsal bir faktörse o ajdera çoğu zaman bence daha kolay aşılıyor.
Benim için hani biraz daha böyle materyalize hale getirmek gerekirse mesela erken hani liderlik, ilk defa liderlik yaptığım dönemde insanlara onların gelişim alanlarını, söylemek konusunda çok zorlanıyordum.
O birkaç tane ejderhaydı benim için.
Yani o bire bire girdiğimde negatif bir şey söylediğimde karşıda bırakacağım o tatsız şey beni ürkütüyordu ve karnımı ağrıtıyordu.
Ona girmek istemiyordum. İnsanların beni yanlış anlayacağını düşünüyordum.
Orada sevilmeyeceğimi hissediyordum oradan çıktığımızda.
O büyük ejderhaydı. Onu işte hem kendi liderimden hem bunu iyi yapan insanlardan öğrenerek aşabildim belli oranda.
Hiçbir zaman tam anlamıyla bitiremiyorsunuz bir ejderhayı.
Tam anlamıyla yok etmek diye bir şey de pek olduğunu düşünmüyorum.
Hani biraz öyle görüyorum açıkçası ejderha ve bilge şeyini benzetmesini.
Çok bir konu bir insandan ziyade böyle kontekste göre çok fazla değişen ve o an karnını ağrıtan ya da o an işte senin böyle bakışını aydınlatan kişi ve ejderha gibi aslında.
Aslında biraz da senin beyninin içinde sanki ejderha ve en zoru da bu.
Buradan şeyi merak ettim.
Seni ne uyandırdı?
Yani böyle büyük bir aha moment'ın, büyük bir uyanışım dediğin bir an var mı?
Yani şimdi tabii şey, kariyerimin daha ön dönemlerinde genelde işle ilgili tavsiyeler almak için işte mentorship ya da işte insanlarla konuşma.
Ben peer'larımdan öğrenmeyi, diğer liderlerden öğrenmeyi çok değerli buluyorum.
Hatta çoğu zaman böyle bir kişiden öğrenmekten çok daha farklı faydalar sağlıyor.
O dönemler biraz da teknik.
Hakikaten liderliğin tekniği.
ilgili şeyleri daha çok yapıyorduk.
Son dönemde biraz daha böyle karakter, çünkü çoğu gene orada düğüm orada bağlanıyor aslında biraz.
Karakterle ilgili gelişime daha fazla odaklanmaya başladım.
En son bir mentorumun söylediği bir şey vardı.
İnsan geçmişi ve geleceğiyle ilgili kaygılanıp stres yapabilen tek canlıymış.
Yani şu an ölme tehlikesi olmayan bir canlı olarak stres yapabilen tek canlıyız.
Bu çok enteresan bir şey aslında çünkü temelde o kadar da aslında kaygılanmamıza gerek olmayan bir konu için kaygılandığımızı iddia ediyor bunun arka planı.
Ve uzun vadeli planları yani stresin zaten sebebi şu anda kaygılanmak değil.
Şu anda kaygılandığınızda onun başka motivasyonları, başka sonuçları var.
Gelecekle ilgili kaygılanıyorsunuz ya da geçmişte keşke şu hatayı yapmasaydım diye kaygılanıyorsunuz.
Stres ondan oluyor. Onu iyi yönetebilmek için o yüzden biraz daha böyle o tarafları salmak gerekiyor.
Bir diğer söylediği şey de şuydu. Masanın bir bacağı kırıldığında ya bu bacak niye kırıldı?
Hadi bu bacağın neden kırıldığını çok daha iyi anlayalım.
ve bu bacak kırılmamış olsun diyemiyorsunuz.
Yani o bacak kırılmış ve siz onunla yaşamanız gerekiyor.
O kırık bacakla nasıl o masayı daha iyi kullanabilirsiniz odaklanmanız gerekiyor.
Ve biz genelde şu anki kötü yanlarımız ya da gelişmesine ihtiyacı duyduğumuz yanları bu geçmişte yaşadığımız travmalar ya da belki farklı farklı sorunlara bağlıyoruz ama şu anki güçlü yanlarımızın da muhtemelen çok büyük bir kısmı bu geçmişte
yaşadığımız deneyimlerin bir sonucu.
O yüzden o da şey demişti. O çok güzel bir bence tavsiye gene.
Ya bu bacağın işte niye kırıldığını odaklanmak yerine bu bacakla yaşamayı bir öğrenelim birincisi.
İkincisi bir de... sen bu bacağın niye kırıldığı, gelecekte nereden kırılacağı fikrini de vermiyorsun.
Bambaşka bir yerden kırılacak o bacak.
Ve o masa yine kullanılamaz olacak.
O yüzden o masayı kullanabilmeye odaklanmak lazım.
Demişti. Bu benim için bayağı bir uyanış oldu.
Çünkü ben retro'yu biraz abartıyordum kendim.
Yani geçmişte keşke şunu yapmasaydık.
Şunu olmasaydı bak daha iyi olacaktı.
Gelecekte bak başımıza şu gelecek.
Geçmişte şu yaptığımızdan dolayı gibi.
Hani biraz planlama tabii ki.
İşin geleceğiyle ilgili, ekibin geleceğiyle ilgili kaygı.
Bunlar bence belli bir orana kadar sağlıklı.
Ama bunu biraz arttırdığınızda bu sefer bugünkü...
performansınıza da zarar verebilmeye başlıyor.
Bu iki öğrenim o yüzden önemli olmuştu benim için.
Aslında günümüzün konusuna gelelim.
Bugün ne konuşmak için buradayız?
Dedik ki eğer birileriyle bir odadaysan konuşmak zorundasın.
Sence insanlar genellikle neden negatif konuları konuşması gerektiğinde sessiz kalıyor?
Yani bir bence şey var.
Bir güven ortamı olmadığını düşünebiliyor insanlar.
Yani çok yakın zamanda bu arada çok benzer örnekler yaşadığımız için rahatlıkla söyleyebiliyorum bunu.
Mesela bir konuda liderlerimizin katılmadığı bir kararı biz almışız.
Yani sonrasında biz liderlerle yaptığımız birebirlerde ben onlara sordum ki bu kararın doğru olmadığını düşünüyor muydunuz?
Evet düşünüyorduk diyor mesela ekip liderlere.
Niye söylemediniz dedim hani şeyde.
E diyor çok inanıyordunuz diyor.
Yani ben işte ve onların da fikrine değer verdiği belki başka insanlar da.
O kararı o kadar güçlü savunuyordunuz ki diyor ben bir şey göremiyorum diye düşündüm diyor.
Bir tane varsayımı oydu. İkincisi ona karşı çıkmak da tabii gene bir data ile işte desteklemek gerekiyor onu ya da işte o karşılıklı bir risk de alıyorsun.
O riski alma noktasına bazen kendinden emin olamıyor kişi.
Ya diyor ki ben tamam buna karşı çıkacağım ama benim savunumu da ben kafamda öyle çok güçlü destekleyemem yani sadece öyle hissediyorum.
Diyebiliyor bazen. O işte söylemeyi azaltıyor.
Bir de bizim maalesef yani genel bence çalışma kültüründe hem Türkiye'de hem de belki işte bizim sektörde biz fazla akıllı olmaya çalışıyoruz.
doğru şeyler söylemek.
Hep gerçekten emin olduğum ve çok kuvvetli savunabileceğin şeyleri speak up ediyoruz yani.
O bence biraz şeyin sorununu yaratıyor.
Yani bazen hissettiğin şeyi söyleyememek de kötü aslında.
Çünkü o hissettiğin şey belki birkaç kişinin daha hissettiği bir şey ve o 3-4 kişinin öyle bir şey hissediyor olması da bayağı kıymetli.
O söylenmediği durumda hiç kimsenin öyle düşünmediğini ya da herkesin katıldığını varsayıyor o fikri öne süren kişi.
O bayağı sıkıntılı bir şey ama yani çoğunlukla ne dersen ben güven ortamı derdim.
Yani biriyle aynı fikirde olmama konusunda güvende hissetmeniz gerekiyor ki o da da konuşabilirsiniz.
İkincisi akıllı gözükme kaygısı derdim işte biraz önce dediğim gibi.
Üçüncüsü de hani şey bütün bunları yaparken yani o bir risk tabii ki yani onu savunmak şey yapmak.
Hani bu doğru çıksın çıkmasın uzun vadede bana zarar verir mi?
Ben burada buna itiraz etmiş insan olarak gelecekte bir sorun yaşar mıyım gibi kaygılarda olabiliyor bence.
Burada şeyden de ben bir soru sormak istiyorum sana.
Sence seninle toplantı yapan biri kendini nasıl hissediyor?
Güven ortamı dedin ya ya da işte burada başıma ne gelir korkusu, yeterli savunma yok korkusu.
Yani senin kişisel olarak orada olman insanları nasıl etkiliyor sence?
Yani benim orada olmamdan ziyade benim aslında katıldığım çok etkiliyor şeye, konuşmaya nasıl dahil olduğu.
Ben de mesela bazen şeyi hissediyorum yani çok dahil olduğumu hissediyorum mesela.
O iyi bir şey değil çünkü o zaman biraz ister istemez bastırıyor diğer sesleri ve asıl konuşması gereken insanların belki biraz rolünü çalıyor oluyoruz.
Yani biz liderler olarak bazen konuşarak onu yapmamak lazım bence.
Fazla yaptığımda ekibin genel akışına zarar verdiğimi hissediyorum ben.
Ve bütün liderlere de onu tavsiye ediyorum aslında.
İdealde herhangi bir liderin biraz yol açması, biraz yön göstermesi.
Yeri geldiğinde tabii ki ekiple en önde koşması.
Ama çoğu zaman da aslında o ekibi güçlendirmesi, önünü açması noktasında bir pozisyon alması gerekiyor.
Biz topa çok girdiğimizde ve çok erken girdiğimizde belki hem ekiplerin o ana fikre olan katılımını azaltıyoruz.
Hem de onların kendi inandıkları bir şeyi yapmasının biraz önüne geçiyoruz.
Çünkü o daha tepeden inme oluyor, daha işte diğer...
Argümanlar dinlenmeden aslında yola çıkılmış oluyor ve onu yapacak olan ekiplerin aslında commitment'ını biraz azaltıyoruz ister istemez.
O yüzden de ben şey demezdim yani orada bulunmaktan ziyade orada nasıl bulunduğun daha önemli bence lider olarak.
Ve onun ayarını çok iyi yapmak gerekiyor.
Şimdi bazen ekipler şurada takılıyorsa yani herkes her düşüncesini koydu ve bir şeyin önceliklendirilmesi gerekiyor.
Tamam daha bir üst katmandan bakıp ya hepsinin hepinizin dediği doğru ama yani bak şurada daha önemli bizim stratejimiz için.
Orta uzun vadeli stratejimiz için dediğiniz noktada orada liderlerin katılımı çok iyi.
Çok kıymetli oluyor çünkü aslında ekiplerin belki de çok kolay göremeyeceği bir yerden girmiş oluyorlar konuya.
Ama bu işi böyle yapmalıyız dediğiniz durumda o işte task'ı verdiğinizde ekibe o zaman o ekip onu tam böyle içine sinerek almayabiliyor.
Ve diyor ki yani business objektivi anlatmak, onu challenge etmek daha doğru geliyor bana orada.
Yani bizim derdimiz bu. Bunu nasıl yapacağımızı ekibimiz figürat edebilir.
Yani ekibimiz burada bunu gerçekten nasıl yapılacağını bulabilir.
O güveni vermek lazım ve biraz sonucu beklemek gerekiyor bence.
Ama şeyi söylerim ya ben hani iyi bir dinleyici olduğumu düşünüyorum ama her zaman şey olmuyor.
çok kuvvetli bir şeye inandığım zaman onu çok hakikaten kuvvetli söyleyebiliyorum.
O hem iyi hem kötü yani. Bazen insanları ürkütüyor bence biraz karşı çıkma noktasında.
Bazen de şey oluyor ama yani o cesaret de veriyor insanlara.
O ayarı iyi yapamadığım zamanlar olduğunu görüyorum.
Hani iyi olduğunda da güzel sonuç verdiğini de görüyorum diyeyim.
Benden böyle pek bir ve sıfır cevaplar alamayacaksın yani.
Genelde böyle gri cevaplar olacak ama yani nelere dikkat ettiğimi biraz anlatmaya çalışıyorum aslında.
Evet. Ya zaten bu arada şey hiç kesim cevaplar beklemiyoruz senden.
Zaten kesim bir konuda değil.
Üç şey saymıştım. Biraz önce bir tanesi de şeydi.
E kişi şeydi olmayabilir.
Yani hani ben belki de böyle hissediyorum.
Hani siz çok bunu hani şeyle savunuyorsunuz.
Ben belki yanlış hissediyorum.
Çünkü elimde yeterli data yok dediği durumlar da olabiliyor demiştin.
Oradan çıkınca da şöyle bir şey var.
Elimde yeterli data yok gerçekten.
Ve bir konu konuşuluyor ve bir karar verilmesi lazım.
E şimdi data ile konuşmak da trend yolda çok kıymetli.
Şimdi ben yeterli datam yoksa çok speak up edebilir miyim?
Emin olamıyorum. Ya burada ne önerirsin?
Ya bir fikrim var. Belki de karşı çıkacağım.
konuşulan konuya. Ama yeterli datam yok endişesi yaşıyorum.
Ve bu yüzden konuşmuyorum.
Şimdi bence bir hissiyatta bir data.
Onu unutmamak lazım. Ben bu konuda sonuçta bütün konularda kötü hissetmiyorum ve bu konuda, bu spesifik konuda kötü hissediyorsam o hala önemli bir aslında içgörü doğru mu?
Yani o da bir veri kaynağı aslında.
Birincisi bunu söylerken ne kadar emin durduğum da önemli oluyor bence.
Ya ben buna kesinlikle eminim ve bunu böyle düşünüyorum dediğiniz bir dünyayla.
Ya benim içinde böyle bir hissiyat var.
Bunun da sebebi şu şu şu. Hadi gelin beraber bunu biraz tartışalım.
O iki üç dakika çok değerli.
oluyor çünkü. Bir kararda ben ekiplere hep şunu söylüyorum.
Diyorum ki bir toplantıda ya tam olarak katıldığınız bir kararla çıkıyor olmanız lazım.
Tamam mı? Ya da katılmadığınız bir karar ise de kararın uygulanmasında yüzde yüz komit ediyor olmanız lazım.
Disegreyen komit dediğimiz şey işte biraz.
Şimdi bu ikisi için de içinize sineyecek kadar tartışmanız lazım.
Tamam mı? Kolay ikna edilebiliyor olmamız gerekiyor bizim.
Akıllı insanlar çünkü doğru argümanlarla kolay ikna edilebilir.
Tamam mı? Biz ekip olarak nasıl bir yerde olmamız gerekiyor dersen biz çok Güzel kavga edebilen tamam mı?
Birbirleriyle kavga etmekten keyif alan bir ekip olmamız lazım.
Ve o kavgadan da çok hızlı karar değiştirebilen bir ekip olmamız lazım.
Bu benim fikrim diye kararına yapışmak da çok hatalı.
Bu benim fikrim farklı ama şimdi bunu tartışacak kadar enerjim yok işte ona o kadar değer vermiyorum parantez içerisinde.
Çünkü o demek aslında bu. Bu kişiye ben bunu tartışacak kadar değer vermiyorum demek de yanlış.
O yüzden de biz çok güzel kavga etmemiz.
O kavganın sonunda da katılmıyorsak bile o grubun kolektif hani ortak kararına ben bunun başarılı olması için elimden geleni yapacağım netliğinde çıkıyor olmamız.
lazım. Bu ikisi için de içinizdeki şüphelerin hepsini söylemeniz gerekiyor.
Ve bunun da ne kadar emin olduğunuzu da söylemeniz lazım.
Bence bunun güzel söylemenin bir yolu işte ben bu konuda hani sıfırım, artı birim, artı ikiyim.
Bizim böyle şeylerimiz vardır ya, frameworklerimiz vardır.
Yani ben bu konuda eksi ikiyim yani.
Çok uzağım sizin kararınızdan ve beni ikna etmeniz lazım.
Tamam mı? Ama doğru argümanlarla da ikna edilebiliyor olmamız gerekiyor.
Burada ben sıfırım dediğinde yani emin değilim ya biraz bana destek atın emin olabilmem için demek aslında ya.
Ve orada da niye emin olamadığınızı düzgün bir şekilde anlatmanız lazım.
Dolayısıyla bir şeye katılmıyor olmak başlı başına bir asıl.
Tamam ben buna çünkü normal akıllı egosuz insanlar bir şeylere sebepsiz yere katılmazlık yapmaz.
Tamam mı? O varsayımla yola çıkıyor olmamız lazım.
Doğru mu? Dört Anlaşma diye bir kitap var ya ona ne diyor?
İlkinde yani karşı tarafın iyi niyetli olduğundan şüphe duymamalısın.
Tamam mı? Karşı taraf iyi niyetli bir şekilde ikna olmak istiyor aslında ve ikna olamıyor.
Bunun kabulüyle başladığınızda aslında çok sağlıklı bir tartışma oluyor.
Ve genelde de uzamıyor. Çünkü bir fikre benim fikrim olduğu için yapışmadığım durumda karşı taraf doğru bir şey söylüyorsa ona kolay bir şekilde geçebilirim.
Kültürün de buna izin vermesi lazım.
Ya sen böyle demiştin, şimdi böyle diyorsun gibi bir suçlamaya maruz kaldığınızda fikrinize bu sefer yapışmaya başlıyorsunuz.
O konuda da rahat olmamız gerekiyor.
bir yerde olmadığımızı düşünüyorum. İnsanlar hızlı bir şekilde fikirlerini değiştirebiliyor.
Hatta bazen çok hızlı değiştiriyoruz ki o bir de biraz böyle dağılmaya sebep oluyor.
Ama overall da hani benim düşüncem bu.
Emin olmasanız bile onu konuşmalısınız.
İçinize sinilene kadar tartışabilmelisiniz.
Ama içinize sinilme süreci de kısa olmalı.
Bir de üçüncü olarak da şey dedin.
Bazen de işte hata yapmaktan korkar.
Yani yanlış anlaşılacağım.
İşte güzel gözükmeyecek bu söylediğim diye.
Orada şey konuşmak önemli.
Kültürel de dedin. Hata yapmaktan korkmak sence kültürel bir şey mi yoksa bireysel bir korku mu?
Ve sen bir lider... olarak ekibin işte bu speak up'ı yapabilmesi için hatadan korkmamasını nasıl sağlıyorsun?
Yani şimdi bunu tabii %100 bence çok iyi yapıyoruz.
Hiçbir şirket diyemez. Yani burada insanların nasıl hissettiği de çok önemli.
Liderlerin bir hata olduğunda nasıl davrandığı da çok önemli.
İki tane bir kitapta okumuştum.
İki önemli an var diyor.
Liderin nasıl ekiple olan ilişkisini anlayabilmek için.
Bir tanesi liderle aynı fikirde olmayan bir insan bunu dile getirdiğinde liderin bunu nasıl yönettiği.
Yani bir in case of a disagreement, lider onu nasıl yönetiyor?
Birinci önemli an.
Yani ilk defa bunu nasıl yaptığınız ekibin kurallarını biraz belirliyor aslında.
O yazılmayan kurallarını belirliyor.
İkincisi de yani lidere feedback verdiğinizde.
Yani sen liderle aynı fikirde olmayabilirsin.
Tabii aynı fikirde olabilirsin ama liderin bir gelişim alanını söylediğinizde olması karşılıyor.
Bu ikisi o ekibin kültür kodunun en çok belirleyen şeylerden biri olduğunu söylüyor o yazına.
Şimdi bu ne demek? Yani sizin o güven ortamını sağlayabiliyor olmanız lazım ki insanlar bunu rahatlıkla söylesin.
Doğru mu? Şimdi bu adımdan sonra ama insanlar da, ekip de bu sefer sorumluluk.
Yani sen güvende hissetmiyorsan da bunun feedbackini veriyor olman lazım liderine.
Ben sana katılmıyor olmaktan rahatsızlık duyuyorum çünkü bunun nasıl bir sonucu olacağını bilmiyorum.
Değil mi? Aslında buradaki feedback bu.
Bu feedbackte liderin duyduğundan emin olmak gerekiyor birincisi.
İkincisi de bazen varsayım da yapıyoruz.
Yani ben şimdi buna karşı çıkarsam onun benimle ilgili olan fikri değişir.
Doğru mu? Şimdi bu varsayım normalde yapılmıyor mesela.
O gene dört anlaşmanın ikinci maddesine varsayım yapma diyor.
Doğru mu? Şimdi bu ikisini yayına koyduğumuzda o yüzden hikaye biraz şeye dönüyor.
Biz yani lider olarak ekipte güzel bir güven ortamı sağlayabiliyor muyuz?
Birincisi. İkincisi ekipler de burada kendi üzerine düşen o güven ortamının sağlanması konusunda üzerine düşen feedback verme, varsayım yapmama, işte o speak up etme ve onun sonucunu birlikte yaşama gibi anları yapabiliyor mu?
Akıllı gözükme gözükmeme meselesi bence biraz kişisel.
Çünkü ben hep şunu görüyorum kendi Trendyol deneyiminde de.
Yani yanlış bir fikrim olduğunda...
Ya da işte garip bir şekilde yaklaştığımda bu bana çok net bir şekilde feedback verildi.
Önceki liderlerim tarafından.
Ve hani bazen de kötü hissettim hakikaten.
Karnım ağrıdı yani. En çok öğrendiğiniz anlara en akıllı fikirlerinizin olduğu anlar olmuyor.
Genelde bir duvara vurduğunuz anlar oluyor.
Yani bir şeyi başaramadığınızda da oluyor.
Yanlış bir fikrinizin olduğunda da oluyor.
Orada karar vermeniz gereken şey şu.
Böyle uçuk, alakasız şeyleri böyle söylemek, kendini göstermek çabasına ve kaygısına olmaktan bahsetmiyorum ama.
İçinizden geçen, gerçekten dürüst bir şekilde içinizden geçen bir fikri dışarıya söylemediğiniz durumda o fikrin iyi ya da kötü olduğu hakkında çok...
İyi bir fikriniz olmuyor. O fikir kötü bir fikirse de onun neden kötü bir fikir olduğunu duyduğunuzda bir sonrakinde daha iyi bir fikirle gelme ihtimaliniz bayağı ciddi artırıyorsunuz.
Onu söylemediğinizde öyle bir ihtimal kalmıyor.
Bence konu biraz o. Yani bu tam gym case gibi yani.
Gymde siz biraz daha ağır bir şeyi kaldırmayı denemezseniz vücudunuz gelişmiyor ya ve bazen de kaldıramıyorsunuz hakikaten.
Ya da işte istediğiniz kadar zor bir antrenmana bazen giriyorsunuz ve yapamıyorsunuz ya o da vücudunuzun bir sınırını görmüş oluyor.
Neyi geliştirmeniz gerektiğini size gösteriyor falan.
Bunların hepsi bence aynı hikayenin farklı farklı versiyonları.
Bu şey gibi biraz gelişmek istiyorsan biraz...
karnının ağrımasını göze alacaksın.
Ki daha fazla karnının ağrıması.
Tabii içinde bir de şey de var yani.
O karın ağrıları olmazsa zaten yani nasıl mümkün değil yani gelişmenizi anlatabiliyor muyum?
Ben şeyi de düşünüyorum. Kendi şeyimi de düşünüyorum.
Geçmişimi de. Liderlerimi de düşünüyorum.
Yani muhtemelen en büyük zıplamaları o büyük karın ağrılarından geldi.
Hepimizin yani. Hala çok net hatırlarım mesela böyle ilk aldığım feedbacki ve böyle ya evet ya bunu ben hakikaten niye böyle yapıyorum anlarına sebep oluyor.
Biraz böyle varoluşsal sorgulama yetiyor sizi.
Ya ben niye bunu hakikaten beceremiyorum'a dönüyorsunuz biraz.
O düşmeler sizin o yerden destek alıp tekrar zıplamanızı sağlıyor.
O yüzden onlar çok sağlıklı aslında ve bu yolculuğun böyle biraz tümsekleri çukurları aslında bu biraz keyifli yapıyor bütün yolculuğu.
Şöyle düşünsenize her şeyin çok ideal gittiği bir yerde kendi potansiyelinizi gerçekten açığa çıkartabiliyor musunuz acaba?
En büyük şeyler değil mi?
Kask gelişmeleri biraz böyle yırtılmalara yakın olduğunuzda ya da işte zorlanmalara yakın olduğunuzda oluyor.
Kafayı taktığınızda, onun üzerine düşündüğünüzde, senin için en önemli konunun artık bunu çözmek olduğu anlarda o en büyük challenge'ların üzerinden geliyorsun.
O yüzden onları ben çok kıymetli buluyorum.
Doğru. Zaten her şey çok iyi gittiği zaman senin daha iyisine götürme gibi bir derdin de olmayabilir.
Çünkü zaten her şey... Bence bir de şeyi de bırakıyorsun, o mücadeleyi de bırakıyorsun.
Ben zaten yapabiliyorum anına giriyor insan.
Doğru. Her şeyi yapabiliyorum ki ama ben bayağı iyiyim.
Psikolojisine giriyorsun aslında. Ve o psikoloji çok tehlikeli bir psikoloji.
Yani bütün büyük şirketlerin düşmesinin başlangıcında biz baya iyiyiz alt metini var.
Aynen. Ve o alt metin onların ölümünün başlangıcı oluyor.
Yani o psikolojiye girmemek lazım.
Önce yani bireysel olarak sonra da şirket olarak.
Bunu hem şirket hem bireye indirgeyebileceğin bir konu gerçekten.
Şimdi şeyi konuştuk. Bir toplantıda insanların konuşamama nedenleri ya da işte bunu nasıl çözebilecekleri.
Ama bir taraftan da şey var. Bizim Trendyol'da mesela gerçekten iyi bir teamwork var.
Bu bizim için çok kıymetli, çok kıymet verdiğimiz ve sürekli de devam ettirmeye çalıştığımız bir şey.
O yüzden de bazen bu da sugarcoat etmeye götürüyor insanları.
İşte aramız bozulmasın, üzülmesin, kırılmasın.
Ya da confrontation'dan kaçtığımız...
çok fazla an oluyor.
Yine teamwork bozulmasın diye.
Yani böyle teamwork'i kuvvetlendirmeye çalışırken acaba burada da bir sıkıntı yaşıyor muyuz?
Ben böyle durumlarda bir şeye gidiyorum.
Şu an biz dünyanın en iyi basketbol takımının soyunma odasına gitsek galibiyette bile muhtemelen güzel güzel kavga eden insanlar vardır.
Doğru mu? Yani yenilgide birbirlere güzel kavga eden insanlar vardır.
O takımın birbirine karşı sorumlu hissetmesi ve birbirini ileri itmek için bir üzerinde bir yük hissetmesi kadar sağlıklı bir şey yok bence.
Yani bizim şunu artık anlamış olmamız lazım.
Hiç kimse özellikle kariyerinde ilerledikçe kendi kişisel performansından kazanmıyorsun.
Yani kolektif performans seni bir yere getiriyor.
Yani işte bizim de bir şeyimiz var ya sözümüz var.
Yani tek başına hızlı gidebilirsin belki ama hani şey bir takım halinde çok daha uzağa gidebilirsin.
O bakış açısının aslında bir sonucu olduğunu düşünüyorum.
O yüzden de biraz şey gibi geliyor.
Karşı tarafın bir eksikliğini ya da gelişim alanını ona açıkça söyleyememek bence ona değer vermemek.
O kadar net benim için. Çünkü karşı tarafa değer veriyorsanız onun gelişimi için o adımı atmaktan çekinmiyor olmanız lazım.
Bu bu arada kolay bir şey değil. Yani dünyada hiç kimse için birine bir gelişim feedbacki vermenin ben çok mutlu edici bir konu.
olduğunu düşünmüyorum. Bunu en iyi yapan insanlara da sormaya çalışıyorum hakikaten.
Hepsi diyor ya benim de karnım ağrıyor diyor.
Birine bir gelişim alanı söylerken, birine bir negatif feedback olduğunu düşündüğüm bir şeyi verirken.
Şu karşıdaki insanın yüzü düşüyor, biraz canı sıkılıyor.
Yani onu sizden duymak yani not the most pleasant experience yani.
Bu herkes için böyle. O yüzden de biraz şeye dönüyor hikaye.
Ben hem beni hem de onu rahatsız edecek bu bunu, bu yapmak istediğim şeyi onu geliştirmek için yapma cesareti gösterebilecek miyim?
Bunu gösterebilen birine de takdir etmek gerekiyor.
Ben ilk geldiğimde işte ön...
Önceki liderim bana bir feedback verdi.
Dedik ki yani konuşman gerektiği kadar konuşmuyorsun.
Tamam mı? Yani burada senin speak up etmen gereken anlar var.
Tam bu konu aslında. Ve orada insanlarla hani farklı düşünmüş olmak istememek için söylemediğini düşünüyorum dedi.
Yüzde yüz haklıydı tamam mı? Ve böyle bunu kimse görmüyor dediğim bir şeyi gördü bir anda yani.
Benim için çok böyle şey güvenliği kaybettiğim bir anda yani kendimle ilgili.
Böyle canım sıkıldı durdum falan.
Yani bir şey de demedim falan böyle.
Sonra onun üzerine bir daha kızdı. Dedik ki yani ben sana feedback veriyorum.
Benim de karnımı ağrıtıyor. Sen bir de suratına asıyorsun bununla ilgili.
Yani iyice yani hiç yapmaman gereken bir şey tamam mı?
Beni biraz... atlat ya ben sana güzel bir şey söylüyorum senin gelişiminle ilgili.
Yani bunu hemen al. Tamam biraz düşüneceğim de sen şimdi yüzünü astınca ben kötü bir şey yapmış gibi hissediyorum.
Sana feedback vermenin kapısını kapatıyorsun demişti.
Yüzde yüz haklı bu arada. Bugün geriye dönüp baktığımda yani o birine feedback verdiğiniz andan sonra karşı tarafın o kapıyı daha da çok açıyor olması lazım.
Çünkü siz ona aslında değer verdiğiniz için bunu yapıyorsunuz.
Bunu yapmamayı ben kişiye değer vermemek olarak görüyorum.
Yani sen o kişinin gelişimini umursamıyor oluyorsun aslında temelde.
O yüzden de bunu yaparken hep şöyle düşünün.
Ona zarar veriyorum ya da onun beni sevmesinin önünde bir şey yaratıyorum, engel yaratıyorumdan ziyade.
O mesela yıllar sonra bile belki hatırlayacağı bir geri bildirim alıyor benden.
Öyle çoğu kez de öyle. Doğru bir feedback verdiğinizde o insanın hayatında seneler boyu devam ediyor belki o ses.
Ve o ses sayesinde belki bazı şeyleri çözmeye başlıyor.
O yüzden de hep şey gibi bakmak lazım.
Biz iyi bir takım olmak istiyorsak çok güzel kavga ediyor olmamız lazım birbirimize.
Rahat bir şekilde kavga edebiliyor olmamız lazım.
O tabiri çok severim. Konotasyonu vardır.
Kavganın güzeli çok keyiflidir.
Yani biriyle güzel bir şekilde tartışabilmek, biriyle fiziksel kavgadan bahsetmiyorum tabii ki.
Yani biriyle güzel bir şekilde tartışabilmek, onun fikrini eleştirebilmek, belki birlikte fikrinizi değiştirebilmek, daha iyi bir yere gitmek falan bunlar kişinin gelişmesine çok büyük katkıda bulunan şeyler ve bunu yapamadığımızda bilelim ki yani çok iyi bir takım olmuyoruz.
Yani biz 10 olabilecekken 6'ya settle ediyoruz.
Bence öyle bakmak lazım buna.
Çünkü o feedbackları sizin dışınızda birinin görebilme ihtimali de az.
Bütün hayatınız birlikte geçiyor değil mi?
Beraber çalışıyorsunuz. Yani için...
dışını belki her şeyini görüyorsunuz o kişinin.
Ve ona verdiğiniz feedback diyelim ki yanlış.
Yani sen onu söylemiş ve ona bir kıymet göstermiş oluyorsun.
Onun en azından o konuyu biraz daha düşünmesini sağlıyorsun.
Doğru bir feedback olması. O yüzden de ben şeyi kabul etmiyorum.
Bizim aramız bozulmasın diye feedback vermemek bence uzun vadede gerçekten takımın bozulmasına sebep oluyor.
Ve kişisel bir şey için, mutluluk ve haz için diyeyim ya da bir acıdan kaçmak için takımın uzun vadeli potansiyeline zarar veriyorsun aslında.
Çok doğru. Peki burada şeyi karşı tarafın gerçekten konuşmadığını işte ya da işte orada sugarcoat ettiğini düşünüyorsun.
Aslında dinleyicinin de bir sorumluluğu var.
Yani bir toplantıdayız ve insanlar ya az konuşuyor ya işte böyle tam düşüncelerini soruyor.
Söyleyemiyor. Buradaki tutumun ve aksiyonun ne oluyor senin burayı harekete geçirebilmek için?
Bir ben şey diyorum mesela birebirdeyse bu.
Bir feedback veriyorsa ama sugarcoat ediyorsa böyle.
Çünkü bizim kültürümüzde biraz şey var.
Yani hiç böyle açıktan birini eleştirmek gibi düşünürüz onu.
Saygısızlıkla böyle bağlarız kafamızla.
O bağlantı olduğu için o açıktan böyle bir negatif bir şey söylemeden çok kaçıyoruz biz.
Böyle bir şey hissettiğiniz durumda eğer bu size söyleniyorsa ben şunu demeye çalışıyorum.
Yani bu şöyle de diyorum.
Biraz daha böyle sertleştiriyorum onun dilini.
Şunu diyorsun değil mi diyorum. aslında.
Ve bu önemli değil mi senin için?
Onun üzerinden sekizlik bir konu bu değil mi senin için diyorum.
Şimdi karşıdaki kişi bir anda çok daha sert bir şey söylemiş oluyor aslında.
Ona bir cevap vermesi gerekiyor.
Genelde şöyle bir orada bir adım atıyor ama ilk söylediğinden daha da biraz yaklaşabiliyor size.
Yani onun üzerinden ikilik bir şey söylemişken böyle ballayıp şekerleyip söylediği an hiçbir şey anlamıyorsunuz ya size.
Onun üzerinden iki çok önemli bir konu değilmiş gibi.
Siz onun levelini bayağı bir yukarı çekiyorsunuz aslında.
Diyorsun ki sen bayağı ciddi bir şey söylüyorsun aslında ve dediğinde şu değil mi?
Yani doğru anladın değil mi diyorsunuz o teyit etmek için.
O sekize gelmiyor belki ama altıya çekiyor söylediğini.
Yok evet doğru gözlemledim ama bu kadar sert değil ama yine de böyle buna yakınmış.
şey söylüyorum falan. O sizin mesajınızı iyi anlamanızı sağlıyor size söyleniyorsa eğer.
Takım speak up etmesi gerekirken etmediği durumlarda ben genelde konuşmadığınızda bir anlama gelebilecek bir soru soruyorum.
Mesela bu son zamanlarda biraz böyle kendi kendime geliştirdiğim bir şey.
Şunu diyorum. Şimdi hiç kimse konuşmadığına göre arkadaşlar diyorum.
Hani bu konuda ne düşünüyorsunuz bana çok iyi bir fikir gibi şey gibi gelmiyor.
İyi bir soru gibi gelmiyor. Çünkü o zaman birinin proaktif çıkıp kendi fikrini söylemesi gerekiyor tamam mı?
O genelde bir şey tetiklemiyor yani ortamda insanlar konuşmaya yakın değilse uzak kalmaya devam ediyorlar.
Ama şunu sorarsanız burada hiç kimse hiçbir şey söylemediğine göre hepiniz burada anlar.
Ve şu anda buradaki sorun çözüldü diye varsayıyorum.
Böyle bir sessizlik oluyor. Böyle tam çözülmemiş sorunlu tam çözülmemiş insan artık bir sorumluluk taşıdığı için yani onu ses etmediğin zaman konu kapanacak.
Bitecek yani orada artık. Bir daha tartışma yok.
Ve onu da söylüyoruz gerçekten. Yani bu konuyu artık bir daha tartışmamıza gerek yok o zaman diyorum mesela.
O zaman birileri söylüyor. Diyor ki ya tamam yani okey.
Hani %90'ını çözdük ama şöyle bir sıkıntı var yani.
Bunu biraz konuşmamız lazım diyor mesela.
O kalan %5'i onu biraz öyle dökmek iyi geliyor bana.
Bir ekip varsa karşıda.
Kişi varsa da şey. Bunu ben yapıyorsam da karşı tarafı şunu soruyorum.
Diyorum ki bu sana verdiğim feedback sence onun üzerinden kaçlık?
bir feedback. Benim için önemli. O genelde sizin kafanızda 8 olan şeyi siz ballayıp böyle şekerleyip karşı tarafı öyle bir anlatıyorsunuz ki karşı tarafı 3 diye zannediyor onu.
Abi valla dinledim. Yani anladım önemli yani çok şey değil çok kritik değil gibi düşünüyorum diyor.
Onun üzerine 3 ver verirdim diyor bu verdiğim feedback'e gelişme alanı.
Ya 3 olur mu ya diyorum.
7 en azından yani. Abi niye 7 ya falan.
Hani böyle karşılıklı konuşuyoruz falan.
Çünkü bak bu bu buna yol açıyor buna yol açıyor vesaire.
Bir de tabii biz feedback'i verirken böyle o insana vermeyi niyeyse öyle bir şeyimiz de oluyor bazen.
Yatkınlığımız da oluyor. Halbuki bir konu üzerinde vermek lazım.
Karakterle ilgili değil aslında o biraz.
Keyz'le ilgili karakter belki onun bir yerinde duruyor yani falan.
Onları biraz anlatmanız sağlıyor.
Neye ulaştığını anlatmanız sağlıyor.
Daha detaylı ve daha odaklı bir tartışmaya giriyorsun.
Öbür türlü aldım, almadım.
Tamam çok da kritik değil zaten. Onun üzerinden ikilik bir feedback bu.
Hayatıma devam edebilirim yani bunu düzeltmeden de diye düşünüyor ya da bu bir gelişim alanı pek de değil gibi diye düşünüyor bence kişi.
Bu size de söylendiğinizde ben öyle hissederdim yani.
Böyle kapanışa doğru giderken aklımda şöyle bir soru oluştu.
Mesela ben sana dedim ki ya ben kendimi...
Psikolojik olarak güvende hissetmiyorum.
Ve o yüzden de nasıl konuşacağımı bilmiyorum.
Bana ne dersin? İlk önce şeyi anlamaya çalıştım.
Senin güvende hissetmemenin sebebi birlikte çalıştığın insanlar mı?
Ben miyim? Bunu bir açıktan sorarım.
Abi evet ya senin olduğun toplantılarda ben güvende hissetmiyorum dediğini varsayalım.
Orada şunu sorarım. Buna yakın şeyler oldu yani konuşmalar.
Ben tam olarak ne yaptığımı söyledim.
Neredeki olayı bir güven eksikliği konusuna yol açtı sende?
Çünkü bir şey yaşanmış olması lazım.
Doğru mu? Ya işte öyle değil. Genel falan diyebiliyor bazen.
Bazen bir tane olayı anlatıyor mesela kişi.
Diyor ki abi bak burada burada biz bunu tartıştık.
Sen de bunun sonunda böyle bir şey dedin. Ben orada yani seninle bir daha nasıl aynı fikirde olmayabiliriz ki diye düşünmeye başladım.
Çok güzel bir an aslında. Sizin o uyanma anınızı yaratıyor biraz.
Ya ben bunu bu motivasyonla söylemedim ama bak bunu söylediğinde böyle bir sonuç yaratmışım diyorsunuz tamam mı?
Çünkü her zaman siz onun yani hatta hiçbir zaman onu niyet etmiyorsunuz.
Zaten sonucu o oluyor.
Yaptığınız bir şeyin bir sonucu o oluyor.
Ve o sonucu da muhtemelen göremiyorsunuz.
Dolayısıyla o spesifik anı söyleyebildiklerinde o çok güzel bir tartışmaya dönüşüyor.
Tamam mı? Yani ben niye böyle hissettirdim?
Bunu daha iyi söyleyemez miydim gerçekten?
Gene dört anlaşmanın değeri ne diyor?
Üslubunda olabildiğince güzel seç.
Doğru mu? Kelimelerine dikkat et diyor.
O bakış açısıyla baktığında da o bir gelişim alanına gidiyor.
Bazen de şu çıkıyor ama hiçbir gerçek şey yok.
Yani bir kanıt yok. Güvende hissetmemesiyle ilgili.
Ondan bir şey duyması oluyor. Ya da bazen öyle hissetmesi oluyor.
Bazen hani abi hiç gülmüyorsun diyor mesela.
Ama yani bir toplantı var mesela.
O gün hakikaten yani durup dururken gülen insanlar da değiliz tabii ki.
Yani onu hissediyor ve şey diyor.
Ya ben diyor yani o gün diyor tam havanda değilsin gibi hissettim diyor.
Hayır diyemedim diyor falan.
Anladın mı? Bu ama varsayım yani.
Bu tamamen varsayım.
Sen onu söylesen. Ben de hani o gün canım sıkkın olduğu için öyle bir şey söylesem o bayağı kötü bence.
mood'a göre bir güven ilişkisinin olması ama bunu biraz ayırmak gerekiyor.
Yani gerçekten bir şeylere dayanıyor mu yoksa bir önyargıya mı dayanıyor?
Bir şeylere dayanıyorsa o bize bir aslında feedback yani onu düzeltmemiz gereken bir alan.
Bir şeylere dayanmıyorsa da ona, onun bir denemesi için cesaret vermek gerekiyor.
Yani bir dene ya bakalım hakikaten yönetemeyeceğiz mi beraber?
Senin hani speak up ettiğin, katılmadığın ya da ya ben bunu böyle değil de böyle yapılması gerekiyor dediğin falan.
Çok teşekkür ederiz. Son sorum.
Şimdi bunu hem kendi ekibimiz hem de aslında dışarıdaki arkadaşlarımız bu podcastı dinleyen insanlar dinleyecekler.
Senin için burada şu aklınızda kalsın.
Bir şey aklınızda kalacaksa bu konuyla ilgili şu kalsın ve bunu bu şekilde yapın dediğin ne var?
Bir yerde katılmadığınız bir konuda bir şey söylememek de aslında bayağı bir şey söylemek anlamına geliyor.
Bence bunu unutmamak lazım. Yani sizin söylemediğiniz her şey katıldığınız anlamına geliyor.
Ya orada bir sakınca görmediğiniz anlamına geliyor.
Yani sessizliği bazen ya ben hiçbir şey söylemedim.
Hani buradaki bütün kararlardan, bütün sorumluluktan ariyim.
Yani bu benimle alakalı bir konu yok anı gibi zannediyoruz.
Halbuki o sessizlik... çok kendi içinde bir karar anı olduğunu unutmamak lazım.
Ve hani hep şey gibi ben hiçbir zaman yani söylediğim, itiraz ettiğim bir şeyden pişman olmadım da ondan keşke şunu söyleseydim dediğim şeylerden çok pişman oldum.
Sessizliğinde çok sesi var aslında.
Arka planda. Çok teşekkür ederiz Erdem.
Ben teşekkür ederim. İyi ki bugün buradaydın.
İyi ki bize tüm deneyimini aktardın.
Teşekkürler. Teşekkür ederim. Sağ olun.
Kolay gelsin. Bugünkü Wake Up Call burada sona eriyor.
Ama belki de asıl konuşmalar senin kafanda yeni başlıyordur ki bu harika olur.
Sorguladık, paylaştık, kolayına kaçmadan konuştuk.
Bir sonraki... bölümde yeni bir konukla yeniden görüşmek üzere.
Kendine iyi bak. Bu arada bizi sosyal medyada takip etmeyi unutma.
Tüm linkleri bölüm açıklamasında bulabilirsin.
Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
