
Bu bir Wake Up Call!
Klişelerin ötesine geçip gerçekten konuşmaya geldik. Kolaya kaçmadan açık açık konuştuğumuz bu bölümde Product ekibinden Muhittin Akalın, “Everything is Priority” bölümüyle kendi deneyimlerini, sorgularını ve dönüşüm anlarını paylaşıyor.
Host: Şeyma Bengisu Meriç (Human Resources Team)
Konuk: Muhittin Akalın (Product Team)
Trendyol ile ilgili daha fazla bilgiye ve kariyer fırsatlarımıza kariyer web sitemiz üzerinden ulaşabilirsin: https://careers.trendyol.com/
Bizi diğer sosyal medya kanallarımızdan da takip etmeyi unutma:
Linkedin: https://www.linkedin.com/company/trendyolgroup/posts/?feedView=all&viewAsMember=true
Youtube: @LifeatTrendyol
Youtube: @TrendyolTech
Twitter: https://x.com/trendyoltech
Tech Podcast: https://open.spotify.com/show/3xpNHzq2xJwZhc0hSIQi2z
Transkript
Selam ben Bengisu.
Bu bir wake up call yani bir uyandırma çağrısı.
Klişelerin ötesine geçip gerçekten konuşmaya geldik.
Çünkü bazen gelişmek için önce uyanmak gerekir.
Kolaya kaçmadan açık açık konuşacağız.
Her bölümde Trendyol ekibinden bir konuğum olacak.
Kendi yolculuğunu, sorgularını ve dönüşmanılarını paylaşacak.
Eğer buraya kadar dinlediysen dinlemeye devam et.
Çünkü asıl şimdi başlıyoruz.
Sanırım mezun eğitimden sonrası olabilir.
Mezun eğitimden sonra böyle bir kendi kendime şey...
dönemine geçmiştim. Hani hep ben böyle başarılı bir öğrenciydim lise zamanında, üniversite zamanında.
Ama bittikten sonra bir boşluğa düştüm.
Yani dedim ki ne yapacağım şimdi?
Hani kalmadı, sınav bitti, okul bitti, her şey bitti.
Ne yapacağım diye. Ve oturup kendimi dinledim.
Büyük ihtimalle oydu benim Beyikap kolum.
Ondan sonra böyle kendi kendimi dinlediğim zaman ne istediğimi daha iyi seçmeye başladım.
Ve bambaşka bir insana dönüştüm diyebilirim.
Öyle. Hoş geldin.
Merhabalar, hoş buldum. Seni yakından tanıyarak başlayalım.
Kimdir Muhittin? Muhittim ben.
36 yaşındayım. Evliyim çocuğum yok.
Balıkesir'de büyüdüm. Lise dönemine kadar orada yaşıyordum.
Lisede İstanbul Fen Lisesi için İstanbul'a geldim Kadıköy'e.
Sonrasında Boğaziçi Elektronik'ten.
Mezun oldum. Aynı üniversitede yine master yaptım.
Master yaparken de paralelde profesyonel hayatıma başladım.
Çalışmaya başladım. Birçok farklı sektörde çalıştım.
Savunma sanayisi üzerine çalıştım.
Finans üzerine çalıştım. Bankacılık üzerine çalıştım.
Bankacılığın bir kısmı Türkiye, bir kısmı Amerika.
Biraz da orada çalışmayı deneyimledim.
Sonrasında 2015 gibi 10 yıl önce Trendyol ile karşılaştım.
O günden beri de Trendyol'dayım.
Burada ürün direktörü olarak...
Genel olarak böyle. Umarım güzel bir sohbetimiz olur.
Süper. Böyle elektrik elektronikten de bugüne geldiğinde baktığımızda product management biraz farklı sand ediyor olabilir dışarıdaki dinleyicilerimize.
Nasıl gelişti bu yolculuk?
Doğru. Aslında ben okurken product management diye bir şey çok fazla yoktu yanlış hatırlamıyorsam.
Ya da varsa da benim haberdar olduğum bir dal değildi.
Mühendislik daha revaçtaydı.
Ben birazcık mühendis olarak...
Kendimi yetiştirdim. Sonrasında aslında mühendislik praktislerindeki bazı detaylardan uzaklaşmaya başladım kendimi geliştirdikçe.
Ve product management tam bana fit eden bir araya.
Yani çünkü aslında bir üründen sorumlusun, bir ürünü yönetmek istiyorsun.
Sürekli bir iterasyon içerisindesin.
Sürekli kendini geliştirmeye çalışıyorsun.
Tam bana fit bir iş olduğunu, biraz da şanslıydım.
Onu da söylemem lazım. Öyle bir şekilde hikaye beni hayat oraya doğru itti diyebilirim.
Yani aslında bir şeye başlarız, devam ederiz.
Ama sonra yol bizi başka bir tarafa götürebilir.
Çok da takılıp kalmamak gerekiyor.
Aynen öyle. Ben biraz öyle akışçıyım.
Çok faydasını görmüşümdür.
Süper. Çok fazla böyle şeyden, sektörlerden de bahsettim.
Finans dedin, savunma sanayi dedin.
Şimdi e-ticaret, teknoloji alanı.
Hepsi için farklı olabilir ama senin için öncelik kelimesi ne anlam ifade ediyor?
Evet sektörler arası fark olabiliyor bu arada ama genel olarak aslında öncelik belki şeyden biraz bahsedebilirim.
Öncelikle product management benim şu an yaptığım işle arasındaki ilişkiden belki biraz bahsederek başlayabilirim.
İşte Google'a girip mesela product manager ne iş yapar diye baktığınızda.
Karşınıza çıkan büyük ihtimal ilk 10 cümleden bir tanesinde kesin öncelik kelimesi var.
Önceliklendirir, önceliklendirmekten sorumludur işte işin önceliğine karar verir gibi gibi.
Ben şöyle tanımlıyorum önceliği.
Senin bir istek havuzun var.
Bu iş için de değil mesela örnek verin bir ev almak istiyorsun.
Ev almak istediğin zaman sen evde ne olsun dediğinde bitmez o liste.
Bahçesi şöyle olsun, peyzajı böyle olsun, işte kaç odası olsun, ebeveyn banyosu olsun.
Olsun da olsun da olsun da bitmez o iş.
O listenin hepsine biz bir isterler listesi diyoruz aslında.
Daha sonrasında bu listenin içerisinde ama bir tane hayatında açık her şeyi var.
Nedir o? Benim belli bir 3 liram var, 5 liram var, belli bir bütçem var.
İşte priority tam burada, öncelik tam burada devreye giriyor.
Elimdeki sınırlı kaynak...
Ve üzerimdeki sınırsız isteği kafa kafaya vurduruyorum.
Diyorum ki ben elimdeki parayla maksimum ne fayda sağlayabilirim?
Ona göre sıralıyorum. Tabii bu bir özel hayat örneğiydi.
Ama aynı zamanda bir profesyonel hayat örneğinde de benzer bir şekilde yapılabilir.
İşte bir yazılım takımı ile çalışıyorsunuz.
Belli bir sayıda insanla bir arada çalışmaktasınız.
Limitli bir kaynağın var. Ve bu arkadaşlarımızla en fazla verimi üretebilmek için yapman gereken şey yine öncelik.
Elindeki limitli kaynağı istediğin sınırsız isteğe birleştirdiğin mekanizma gibi diyebilirim aslında.
Süper. Şimdi zaten bunların detaylarına çok gireceğiz.
Özellikle product tarafında çok önceliklendirme yapıyoruz.
Biz kendi trend yolu içerisinde önceliklendirme önemli.
Ama sen işte bu önceliklendirmeleri yaparken kendi özel hayatında da önceliği iyi yapabilen biri misin?
Bence fena değilim. Yapabiliyorum diye düşünüyorum.
Ya biraz şey hani mesleki hastalık mı denir bilmiyorum ama gerçekten böyle benim hayatımda egzellerdedir.
Benim hayatımda böyle listeler vardır.
İşte bunları bunları yapmak istiyorum.
Bir tatile gideceğiz mesela eşimle.
Çok böyle uzun bir liste yapılır.
Teker teker gider bakalım zamanımız yetiyor mu?
Orada da konstereyiz. Zamandır çünkü.
7 günlük bir tatilse 7 günlük yapman gerekiyor.
Yaparım diye düşünüyorum. Ne kadar iyi yapıyorum?
Tabii insanın kendini değerlendirmesi bazen zor olabiliyor.
Ama fena değilim.
Öyle diyeyim. Süper. Peki şey var mı?
Hiç benim günümün önceliklerini ben belirledim.
Sabah geldim önceliklerimi belirledim.
Ama 10 farklı şeyin arasında kayboldum.
Ve günün sonunda bu öncelikleri çok da gerçekleştiremedim dediğin günler olmuyor mu hiç?
Oluyor. Hatta şey diyebilirim.
Belki gibi... Dizisini sevenler bilir.
Orada bir tane güzel anekdot var.
İşte ben bugün hiç naziliğe gidebilirim gibi uyanmadım diye.
Bazı günler öyle oluyor. Bazı günler diyorsun ki sabah uyanıyorsun, kahveni alıyorsun, bilgisayarını karşına açıyorsun.
Diyorsun ki ya süper bir gün olacak.
Her şeyin belli. 1, 2, 3, 4, 5 sıralamışsın.
Müthiş bir gün. Bir şey geliyor sağdan.
Sonra bir şey geliyor soldan, bitmiyor.
Tak tak tak sen kendini bir anda bir kaosun içerisinde buluyorsun.
Olduğu çok da oluyor. Ve aslında o kadar büyük bir problem olduğunu da düşünmüyorum.
Çünkü şöyle, günü aslında çok sabit tasarlarsan, sen eğer o değişikliklerin olabileceğini önden öngöremezsen ya da onu planlamazsan, gerçekten o sana bir...
dert oluyor, bir kaos oluyor. Ama sen güne şöyle başlarsan benim süper bir günüm var.
Kahvem burada, bilgisayarım burada, önceliğim burada ama bu değişebilir.
Ben buna adapte olmaya peşin peşin hazır olursam o zaman aslında daha kolay yönetebiliyorsun.
Hani biraz ilk dediğime dönersem hani bazen Nazilli'ye gitmek güzel olabiliyor.
Ben genelde severim böyle arada gitmeyi.
Şey de vardı ya hani hep derler sen plan yaparken evren, hayat.
Çok gülermiş gibi. O yüzden hani gerçekten biraz da öyle yani.
Aslında hayatta bu planlamaları yaparken başına gelebilecek geri kalan her şeyi de biraz yönetebilmek gibi geliyor bana.
Doğru. Peki şeye doğru geçelim.
Yani gerçekten bir dolu öncelikli iş var.
Ya da karşı tarafları, stakeholderların bize söylediği öncelik tanımına uyan işler var.
Ama seni bir işin öncelikli olduğunu ikna eden şey ne?
Direkt müşteriye faydası gibi.
düşünüyorum ben. Yani şöyle anlatabilirim.
İşleri aslında önceliklendirirken çok basit bir şekilde bir ikili boyuta döndürdüğünüz zaman aslında işleri önceliklendirmek kolaylaşabiliyor.
Aslında bir iş yapmak istiyorsun ve o işin bir faydası var.
Bu faydayı da böyle çok aşırı fazla parametreye, sayıya bölmemize gerek yok.
Yüksek bir fayda mı var? Alçak bir faydam var, düşük bir faydam var.
Bir de bu işin bir eforu var. Yani ben bu işi yapmak için ne kadar terleyeceğim?
O da yüksek olabilir ya da düşük olabilir.
Yüksek bir eformu var, düşük bir eformu var.
Ben ilk olarak tabii ki de faydaya bakıyorum.
İmpek kısmına bakıyorum. Yani diyorum ki ben bu işi yapacağım ve bir müşterim var.
Bu müşterinin gerçekten ciddi bir faydasına mı bu iş hitap ediyor?
Eğer öyleyse ciddiye almaya başlıyorum.
Bir de üzerine eforu da küçükse işte o zaman tadından yenmiyor.
Direkt o işler yüksek öncelikli oluyor.
Yani aslında az uğraşıp çok.
fayda sağladım. Tabii birazcık böyle oversimplify ettim.
Bazen bu kadar kolay olmayabiliyor tahmin edebileceğin üzerine.
Ama genelde metodolojiyi kurduktan sonra önceliklere karar verilebiliyor.
Ama her şey müşteriyle başlıyor.
Öyle diyebilirim. Peki bir de şey geldi diyelim bunun üzerine bu efor impact olayını çok iyi anladım ama çok acil diye geldi.
Yani hani impact'i ya da eforundan da bağımsız çok acil.
Bir şeyin acil ve öncelikli arasında nasıl bir bağı var sence?
Tam emin olmak için soracağım.
Biraz daha şey için soruyorsun yani acil olarak gelen ama aslında bazen de öncelik olmayan işler çatışmaya dönüşebiliyor.
Birazcık onların detayını merak ediyorsun değil mi?
Evet bu tarz konularda şöyle oluyor benim gördüğüm kadarıyla.
Aslında bir önceki cevabımda devam ederek belki yanılabilirim.
Yüksek impact'li ya yüksek faydalı.
ve düşük eforlu işlerimiz var.
Mesela bu tarz işleri biz quick win diyoruz.
Bazen bazı acil işler gerçekten öyle geliyor.
Yani bu çok fazla fayda getirecek ve çok az uğraştıracak beni.
Bu acil işler gerçekten acil olarak label'lanıp direkt yapılması gereken işler oluyor.
Ya da bazı işler küçük eforlu ama küçük impact'li, küçük faydalı.
Bunlar da yine aynı şekilde hemen yapılması gereken.
Biz bunları çerez diyoruz biraz daha amiyane tabiriyle.
Ama bunun dışında iki tane daha var.
Yüksek eforlu işler var. Bir tanesi düşük impact'li, düşük faydalı, yüksek eforlu.
Bir tanesi de yüksek faydalı, yüksek eforlu.
Bu ikisi ise şimdi yüksek eforlu olduğu için acil olarak bize gelse bile hemen yapılamaz.
Yani yarına bir şey yapmak istiyorsak tabii ki de yarına yapılamıyor.
Onlarda da birazcık daha pazarlığa girmeye çalışıyoruz.
Yani yüksek impeklise diyoruz ki tabii bu çok güzel bir iş ama acil olarak yapamayız.
Çünkü bizim bunu oturup konuşmamız, tartışmamız, dokümente etmemiz gerekiyor ki ondan sonra şey diyebilelim işte biz sana bunu 3 günde yaparız, 3 haftada yaparız ya da 3 ayda yaparız diyebiliriz.
Diğer tarzdaki yani eforu da...
Yüksek ama faydası düşük bir hissede.
Orada bunu yapmamalıyız da gitmemiz gerekebiliyor.
O yüzden birazcık daha böyle şey, sorun muhtemelen yüksek, eforlu hisler içinde konuşmak gerekiyor.
Öyle diyebilirim. Çok fazla aslında bir taraftan konflikte yönettiğiniz bir iş.
Bir taraftan çok fazla insan iletişiminin kuvvetli olduğu da bir iş gerçekten.
Hani önceliklendirme sadece belli şeyler çerçevesinde yapılabilecek bir şey değil.
O insan iletişimini de iyi kurgulamak gerek diye de duyuyorum.
Buradan da aklıma şey geliyor.
Şimdi çoğu zaman öncelik kavramı ya da acil kavramı da belki farklı kişilerce farklı yorumlanabiliyor.
Yani sence organizasyon içinde öncelik en çok nerede yanlış anlaşılıyor?
Şöyle. Aslında bence şöyle yanlış anlaşılıyor.
Normalde önceliğin içerisinde işte fayda ve efor üzerinden baktığımız zaman çok objektif.
Yani o kadar fazla sana sorduğunda, Bengüs'ün bu işin önceliği nedir diye sorduğunda ya da bana sorduğunda, Muhittin bu işin önceliği nedir diye sorduğunda aşağı yukarı aynı cevap vermemiz lazım.
Ama nerede karışıyor?
Genelde duygular içine girdiği zaman karışıyor.
Yani sen bir şeyin önceliğine karar verirken tamamen fayda zarar ya da fayda efor üzerinden baktın da karışmaz.
Ama işte ekibini düşünmeye başladığın zaman, kendi kişisel bir ajandan varsa ya da bazen olabiliyor bu özellikle product managerlarda çok olur.
İşte bir fikre çok aşık olursan o zaman öncelikler birazcık böyle karışabiliyor.
O kaosa gidebiliyor. Genelde zaten farklı praktislerden gelen insanların öncelik vermesinde karıştığı noktalar duyguların girdiği yerler oluyor diye düşünüyorum ben.
Bunu bir matematiğe oturttuğunuz bir çalışma disiplininiz var mı?
Yani herhangi bir framework kullanıyor musunuz bu duygulardan dolayı biraz arındırabilmek için?
Tabii burada... Bu arada literatürde de birçok farklı framework var.
Tam olarak bir konsens olan bir konu değildir bu.
İşte Moskow vardır, Rice vardır, farklı metodolojiler vardır, scorecardlar yapılır.
Hepsini deneyimledik biz geçtiğimiz dönemlerde.
Şu an aslında Rice'ın birazcık değiştirilmiş bir versiyonunu kullanıyoruz.
Rice'ı bu arada bilmeyenler vardır, belki çok kısa özetleyebilirim.
İşte bir akronim, dört tane kelimenin birleşmesinden oluşuyor.
Reach'in R'si yani bir iş yapacaksın, bu iş kaç kişiye ulaşacak?
Ne kadar bir kitleye ulaşıyorsun?
Impact, az önce söylediğim fayda.
O yüzden hızlı geçiyorum. Confidence'ın C'si, o da ben bu işe yüzde kaç güveniyorum kısmı.
Bir de effort var. Effort da bu işi yaparken az önce söylediğim gibi ne kadar uğraşacağım kısmı.
Biz Rice'ı deneyimledik ve Rice'ın içerisindeki o R ve C'nin yani kaç kişiye ulaşacak ve ne kadar güveniyorum kısmının duygulara tetiklediğini gördük.
Çünkü güvenme ve...
Reach tamamen şeyle değişebiliyor.
Kişiden kişiye sorduğun zaman farklı cevaplar verebiliyor.
O yüzden onları attık. Şu an I ve E'den faydalanıyoruz.
Fena da çalışmıyor. Her böyle impact'i belli bir sayıya döndürmeye çalışıyoruz.
Effort'u da aynı şekilde yine belli bir sayıya döndürmeye çalışıyoruz.
O sayede de önceliklendirmemizi yapıyoruz diyebilirim.
Burayı biraz açabilir misin? Bu önceliklendirme için biz de içeride kullandığımız bazı framework'lar var.
Onları da biraz daha böyle hani detaylı anlatabilir misin?
Nesin? İşte mesela effort impacted bakarken nelere dikkat ediyorsunuz?
Bu small, x small konuları nasıl oluyor?
Yani biraz onları da detaylandırabilme şansın olur mu?
Tabii seve seve. Şöyle belki impact'ten başlayabilirim, faydadan başlayabilirim.
Faydada biz ilk olarak t-shirt size kullanıyoruz.
Yani x small'dan x large'a 5 tane skalamız var.
5 tane seçimden bir tanesini oturtmaya çalışıyoruz.
Şu şekilde yapıyoruz orada.
Aslında yaptığımız işlerin farklı farklı praktislerde...
yapılıyor olması bizim onu t-shirt size indiremeyeceğimiz anlamına gelmiyor her zaman.
Örnek veriyorum mesela işte müşteri dinleyimi ekibiyle çalışıyorsun.
Aslında direkt olarak bir sayıya indirgemek bazen zor olabiliyor.
Ama aslında onu bir şekilde şirkete olan finansal etkiye dönüştürebildiğin zaman bunu bir karlılık gibi düşünebilirsiniz.
Bir EBITDA impact gibi düşünebilirsiniz.
O zaman sayıya dönebiliyor. Aynı şey aslında işte ön yüzde arama sayfasından sorumlu bir product managersin ya da bir business.
Onu da aslında yine sayıya, yine aynı şekilde karlılığa ya da EBITDA'ya dönüştürebiliyorsun.
Onu böyle bir EBITDA'ya dönüştürmeye çalışıyoruz önce.
Önce bunu bir parasal, finansal bir karşılığa dönüştürmeye çalışıyoruz ve bunu bir skalada t-shirt size'a koyuyoruz.
İşte X ile Y arasında ise large olsun gibisinden.
Bu birinci kısmı oluyor.
Aşağı yukarı büyük teknoloji şirketlerinin...
Çok büyük kısmı yine bize benzer şeyler yapıyor.
T-shirt size kullanmıyordur belki. Rakamlar kullanıyordun ama metodoloji çok benzer diye biliyorum.
Efor kısmı da yine benzer bir şekilde.
Efor daha kolay bu arada kıyaslamak için.
Çünkü eforun içerisinde direkt zaman var.
Eforun içerisinde direkt ekibin içindeki yapacağı işin bir kompleksitesi var.
Kaç kişinin bu işe uğraşacağı var.
O yüzden onu da biraz daha zamana yine sayılabilen bir şekilde zamana ve kompleks diye...
Ve yine X small'dan X large'a o şekilde koyuyoruz.
Diyoruz ki bu işte M'dir.
İşte large impact'li, medium effort'lı bir iş.
Tamam güzel bir iş. O zaman biz bu işi yapalım diyoruz.
Önceliklendirirken de buradaki çıkan effort impact dengesine bakarak bir önceliklendirme yapıyorsunuz.
Kesinlikle. Soldaki sağdakinden ne kadar büyükse o kadar tatlı işler oluyor bizim için.
Süper. Şimdi böyle framework'ları falan da konuştuk ama ben yine insan boyutuna biraz gelmek istiyorum.
Sence senin önceliklendirme yaparken en sık yaptığın hata ne?
Neydi? Neydi?
Neydi hatırlayamadım ama şu an hala olan var zorlandığım şeyler.
Şöyle bazen şimdi aslında az önce ben sayılara dönüştürmekten bahsettim.
Ama her şeyi sayıya dönüştürmek pratikte o kadar kolay olmayabiliyor.
Bazen eksik detayla hareket ediyorum.
Bazen hiç datam olmuyor. Bazen böyle işte leap of faith atlamam gerekiyor bir yerden.
Oralarda hareket ederken bazen hatalar yapıyorum diyebilirim.
Birinci bu geliyor aklıma.
İkinci olarak da şey bazı durumlarda oluyor.
Böyle herkesin favori rengi vardır.
Favori özellikleri vardır product managerların.
Bazı özellikleri diğerlerinden bir burun farkıyla daha fazla sevebiliyorum bazen.
O sevdiklerimde...
Adil olamayabiliyorum ve önceliklendirmelerde bu bana tabii hata olarak dönebiliyor.
Peki bunun nasıl üstesinden geliyorsun yani?
Bunun farkındasın aslında. Bunun için yaptığın bir metodoloji var mı kendine?
Yani Muhittin işte yanlış datayla hareket etme ya da işte fikrine aşık olma.
Bu product'ın bu özelliğine aşık olma.
Kendini nasıl durduruyorsun? Telkin ediyorum kendimi sürekli.
Öncelikle tabii ya işin şakası bir yana.
Bu konuda da eğitimler var. Bu konuda işte birebirlerde feedbacklerde.
İkibimimde fikirlerini almaya çok çalışıyorum.
Payerlarımda fikirlerini almayı çok fazla.
çalışıyorum. Konuşarak aslında biraz daha öğrenmeye çalışıyorum.
İşte kitaplar, eğitimler az önce dediğim gibi.
Bu tarz böyle metodolojilerle kendimi geliştirmeye çalışıyorum aslında.
Ama tabii bu bir serüven.
Yani şöyle teori bir bacağı bu işin bana sorarsan.
Pratik bambaşka bir bacağı. Pratikte zaten zamanla onu hiçbir şekilde okuyarak edinemiyorsun yani.
Bazen de yaşıyorum. Yaşadığımda da bir hata yapıyorum.
Herkes hata yapar. Yapacağız da yapmaya da devam edeceğim.
O hatayı ikinci defa yapmamaya çalışıyorum.
Oradan dersler çıkartmaya çalışıyorum.
Öyle diyebilirim. Süper. Buradan biraz böyle şeyde konuşmakta fayda var.
Yani bu bir evet hani belli frameworklar kullanıyoruz.
İşte işte zaman zaman işte ilk gün başladığımızda bugün başladığımız arasında kendimizi çok geliştiriyoruz falan ama bir taraftan da product ekibinin çok fazla...
tabiri caizse hayır demesi gerekiyor.
Ben öyle hissediyorum seni şimdi konuşmalarından.
Şimdi bir işi önceliklendirmek de aynı zamanda bazı kişilerin, ekiplerin bazı beklentilerini karşılayamamak anlamına geliyor.
Bu çatışmayı nasıl yönetiyorsunuz?
İlk olarak şey diyebilirim. Kesinlikle doğru bir hissiyat.
Biraz daha fazla hayır dememiz gerekiyor işimiz gereği.
Ve bu sağlıklı bir şey bence bana sorarsan.
Yani bu gerçekten yapılması gereken bir şey.
Şöyle yönetmeye çalışıyorum. Aslında birkaç tane maddeyle belki anlatabilirim.
İlk olarak... Bazen insanlar şurada şöyle bir düşünceyle yola çıkıyor.
Diyor ki benim işte çatışmadan kaçınmalıyım.
Yani riskten kaçınmalıyım, herhangi bir şekilde konflikten kaçınmalıyım gibisinden bir bakış açısı oluyor.
Ben bunu tam olarak böyle olduğunu düşünmüyorum.
Tam tersi aslında sağlıklı ve yapıcı bir çatışmanın çok faydalı olduğunu düşünüyorum.
O yüzden de aslında Product ekibinde de benimle çalışan bütün ekip arkadaşlarımla kendime de bunu öğütlerim sürekli.
Eğer bir çatışma sağlıklı ve yapıcıysa işte Marks'ın bile vardır.
Tez, antitez, sentez diye.
Daha iyi bir versiyona gidebilirsin biraz üzerine uğraştığın zaman.
O yüzden o çatışmalara çok sağlıklı karşılıyorum.
Çünkü bu bir mindset konusu.
Yani mindsetini buraya çevirebilirsen o hayır demek kolaylaşabiliyor.
Ve o hayır demek daha sağlıklı bir hale gelebiliyor.
Bir ilk ona ben dikkat ediyorum. Belki ilk oradan başlasam güzel olur.
İkinci olarak full visibility çok kıymetli oluyor.
Yani full görünürlük vermek gerekiyor.
Çünkü karşı tarafa sen bir şeyi anlattığın zaman bir fikir var.
Çok güzel, heyecanlı bir şekilde işte ben gelmişim mesela Bengüs'e.
Sana geliyorum diyorum ki bu böyle fikirlerim var.
İşte dünyayı değiştireceğiz.
Şöyle güzel olacak, böyle güzel olacak.
Çok aşırı hype bir şekilde geliyorum.
Sen bir anda beni öldürüyorsun.
Hayır yavuz. Saçma diyorsun mesela.
O bitirir karşı tarafı.
Gıcık da olursun birazcık yani amiyane tabirle.
Ama karşıya full visibility'i verirsen dersen ki evet fikir mantıklı şu yönlerden ama şu yönlerden de aslında bak benim de şu an üzerine uğraştığım böyle bir listem var.
Bu listeyle bir araya getirdiğim zaman aslında ben senin işini şu an yapamam daha sonra yapabilirim gibisinden dediğin zaman çok daha sağlıklı bir hayıra dönüştürebiliyorsun.
Ve bu şekilde biz genelde karşılamaya çalışıyoruz o an direkt yapılmayacağımız talepleri.
Bir üçüncü madde olarak da bence en önemlisi olabilir.
Genelde böyle ben yanlış praktik olarak hayırı böyle nokta olarak kullanan kişilerde çok fazla görüyorum.
Hayır bir nokta değil kesinlikle.
Hayır bir virgüldür. Hayır nokta olarak konumlandırırsan evet yanlış hayır demiş oluyorsun ya da hiç diyemiyorsun.
Sırf bundan sonra gelecek cevaptan korktuğun için demekten çekiniyorsun.
Ama virgül koyarsan işte hayır.
Sonra şöyle şöyle yapacağız.
Hayır çünkü şöyle şöyle konuların üzerine çalışıyoruz.
Skopu küçültelim, daha küçük bir hale dönüştürelim.
Bunu daha faydalı bir hale getirin, daha az uğraşılabilir hale getirin gibisinden tavsiyelerle güzelleştirip hayırı...
virgül olarak konumlandırdığın zaman çok daha kolay yapabildiğini görüyorum.
Bunu gerçekten bir altını çizmekte fayda var bence.
Hayırı bir bitiriş cümlesi, bir nokta olarak değil, bir virgül olarak kullanmak.
Benim de gerçekten çok hoşuma gitti.
O yüzden altını çizmek istedim.
Peki yani şey de önemli ama sen hayır diyebilen biri misin sence?
Bence diyebilen biriyim.
Yani fena değilim bu konuda da.
Bu da tabii zamanla gelişebilen bir konuydu.
Ama birazcık daha dikkat ediyorum deme tarzıma.
Az önce söylediğim gibi. Hani oradaki...
Bazen hani şey vardır ya bir sunum yapacağın zaman önden hazırlanırsın.
Bazen hayır derken de bir önden hazırlanmak güzel olabiliyor.
O yüzden ona dikkat ediyorum ve gerektiği kadar dediğimi düşünüyorum.
Umarım ekip arkadaşlarım daha yorumlar ama fazla demiyorumdur da.
Yorumları bekliyoruz.
Evet evet lütfen. Duymak istedim.
Aslında şey de önemli gerçekten.
Bu da bence kıymetli şeylerden bir iletişimde özellikle.
Bence her şeyi diyebilirsin.
Ama nasıl dediğin önemli. Kesinlikle.
Ne dediğinden ziyade onun nasıl dediğine odaklandığında çok daha iyi oluyor.
Bu sayede de bir şunları diyemiyorum, bunları konuşamıyorum gibi bir kaygıya girmemiş oluyorsun.
O yüzden gerçekten önemli olduğunu düşünüyorum.
Bir de şeyi sormak istedim.
Bir de bunu yapamadığımız bir kez düşünelim.
Hani tamam önceliklendirmeyi yapıyoruz ve akıyor.
Ama yapamadığımızda sence en çok kim zararlı?
görüyor? Ekip mi? Ürün mü?
Kullanıcı mı? Bence yani soruyu değiştiriyorum cevabı değiştiriyorum daha doğrusu.
De hepsi. Hepsi zarar görüyor.
Yani biri Zarar görüyor biri, zarar görmüyor gibi bir konu kesinlikle olmuyor.
Herkes zarar görür eğer bu süreç doğru yönetilemezse.
Ama en çok diye sorduğun için bence şöyle, ilk suyu ekip kaynatır bu tarz bir durumda.
Çünkü en fazla orayı etki ediyor.
Eğer doğru bir şekilde yönetilemezse buradaki süreçler, önce ekibi yakmaya gider, ekibin içerisindeki elemenler.
Ve bu da bazen işte ekipteki arkadaşların uzaklaşmasına sebep olur.
Bazen de ekiplikli arkadaşların çok fazla özveriyle kendi kendilerine burnout'ı yakmaya doğru götürmesine sebep olur.
Her iki durumları ama en çok bence ilk ekip zarar görür diyebilirim.
Şey geldi aklıma şimdi sen burnout'u da deyince.
Şimdi gelişmek için her zaman daha iyisini yapmaya çabalıyoruz.
Bu zaten trend yolunda değerlerinden bir tanesi.
Benim de içeri girdiğimden beri en çok hissettiğim şey bu.
Yani bu what is next sorusu.
Kendin içinde, işin içinde.
Yani yarın daha iyi nasıl olabilirim?
Yarın yaptığım işi daha iyi nasıl yapabilirim?
Ya bu çaba içinde de bazen yapabileceğim...
Bizden fazla iş de alıyor olabiliriz.
Daha fazla işi önceliklendirmeye çalışıyor da olabiliriz.
Bu da bir süre sonra dediğin gibi burnout'a sebep oluyor.
Burnout olmadan kapasitemizin üstüne çıkabilmek sence mümkün mü?
Bence kesinlikle mümkün. Hatta Ecai metodolojisinde direkt buraya hisseden, buraya dokunan bir kısım da vardır.
Velocity diye bir kavram vardır.
Biraz teknoloji tabiri ama çok özetlemem gerekirse.
Bir ekibimiz var. Ekibimizin 50 birimlik iş yaptığını düşünelim.
Bu 50 sayısına Velocity deniliyor teknoloji ekibinin içerisinde.
Her zaman şöyle çalışır.
Ben bir sonraki hafta, bir sonraki sprintime girdiğim zaman eğer 50 birimlik işi bir önceki dönemde başardıysam onun biraz üzerine çıkmaya çalışayım.
Bir sonrakinde 55'i hedefleyeyim.
Bir 5 puan yukarıya hedefleyeyim.
Eğer bu şekilde kullanılırsa sürekli bir iyileşme, impromut kesinlikle mümkün olduğunu düşünüyorum.
Defalarca da deneyeyim dedim olduğunu.
Ama ne zaman dediğin senaryoyla karşılaşılır dersen işte biraz sırıklı atlama gibi düşün.
Yani 1 cm 1 cm rekoru arttırmak mümkündür ama 50 cm arttırmaya çalıştığın zaman Genelde vazgeçerler.
Ya da başka şekilde burn out konularına dönebilirler.
50 birim iş yapan bir ekibe de 70 birimlik bir beklentiyle yola çıkarsak, evet o zaman ekip kendini yakmaya başlıyor.
O yüzden oradaki pratiğin doğru kullanılmadığı durumlarda ben daha çok olduğunu görüyorum.
Süper, çok teşekkür ederim. Şey sormak istiyorum de, senin kendi yaşadığın böyle bir önceliklendirme fiyaskon var mı?
Fiyasko. Büyük bir kelime oldu böyle.
Bir tane var. Bir tane var.
Hatta böyle bir gün dövmesini bile yapabilirim bir yerlere.
5 Şubat 2016 anısı.
Ben kendimi böyle adlandırıyorum.
Ne kadar olmuş? 9-9,5 sene.
Baya baya zaman geçmiş üzerinden.
Ben trend yolu yeni başlamışım.
İşte daha ilk senemdeyim.
Bir tane böyle çok büyük, herkesin ismini, benim kişisel olarak da çok sevdiğim bir markayla bir anlaşma.
yapacağız. Birlikte bir pazarlama kampanyası yapacağız aslında.
Geldiler bize, dediler ki biz sizinle çalışmak istiyoruz.
Şöyledir, böyledir falan. İşte biz tabii havada kaptık.
O zaman Trendyol şu anki olduğundan çok daha küçük bir organizasyon ve karşımızdaki firma çok büyük bir firma.
Çok da prestijli bir firma. Biz dedik ki tamam her şeyi yapıyoruz.
Ne zaman? Şubat ayına oturduk.
Her şeyi önceliklendirdik.
Ben önceliklendirdim. İşte gereken Bütün projeyi çıkarttık.
Şubat ayına geldik. Tamamladık.
Çok güzel bir şekilde günü karşıladık.
Az önceki şey gibi kahveyle karşına alıp işleri sıraladığın anı gibi.
Müthiş bir gün olacağını bekliyorum.
Ondan sonra başladı.
İlk birkaç saat değil geçti. Sonrasında önce o kampanyaları yaptığımız sayfalarda bir yavaşlık oldu.
Ondan sonra da bütün trend yol çöktü.
Tamamen böyle yani şeyden bahsetmiyorum.
Birkaç sayfadan bahsetmiyorum. Hiçbir ne uygulamamız ne web sitemiz hiçbir şey açılmıyor.
Bir 3 saat 4 saat sürdü.
Bana daha uzun sürdü tabii.
Tamir edileceğin üzere kaç saat sürdüğünü bilmiyorum.
Sonradan öğrendim 3 saat 4 saat sürdüğünü.
Ondan sonra işte tabii ek teknoloji ekibimiz sağ olsunlar hızlı bir şekilde çözdüler.
Gerekini yaptılar. Günü de çok güzel noktaladık bu arada.
Hani her şey bitti. Hedeflere ulaştık.
Keyifler yerindeydi. Ama tabii ki de bir buruk olarak benim için geçmiş oldu.
Sonrasında biraz bunun detayına girdiğimiz zaman işte bunun kritiğini yaptık.
Dedik ki acaba neyi hatalı yaptık?
Neden böyle bir şeyle karşılaştık dediğimiz zaman benim fiyaskom orada başlıyor.
Önceliklendirmede ben sırf Şubat...
yetiştirebilmek için bayağı bir şeyi çıkartmıştım kapsamın içerisinden, scope'un içerisinden ve çıkarttığım şeylerin içerisinde böyle hani vardır ya böyle motorda vidayı unutursun o birkaç vidalar unutulmuş tabiri caizse.
Unuttuğum şeylerden dolayı da aslında önce o sayfalar zorlanmaya başlamış ondan sonra da bütün uygulamayı inmiş diyebilirim.
Tabii bu benim için çok çok büyük bir ders oldu ama şey böyle hani keşkeli bir konu olduğunu tam olarak söyleyemem.
Yani tam böyle keşke olmasaydı demiyorum çünkü bu beni çok geliştirdi.
Çok güzel dersler aldım burada işte.
Çok acele etmemem gerektiği dersini aldım.
Çok böyle aşık olmamam gerektiği fikre dersini aldım.
O yüzden benim için böyle bir keşke değildi.
Hatta belki keşke iyi ki oldu diyebileceğim bir şey bir de dönüşebilir.
Tabii ki de 3 saat değildi. Hiç çekmesek daha güzel bir ders olurdu benim için ama bunu anlatabilirim.
Zaten şey en güzel learning fırsatları keşkelerin ilkiye döndüğü bence anlar.
Çok doğru söyledin evet. Gerçekten önemli bir learning anı.
Bir de böyle son soruya doğru geçeceğim.
Gerçekten benim için çok keyifli bir konuşma olarak devam ediyor.
Podcast'ımızın böyle tam ana mesajı sadece burayı dinleseler desek.
Öncelikleri belirlerken hayatlarını kolaylaşacak en önemli alışkanlık ne olur desek ne derdin?
Direkt böyle çeksin. Tek cümle.
Biraz açabilirsin. Tek cümle olsun.
Tamam tamam. Ben hatta büyüteceğim.
Görüyorum ve arttırıyorum. Tek kelimeyle cevap vereceğim sana.
Yazmak diyeceğim sadece. Aslında bence öncelikle direkt tek kelimeyle anlatabilirsin.
Yani bazen mesela bir şey yapmak istiyorsun, bir tatile gitmek istiyorsun.
Nereye gideceğim, ne sırayla gideceğim, hangi restoranlara bakacağım, işte nerede denize gireceğim bunları belirlemek çok zor olabiliyor.
Ama geliyorsun karşına bir Excel açıyorsun ya da not defteri fark etmez nereden yaptın.
Alt alta yazdığın zaman bir de metodolojin varsa işte bunu bu kadar istiyorum, bu kadar beni yoracak gibisinden metodolojin ya da bir skor kartın varsa biraz arkana yaslanıyorsun, hepsini tek bir sayfada görüyorsun.
Çok kolay önceliklendirebiliyorsun.
Genelde önceliklendirmede böyle yazmadığım zaman kafanda önceliklendirmeye çalıştığın zaman bir şey düşünüyorsun başka bir şey unutuyorsun.
O yüzden belki onu diyebilirim.
Yani ben kendim kişisel olarak çok büyük faydasını gördüğüm bir şey.
Ve bütün ekip arkadaşlarıma da en çok tavsiye ettiğim konuların başında bu geliyor.
O yüzden böyle bir kelimeyle yazmak diyebilirim.
Yazmak. Evet birçok şeyi gerçekten çözüyor.
Çok teşekkür ederiz Muhittin.
Bugün iyi ki aramızdaydın.
İyi ki geldin. Çok keyifli bir paylaşım oldu.
Aynı şekilde. Teşekkür ederim. Bugünkü Wake Up Call burada sona eriyor.
Ama belki de asıl konuşmalar senin kafanda yeni başlıyordur.
Ki bu harika olur. Sorguladık, paylaştık, kolayına kaçmadan konuştuk.
Bir sonraki bölümde yeni bir konukla yeniden görüşmek üzere.
Kendine iyi bak. Ha bu arada bizi sosyal medyada da takip etmeyi unutma.
Tüm linkleri bölüm açıklamasında bulabilirsin.
Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
