
Wake Up Call!: Are You Talented? Maybe Today, But Tomorrow?
9 Nisan 2026 · 20 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bir Wake Up Call!
Klişelerin ötesine geçip gerçekten konuşmaya geldik. Kolaya kaçmadan açık açık konuştuğumuz bu bölümde Product ekibinden Eren Şar, “Are You Talented? Maybe Today, But Tomorrow?” bölümüyle kendi deneyimlerini, sorgularını ve dönüşüm anlarını paylaşıyor.
Host: Şeyma Bengisu Meriç (Human Resources Team)
Konuk: Eren Şar (Product Team)
Trendyol ile ilgili daha fazla bilgiye ve kariyer fırsatlarımıza kariyer web sitemiz üzerinden ulaşabilirsin: https://careers.trendyol.com/
Bizi diğer sosyal medya kanallarımızdan da takip etmeyi unutma:
Linkedin: https://www.linkedin.com/company/trendyolgroup/posts/?feedView=all&viewAsMember=true
Youtube: @LifeatTrendyol
Youtube: @TrendyolTech
Twitter: https://x.com/trendyoltech
Tech Podcast: https://open.spotify.com/show/3xpNHzq2xJwZhc0hSIQi2z
Transkript
Selam ben Bengisu.
Bu bir wake up call yani bir uyandırma çağrısı.
Klişelerin ötesine geçip gerçekten konuşmaya geldik.
Çünkü bazen gelişmek için önce uyanmak gerekiyor.
Kolaya kaçmadan açık açık konuşacağız.
Her bölümde Trendyol ekibinden bir konuğum olacak.
Kendi yolculuğunu, sorgularını ve dönüşüm anılarını paylaşacak.
Eğer buraya kadar dinlediysen dinlemeye devam et.
Çünkü asıl şimdi başlıyoruz.
Ben biraz kontrol hastası bir insanım.
Mükemmelliyetçi tarafım var.
Bunu bir aslında dezavantaj olarak söylüyorum.
Bu özelliğimden ben memnundum.
Çünkü birçok şeyi kontrol edebilmek ve sürecin...
uygun şekilde ilerlemesi sürprizleri de aslında çok gebe bırakmıyor size.
Ama bir noktadan sonra sizin de kontrol edemediğiniz birçok mekanizma var ve bunlarla bir şekilde baş etmesini de çözmek durumundasınız.
Benim için mesela en büyük challenge'lardan biri işte kızımın doğuşundan sonra oldu.
Yani o güne kadar iş hayatındaki o mükemmelliyetçi tempom ve işte özel hayatımdaki o her şeyi kontrol etme duygusu çocuk olduktan sonra bir tık daha değişmek zorunda kaldı.
Çünkü sizin elinizde olmayan bir çok yetmen var ve biraz da o alanı açmak durumundasınız.
O yüzden benim için Eda'nın doğuşu, kızımın ismi Eda bu arada, şimdi 8 yaşında.
Onun doğuşu bu açıdan çok kıymetli.
Beni bu tarafta çok fazla desteklediğini, hazırladığını düşünüyorum.
Hoş geldin Eren. Hoş bulduk.
O zaman seni yakından tanıyarak başlayalım.
Kimdir Eren? Tabii ben Eren Şar.
İstanbul'da doğdum. Ortaokul ve liseyi Kadıköy Anadolu Lisesi'nde bitirdim.
Ondan sonra Boğaziçi Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemlerinden mezun oldum.
O zamandan beri teknoloji ekiplerinde farklı şirketlerde görev alıyorum.
2018 yılında ise Trendol ekibine katıldım.
Bu süre zarfında farklı domenilerin product ekiplerine liderlik yaptım.
Şu anda ise aktif olarak payment ve checkout related domenilere, fintech ekiplerine, RG...
platform ve infra ekiplerinin product taraflarına liderlik yapıyorum diyebilirim.
Evliyim, bir kız çocuk babasıyım.
Vakit buldukça kitap okumayı, spor yapmayı ve ailecek farklı kültürleri tanıyabileceğimiz geziler planlamayı ve deneyimlemeyi seviyorum diyebilirim.
Bugünümüzün konusu aslında yetenek.
Yetenek üzerine biraz konuşacağız.
Aslında bugünün yeteneğinin yarına nasıl evrildiğini biraz dinleyeceğiz senden de.
Şöyle başlamak istiyorum o yüzden.
Yetenek deyince senin aklına ne geliyor?
Nasıl tanımlarsın yeteneği?
Yetenek deyince benim aklıma ilk gelen açıkçası şimdi hüner ve beceri oluyor.
Yani doğuştan gelen ve sizin çok fazla efor harcamadan daha ileriye götürebilen veya minimal bir eforla hayatınızı kolaylaştıran doğuştan gelen özellik olarak düşünebilirim.
Aslında yetenek deyince...
Biraz önce senin de dediğin gibi doğuştan gelen belki biraz çabayla daha iyi hale getirilen bir durum.
Biz böyle biraz daha beyaz yaka durumunda ya da işte şirketler içerisinde yetkinlik demeyi tercih ediyoruz.
Neden yetkinlik diyoruz?
Çünkü yetkinlik dediğin şey öğrenilebilen, geliştirilebilen bir olgu.
O yüzden biraz bugün yetenek diye adlandırdığımız şey aslında yetkinlik olarak düşünerek cevap verebilirsin.
Çünkü biz biraz iş hayatındaki yeteneklerden, iş hayatındaki yetkinliklerden bahsedeceğiz.
Biz şu anda sence...
Bu söylediğim şeyde kurumlarda gerçekten yeteneği mi konuşuyoruz yoksa yetkinliği mi?
Hani bunu biraz senden dinlemek isteriz.
Evet kurumlarda yetenek kavramını konuşurken aslında çoğu zaman bu doğuştan gelen özelliği değil de daha çok öğrenilmiş becerileri ve geliştirilebilir yönleri tartışıyoruz.
İyi ki de bu yani bu şekilde çünkü hangi birimiz doğuştan şu anda yapmış olduğumuz işe yetenekliydim?
veya yetenekliyim diyebilir ki bence çok zor böyle bir tanımlama yapabilmek.
Yetkinlik de zamanla gelişebilen, öğrenilebilen ve adapte edilebilen bir kas ve kavram.
O yüzden çalışma hayatında bunu birçoğumuz sürdürülebilir bir şekilde yönetebiliyoruz diye düşünüyorum.
Süper. Bu şey de çok söylenir ama biz böyle biraz katlı klişe diyoruz bu şeyimize podcastımızda hep.
En büyük klişelerden bir tanesi nedir?
Artık herkes yetenekli.
Yani herkesin bir yeteneği vardır.
Sence bu doğru mu?
Herkes yetenekli midir gerçekten?
Bana göre bence herkesin bir yeteneği vardır.
Ama yetenek dediğimiz şey bazen çok görünür bir biçimde ortaya çıkabiliyor.
İşte bu ekibini iyi motive etmek de bence bir yetenek.
Veya dinleyebilmek, birini dinleyip o konuda gerçekten onun derdiyle dertlenebilmek ve ona çözüm üretme gayretinde yapabilmek bu da bir yetenek baktığımızda bence.
O yüzden hani bunun bazı tarafları çok görünür, bazı tarafları da görünmez zamanla bulunduğu duruma göre çıkabilir diye düşünüyorum.
Bazı insanlar çok kolay sahneye çıkar.
İş hayatında da sunum yaptığı şey bir sahne aslında.
Böyle gerçek bir sahne olmasa da dediğin gibi bazı insanlar çok daha rahat iletişim kurar.
Bunlar da bir yetenek olarak adlandırılmalı.
Tabii ki de geliştirilebilir bir tarafı da var.
Bugünün konusuna biraz böyle doğru geçerken şeyi merak ediyorum.
Dedik ki şuna inanarak bugün bunu konuşuyoruz.
Yani dünün yetkinlikleriyle bugünün, bugünün yetkinlikleriyle yarının yetkinlikleri farklı.
Bu da demek oluyor ki bazı yetkinlikler önemsizleşiyor mu?
O yüzden sana sorumuz şu.
Şu hiçbir yetkinliğin ya da yeteneğin de olabilir hızla önemsizleştiğini gördün mü?
Çok fazla gördüm. Çok da güzel bir soru o yüzden teşekkür ederim.
Şu anda hızlıca mesela düşündüğümde ilk önemli böyle hayal kırıklık.
Üniversite sınavına çalışırken çok yoğun bir tempo ile çalışıyorduk ve matematik tarafımın yani sayısal becerilerimin genelde yüksek olduğunu düşünürüm.
ÖSS sınavından da tam yaparak matematik kısmını tamamlamıştım.
Bu benim için hani kendini gerçekleştirebilme açısından kıymetli bir...
Kendi yeteneğinize ne kadar en üst seviyede çıta koyduğunuz ve ona ulaşabilirlik açısından baktığınızda benim için kıymetli bir başarıydı ama üniversiteyi kazanıp üniversiteye başladığında aslında herkesin bunu standart
olarak oraya o çıtayla geldiğini görünce aslında benim kendimi çok iyi olarak gördüğüm şeyin o kadar da iyi olmadığını ve daha standart sayılabilecek bir özellik olduğunu o an içinde bulunduğum ortamda deneyimlemiştim.
Özel sektörde de oldu.
Mesela ilk iş hayatına başladığımda analist...
olarak çalışmaya başlamıştım ve o gün analistlerin çok fazla teknik yeterlilikleri yüksek değildi.
2008 yılından bahsediyorum bu arada.
SQL bilmek, SQL kullanarak yüksek derin analizli raporlar çıkarıp bunları kullanabilmek büyük bir artı, impact yaratabiliyordu.
O yüzden dün çok büyük görmüş olduğum bu yetkinlik.
Bugünün aslında çok geçersiz, atıl kalmış bir skillsetine dönüşüyor.
Bir de şimdi sen söyleyince şey geldi aklıma.
Hani dedin ya ben işte matematik konusunda kendimi çok daha işte yetenekli, yetkin hissediyordum.
Ama sonra işte üniversiteye geçince aslında diğer insanların da bu konuda çok iyi olduğunu ve benim aslında daha sıradan yani evet hani bu aslında çok büyük bir yetkinlik değilmiş gibi fark ettim dedin.
Oradan aklıma şey geldi. Bazen bir yetkinlik, yetenek de bulunduğun ortama göre çok değişiyor.
Yani bir yerin yıldızı ve parlayanı olabilirsin.
Sonra başka bir yere geçtiğinde...
bunu herkes zaten çok iyi yapıyormuş hissine kapılabilirsin.
Bu duyguyu nasıl yönetiyorsun?
Ya da nasıl yönettin o zaman?
İlk önce bu bir insana kendini daha belki panik yaptıracak, stres hissettirecek, anksiyeti yaratacak bir duygu olarak olabiliyor.
Çünkü insanın kendini yetersiz hissetmesi veya yarışta geride kaldığını düşünmesi bir negatif bir hissiyat yaratıyor baktığımızda ama hayata da nereden baktığımızla çok alakalı bir soru bu.
Her zaman bizim önümüzde o konuda daha yetkin insanlar, bireyler olacak.
Bizim daha Fazla yetkin olduğumuz başka arkadaşlar da olacak.
O yüzden bunu moral bozucu veya kendimizi küçük gösterici bir şekilde yaklaşmak yerine ben daha çok pozitif fırsata çevirilmesi gerektiği yöndeyim.
Bu bir fırsattır. Çıtayı daha yükseğe koymak, bir kişiden o yetkinliğinin daha yüksek olduğunu düşündüğünüz o kişiden ilham almak ve kendinizin öğrenme veya daha geliştirme, onun üzerine
bir tuğla daha koyabilme merakı, mecrası, macerası.
Çok kıymetli. Ben bugün açıkçası bir şeyi bilmediğimi, bir şeyi görmediğimi, bir şeye de eksik kaldığımı görünce heyecanlanıyorum.
Bu benim için bir fırsat olarak görüyorum.
Bunu gerçekten burada olduğum için söylemiyorum bu arada.
Ama 15 yıl önceki Erhan'a sorsaydınız gerçekten bu benim için kabul etmeyeceğim, duymak bile istemeyeceğim bir şeydi, kaçmak isteyeceğim bir şeydi.
Şu an aslında bunlar biraz daha fırsat olarak görülmesi gereken nokta olarak algılıyorum.
Böyle. Şey de var değil mi burada?
Mesela o konuda ne düşünüyorsun?
Kendinden daha iyilerin olduğu bir yerde olmak, bu eğitim olarak da olabilir, iş hayatı olarak da olabilir, spor olarak da olabilir.
Senin kendini daha hızlı geliştirmene de sebep olabilir.
Mesela ben tenis oynuyorum ve çok uzun süre kendi seviyemdeki insanlarla tenis oynadığımı da iyi tenis oynadığımı düşünüyordum.
Ta ki şeyle karşılaşana kadar, gerçekten iyi tenis oynayan insanlarla karşılaşana kadar.
O maniyi daha çok geliştirdi.
Onlarla oynamaya çalışmak...
Bana daha iyi geldi. Bu konu hakkında da ne düşünüyorsun?
Kesinlikle öyle. Çünkü mesela ben ilkokuldan beri satranç oynuyorum.
Çok çok iyi bir satranç oyuncusu muyum?
Hayır değilim. O dönemki şartlar içerisinde iyi bir satranç oyuncusuydu.
Benden daha satrancı, iyi olmayan arkadaşlarla oynadığımda sürekli kazanıyorsunuz.
Yani o güzel de bir hissiyat ama belli bir noktadan sonra artık o kazanma duygusu da yani çok sizi mutlu etmemeye başlıyor.
Yani mesela ben kendi hocamla oynayamaya başladım ve kendi hocamı sürekli kaybediyorum.
Ama bu sizi geliştiriyor.
Geliştiğinizi hissettiğiniz anda kaybetme duygusu da güzelleşiyor bu sefer.
Çünkü biliyorsun ki bu yolculuğun sonu güzel bir yere gidiyor.
Başta 10 hamlede 15 hamlede belki hocama yenilirken bu çok uzun zamanlar evrildi ve sonunda yenebilmeye başladım.
Ve zaten hoca da bu yolculuğun bu şekilde olacağını biliyordu.
Ve gerçekten bunu gerçekleştirebildiğinizi duyduğunuz az da o zaman çok muazzam bir nokta oluyor.
Ben şeye tekrar bir dönmek istiyorum.
Sence şimdi böyle konuşunca da iş hayatı özelinde özellikle böyle yetkinlikler de çok hızlı değişiyor gibi.
O da bir böyle stres kaynağı yaratıyor bazen.
Bir yetkinliğin ömrü sence ne kadardır?
Yani bu soruya direkt şu kadardır diye cevap almam bence çok zor ama kısa ömürlü olduğunu söyleyebilirim.
Yani döneme ve şartlara göre bu sürenin tanımı değişebilir ama herhalde olarak ben bu soruya şu şekilde cevap veririm.
6 ay içerisinde kendimi geliştirdiğim herhangi bir konu görmüyorsam, aynı noktada hissediyorsam bu birçok konuda olabilir.
Benim için tehlike sinyallerinin başladığını düşünürüm.
Bir problem vardır orada. O yüzden...
Bir skill seti her zaman korumak, yerinde durmak anlamına da gelmiyor aslında.
Sürekli o koşunun içerisinde olmak, sürekli bir heyecan, bir merakın, bir seni sürükleyen o tutkunun, o passion'ın izninde olmak, o şekilde yola devam etmek.
Birçok konuda sizi dürü tutmanızı ve iyi olduğunuz yetkinlik tarafınızda iyi olmasını devamladığını sağlayan bir özellik bence.
Peki şey hissediyor musun? Seni bugün güçlü kılan yetkinliklerin yarın aynı değerde olmayacak.
Kesinlikle. Bundan çok eminim.
Yani özellikle çocuğu olan bence bireyler bunu çok net gözlemliyordur.
Tabii ki şimdi nesil farklılıklarına oturup burada konuşmak herkese sıkıcı olur ama çok basit bir örnek vermek istiyorum.
Geçen hafta yaşadım bu örneği.
Benim açımdan çok ilginç bir deneyimdi.
8 yaşında kızım var anlatmıştım.
Geçen hafta bir rütin bir doktor kontrolüne gittik ve kan tahlili yapılması gerekiyordu.
Ve kızım yani her çocuk gibi çok korkuyor ve çok panik yaptı.
Biz sakinleştirmeye çalışıyoruz ama yani o olmuyor.
Bizim ebeveyn olarak geçmiyor ona lafımız.
Baba verir misin dedi telefonu.
Ne yapacaksın kızım dedi.
Aldı chat GPT'ye ben 8 yaşında Eda'yım.
Benden kan alacaklar.
Şu anda çok heyecanlandım, streslendim.
Ne yapmam lazım diye chat GPT'ye yazdım.
Bunun cevaplarını görünce gerçekten bizim benim ona daha ebeveyn yönlendiricinden ziyade daha dinleyip anlayan bir taraftan çeçip işte bunu bu şekilde hissetmen son derece
doğal ama hiç korkmana gerek yok zaten bu çok olağan bir şey.
Şunları yap derin nefes al birkaç taktik verdi ve Eda gerçekten o süreci çok daha rahat yönetebildi.
İnanılmaz bir durum gerçekten.
Peki şeyi hakkında ne düşünüyorsun?
Bir güven duygusu da oluyor bence.
Bazen bir şeyleri çok iyi yaptığında, uzun süre bu işi çok iyi yaptığında böyle bazen yanlış bir güven duygusu geliyor insana bence.
Yani şöyle birleştireceğim.
Aslında iki tane soru var bunun içinde.
Bir böyle bir güven duygusu oluyor mu?
İkinci sorum da şu. Bazen şey de oluyor.
Ya ben bunun üzerine çok çalışmasam da zaten ilerlerim.
Çünkü çok iyi biliyorum yani. Hani bu da bir ilüzyon gibi geliyor bana.
Çünkü bir müddet ilerleyebilirsin ama sanki bir yerde yine takılıp kalırsın gibi bir hissim var.
Sen bu konuda ne düşünüyorsun? Güven sorunu fazlasıyla yaşayan insanlardan biri olarak bunu fazla güven hisseden bir insan olarak söylüyorum.
O yüzden ben de çok yaşadım bu case'ı.
Yani kendime gereğinden fazla güvenip ben bunun altından kalkarım, çok uğraşmama gerek yok dediğim durumla karşılaştım.
Bazısının altından da kalktım gerçekten şimdi dürüst olmak gerekirse.
Ama bazısının altından da kalkamadım.
Bence hani geriye dönük toplam bir değerlendirme yapacak olursan şöyle diyebilirim.
Rastlantısal ihtimalleri göz ardı edersek...
Toplamda tekrarlamayan, kendini geliştirmeyen, sürdürülebilir bir başarı elde etmek mümkün değil.
Gerçekten o an o şartla özel kendinize güvenerek mevcut yetkinliğiniz sizi bir noktaya kadar götürebilir.
Kısa süre içerisinde sonuçta alabilirsiniz.
Benim için böyle yaşadığım durumlar oldu.
Ama eğer kendinizi geliştirmeye çalışmazsanız, eksik yönlerinizin farkına varıp değişim yolculuğuna başlatmazsanız bir noktada çok geride kalmaya başlayacaksınız.
Yani bu da kaçınılmaz son açıkçası.
Buradan şey de geliyor biraz aklıma.
Yani en hızlı şekilde yeni şeyler, yeni yetkinlikler kazanmak, kendi elindeki yetkinliği daha iyi bir noktaya getirebilmek, hani bu hızlı öğrenebilmek, hızlı adaptasyon sağlayabilmek de önemli bu değişen koşullara.
Şimdi buradan baktığımızda sen de ekibine yeni arkadaşları katan bir insan olarak en yetenekli insanları mı arıyorsun kendi alanında yoksa en hızlı adapte olabilecek, en hızlı öğrenebilecek kişileri mi arıyorsun?
Tabii bu sorunun cevabı yetenek değil de daha çok öğrenme açlığı ve kendine buna ne kadar hazır hissedebileceğini.
görebildiğiniz yeteneği tercih edersiniz.
Ama yetenek de önemli tabii ki.
Yani geçmişte yapmış olduğu başarılar da bir noktada değer katıyor onun için.
Ama esas tabii ki buradaki değerlendirme kriteri geldikten sonra buraya ne verebileceği ve ne kadar kısa sürede adapte olabileceği.
Çünkü kendi ekibim için söyleyeyim.
Hani bunu ekipteki arkadaşlarım da bilir.
Dünyadaki en iyi product manager arkadaşımı tercih edersin.
Yoksa daha çok ekiple uyumlanabilecek bir arkadaşımı tercih edersiniz gibi bir soru verirsen.
Kesinlikle ekip. daha çok uyumlanabilecek bir arkadaşı tercih ederim.
Çünkü o daha bugünün şartlarında bir tık daha komper ettiğimiz kişinin gerisinde kalmış olabilir ama çok kısa süre içerisinde o öğrenme açlığı, o öğrenme enerjisi ve motivasyonu birçok konuda hem
kendine hem de şirkete pozitif anlamda katkı sağlayacağını düşünüyorum.
Peki senin kendi öğrenme rutinin var mı?
Yani hani gerçekten uzun süredir de sektördesin.
Başlangıçtan bugüne de yetkinliklerin anlamında da çok fazla değişiklik olduğunu söyledin.
Böyle bir uyguladığın kendine bir öğrenme rutini var mı?
Tabii sabah beşte kalkarım onun sekiz saat çalışırım gibi bir şey cevap vermeyeceğim.
Ben çok korktu ben gözlerimi büyüdü sabah beşte kalkarımı duyunca.
Yok yani gerçekten bizi dinleyen arkadaşlar için hani.
Hepimiz insanız ve belli bir limitlerimiz var.
Ben kendi limitlerimi uygun bir şekilde hareket etmeye çalışıyorum.
Bu da nedir? Olabildiğince haz duyduğum, mutlu olduğum şeylerle bir bağlantısını kurmaya çalışıyorum ki sürdürülebilir bir gelişim yolculuğu olsun.
Mesela benim için önemli olan buradaki kısıt bir şekilde değer yaratabilmek, anlam yaratabilmek.
Ben bununla motive olan bir insanım.
Çünkü yaptığım işi salt bir dış motivasyonla birleştirdiğimde o beni tatmin etmiyor.
Ve bunun için... Yani o mekanizmayı sürekli, o ateşi sürekli har tutabilmek için çok fazla dış etken üst sokmak durumundayım.
İşte liderimin beni takdir etmesi lazım.
İşte ailemin belki sürekli beni encourage etmesi lazım.
Sürekli desteklenen biri olmam gerekir.
Ama bir şekilde anlam hikayesiyle birleştirebildiğimizde.
Çünkü yaptığımız iş doğru.
Belki dünyayı kurtarmıyoruz.
Dünyayı kurtaran arkadaşlar da olabilir.
Yani onlar için çok daha yüksek bir motivasyon.
Ama yaptığımız işin bence özellikle trend yolu içerisinde.
İlla ki bir anlam ve değer yarattığını düşünüyorum.
Ya müşteriye dokunuyorsunuz ya satıcıya dokunuyorsunuz.
Tabii ki her yaptığınız bu kadar büyük bir amaca hizmet etmeyebilir ama ekipteki bir arkadaşın elinden tutmak veya onun bir noktada bir farkındalığını sağlamak bile benim açımdan çok kıymetli.
Bununla birleştiğinde öğrenme ritünüme dönecek olursam bununla birleştiğinde o zaman gündelik yaşamda elde etmiş olduğum olayları birbiriyle etkileşim haline sokmaya çalışıyorum.
Mesela işte kızımda aldığım ilk başta işte o mükemmelliyetçi duygumun aslında çok fazla işlemediğini daha onu dinleyen tarafa gerçekten neden bunu söylüyor onun derdiyle dertlenmeye başladığımda
ve onun derdine onun gibi bir çözüm üretmeye çalıştığımda ona vermiş olduğum yüksek motivasyonu gördüğümde ben bunu ekip arkadaşlarımla da...
O şekilde çalışmaya başladım.
O yüzden yani bence en kolay, en basit yol yaşantıdan sürekli bir farkındalıkla hep bir gelişim alanı çıkarabiliyor olmak.
Kendimiz çıkaramıyorsak gidelim ekip arkadaşımıza, liderimize, çapraz çalıştığımız fonksiyonlardaki arkadaşlara, eşimize, çocuğumuza yani herkesten feedback alabiliriz.
Bence insanın gelişimi ve diriliği açısından bu çok kıymetli.
Bunun dışında tabii alternatif olarak da...
Birçok akademik tarafla da kendinizi destekleyebilirsiniz.
Ben hani yapabildiğim şeyler bir tık daha kendime göre limitli olduğu için yaşayarak öğrenmeyi ve yaşamda biraz farkındalığı yüksek tutmaya çalıştığımı söyleyebilirim.
Burada şey önemli gerçekten farkındalığı yüksek tutmaya çalışmak.
Hani ben de hani şu an bu konuşmadan kendimi bunaldım.
Yani sürekli aslında ne durumdayım?
Nereye gidiyorum? Şu an etrafımda ne oluyor?
Aslında her türlü farkındalık seni o öğrenme rutinin içinde tutmak için faydalı bir şey olabilir.
Hani ilk başlangıç belki farkındalıkla oluşabilir gibi düşündüm sen konuşurken.
Sona doğru geliyoruz. Son sorumu soracağım.
O da şu yani tüm dinleyicilerimiz bu konuyla ilgili hani bugünün yeteneği yarınında yeteneği olmaya devam edecek mi konusuyla ilgili akıllarında bir şey tutsunlar desek ne derdin?
Adaptasyon derdim.
Yani bugün insanı veya doğadaki nesli devam eden canlılara baktığımızda en güçlü olan hayvanlar yaşamlarını sürdürmüyor.
Aslında doğaya en adapte olabilen nesiller devamlılığını gösterebiliyor.
O yüzden bence adaptasyon çok kıymetli.
Adaptasyonla birlikte farkındalık.
Farkındalık birçok şeyde sizi çok hızlı gelişim süreçlerine sokabiliyor.
Ve bunun da bir anlam ve değer ile birleştirilmesi lazım.
Yani arkasına bir anlam ve değer koyamayınca bu çok yalın.
Tatsız tutsuz bir yemek olabilir.
O yüzden kendinizi motive etmek de kolay olmayabilir.
Ama bence bunun yanında biraz insan kendisini de bir tık da zorlaması lazım.
Yani o iradeyi diri tutabilmek için mesela kendi yaptığım bir şey.
Bile isteye sabah hafta sonu erken kalkıp spor yaparım.
İstememe rağmen yaparım bunu.
Bu da biraz kendimi aslında sınırı işte challenge etmek, rahatı alışmamak için olur.
Toparlayacak olursam demek isteyeceğim.
Yani olabildiğince adaptasyon, skilllerini yüksek tutsunlar.
Gördükleri bütün... Farklı, huzur, huzursuz, yaşanılan sıkıntılar olabilir, problemler olabilir.
Hepsini de birer learning olarak görmeleri ve buna göre kendilerinin gelişmelerini tavsiye edebilirim.
Tavsiyeler önemli bizim için.
Çok teşekkür ederiz. İyi ki geldin, iyi ki bugün aramızdaydın.
Podcastımızın sonuna geldik.
Ben teşekkür ederim. Umarım herkes için çok ufak da olsa hayatına pozitif bir katkı sağlayabilmişizdir bugün.
Bugünkü Wake Up Call burada sona eriyor.
Ama belki de asıl konuşmalar senin kafanda yeni başlıyordur ki bu harika olur.
Sorguladık, paylaştık, kolayına kaçmadan konuştuk.
Bir sonraki bölümde yeni bir konukla yeniden görüşmek üzere.
Kendine iyi bak. Ha bu arada bizi sosyal medyada da takip etmeyi unutma.
Tüm linkleri bölüm açıklamasında bulabilirsin.
Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
