
Podcast serimizin beşinci bölümünde Core Commerce ekibinden Burçin'i ağırlıyoruz. Burçin "Raise the bar kültürümüz olmasaydı ne olurdu?" sorusunu kendi deneyimleri üzerinden anlatıyor.
Host: Serkan Salgın (Human Resources)
Konuk: Burçin Yalçınkaya (Core Commerce)
Trendyol ile ilgili daha fazla bilgiye ve kariyer fırsatlarımıza kariyer web sitemiz üzerinden ulaşabilirsin: https://careers.trendyol.com/
Bizi diğer sosyal medya kanallarımızdan da takip etmeyi unutma:
Linkedin: https://www.linkedin.com/company/trendyolgroup/posts/?feedView=all&viewAsMember=true
Youtube: @LifeatTrendyol
Youtube: @TrendyolTech
Twitter: https://x.com/trendyoltech
Tech Podcast: https://open.spotify.com/show/3xpNHzq2xJwZhc0hSIQi2z
Transkript
Selamlar Trendyol'da olmasaydı ne olurdu podcast serimize hoş geldiniz.
Ben HR ekibinden Serkan.
Bu podcast serimizde Trendyol kültürümüzü ve iş yapış biçimimizi birlikte keşfediyoruz.
Bu arada siz de Trendyol'daki kariyer fırsatlarını değerlendirmek isterseniz açıklama kısmındaki kariyer sitemizi inceleyebilir ve başvuru yapabilirsiniz.
Bugünkü konuğum Core Commerce ekibinden Burçin.
Trendyol kültürünün önemli bir parçası olan Raise the Bar Culture olmasaydı ne olurduydu konuşacağız.
Burçin hoş geldin. Hoş bulduk Serkan.
Selamlar. Nasılsın? Selamlar.
İyiyim çok sağ ol. Sen nasılsın?
Biz de iyiyiz. Seni aramızda gördük.
Daha mutlu olduk. Çok teşekkür ederiz davetimizi kabul ettiğin için.
Aynı şekilde. Çok sağ ol.
Burçin, seni tanımayanlar için kendini kısaca tanıtabilir misin?
Ne kadar süredir trend yoldasın?
Görevin nedir? Tabii Serkan, kısaca bahsedeyim kendimden.
17 senedir iş hayatındayım.
Bunun ilk 13 senesi yönetim danışmanı olarak hem Türkiye'de hem böyle dünyadaki farklı farklı bankalarla, fintechlerle çalışarak geçti.
Daha sonra 2020'de ticaret sektörüyle finansal hizmetlerin kesişiminde ya büyük fırsat olabilir burada çok iş var.
Heyecanıyla aslında Trendyol ailesine katıldım 4 sene önce.
Şu anda da services ekibine liderlik ediyorum.
Orada da ne yapıyorsunuz dersen services da temelde aslında hem Trendyol kullanıcılarına hem de iş ortaklarımızın.
finansal ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyoruz iş birlikleriyle diyebilirim.
Süper. O zaman kısa sorularla başlıyoruz.
Kısa cevaplar bekliyorum senden.
Anlaştık. Mevcut standartları koruma mı?
Her zaman daha iyisini aramak mı?
Tabii ki her zaman daha iyisini aramak.
Öbür türlü bugünkü konumuzu gerçekleştiremezlik değil mi?
Peki başarıyı kutlamak mı?
Hep daha iyi odaklanmak mı?
Biraz yuvarlak bir cevap olacak ama başarılarımızı kutlamayı unutmadan hep daha iyi odaklanmak diyeyim.
Süper. Peki küçük hedefleri gerçekleştirmek mi, zorlayıcı hedefler koymak mı?
Tüm ekibi heyecanlandıran zorlayıcı hedefler koymak ama o hedeflere giderken de yolu böyle daha küçük ara hedeflerle bölmek.
Peki bugünkü konu başlığımız.
Raised Bar kültürümüz olmasaydı ne olurdu bu için?
Serkan bu soruyu düşündüğümde hani hangi kelime ilk aklıma geliyor diye baktım.
Ve ortalama kelimesi geliyor.
Hani gerçekten ortalama olurduk.
Standart tanımlarda kalırdık ve sürekli gelişemezdik bence.
Peki daha detaylı konuşmadan önce bir Reisdibar tanımlamasını açalım mı?
Reisdibar nedir? Ben raised bar'ı şöyle tanımlamaya çalışıyorum kafamda.
Üzerinde çalıştığımız her konuda kendimize, ekibimize yüksek hedefler koyup, yüksek beklentiler koyup sonra da böyle tadında bir baskı ve stresle bu hedefleri yakalamaya çalışmak.
Güzel. Tam da burada benim de kafamı kurcalayan bir soruydu bu.
Kendini sürekli geliştirmek, daha yüksek hedefler koyma çabası, baskı ve stres yaratıyor gerçekten bazen ekiplerde.
Bunu nasıl yönetmek gerekiyor?
Ne yapıyorsun sen bu süreçlerde?
Doğru yani aslında bu işin biraz doğasında var.
Dediğin gibi Lazy Bar özünde hep böyle...
daha çıtayı yükseltmeye, daha uzağa koşmaya, daha yükseğe koşmayı gerektiriyor.
O da ister istemez bir baskı ve stres yaratıyor.
Ben bunu biraz elmas örneğine benzetiyorum.
Biraz klasik bir örnek olacak ama sahiden hani baskının, basıncın, zorluğun olmadığı yerde greatness gerçekten o iyi çıkmıyor.
Ve potansiyelimizi realize etmek daha zor hale geliyor bence.
O yüzden de hani konfor alanının dışında olmayı, baskı hissetmeyi böyle her zaman kötü bir şey gibi tanımlamayıp, Aslında bunu doğru yönettiğimiz zaman, doğru seviyede tutup yönetebildiğimizde bizim için böyle
aslında sihirli bir güç haline geliyor başarıya ulaşmak için.
Bunu aklımızda tutmak lazım.
Az önce kısa cevaplarda verdiğin detay da burada önemli olabilir diye düşündüm.
Dedin ya başarıyı kutlamak mı, hep daha iyi odaklanmak mı dediğimde.
Başarıyı kutlamayı unutmadan, atlamadan daha iyi odaklanmak sanırım bunun da...
faydası olacaktı değil mi bu baskı ve stresi azaltmak için?
Kesinlikle öyle. Çünkü o baskı ve stresle biz çok hızlı koşuyoruz her konuda.
Bazen unutuyoruz bunu ya da daha az yapabiliyoruz.
Sürekli her yaptığımızda dönüp neyi daha iyi yapabilirdik diye bakıyoruz ama o ara hedefler çok önemli.
Yani finish çizgisine giderken koyduğumuz minik hedefleri de gerçekleştirdikçe bir durup kendimizi kutlayıp ekibi kutlayıp gerçekten iyi yaptık demek o motivasyonu sürekli canlı tutmak için çok kritik oluyor.
Süper. Raised Bar kültürüyle birlikte çıtayı sürekli yükseltmek zorunda olduğumuz bir dünyada başarıya ulaşmanın sırrı nedir Burçin?
Yani insanları motive eden ve bu kültürü sürdürülebilir kılan faktörler nelerdir?
Raised Bar şu açıdan zor yani sürekli neyi daha iyi yapabilirdim diye bakınca hiçbir zaman böyle tamam oldu bu iş diyemiyorsun.
O zaman hani nasıl motive edeceğiz kendimizi nasıl o başarıyı yıkılacağız dediğimizde de biraz önce de bahsettiğim gibi bence hani En büyük bu işin formülü yüksek hedef koymak ama o hedefe bizi götürecek ara hedefleri
de böyle küçük küçük ama doğru şekilde tanımlamak.
Biliyorsun bizim iterasyon ve MVP kültürümüz bunun için çok güzel bir araç.
Yani mutlaka biz her hedefi parçalara ayırıyoruz ve onlara nasıl hızlı bir şekilde gideriz diye bakıyoruz.
Dolayısıyla biraz önce konuştuğumuz gibi ara hedefleri de geldikçe hem kendimizi kutlamak önemli hem de bence şu çok önemli.
aşamalarda da hep aklımızın bir köşesinde tutup yaptığımız her adımda uyguladığımızda çok fazla öğrenim biriktiriyoruz.
Çünkü irili ufaklı gün içinde yaptığımız tüm işlerde, testlerde ya bunu nasıl daha iyi yapabilirdim diye otomatik bir teste düşünce arkada çalışınca çok bu bizi öğrenmeye, yeni şeyler denemeye, bildiklerimizi sorgulamaya
itiyor. Öyle olunca da hem daha çok inovasyona götürüyor bizi.
Daha yeni şeyleri denemeye hem de böyle sürekli bir öğrenmeye itiyor.
O sayede de bence en büyük tatmin bir yandan oradan da geliyor.
Yani finish çizgisine gittiğimizde de dönüp bakıp evet ya zordu ama hani hep beraber başardık diyoruz.
Peki nerede tam anlamıyla başarılı olduk diyebiliriz?
Ya bence orada biliyorsun biz çok ölçümlendirmeyi, datayı seven bir kültürüz.
Başarıyı da her yola çıktığımızda her konuda mutlaka bir önden tanımlamaya çalışıyoruz.
Mesela biz yıllık hedeflere de her şirket gibi biz de koşuyoruz.
Diyoruz bu senenin sonunda bu kadar acime gideceğiz.
Bu kadar işte müşterimizle işlem yapmış olacağız.
Bunu koyarken de hiçbir zaman şey demiyoruz.
Hani Reisli var sayesinde ya geçen sene bunu yapmıştık.
Bu sene de %10 üstünde yapalım hadi gidelim demiyoruz.
Hep önce bir şeyi hayal ediyoruz.
Yani ben yolun sonuna geldiğimde geriye dönüp baktığımda gerçekten hani başarılı oldum diyeceğim.
Hani beklenenin ötesine.
Geçtim diyeceğim başarı tanımı ne?
Bu bir... projenin çıkma tarihi olabilir.
Normalde ilk bakışta 6 ayda ancak çıkılır denilen bir şeyi 2 aya sıkıştırıp çıkabilirsin.
Ya da belki 10x yapacağın bir rakamı 15x'e zorlamak olur ama bence biz hep önce bizi ne gururlandırır ve işin sonunda bu başarının tanımı nedir sorgulayıp onu koyup ondan sonra geriye dönüyoruz.
O yüzden de yolda çok kafa karışıklığı olmuyor.
Yani ben o tarihe koşabiliyor muyum?
Ben o rakama koşabiliyor muyum?
Ve hani bence şaşırtıcı ve güzel olan da çoğu zaman Ona ufak sapmalarla da ulaşmayı başarıyoruz ekip olarak.
Raised Bar culture'ın tanımı üzerine güzel bir sohbet gidiyor bence.
Burada ben senin biraz daha deneyimlerini merak ediyorum.
Sen neler yaşadın geçmişte?
Bu yaklaşımla ilgili en büyük kazanımların kendi adına neler oldu?
Nerelerde Raised Bar yapabildim dedin?
Benim için aslında çok...
Güzel bir öğrenim yolculuğu da oldu Raised Bar'ın trend yolda nasıl hayata geçtiğini görmek, ona adapte oluyor olmak.
Bir kere bence Raised Bar biraz önce de bahsettik hani şeyi getiriyor sürekli o feedback kültürünü getiriyor.
Ve ben ilk geldiğimde şeye çok şaşırmıştım.
Her konuda herkes birbirinden sürekli proaktif feedback bekliyor.
İstiyor. Ya işte toplantıdan çıkıyoruz sence nasıl geçti?
İşte next time neyi daha iyi yapabiliriz?
Ben neyi daha iyi yapabilirim?
Başta böyle bir değişik geldi bana.
Hani bir olur iki olur da her şey de mi olur falan.
Sonradan şeyi anladım gerçekten.
Yani bu Raze Bar için çok kritik, kıymetli.
Hani benim de yıllar içinde çok fazla kurumla çalıştım, kuruluşla çalıştım.
Çoğunda şeydir hani feedback ya biri beklenilen işi tam yapamıyorsa böyle ya ucundan tutup öğretirsin o anlık feedback verirsin.
Bak şöyle yapsan daha iyi olur dersin ya da performans toplantılarında böyle altı ayda bir, yılda bir daha hani structured feedback verirsin.
Burada gerçekten o çok refleks halinde.
Bir kere bunu görmek benim için farklı bir bakış açısı yarattı.
Gerçekten irili ufaklı ya bunu yaptım deyip geçmek değil.
Böyle bir kafanın bir tarafında şeyi çalıştırıyor olmak.
Ya bunu daha iyi ne yapabilirdik?
Büyük eforlardan bahsetmiyorum.
Küçük eforlar da olabilir bunlar.
Hani yaptığın bir şeyi üstüne 5-10 dakika efor koyarak nasıl daha iyi yapabilirdin?
Bir bunu refleks haline getirmek lazım ya hissi önemli oldu benim için.
Bu çok büyük bir kazanımı oldu.
Onun dışında da zorlandığım yerler olmadı mı, olmuyor mu?
Hala oluyor. En büyük zorlandığım yerlerden biri de aslında analitik taraftı.
Şimdi ben 13 yıl danışmanlıktan gelince danışmanlıkta da hayatım veri.
Trendyol'da aynı şekilde ama Trendyol'da da gelince...
Çoğu zaman yapmaya çalıştığımız işleri acayip bir belirsizlik içinde ve çok az şey bilerek yapmaya çalışıyoruz.
Öyle olunca da benim hemen ya o zaman işte biraz veri toplayalım, senaryolar çıkaralım, riski hesaplamaya çalışalım.
Kaslarım, reflekslerim devreye giriyor.
İlk başlarda da bu çok uzun analiz süreçlerine götürdü beni de ekibi de.
Bu da tabii ciddi bir zaman tarafında maliyeti oluyor.
Onu da yaşayarak öğrenmek durumunda kaldım.
O yüzden artık hep şey diyorum yani ekiple de analiz.
Ve analitik içgörü oluşturmamız gereken bir iş varsa hep bir durup böyle kendime de ekibe de şey soruyorum.
Ya analiz paralize mi gidiyoruz?
Reis bar yapacağız derken.
Yoksa hani doğru seviyede tutabiliyor muyuz bunu diye hep bir bakıp ilerlemeye çalışıyoruz.
Süper. Bu arada ilk verdiğin örnek.
Kendini ne kadar geliştirdiğin, bakış açını ne kadar değiştirdiğinle ilgiliydi.
O da bende hemen şunu hatırlattı doğurdu.
Sadece performans artırmaya değil aynı zamanda kişisel gelişim ve öğrenmeye de odaklanıyor aslında Reis Dibar.
Sence bu ekip üzerinde nasıl bir etki yaratıyor?
Çok güzel bir soru Serkan.
Bence çok muazzam iyi bir etki yaratıyor diyeyim.
Çünkü bu kendimde de gözlemliyorum ben bunu.
Ekipte de hani raise the bar'ın olduğu yerde bir kere doğal olarak hepimiz konfor alanından çıkmak zorunda kalıyoruz.
O bir kabul. Kesinlikle. Şimdi ondan çıkınca da bu ister istemez hepimizi inisiyatif almaya itiyor.
Daha erken ve daha hızlı bir şekilde her konuda inisiyatif almaya itiyor.
Ve yaptığımız her şeyi de demin de bahsettim.
çalıştığım gibi böyle growth mindsetiyle bakıyoruz.
Yani neyi daha iyi yapabilirdim?
Üstüne bir taş koysam ne koyardım diye bakıyoruz.
Böyle olunca da benim gözlemim hani kariyerinde hangi noktada olursa olsun trend yolu ekibinde herkes ister bu hani üniversiteden çıkıp bir senedir bizimle çalışan bir iş arkadaşımız olsun ister atıyorum 20 senedir çalışan biri.
Herkes işinin lideri olma mindsetine çok hızlı geliyor.
Çünkü herkes gerçekten zor hedeflere koştuğu için işini sahipleniyor.
Kendi sorumluluk alanında inisiyatif alıp o growth mindsetiyle işlerini ittirmeye çalışıyor.
Bence bu çok kıymetli hani kişisel gelişim ve profesyonel gelişim açısından.
Tabii kişisel olarak Raised Bar'a bu kadar odaklanması birinin çok güzel olmakla beraber yanında şunu da getiriyor mu acaba diye düşündüm.
Tek başına Raised Bar yapması bir kişinin başarıyı getirir mi?
Kesinlikle. Yoksa ekip olarak...
Bunu yapması mı önemli?
Ya da bazen şunda da karşılaşıyor muyuz?
Kişi raised bar yapmak istiyor ama ekibi arkadaşı aynı bakış açısına sahip değil.
O raised bar'ı yakalayamıyor.
Bu tür durumlar hakkında düşüncelerin neler Burçin?
Yine zor yerden geldin ama çok çok doğru bir yerden geldin.
Ya Raised Bar bir kere dediğin gibi öyle kişisel olarak çok kolay yapılabilir bir şey de değil.
Tabii ki kendi kişisel gelişimimizde yapabildiğimiz yerler var ama bence iş ortamında sahiden ekipçe Raised Bar'ı yapmak.
Çoğu kez de çünkü sahiden çok challenging hedefler alıyoruz doğası gereği.
Zor hedefler, zor beklentileri hep beraber karşılamaya çalışıyoruz.
Bu da ancak ekipler arasında çok iyi bir iş birliği yaparsam mümkün oluyor.
Son dönemde kendi aramızda da hep konuşuyoruz.
Aman over communicate edelim, mutlaka iletişimi elden bırakmayalım.
Çünkü içeride inanılmaz bir bilgi birikimi var.
Yani yıllar içinde çok şey deneyip öğrenmişiz.
O zor hedeflere koşarken bir kere onu kesinlikle cebimize koyup ilerlememiz gerekiyor.
Tekere tekrar keşfetmekle uğraşmamamız gerekiyor.
O yüzden o ekipçe hani collaboration ve iş birliği çok önemli.
Bir de baktığında dediğin gibi Raised Bar zor hedefi getiriyor.
Ekipçe hareket etmek için herkesin de o hedefe inanması gerekiyor.
Trendyol kültürünün bence o çok önemli bir öğesi ve bizi belki o baskıdan ve stresten de biraz korumaya yardımcı olan bir taraf var.
O da şu, Trendyol'da biz hiçbir zaman şey demiyoruz.
Tamam, inspirational hedef koyuyoruz hep beraber ama herkesin sorumluluğu da aynı zamanda şu.
Yani inspirational bir hedefe inanmıyorsan o zaman hani belli dönelerle, datalarla gelip o hedefin niye imkansız olduğunu savunmak ve ikna etmek de hepimizin sorumluluğu.
O alan hepimize tanınıyor.
Dolayısıyla... Ya da dediğin örnek olmuyor mu oluyor.
Yani bir taraf raise bar yapmaya çalışıyor öbürünün önceliği olmuyor ya da belki inanmıyor o hedefe.
Orada da gerçekten hep o karşılıklı hani data bazlı tartışma ortamı.
Bence şöyle bence böyle değil de şu nedenlerle böyle ortamı.
Orada da ortak noktaya gelip iş birliğini daha verimli hale getirmeyi sağlıyor ekipler arasında.
Kesinlikle yine şeffaf iletişimle ve feedbackle destekleyerek.
Çok doğru. Süper çok teşekkürler Burcu.
Peki sence bu kültürün en zorlu yanı nedir?
Çıtayı yükseltirken karşılaştığın en büyük meydan okumalar neler?
Benim en çok zorlandığım yer senin başta da bahsettiğin.
Reisli bar yapacağız derken sürekli böyle daha yukarıya zıplayacağız derken böyle es verip başarıları kutladığımızdan emin olmayı sahiden atlayabiliyoruz bazen.
Ve işin sıcağında çok hızlı koşuyoruz her şeyi çok çabucak ve iddialı bir şekilde yapmaya çalışıyoruz.
İşin sıcağında bunu atlıyoruz ve bazen kısa vadede çok motivasyonlu olarak etkilemiyor da bizi.
Öyle gibi gözüküyor ama bence yani uzun süreli motivasyon ve hepimizin o iş tatmini açısından.
bunu atlamamak çok önemli.
Yani sahiden daha çok böyle o esleri verip arada bir bunu da başardık gayet de güzel oldu.
Hadi şimdi bir adım ötesine kutlamalarını daha çok yapmak lazım.
Yani ben kendi adıma onu alıyorum.
Bir gelişim alanı ve zorluk olarak.
Bence de bugün en önemli noktalarından birisi oldu.
Peki Rezibar kültüründe kişisel performansın sınırlarını zorlamak ne kadar önemli?
Bu sınırları aşmanın yolları neler?
Güzel. Bence çok önemli çünkü günün sonunda ekip dediğin işte hepimizden oluşan bir grup yani her bir kişi ekibin bütününü oluşturuyor.
Ve ben şuna da çok inanıyorum gerçekten hani biz her şeyi ekip olarak yapıyoruz ve ekibin performansını da günün sonunda en zayıf halka oluşturuyor.
O yüzden kendi aramızda da hep konuşuyoruz talent density'yi arttıralım.
Bu ne demek? Aslında her yeni işi aldığın insanın bir öncekinden daha da iyi olmasını sağlamaya çalışıyorsun özünde talent density'yi arttırarak.
O nedenle de...
Yani her bir kişinin de kendi potansiyelinin maksimumuna ulaşması çok önemli ki hep beraber çok başarılı olalım, hep beraber birbirimizi geliştirelim.
O yüzden hani bunu sağlayacak ortamları da hep beraber yaratmaya çalışıyoruz.
Süper cevap. Peki Reisbar kültürü sadece performans odaklı mı?
Yani diğer değerlerimizle nasıl dengeleniyor bu?
Bu da süper soru doğru yani tabii ki sadece performans değil sadece işte hedeflere ulaşmak değil.
Ya bu hedeflere ulaşırken böyle parça parça sohbetin içinde değindik ama hani.
Böyle özetleyelim desek bizim hangi değerlerimize değiyor Reis'li bar böyle kol kola gidiyor desen.
Şunları söylerdim herhalde bir kere bizi daha iteratif çalışmaya ve sürekli böyle doğru önceliklendirme yapmaya yetiyor.
Çünkü çok zor hedefleri çok kısa zamanda koşmaya çalışıyoruz.
Mükemmele koşmak yerine böyle pratik olup 80'e 20'yi sürekli gözettiğimizden emin olmaya zorluyor.
Uzunca konuştuk. Kendi aramızda çok daha etkin ve daha fazla işbirliği yapmaya yetiyor.
Birbirimizden öğrenmeye yetiyor hepimizi.
Bir de bence en önemlilerinden biri sürekli statikoyu ve bildiklerimizi sorgulayıp bazen bildiklerimizi unutup tekrar öğrenmeye ve daha farklı, inovatif düşünmeye yetiyor.
O yüzden bunların hepsi çok kritik değerlerimiz ve çok da iç içe geçiyor reisli bar kültürümüzle.
Peki bizi dinleyen arkadaşlarımıza ne tavsiye edersin?
Bu podcast'e... Dinlediler.
Akıllarında özetle neler kalsın bugünden sence?
Ya akıllarında üç tane şey kalsın isterdim Serkan.
Birincisi ya çoğunuz kesin daha önce duymuşsunuzdur bunu.
Matematiksel olarak bir işi her gün yüzde bir daha iyi yaptığında bir senenin sonunda o konuda 37 kat daha iyi hale gelmiş oluyorsun.
Bence bu yani. mükemmel bir şey.
Hani her gün böyle bir incremental bir iyileşmeyle o raise the bar bakış açısıyla aslında günün sonunda finish çizgisine geldiğinde inanılmaz bir etki potansiyeli ortaya çıkıyor.
Bence bu Bu aklımızda kalsın derdim.
Ve bunu hep bir refleks haline getirme yaptığımız irili ufaklı her şeye.
Bunu biraz daha bir yüzde bir daha yapsam ne yapardım diye bakmak.
İkinci olarak konfor alanından çıkmak, baskı hissetmek, stres hissetmek kötü değil aslında.
Bunu tadında dozunda yapmak, tadında dozunda yönetmek önemli.
Bu aklımızda kalsın isterdim.
Öbür türlü gelişimi sağlamak çok zor çünkü.
Bir de en son olarak da raised bar gerçekten hani...
doğru talent density'yi artıracağımız doğru ortamı sağlamak için çok önemli.
Çünkü öğrenmenin başarı hissinin sürekli böyle gurur hissinin olmasını çok tetikliyor, teşvik ediyor.
Ve hani hepimiz zamanımızın çoğunu ailemiz, işte arkadaşlarımız, dostlarımızdan çok aslında iş arkadaşlarımızla geçiriyoruz.
Böyle bir ortamda da o talent density'yi sağlamak çok kıymetli.
O yüzden Raise the Bar aslında çok doğru, çok öğrendiğimiz, çalışmaktan keyif aldığımız ekip.
arkadaşlarıyla dolu bir ortamı oluşturmak için de çok kritik.
Üçüncü de bunu söylerdim.
Bu kalsın aklımızda derdim.
Süper. Ben bu üçünü de aldım cebime koydum.
Artı iki tane daha benim için böyle yıldızlayabileceğim başlık oldu diyebilirim.
Birisi birkaç kez bahsettiğimiz altını çizdiğimiz raise the bar derken aralarda başarıları da kutlamayı unutmamak ekibi motive edebiliyor olmak.
Kesinlikle. İkincisi de Hedefleri ilham verici hedefler belirlemek kendimize.
Yani sıradan günlük hedefler değil de gerçekten ilham verici, bizi heyecanlandıran hedefler koyduğumuzda o hedefe koşmak için zaten bu reyizli bar bir hedef oluyor zaten.
Bu hedefe koşmak için daha heyecanla güne başlıyoruz, daha heyecanlı sürece projeye başlıyoruz diyebilirim.
Harika özetledin Serdar.
Bugünkü podcastımızın sonuna geldik.
Çok teşekkürler bu için. Ağzına sağlık.
Çok keyifli bir sohbet oldu. Çok teşekkürler.
Çok keyifliydi gerçekten. Sosyal medya hesaplarımızı podcast açıklamalarımızda görebilirsiniz.
Lütfen takip etmeyi unutmayın.
Ayrıca teknoloji ekibimizin de bir podcast sayfası var.
Onu da açıklamalarımıza ekledik.
Onu da takip edebilir ve dinleyebilirsiniz.
Bir sonraki podcastta görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
