
Wake Up Call!: Feedback is Not a Pat on the Back
11 Şubat 2026 · 33 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bir Wake Up Call!
Klişelerin ötesine geçip gerçekten konuşmaya geldik. Kolaya kaçmadan açık açık konuştuğumuz bu bölümde İnsan Kaynakları ekibinden Tuba Buldu, “Feedback Is Not a Pat On The Back” bölümüyle kendi deneyimlerini, sorgularını ve dönüşüm anlarını paylaşıyor.
Host: Şeyma Bengisu Meriç (Human Resources Team)
Konuk: Tuba Buldu Arıkan (Human Resources Team)
Trendyol ile ilgili daha fazla bilgiye ve kariyer fırsatlarımıza kariyer web sitemiz üzerinden ulaşabilirsin: https://careers.trendyol.com/
Bizi diğer sosyal medya kanallarımızdan da takip etmeyi unutma:
Linkedin: https://www.linkedin.com/company/trendyolgroup/posts/?feedView=all&viewAsMember=true
Youtube: @LifeatTrendyol
Youtube: @TrendyolTech
Twitter: https://x.com/trendyoltech
Tech Podcast: https://open.spotify.com/show/3xpNHzq2xJwZhc0hSIQi2z
Transkript
Selam ben Bengiso.
Bu bir wake up call yani bir uyandırma çağrısı.
Klişelerin otosuna geçip gerçekten konuşmaya geldik.
Çünkü bazen gelişmek için önce uyanmak gerekiyor.
Kolaya kaçmadan açık açık konuşacağız.
Her bölümde Trendyol ekibinden bir konuğum olacak.
Kendi yolculuğunu, sorgularını ve dönüşüm anlarını paylaşacak.
Eğer buraya kadar dinlediysen dinlemeye devam et.
Çünkü asıl şimdi başlıyoruz.
Benim hayatımdaki wake up call'um sanırım...
Ya annelik deneyimimdi diyebilirim.
Gerçekten bana çok şey öğretti.
Her anda öğretmeye devam ediyor.
Her an beni uyandırmaya devam ediyor.
Çok dinamik, çok canlı.
Sanırım buydu derdim.
Hoş geldin Tuğba.
Hoş bulduk Bengisu. Seni yakından tanıyarak başlayalım.
Kimdir Tuğba? Haydi başlayalım.
Tuba bir mühendis ama yolu ilk hale kesişti.
Yaklaşık 25 senedir de bu alanda çalışıyorum.
Onun dışında iş hayatında ölümüne bir mükemmelliyetçidir.
Bunun avantajlarını, dezavantajlarını gördüğümü söyleyebilirim.
Disiplinli bir insan olduğumu düşünüyorum.
Ve böyle hızlı öğrenip, hızlı adapte olup o konuları sistematik bakış açısıyla ele alma becerisinden sahip olduğumu düşünüyorum.
Ama iş hayatının dışında da kimliklerim var.
Onları da çok önemsiyorum. İyi bir anne olmaya çalışıyorum, iyi bir evlat olmaya çalışıyorum, iyi bir arkadaş olmaya çalışıyorum.
Dolayısıyla herhalde kendimle ilgili bir şey söylesem, bir koltuğa çok karpuz sığdırmaya çalışan biriyim diyebilirim.
Kolay gelsin Tuğba. Hepimize.
Süper. Tekrar hoş geldin.
Bugün feedback konuşacağız seninle.
Ben de Tuğba ile yaklaşık 3 yıldır BeField çalışıyorum.
O yüzden feedback ile ilgili gerçekten doğru bir konuğum olduğunu söyleyebilirim.
O zaman başlayalım. Feedback, sürekli feedback duyuyoruz.
Her yerde feedback duyuyoruz.
İnanılmaz fazla aşina olduğumuz bir kelime ama ne demek sence feedback?
Feedback çok kısa anlatacağım aslında.
Bence aynadaki yansıma.
Çünkü biz bir takım davranışlarda bulunuyoruz.
Günlük hayatıma kararlar veriyoruz.
Bir sürü süreçten geçiyoruz yani mental, psikolojik, psikolojik bir sürü süreçten geçiyoruz.
Bunların yansımasını görmek aslında ve başka birinin gözünden bu yansımasını görmek.
O nedenle hani tek bir kelime nedir desem bence yansımadır derdim.
Süper. Peki. Yani böyle zaman içerisinde aslında insanın bu kavramlarla ilgili fikirleri çok değişiyor.
Senin de çok uzun yıllardır bir iş hayatı deneyimin var.
Farklı sektörler, farklı insanlar, farklı ekipler.
Feedback yolculuğunda senin için feedback nasıl değişti aslında?
Feedback nasıl değişti? İtirafla başlayayım o zaman.
Ben çok feedback almayı seven bir insan değilmiş hayatına başladığımda bu.
Hani mükemmeliyetçilik tarafından da geliyor olabilir.
Hatta böyle o dönem herhalde çalışma hayatımın 3.
4. senesiydi falan. Birlikte çalıştığım liderime şey demişim ben.
Feedback almaktan pek de hoşlanmam aslında demişim.
Ben hatırlamıyorum. Bunu geçenlerde bana hatırlattı.
Ve dedim ki ya doğru tespit.
Gerçekten zordu benim için başlarda feedback almak.
Çünkü böyle bir eleştiri gibi algılıyordum ya.
Yaptığım işi eleştiriyor mu biri falan gibi bir algıya kapılıyordum.
Ama sonrasında şunu fark ettim.
O kadar doğal bir mekanizmaya dönüştü ki zaman içerisinde alıp vererek alıp vererek.
Şimdi şey gibi yani onsuz yaşayamam gibi.
Çünkü şey gibi hani biraz önce de yansıma dedim ya.
Hani nasıl sabah böyle evden çıkarken bir bakıyoruz üstümüze.
Hani iyi mi kötü mü? O da benim için öyle bir şey oldu.
Feedback almadığım bir ortamda ya da feedback vermediğim bir ortamda sanki nefes alamazmışım gibi hissediyorum.
Onun için benim için bence büyük bir değişim oldu.
İkincisi de bu çok yeni bir şeyim.
Belki farkındalığım diyebilirim.
Ben teknik uzmanlığa çok saygı duyan bir insanım.
Gerçekten bu benim için çok kritiktir.
Feedback'te de şöyle bir kavram var.
Feedback source credibility diyorlar.
Yani feedback aldığın kişinin credibility'sinin sende yüksek olması gerekiyor ki işte o kaynaktan gelen feedback'i daha fazla konsider edesin.
Benim galiba bu teknik tarafımın da güçlü olduğunu...
Buraya verdiğim önem bir tık fazlaydı yani.
Feedback source credibility benim için çok önemliydi.
Ama sonra şöyle bir kavramla karşı karşıya geldim.
Buna da %2 doğru kuralı diyorlar.
Diyorlar ki karşındaki insan ne söylüyor olursa olsun, ne kadar az gözleme olursa olsun ya da ne kadar sen credibility'sine güvenmiyor olursan o, %2'si de söylediklerinin doğrudur.
Bu benim için bir gerçekte karşılaşma anı oldu.
Artık şöyle bakıyorum konuya.
Tamam, %2 doğru ne?
Bir şey dinlerken...
Yani biraz böyle burun kıvırmak yerine şeye gözüyle bakıyorum.
Yani %2 doğru ne?
Geri kalan %98'i doğru olmayabilir ama o %2 doğruyu bulmak ve benim cebime atmak inanılmaz bir kazanç gibi gelmeye başladı.
Kendi adıma hem... Aldığım hani feedbacklerden aldığım insight'in arttığını düşünüyorum.
Hem de aslında böyle kapsayıcılığımı da arttıran bir şey oldu.
Herkesi daha dikkatli dinliyorum.
Daha beş kulak dinliyorum.
Onun için sanırım böyle ikinci büyük değişim nedir desen de bu yüzde iki doğrudur kuralını faydasını görmek, hayatımdaki etkisini görmek oldu diyebilirim.
Bunu biraz açmak istiyorum bu yüzde iki şeyin aslında.
Çünkü biri sana feedback veriyor.
O anda çok fazla duyguyla belki hani mücadele etmeye çalışıyorsun.
Farklı perspektifler.
farklı deneyimler, farklı gözlemler olabilir.
Bu karşındaki insanın yanlış olduğu, yanlış feedback verdiği anlamına gelmez.
Ama bütün... deneyimlerde acaba doğru gördüğü şey ne?
Yani karşındakini reddetmeden onun perspektifini anlamaya çalışıp oradan bir kazanım o %2 kazanımı almaya çalışmak bence game changer burada.
Süper. Çok doğru söylüyorsun.
Hani burada biraz baktığımızda feedback'i aldın ve aslında bunu nasıl kendine daha verimli hale getirebilirsin?
Kişiden bağımsız olarak aslında biraz onu da görüyoruz.
Ama ben bir tık da seni biraz öne getireceğim.
Şeyi soracağım. Yani genel olarak bizi dinleyen arkadaşlarımız.
Genel olarak insanlar feedbackten rahatsız oluyor olabilir.
Yani bunu almanı böyle daha kişiselleştiriyor olabilir.
Kendi kişisel saldırı eleştiri olarak alıyor olabilir.
Yani onun sana aslında verim sağlaması için verilmiş bir şey olarak görmüyor olabilir.
Biraz bu süreci de açabilir misin bize?
Sence insanlar neden bundan bu kadar rahatsız oluyor?
Çok basit bir şey söyleyeceğim.
İnsan oldukları için. Yani bu çok doğal bir insan tepkisi.
Çünkü hepimiz yani asırlardır gelen hani geçmişimizden baktığımızda hani...
Aslanlarla savaşıyorduk oraya kadar gidelim konuda.
Statikomuz korumaya çalışıyoruz.
Aslında biz değişmeyi seven canlılar değiliz.
Bizim sistemimiz korumak üzerine, kalbimiz korumak üzerine her dakika atıyor.
Bizim bütün genetik ayarlarımız korumak üzerine, değişmek üzerine ya da gelişmek üzerine değil.
Değişmek ve gelişmek genellikle dışarıdan gelen bir tehditle oluyor.
Aslanın geldiğini görünce kaçıyor atalar.
Dolayısıyla bizim de böyle bir durumda dışarıdan gelen, ve bizi değiştirmesi muhtemel bir şeyi kucaklayarak karşılamamız çok da beklenen bir şey değil.
Çok doğal olduğunu bilerek başlamak gerekiyor.
Ya evet, bana biri bir şey söyledi, bir feedback veriyor ve biraz bir yerime dokundu.
Yani şunu bilmek güzel, bu çok normal.
Bu çok okey. Tamam, burayı geçtim.
Bu duygu haline geçtim. Çünkü bazı şeyleri normalleştirdiğimizde şey gibi oluyor.
Tamam, biraz incindim.
Okey. Hadi next'e geçelim.
Ve bu normal, bu doğal.
Yani bunu şey yapabildiğimizde bunun doğal olduğunu, normal olduğunu ve okey olduğunu anladığımızda sonra şeye geçebiliyoruz bence.
Bir sonraki adıma geçebiliyoruz.
Dolayısıyla evet bazen kişisel algılanıyor mu?
Algılanıyor. Okey. Bazen biraz böyle...
Bizi zorluyor mu, karnımızı ağrıtıyor mu?
Okey. Ama bunun normal olduğunu bildiğimizde yani en azından ben şeyi söyleyebilirim.
Ben bunu normalleştirdiğim anda bir sonraki aşamaya geçiyorum.
Tamam, okey. Biraz üzüldüm ama ne var bunun içinde?
Haydi, beni değiştirecek, beni dönüştürecek, beni daha iyiye götürecek ne var'a geçebiliyorum.
Dolayısıyla bence biraz kişisel algılamalar, biraz üzülmeler, hafif karın ağrıları normal ve okey olduğunu anlamak zaten süreci kendi başına hızlandırıyor.
Burada hep şey yani bir alma tarafının üzerinden gittik ama bir de verme tarafı da var o zaman.
Yani hani kişinin bunun normal bir süreç olması olduğunu hissettirebilmek, onun o karın ağrısını belki bir tık azaltabilmek, çok kişiselleştirmesinin önüne geçebilmek.
Artık buna ne diyeceksen çok da merak ediyorum.
Ama feedback'i nasıl vermek gerekir?
Burada eskiden sandviç metotları falan konuşuluyordu.
Bilmiyorum hani bu konu hakkında ne düşünüyorsun ama senin metodun ne ya da ne yapılması gerekiyor zaten?
Yani bununla ilgili sandviç metodunu ben işe başladığım ilk dönemlerde konuşuyorduk.
Üstünden uzun vakit geçti artık.
Hani bunun da doğru olmadığı çok konuşuluyor.
Yani buradaki galiba şunu söyleyerek başlamak lazım.
Bir sürü metot var bununla ilgili.
Yani işte radical candor var, o var, bu var.
Hani bir sürü feedback vermenin incelikleriyle ilgili metot var.
Ben çok da seviyorum yani.
Çok da günlük hayatta, pratikte kullanıyorum.
İşte dediğim gibi radical candor dediğimiz metot var.
Diyor ki çok open ol.
Çok şeffaf ol, çok transparan ol.
Ne söylemek istiyorsan, ne miğne diyorsan onu söyle.
Ama bunu da çok empatik bir biçimde yap.
Karşındakini gerçekten önemsediğini, onun gelişimine değer verdiğini falan hissettirerek yap.
Bence hani feedback sırası için...
Çok güzel bir şey hani yaklaşım.
Hem çok açık olacağım, çok şeffaf olacağım, gerçekten şey yapacağım.
Hani ne düşünüyorsam, ne gözlemliyorsam onu paylaşacağım.
Ama bunu da karşımdakine önemsediğimi hissettirerek yapacağım.
Harika değil mi? Kulağa ya da işte durum, davranış, etki, aksiyon konuşuyoruz.
D, D, E, A, C. Çok konuşuyoruz.
Yine feedback sürecini çok güzel yapılandırıyor.
Diyor ki sen önce durumu anlat, konteksti anlat.
Sonra o durumun içerisindeki davranışı anlat yani.
Olay burada geçmekteydi.
Olay bir köyde geçmekteydi.
Sonra... Sen böyle davrandın tamam bu da bir gözlem ama bu da yetmiyor.
Diyor ki sana etkisini anlat bu da bende buna neden oldu ve aksiyon önerini söyle.
Bu da yine feedback sürecini bence hani radical candor tarafı daha işin böyle hani duygusunu tonunu falan ayarlıyor.
Ama bu DDEA dediğimiz durum davranış etki aksiyon dediğimiz tarafta işin matematiğini veriyor.
Harika yani ben eğer hani.
Bu podcast'ı dinleyenler de mutlaka bu iki kavramla tanışsın, okusun.
Bir sürü kaynak var internette isterim.
Bence süreci iyi formülize eden iki yaklaşım.
Ama bunlar değil. İşin magic, magic'i burası değil.
İşin daha... sanat kısmı var.
Bir de orayı da gözden kaçırmamak lazım.
Bunlar teknik. Performans tarafı.
Aynen. Bir de işin sanatı var yani.
Hep böyle biraz böyle sanat var, biraz teknik var ya.
Burada da var. İnsanla uğraşıyoruz günün sonunda.
O işin sanatı dediğimiz kısmı da bunun aslında bazını oluşturacak güven ortamı.
Yani senle ben aramda bir güven bağı oluşturamadığımda hangi tekniği uygularsam uygulayayım, ne matematiği koyarsam koyayım olmuyor.
o feedback görüşmesi. Dolayısıyla güven böyle hani bütün sıfırların başındaki birdir diyorlar ya ben feedback içinde aynı şeyi söylerdim.
Gerçekten verimli, kaliteli bir feedbackleşebilmek için başta o güven ortamının oluşturulması lazım.
Yani ben Bengisu'ya feedback veriyorsam Bengisu'nun Tuba'dan bana bir zarar gelmez.
Bir şey söylüyorsa benim iyiliğim için söylüyordur.
Duygusunu yaşaması lazım.
Bu da hemen olmuyor. İşin hani şey tarafı, zor tarafı bu zaman içerisinde oluyor.
Bir takım davranışların, karşılıklı etkileşimlerin sonucu oluyor.
Dolayısıyla bazen bana şeyle de soruyorlar.
İçeride de liderlik eğitimleri vesaire veriyorum.
Orada da soruyorlar. Diyorlar ki nasıl yapacağız?
Bu güven ortamı diyorsun, çok önemli diyorsun.
Nasıl oluşturacağız bu güven ortamı?
Diyorum ki ilmek ilmek işleyerek bir banka hesabını...
Yani oraya yatırım yaparak.
Dolayısıyla özellikle çok uzattım ama söyleyeceğim şey işin tonu ve tekniği anlamında radical candor ve durum davranış etki aksiyonu çok öneririm.
Ama işin sanatı anlamında da o güven ilişkisinin oluşturulması çok elzem.
O nedenle de buna ben herkesin çok bilinçli yatırım yapması gerektiğini çok önemsiyorum.
Bu güven ilişkisini feedback verdiğim insanla ben nasıl oluştururum biraz bunun üzerine bilinçli niyet çaba geliyorum.
Gerektiriyor derdim kaliteli bir feedback.
Biraz şeyde konuştuk ki alan taraf için aslında bu böyle stresli bir durumu olabilir.
Ama vermek de çok kolay değil.
Yani bunlar üzerinde de çok çalıştığınızı biliyorum.
Daha çok feedback verilsin.
İnsanlar birbirine feedback versin.
Şimdi bunların metodolojileri var evet.
Belki bir güven ortamı da kurulmuş olabilir.
Ama insanlar feedback vermekten çekiniyor.
Ya almaktan daha çok bile olabilir belki.
Daha zor gelebilir.
Sence neden? Bunun artısında ne yatıyor?
arkasında ne yatıyor biliyor musun?
Ben şöyle düşünüyorum.
En azından kendi deneyimimden yola çıkıp hani burada bir genelleme yapacağım.
Umarım doğrudur ama. Mesela benim çok geçtiğimiz 6 ay içerisinde yaşadığım bir örneğim var.
Birine bir feedback vermem gerekiyor.
Zor da bir feedback. Ve feedback vermekten kaçınıyorum.
Yani bu arada bilinçli olarak yapmıyorum.
Ajandam denk gelmiyor.
Toplantı iptal alıyor.
Organize ettim. Neydim, edecektim derken baktım 3 hafta geçmiş ve bir koçluk alıyorum ben.
İlk koçluk görüşmemde de şey söyledim işte benim zorlu bir feedback vermem gerekiyor.
Nasıl vereyim, şöyle mi vereyim falan.
İkinci seansım geldi, 3 hafta geçti.
Koçum dedi ki verdin mi feedback'i?
Dedim hocam olmadı, ajandalar.
Dedi ki dur bir düşün niye vermedin?
Yani bu mümkün değil. Yani 3 haftalık bir süreçte senin bu kadar da hani benimle konuştuğun, mental olarak hazırlandığın bir süreçte 3 haftadır feedback verememen hayatın doğal akışında mantıklı.
Ve ben orada şunu keşfettim aslında.
Ben feedback verdiğimde alacağım tepkiden endişe ediyorum.
Yani oradaki bir konflikt yaşayacağım ya bir şey olacak yani ben bir şey söyleyeceğim o başka bir şey söyleyecek falan bir şey ortamı doğacak bir kıvılcım doğacak.
Ben bu kıvılcımdan endişe ettiğimi orada fark ettim.
Dolayısıyla bazen feedback vermekten çekiniyorum.
Aslında... karşımdakini, hep de şöyle diyoruz, karşımızdakini incitmekten çekiniyorum.
Ya işte motivasyonum bozulursa, ya ilişkimize bir zarar gelirse, ya ağzımın tadı bozulursa.
Hep bunları şey yapıyoruz, ön yüzde söylüyoruz.
Ama derinde bence endişe ettiğimiz şey, bizim o konflikte karşı karşıya kalmakta yaşadığımız endişe.
Yani bilmiyorum böyle söylemek doğru mu?
Çok açık konuşacağım ama bencil de varlıklarız yani.
Karşımızdakinin duygularını incitmek kadar kendimiz de o zorlukta.
nasıl başa çıkacağımızı zaman zaman bilemediğimiz için de feedback vermekten kaçınıyoruz.
Dolayısıyla ben bazen böyle şey diyorum işte feedback vermekte zorlanıyorum falan.
Diyorum ki bir kendine bak yani acaba senin içindeki endişe ne?
Çünkü feedback verdiğinde dediğim gibi karşısı da bazen çok gül bahçesi olmuyor.
O da sana bir feedback veriyor.
O da başka bir konflikti şey yapıyor.
Ya da o ana kadar senin hiç görmediğin konunun başka bir penceresini masaya yatırıyor.
Dolayısıyla... Alan kadar zor olduğu yani alan için zor olduğu kadar veren için de zor.
Ama bununla yüzleşmek lazım yani bu korkuyla ve bunun...
Şey olduğunu bilmek lazım.
Bu karşındakinin endişesi ya da korkusu değil.
Bu senin korkun ya da endişen.
Bunun üstesinden gelecek insan da sensin.
Burası çok güzel gerçekten.
Ben de bu taraftan düşünmemişim herhalde hani daha önce.
Aslında feedback vermekten çekiniyor olmanın en önemli nedeninden bir tanesi konflikt management yapamıyor olman.
İşte bu çatışmayı nasıl yöneteceğini bilmiyor olmak.
Belki de ilk önce buna çalışmak mı lazım?
Yani bunun için bir metodun var mı?
Ben bu kişiye feedback versem. Bu tabii ki şöyle bir şey değil.
Bu kişiye... O da bana şöyle der, ben de ona öyle derim falan gibi bir şey değil ama yani buradaki bu konflikti nasıl yönetiyorsun peki?
Yönetebiliyor muyum? Tam emin değilim ama yine de elimden geleni yapıyorum diyebilirim.
Bir kere feedback vermek bir hazırlık gerektiriyor yani onu çok doğru yapmak lazım.
Gerçekten hani o durum, davranış, etki, aksiyonu ben önden bir çalışıyorum yani.
Tabii ki günlük verdiğim her feedbackte çalışıyorum diyemem ama yani zor bir feedback vereceksem.
Bir bunu çalışıyorum.
Önden bir hazırlıklı olmanın da önemli olduğunu düşünüyorum.
Ne mesajı vereceğim? Önden bir hazırlık gerekiyor.
Çıkan konfliklerde de benim takdimim en azından çok anlamaya çalışıyorum.
Çok orada gerçekten ne masaya gelmeye çalışıyor.
Duygusal çünkü bazen duygusal şeyler de oluyor hani duygusal tepkiler, duygusal patlamalar da oluyor yani işi daha da büyütecek olursak.
Yani hem masaya hangi duygu gelmeye çalışıyor ya da masaya hangi real gerçek gelmeye çalışıyor bunu anlamaya çalışıyorum.
Dolayısıyla benim o konflikti yönetmekteki en temel taktiğim evet hazırlık yapıyorum ama şöyle de gitmiyorum.
Hazırlığım var bu insana şunu anlatacağım, bunu anlatacağım, bu mesajı vereceğim.
Bu değil bence. Orada olması gereken mesajı verip sonra bir pauza alıp durup karşındakini dinlemek.
İşte sadece dinlemek de değil yani işte göz teması, mimiyi, duruşu, oturuşu, masaya neyi getiriyor yani hangi duygusunu getiriyor.
Bazen o duyguyu anlamak çok kritik o konflikti yönetmek için.
Çünkü söylenen şeyle bazen yaşanan duygu birbirinden de çok fark ediyor.
Dolayısıyla yani sen ne yapıyorsun bu konflikt manage etmek için dersen şunu söyleyebilirim.
Bir hazırlıkla gidiyorum bir.
İkincisi hazırlıkla gitmeme rağmen çok açık fikirle dinlemeye çalışıyorum.
Ve dinlediğim şey sadece gerçek olan biten değil.
Ortama gelen duygu onu da duymaya onu da anlamaya gayret ediyorum.
Üçüncüsü de çok...
İteratif geçiyor süreç yani.
Şey gibi değil. Hani ben hiçbir feedback görüşmesinden şöyle çıktığımı hatırlamıyorum.
Tamam ya düşündüğüm, planladığım feedback'i de verdim.
Mutlaka yolda değişiyor, dönüşüyor.
Ona da açık oluyorum. Yani özetle açık kafayla gitmek konflikt management'ı kolaylaştırıyor diyebilirim.
Şey gibi değil mi? Yani bu bir diyalog.
Karşıdaki sana cevap verecek ve senin planların hiç planladığın gibi gitmeyebilir.
Gitmeyebilir aynen ki benim çok kezlerim olmuştur hiç planladığım gibi gitmeye.
Yani şey özellikle bir de lider tarafından baktığımızda kendi ekibiyle ilgili bir performans durumu da var.
Yani hani performansı iyi tutmaya çalışıyor, çıktıları doğru zamanda ortaya koymaya çalışıyor.
Ya bir karşı bilmiyorum bunu konuda ne düşünürsem ama bir iyi hissettirme baskısı da var aslında lider üzerinden.
Ekibi iyi hissettirmeliyim.
Bu feedbackle böyle bir konflik oluşturur.
Duruyor olabilir mi sence? Yani bir taraftan iyi hissettirmeye çalışırken bir taraftan böyle bazen harç geri bildirimler de vermen gerekiyor.
Bu konu hakkında ne düşünüyorsun?
Liderin işi bir tık daha zor.
Yani onu bence söylemek lazım.
Gerçekten endişe kimin? Ama endişenin kaynağı kim?
Yani karşındakinin demotive olması mı?
Yoksa endişenin kaynağı sen misin ve bu konflikle yüzleşmek istememem mi?
Bunu iyi ayırt etmek lazım.
Birinci söyleyeceğim şey o olurdu.
İkinci söyleyeceğim şey şunu bilmek olur özellikle lider perspektifinde.
Senin gördüğün bir gelişim alanına ne kadar harç olursa olsun karşındakine söylememek aslında onun erken alabileceği bir önlemden mahrum bırakmak demek.
Ben kendimi bu duyguyla beslemeye çalışıyorum.
Diyorum ki ben şu anda bunu söylersem evet sert olacak belki biraz motivasyonu düşecek bir süre...
Ama ben oradayım ve onu kaldırmaya yardım edeceğim.
Ve o bunun üzerine aksiyon alma şansına sahip olacak.
Ben ona bu fırsatı vereceğim.
Ama ben onu hiç söylemediğimde bu sorun kendiliğinden çözülmeyecek.
Çünkü farkında değil belki de bu sorunun.
Dolayısıyla ben onun farkında olmadığı ama onun performansını, onun repütasyonunu, onun belki de bu şirketteki kariyerini etkileyecek bir gerçekle yüzleşmekten mahrum bırakıyorum.
Emin olun sorunlar konuşulmadığında çözülmüyor.
Çözülmeyen sorunları da ileride daha büyük sorun olarak çözmek zorunda kalıyorsunuz.
Dolayısıyla şey gibi yani bunu şey gibi görmek lazım.
Böyle uzun dönemli bir bakış açısı.
Evet belki kısa dönemde hani mutsuz edeceksin de motive olacak, içselleştirmek de zorlanacak.
Ama uzun vadede ona katkı sağlayan bir şey yapmış olacaksın.
Ve şey gibi bu. Belki böyle inme biraz aşağı.
Ama sonra yukarı gidecek. Ama sen o geri bildirimi vermediğinde o ivme aşağıya doğru gitmeye devam edecek.
Ve aşağıya giden ivmeyi eninde sonunda lider olarak sen çözeceksin.
Aslında şey çok doğru değil mi?
Feedback gerçekten bir uyandırma çağrısı.
Aynen. Yani uyanmak her zaman keyifli bir şey olmayabilir.
Ama senin bir şeyleri hazırlayan, daha iyi olma yönünde belki de senin önüne fırsatlar çıkaran bir şey.
Evet başta seni biraz üzecek ama uzun vadede sana bir şeyleri değiştirmek için fırsat verecek.
Belki değiştirmeye de bilirsin.
Hani o konuda ne düşünüyorsun?
Yani hani bir feedback evet hani senin bir anlamda gelişimin için verilmiş bir şey ama her feedback'i almak durumunda mıyız yani?
Bu konu hakkında ne düşünüyorsun?
Bazı feedback'leri... Almamak değil aslında.
O an aksiyon almayı tercih etmeyebilirim.
Yani bu benim tercihim.
Yani bu şey gibi ben feedback almamak demiyorum buna Bengüs'ü.
Neden? Çünkü ben onu duymak zorundayım.
Şey gibi aynaya bakmama gibi bir şansım var mı benim?
Yok. Şey gibi ben kendimi hiç beğenmiyorum bugün aynaya bakmadan.
Olmaz yani aynaya bakmak zorundayım ve onunla yüzleşmek zorundayım.
Onun için feedback almamak gibi bir şansım var mı?
Bence yok. Ama feedback üzerine aksiyon almamak gibi bir şansım var mı?
Bence var. Çünkü şey gibi...
O da bir tercih günün sonunda.
Sen aynadaki şeyini görmüşsün.
Atıyorum saçın eğri. Bugün düzeltmek istemiyorum dedin.
O senin tercihin, bilinçli tercihin.
Eğer bir rasyoneli varsam, yani atıyorum şey diyebilirsin yani.
Üç farklı konuyla ilgili çalışıyorum şu anda ve bütün mental kapasitemi buraya verdim.
Yanına dördüncüyü şimdi eklemek istemiyorum.
Bu bir tercihtir. Bunu da karşındaki insana bence şeffaflıkla söylemelisin de.
Ama şu bir tercih değildir.
Gelen bir feedback'i almıyorum.
O bir savunma mekanizmasıdır.
Yani özellikle feedback'i almamak gibi bir şey değil.
O bir tercihe bağlı bir şey değil bence.
Duymalısın ve kendi cebine koyacaklarını kenara koymalısın.
Bugün aksiyon almamayı tercih edebilir misin?
Evet edebiliriz. Artık feedback'i aldım.
Bir farkındalığım var.
Hani bunu düzeltip düzeltmemek benim elimde.
Bu konuda aksiyon alıp almamak yani senin tercihinde.
Ama artık karşılıklı olarak burada bir durum olduğunu biliyoruz ve bu olması gereken şey de bu.
Burada sadece şöyle bir if case koyardım galiba.
Ben aksiyon almayı tercih etmiyorum.
Bana bir feedback verildi ve aksiyon hani özgürlükler nereye kadar sorusu var ya hani öyle bir felsefi bir yere bağlayacağım.
Yani bana bir feedback vardı.
Dedi ki sürekli raporu geç gönderiyorsun ve bu benim hayatımda.
Tamam aldım ama aksiyon almıyorum.
Raporu bundan sonra zamanında göndermeyeceğim.
Tabii ki böyle bir lüksümüz yok.
Yani bizim özgürlüklerimiz başkasının aslında hayatını etkilediği anda sınırlı bir sınırı var.
Burada da öyle tabii ki yani.
Hani bu feedback'e tabii ki aksiyon alınmalı.
Benim bahsettiğim biraz daha böyle daha uzun vade gelişime dönük.
aksiyonları alıp almamak daha tercihe dayalı olabilir.
Ben birinin işini yapmasını etkiliyorsam ya da işte birinin ekip olarak...
bir performans göstermemizi engelliyorsam tabii ki bu konuda aksiyon almamak bile bence seçenek değil.
Feedback biraz da kültürel bir şey iş hayatında.
Yani bazı ortamlarda çok fazla feedback alınıp verilmiyor.
İnsanlar daha ofensif olabiliyor.
Ama sonra sana bunu daha açık, şeffaflık sağlayan bir ortama girdiğinde daha rahat alıp vermeye başlıyorsun.
Nereye getirmeye çalışıyorum?
Feedback'te bir alışkanlık olabilir mi?
Yani geliştirilebilir bir tarafı var gibi hissediyorum.
Kesinlikle bence. Bu arada...
Yani sorundan iki şeyi aslında kafamda canlandı diyebilirim.
Bir tanesi kültürel bir şey mi?
Evet kesinlikle.
Yani bazı kurum kültürlerinde bu çok daha kolay.
Bazı kurum kültürleri buna çok kapalı.
Ve sen de her ne kadar bunu çok iyi yapsan da, çok sevsen de, sevmesen de vs.
O kuruma girdiğinde, o organizasyonun bir parçası olduğunda o kültürden etkileniyorsun.
Çünkü kültür ne aslında?
Organizasyon kültürü dediğimiz şey bir...
O organizasyonda neyi yapmanın okey, neyi yapmanın not okey olduğunu söylüyor.
Eğer etraf sana feedback vermek okeydir, herkes birbirine feedback verir, sen de alırsın, sen de verirsin, gelir senden isterim hatta mesajını veriyorsa, bunun okey olduğu mesajını veriyorsa, tabii
ki sen orada daha fazla feedback vermeye başlıyorsun, feedback almaya başlıyorsun, aldıkça verdikçe kasların gelişiyor.
Dolayısıyla doğal olarak böyle bir iklimin içerisinde daha iyi bir feedback alan...
ve veren bir insana dönüşüyorsun.
Çünkü sana etraf bu okey mesajı veriyor.
Ama bunun olmadığı bir ortamda doğal olarak çok iyi bir feedback veren insan olsan da etraf sana bu not okay mesajı verdiğinde yapmamaya başlıyorsun.
Kasların da güçlenmiyor.
Bu bir alışkanlık haline de dönüşmüyor.
Dolayısıyla içinde bulunduğumuz organizasyonların ikliminin bizim ne kadar iyi feedback aldığımıza ve verdiğimize ve bu konudaki kaslarımızı ne kadar güçlendirdiğine de çok ciddi etkisi olduğunu düşünüyorum.
Hani diğer taraftan baktığında da hani sadece iklimle de bağdaştırmak da doğru değil.
Yani iklimin içerisinde de gelişilebilir.
Yani diyorum ya işin çok teknik bir tarafı var aslında.
Yani bu işte durum davranışladıkları bunları biraz okusan, biraz kafa yoğursan, biraz üzerinde bilinçli niyet etsen gelişebilecek bir kasa olduğunu düşünüyorum.
Çünkü işin matematik kısmı baya net.
Dolayısıyla şey gibi iklimden etkilenir mi?
Evet. Geliştirilebilir mi?
Kesinlikle evet. Süper.
Buradan biraz şeye doğru da gidelim.
Feedback kendi içinde kavram olarak aslında hep geliştirici ya da olumsuz bir anlamı yok.
Yani olumlu feedback de verilebilir.
Ama biz böyle hep bunu şeyden negatiften aldığımızı da hissediyorum bazen.
Sana bir feedback vereceğim dediğinde biri bunun olumlu bir şey olduğunu düşünmüyoruz.
Sence çoğu zaman neden olumlu feedback göz ardı ediliyor?
Neden ihmal ediyoruz?
Birkaç tane nedeni olabilir.
Birincisi hani içinde yaşadığımız coğrafyanın dinamiklerini göz ardı etmek imkansız.
Yani biz hiçbirimiz çocukluğumuzda hani iyi bir davranış yaptığımızda ödüllendirme karşısında kötü bir davranış yaptığımızda cezalandırma.
Eğitim sistemimizde sadece aile de değil eğitim sistemimize de baktığımızda hep bizim kültürümüzde ceza büyüktür ödül.
Yani böyle bir kültürel şeyimiz var işte.
İçinde yaşadığımız toplumun dışında bir şey beklemek de çok mümkün olmuyor bazen.
Dolayısıyla bence kültürel şeyimizden gelen, ne diyeyim?
Kültürel mirasımızdan gelen bir ödülün biraz daha aşağıda tutulması, daha el altından yapılması gibi bir şeyimiz var.
Yazgımız var diyeyim. Diğer taraftan da şöyle bir inanış da oluyor bu yazgının bir şeyi.
İyi bir şey dersem şımarır.
Çocukta da öyle değil mi mesela?
İyi bir şey dersem şımarır.
Şimdi ben diyorum ya benim en büyük öğrenimlerim, liderliğe dair en büyük öğrenimlerim de çocuklardan geliyor.
Geçenlerde 12 yaşındaki kızım bana şey dedi bir gece.
Tam yatırdım. Üzerini örtüm dedi ki benle ilgili iyi bir şey söylemek ister misin dedi.
Gözlerimde yaşlar put put dedim.
Söylemedim mi? Söylemedim mi?
Yok dedi yani bilmiyorum dedi.
Son zamanlarda yaptığım iyi bir şey söylesene senden duymaya ihtiyacım var.
Yani o kadar şey ki.
Bunu o kadar ihmal ediyoruz ki günlük hayatın koşturması içerisinde.
Çünkü hep olmayanı söylüyoruz.
Hadi diyoruz ders çalış hadi şunu yap hadi bunu yap.
Ama iyi olanı söylemeyi ihmal ediyoruz.
Halbuki bunun şöyle bir etkisi var.
Bunu keşfetmek bence önemli.
Pozitif geri bildirim vermek aslında neyin okey olduğunu, neyi yapmanın iyi olduğunu da şey yapıyor pekiştiriyor.
Yani şu şımartıyor.
Aferin. Eline sağlık.
Bu zaten geri bildirim de değil bu arada yani.
Aferin. Eline sağlık.
Sınavdan 100 aldın.
Çok güzel. Gurur duydum.
Bunlar geri bildirim değil ve bunlar şımartıyor da olabilir.
Doğru geri bildirim ne?
Pozitif geri bildirim verirken davranışı pekiştirmek.
Yani aferin 100 aldın değil.
Bu sınava çok sıkı hazırlandın.
Bütün eksikliklerini önceden giderdin.
Ve bak bunun karşılığını aldın demek.
Çünkü bir dahaki sınavda şeyi biliyor.
Sıkı çalışmalıyım. Eksiklerimi önceden tespit edip gidermeliyim.
Ya da bir rapor hazırlamış mesela ekibinizdeki biri.
Bu rapor çok güzel olmuş demek değil pozitif geri bildirim vermek.
Bu... başka bir şey.
Bu teşekkür etmek, minnet sunmak falan gibi bir şey.
Ama ya bu rapordaki şu kırılımları göstermen gerçekten bizi şu karara götürdü ve bizim için game changer oldu demek okey.
Bu gerçekten kişiye neyi doğru yaptığını gösteriyor.
Dolayısıyla pozitif geri bildirimle ilgili kültürel mirasımızı kenara koyalım.
Bu şımarır endişemizi kenara koyalım.
Mutlaka pozitif geri bildirim vermeliyiz ama bunu verirken de şuna çok dikkat etmeliyiz.
Tekrarlanması gerek...
Dediğini düşündüğümüz davranışı belirterek.
Çünkü bir daha aynısını yapacak.
Takdir almış o konuda pozitif övgü almış.
Bir daha aynısını yaptığında yine alacağını biliyor.
Dolayısıyla neyse o davranış.
Tekrarlanmasını beklediğimiz davranış neyse.
Onu masaya koyalım. O zaman işte gerçekten olumlu performansa katkı da sağlar bu.
Bunu yapabilmek de bilinçli bir çaba gerektiriyor yani.
Dediğim gibi o doğalında gelmiyor her zaman.
Bir denge gözetiyor musun? Yani şu anlamda soruyorum.
Geliştirici feedback verdim biraz.
İşte pozitif feedback vereyim gibi.
Burada böyle bir dengede, terazide olması gerektiğine inanıyor musun?
Hiç gözetmiyorum. Yani bunun da çok şeysiz bir efor olduğunu düşünüyorum.
Samimiyetsiz bir efor olduğunu düşünüyorum.
Yani şey gibi değil bu. Biraz pozitif verdim, biraz da negatif vereyim.
Öyle bir şey değil. O zaman ben karşımdaki insanı biraz da böyle kandırıyormuşum gibi hissediyorum yani.
Ben gerçekten olanı olduğu haliyle.
söylemekten yanayım. Yani burada şeffaf olmaktan yanayım.
Öyle bir denge gözetmiyorum.
Gözetmeye çalıştığım daha çok biraz önce söylediğim şey bir de olayları da iyileştirmeye çalışıyoruz.
Negatifini bulayım, iyileştireyim.
Ama pozitifini bulayım, o strengtin üstüne bir taş da ben koyayım gözümüz çok iyi seçmiyor.
Ben bunu Bu miyopumu gidermek için gözlüklerimi takıp pozitifler konusunda daha şey olmaya çalışıyorum.
Pozitif davranışları bulup bu konuda geri bildirimi vermek konusunda çaba gösteriyorum.
Bilinçli bir niyet dediğim, çaba dediğim şey bu.
Ama bunun dengede olmasına gerçekten hiç...
Çünkü o zaman şey gibi oluyor.
Ben Güsü'ye üç tane negatif bir şey söyledim.
Gerçek olmadığını düşündüğüm iki tane de pozitifine yanına sıkıştırayım falan gibi oluyor.
O bence gerçekten samimiyetsiz.
Burada böyle sona doğru giderken şey geldi aklımıza.
Zaten hani bununla biraz konuştuk ama feedback hep böyle işte feedbackize gift diyoruz.
Değil dedik yani. Feedback bir gift değil aslında.
Feedback gerçekten bir uyanış çağrısı.
Sana uyanman için bir fırsat.
Sence bu noktada iyi bir yere gelebilmek için feedback alabilmek ya da verebilmek...
Bilmek fark etmez. Nasıl bir uyanışa ihtiyacımız var?
Nasıl bir uyanışa ihtiyacımız var?
Önce bence şuna ihtiyacımız var.
Yani çok iyi dinlemeye ihtiyacımız var.
Çok anlamak bakış açısıyla dinlemeye ihtiyacımız var.
Benim genellikle feedback ile ilgili en temel gördüğüm dertlerden bir tanesi o.
İnsanlar birbirlerini dinlemiyorlar.
Çünkü verenin kaygısı vermek, alanın kaygısı defans yapmaya dönüşüyor.
O ortamı gerçekten çok...
Birbirimizi iyi dinlediğimiz, anlamaya çalıştığımız, ne söylüyor, ne söylemeye çalışıyor olabilir?
Hem rasyonel boyutta hem duygu boyutunda iyi analiz ettiğimiz bir şey olmalı.
Dolayısıyla uyanış çağrı nedir dersen, çok iyi dinlemek, çok açık zihinle dinlemek, paradigmalarını geride bırakarak, gerçekten anlamaya çalışarak dinlemektir diyebilirim galiba.
Zaten o olduğunda gerisi çorap söküğü gibi geliyor.
Çok teşekkür ederim. Ben ne aldım bu konuşmadan?
Kafamda ne kaldı desen?
Yani aslında şeyi düşünüyorum.
Bengüs'ü biri sana feedback verirken %2 doğruluk payı olduğunu unutma.
Senin faydan için olabilecek bir noktaya getir.
Verirken de gerçekten bu duygu benim duygum mu?
Buradaki şey ne? Konflikten mi kaçıyorum?
Neyden kaçıyorum? Aslında karşı tarafa iyi bir şey yapmaya çalışıyorum.
Verimli olmaya çalışıyorum. Biraz buna odaklan.
İkisini ayırt etmeye çalış.
Ben kendime bugün bunları aldım.
Sen bir kişi, bir dinleyicimiz bir şey alsın desen.
Bu konuşmadan ne yansınlar?
Akıllarında ne kalsın? Akıllarında şu kalsın galiba.
Niyet. Yani niyet iyi olduğu sürece olumlu olumsuz her türlü feedback'i karşınızdaki hissedecek.
Sadece niyetinize o güven dediğim şey var ya onu duymaya ve anlamaya ihtiyacı var.
Bu da bir anda olmuyor.
Yani siz çok iyi feedback eğitimi alarak çok feedback taktiklerini bilerek güven bağı oluşturamadığınız bir insana feedback vermeniz çok zor.
Dolayısıyla ben tek bir şey olsa o sıfırların başındaki bir o güven ortamını yaratmaya yatırım yapsın herkes derdim.
Teşekkür ederiz Tuğba. İyi ki bugün buradaydın.
İyi ki bizimle deneyimlerini aktardın.
Bugünkü Wake Up Call'umuzun sonuna geldik.
Teşekkür ederim. Ben çok teşekkür ediyorum.
Çok keyifli bir sohbet oldu. Bugünkü Wake Up Call burada sona eriyor.
Ama belki asıl konuşmalar senin kafanda yeni başlıyordur ki bu harika olur.
Sorguladık, paylaştık, kolaya kaçmadan konuştuk.
Bir sonraki bölümde yeni bir konukla yeniden görüşmek üzere.
Kendine iyi bak. Ha bu arada bizi sosyal medyada da takip etmeyi unutma.
Tüm linkleri bölüm açıklamasında bulabilirsin.
Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
