
Podcast serimizin dördüncü bölümünde Finance ekibinden İlke'yi ağırlıyoruz. İlke "Collaboration kültürümüz olmasaydı ne olurdu?" sorusunu kendi deneyimleri üzerinden anlatıyor.
Host: Serkan Salgın (Human Resources)
Konuk: İlke Tuatay (Growth)
Trendyol ile ilgili daha fazla bilgiye ve kariyer fırsatlarımıza kariyer web sitemiz üzerinden ulaşabilirsin: https://careers.trendyol.com/
Bizi diğer sosyal medya kanallarımızdan da takip etmeyi unutma:
Linkedin: https://www.linkedin.com/company/trendyolgroup/posts/?feedView=all&viewAsMember=true
Youtube: @LifeatTrendyol
Youtube: @TrendyolTech
Twitter: https://x.com/trendyoltech
Transkript
Selamlar Trendyol'da olmasaydı ne olurdu podcast serimize hoş geldiniz.
Ben HR ekibinden Serkan.
Bu podcast serimizde Trendyol kültürümüzü ve iş yapış biçimimizi birlikte keşfediyoruz.
Bu arada siz de Trendyol'daki kariyer fırsatlarını değerlendirmek isterseniz açıklama kısmındaki kariyer sitemizi inceleyebilir ve başvuru yapabilirsiniz.
Her bölümde Trendyol ekibinden konuklarımızı ağırlıyoruz.
Bugünkü konuğum finans ekibimizden İlke.
Trendyol kültürünün vazgeçilmezlerinden olan collaboration olmasaydı ne olurduydu konuşacağız.
İlke hoş geldin. Hoş bulduk, merhabalar.
Nasılsın? Uzun yoldan geldin.
Aynen uzun yoldan geldim.
Bu sabah geldim Berlin'den.
Uzun bir yoldu ama çok keyifli oldu.
Sabırsızlıkla bekliyordum zaten bugünü.
Hoş geldin. Hoş bulduk.
İlke seni tanımayanlar için çok kısa kendini tanıtabilir misin?
Hangi ekiple çalışıyorsun?
Ne kadar süredir bizimlesin?
Tabii. Merhaba öncelikle herkese.
İlke ben. Ben Trendyol finans proje ekibinde çalışıyorum.
Bizim proje ekibi olarak aslında temel fonksiyonumuz finans ile diğer ekipler arasında durmak.
Diğer ekiplerden de kastım aslında teknoloji, biznes, operasyon gibi Trendyol'un farklı departmanlarıyla finansın aynı dili konuşmasını sağlamaya çalışıyoruz.
Çünkü geleneksel şirketlerde aslında baktığın zaman finans biraz daha işleri ağırdan alan, biraz daha aslında diğer ekiplerin arkasından koşan bir ekip olarak adlandırılır.
Biz Trendyol'da bunu aslında tam terse çevirip acaba finans nasıl önden koşabilir?
Nasıl diğer ekiplere daha çok yardımcı olur diye düşünüp her gün kafa patlatıyoruz ve aslında bildiğiniz project management kaslarını da buradaki projelerimizde her gün kullanıyoruz.
Süper. Collaboration için çok doğru bir konuksun o zaman değil mi?
Öyle umuyorum. Bir de paydaşlara sormak lazım bunu.
Acaba öyle miyim diye. Bir de şeyi unuttum.
Onu da söyleyeyim. 7 yıldır Trendyol'dayım aslında ben.
Ve de Trendyol'da farklı sorumluluklarım da oldu.
Şimdi aslında project management yapıyorum.
O yüzden aslında collaboration dediğimizde belki biraz da diğer ekiplerde aldığım tecrübeleri de burada tartışabilirsin.
Süper. O zaman hızlı sorularla başlıyorum.
Çok kısa sorular soracağım, kısa cevaplar istiyoruz.
Daha sonra derinlemesine ineceğiz birlikte.
Paylaşılan sorumluluk mu, bireysel sorumluluk mu?
Paylaşılan sorumluluk.
Çok net. Çünkü paylaşılan sorumluluk dediğin zaman aslında ben birazcık bunu takım oyununa benzetiyorum.
Yani basketbol, futbol gibi ya da işte atletizmde bile aslında bayrak yarışında bir takım oyunu var.
O takımın ahengi, takımının birbirine güveni ve aynı zamanda takımın ortak bir hedefe koşması benim açımdan çok değerli.
O yüzden paylaşılan sorumluluk benim açımdan buna hiç düşünmeden verdiğim bir cevap olur yani.
Peki sıradaki sorum eligibility mi, alignment mi?
Bu tavuk mu yumurta, yumurta mı tavuk gibi bir soru aslında.
Yani baktığın zaman collaboration'a niye ihtiyacın var ya da alignment'a niye ihtiyacın var?
Ecel çalıştığın için. Çünkü agility'de kararlar anlık olarak değişebiliyor.
Haftalık olarak yeni planlar yapman gerekiyor.
E tabi agility olduğu zaman da biz bir şekilde alignment'a da ihtiyaç duyuyoruz aslında.
Bu yüzden ben her ikisi de derdim.
Birini seçmem gerekiyorsa herhalde agility'den yana uyumu kullanırım.
Peki iş birliği mi, bireysel çalışma mı diyeceğim?
Cevabını tahmin ediyorum ama yine de senin yorumunu da dinlemek isterim.
Bireysel çalışma desem burada gerçekten herhalde podcastimiz yine burada bitebilir.
Ama burada şu var, bireysel çalışma...
Pek çok zaman aslında insana çok fazla değer katan bir iş.
Niye? Çünkü hataları da kendin yaparak hatalarından öğrenebiliyorsun.
Fakat işbirliği dediğimiz kavram artık günümüz dünyasında hiçbir departman ya da hiçbir kişi bulunduğu şirkette bir star değil.
Aslında biz şirket olarak, ekip olarak, departmanlar olarak hep beraber o gökyüzünü oluşturuyoruz.
Hepimiz ayrı starlarız, ayrı yıldızlarız.
Bu yüzden de burada herhalde günümüz dünyasında iş birliği çok öne çıkıyor.
Harika. İlke podcast serimizin adı olmasaydı ne olurdu biliyorsun?
Peki collaboration olmasaydı ne olurdu?
Tek bir kelimeye sıkıştırmak bunu çok zor.
Herhalde bir domino etkisi olurdu diyebilirim ben buraya.
Collaboration çünkü şirketin sahip olduğu kültürün...
Ana öğelerinden bir tanesi.
Onu çıkardığınız zaman ben bunu Jenga'ya benzetebilirim mesela.
Collaboration'ı çıkardığınız zaman o kule oynar, sarsılır.
Ben collaboration olmasaydı aslında iki temel bacakta anlatacağımı düşünüyorum.
Bir tanesi conflict management.
Şimdi biz tabii ki de finans ekibiyiz mesela ama business ekibiyle, operasyon ekibiyle, teknoloji ekibiyle, growth ekibiyle farklı farklı projeler yapıyoruz.
Her bir projenin de bir temeli var.
Project charter dediğimiz bir temel trend yolda çok kullandığımız bir öğe.
Nedir? Problemi önce ortaya çıkartıyoruz.
Problem nedir? Daha sonra da hedef nedir?
Bunu ortaya çıkartıyoruz.
Şimdi burada hedefi ortaya çıkartırken farklı departmanların o hedeften anladığı, o hedefe koşma hızları, o hedefle ilgili motivasyonları ve de yoğurt yiyişleri Farklı.
Bu farklılıklar bir araya gelince ne oluyor?
Her zaman şey derler işte iki insanın bir araya geldiği yerde tartışmadan kaçınmak çok zordur.
Biz de bence ekipler olarak tartışmalarımızla mutluyuz yani birbirimizi de öğreniyoruz tabii burada.
Ama konflikt aslında collaboration'ın çok önemli bir parçası değil mi?
Tabii ki de. Yani iki ayrı insan, iki farklı fikirdeyiz günün sonunda.
Ve o tartışma ortamları aslında bizi besleyen, büyüten, yegane şeylerden bir tanesi.
Şimdi iş birliğinin...
Ortadan kalktığını düşünelim mesela.
Bu durumda biz nasıl bu tartışmaları çözer diye hayal edemiyorum.
Çünkü günün sonunda işbirliğinin temelinde yatan şey de aslında bu.
Birbirimizin aynı hedefe koştuğunu bilmek aslında.
Çok güzel bir noktaya değindim bence.
Peki ne tür konflikler yaşıyorsunuz?
Birkaç örnek paylaşır mısın?
Herhalde burada yine diğer ekipleri çağırsak muhtemelen daha farklı şeyler anlatırlar.
Ben tabii kendi bakış açımla anlatacağım.
Buradan da diğer ekiplere şimdiden özür dilerim diyorum.
Eğer atladığım bir detay olursa.
Şöyle bir konflikt yaşadık.
Geçen yıl yaşadık bunu.
Biz Haziran ayında ekipçe oturup yaz tatili planlarımızı planlarken bir anda bir konuşma başladı şirket içinde.
Arkadaşlar golf'a açılalım.
Golf. Tabii ilk olarak ben girdim Google'ladım.
Gulf nedir ya? Yani Gulf hangi ülkeler falan diye.
Bakıyorum. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri.
Yani bilmediğimiz pazarlar.
Hakkında birkaç fikrimiz var.
Ama müşterisi nasıldır?
Pazar nasıldır? Ödemeler nasıldır?
Yani finansal olarak düşünüyorum. Para birimi bile.
Ne kadar değerli falan bilmiyoruz.
Şimdi biz tabii oturduk.
proje ekibi olarak çok güzel plan yaptık.
Ve 2-3 ay sürecek bir geçiş dönemi, Suudi Arabistan'daki ilk siparişimizi hayal ediyoruz, müşteri alacak o ürünü, böyle biz de mutluyuz, ödemeler akıyor, bankalar akıyor falan.
Sonra ekipler kendi aralarında konuşmuşlar, dediler ki bizim bu projeyi launch etmek için, başlatmak için 1,5 ayımız var.
Ben gerçekten söylüyorum, burada herhangi bir Türkiye'de benim gördüğüm bir şirket de olsun, yurt dışında da olsun, herhangi bir Target Mark'ta karar verildiği günden itibaren 6 hafta içinde
koşabilecek ekip çok zor buluruz.
Nedeni de şu. Düşünsenize 6 haftanız var.
Kendi departmanınızı ayağa kaldırmaya çalışıyorsunuz.
Ama bir yandan diğer departmanlar da aynı şeyi yapıyorlar.
Ve onların isterleri çıkıyor.
Onların yardım çığlıklarını duyuyorsunuz koridorlarda.
Eyvah bu yetişmezse çıkamayacağız 6 haftaya diye.
Bir yandan onlara iş birliğine koşuyorsunuz, yardımcı olmaya çalışıyorsunuz.
Bir yandan kendi işinizi oturtmaya çalışıyorsunuz.
Stresi, iş yükünü yönetmeye çalışırken bir yandan da pazarı anlamaya çalışıyorsunuz.
O pazardaki insan ne ister sorusuna cevap veriyorsunuz.
Bütün bunların altında ben şunu geçen yaz çok kez tecrübe ettim.
İnanın bana tartışmasız bir günümüz geçmedi.
Her gün her ekip kendi hedefini...
ulaşmak için koşuyor.
Var gücüyle koşuyor. E tabi o sırada ne oluyor?
Empatimiz azalıyor. O sırada ne oluyor?
Birbirimize karşı sabrımız azalıyor.
İşte o zaman önemli olan şey şu.
Aynı masaya oturmak ve aynı masa etrafında tekrar aynı hedefi hatırlamak.
O işbirliğinin temeline de zaten o oturduktan sonra bu sefer empatiyle yardımseverlikle birbirini anlamaya başlıyor.
Nasıl kuruldu peki o? Yani hani tamam empati kurulum çözelim deyince birdenbire çözülmüyor.
Ne yaptınız? Şimdi Biznes podcastinden çıkıp biraz tarih podcastine doğru gideceğim ama Winston Churchill'ın bir lafı var.
Kan, ter ve gözyaşı.
İlki. İkincisi de ilk defa Almanya ile savaşırken diyor ki biz denizde, karada, havada savaşacağız diyor.
Ben de size şunu söyleyebilirim.
O bir buçuk iki ay Trendyol ekipleri denizde, karada, havada kan, ter ve gözyaşıyla birbirini...
Kırmadan ama birbirini esnetmeye çalışarak çalıştı.
Ve bir buçuk ayda gerçekten çok büyük emekle golf ayağa kalktı.
Bugün geri baktığımda görüyorum ki iyi ki yapmışız.
İyi ki bu trendeydim.
Oraya doğru giden trendeydim.
Ve aynı zamanda iyi ki konflikleri yaşadık ki o konflikler bize doğru işbirliği yöntemini gösterdi aslında.
Doğru işbirliği yöntemi birbirini kırarak değil esneterek oluyor.
Biraz önce dediğimi tekrar etmek istiyorum.
Çünkü çok kritik nokta herkesin biliyoruz ki hedefleri var.
O hedefleri kimseyi üzmeden herkes hedefine koşturacak ama aynı zamanda biz de istediğimizi alacak şekilde tekrar itere ede ede sonuca ulaştırdık.
Şimdi burada bu konflikleri yönetmek kolay değil.
Evet. Bana şunu düşündürüyor.
Bu tamam collaboration'ı sağlıyor ama bu işin bir de zor tarafı bu konflikleri yönetmeye çalışırken örneğin iş yavaşlayabiliyor.
Bunun nasıl üstesinden geldiniz?
Yani herkes farklı şey söylüyor.
Tamam karar alma tool'larını kullanıyorsunuz belki ama sonra tekrar başa dönüyorsunuz.
Bu skor kartı tekrar bir gözden geçirelim diyorsunuz.
Nasıl stresinden geldiniz?
Bol bol Instagram ve TikTok videoları izledim.
Boş vaktimde. Yani onu söyleyeyim.
Herkesin stres yönetimi farklı tabii.
Ben de böyle 7 saniyelik videolar geçe geçe beynimi boşaltıyordum.
Ama Doğru herhalde şu.
Bu işin bir doğrusu yok.
Muhtemelen diğer şirketlerde, diğer ekiplerde farklı uygulamalar da vardır.
Ama biz Trendyol'da nasıl açtık sorusunun cevabı bence iki bacaklı.
Biri açık iletişim.
Hepimiz biliyoruz ki verdiğimiz feedbackler, yaptığımız alignmentler, yaşadığımız tartışmaların hiçbiri...
Kişisel değil. Hepimiz ortak hedeflere koşuyoruz.
Bu çok kritik. Eğer ki tartışmalar kişiselleşirse, eğer ki iletişim kapalı hale gelir, bir odaya girilir.
Ay işte operasyon ekibi ne yaptı biliyor musun?
İşte financial services ekibi ne dedi?
Olur mu öyle şey falan?
Dediğiniz anda o işbirliği çöker.
Çünkü o bir işbirliği değil artık.
O bir şikayet seansı.
haline geliyor. Bu benim aklıma hemen burada feedback kültürümüzü getiriyor.
Yani collaboration bir projenin merkezinde olmalı dedik ama collaboration'ın da merkezinde bence feedback var.
Ne düşünürsün bu konuyla ilgili?
Kesinlikle evet. Ve bence insanlar bunu yanlış anlıyor.
Belki feedback'le ilgili ayrı bir seans bile yapmak gerekebilir yani burada.
Çünkü feedback sadece verilen bir şeymiş gibi.
algılanıyor. Ben ona feedback verdim.
Ben işte şuna gittim konuştum.
One to one da bunu söyledim falan.
Çok fazla duyuyoruz bunu insanlardan.
Ya da işte yöneticimle konuştum.
Bunu artık değiştireceğiz şirkette falan.
Bunların hepsi doğru. Feedback vermek çok önemli bir özellik ve bir alışkanlık.
Feedback sadece bir kere değil.
sürekli, süreklilik arz eden bir şekilde verdiğiniz zaman o feedback değerli hale geliyor.
Yoksa ben sana 3 yıl önce bunu böyle yapmaman gerektiğini söylemiştim zaten.
Bu bir feedback değil ki. 3 yılda ben onu çoktan unuttum.
Önemli olan bana bunu tekrarlı şekilde hatırlatman.
Ama burada ikinci konu var ki bence herkesin düşünmesi gereken.
Feedback vermek, vermek, vermek diye hep ağzımızda ama feedback almak başka bir iş.
Kesinlikle. Çok iyi bir dinleyici olmak, verilen feedback'i önce özümsemek, sonra empati yapmak, verebildiğin kadar hak vermek, ondan sonra dönüp o feedback
'i yansıtmak gerekiyor.
Evet ben senin bu dediklerini düşündüm.
Bunlar da çok haklı olduğunu düşünüyorum.
Ama bunlar da sana katılmıyorum.
gel bunu konuşalım diyebilen insan bence çok iyi bir işbirlikçi ve de daha sonraki yıllarda da çok iyi bir lider oluyor.
Bu da çok kritik bir özellik.
Kesinlikle. Bu arada podcast serimizde feedback sessionımız da var ayrıca ama collaboration'ın çok içinde olduğu için sana burada küçük bir soruyu da sormak istedik.
Benim ona ihtiyacım var. Kesin dinlerim onu.
Çıkınca hemen Spotify'da şey yapayım ben onu.
Sen nasıl kazandın peki?
İyi feedback almış.
İyi feedback almış diyeyim böyle altın çizerek.
Acılı bir Adana yemiş gibi düşünüyorum kendimi.
İyi feedback almış diyelim.
Hakikaten orada şunu gördüm ya.
İşbirliği yapmak insanın kendinden bir şey vermesi değil.
Diğer insanlardan bir şey alması.
Ve diğer insanlardan bir şey alan insan gelişir, öğrenir.
düşünür. Farklı bakış açıları alır.
Aslında benim de burada öğrendiğim işbirliğiyle ilgili şey trend yolda buydu.
Hiç kimse ben onlara soru sorduğum için beni dışlamadı.
Hiç kimse onlara soru sorduğum için ya İlke de bir şey bilmiyor ya.
Ondan bir şey olmaz.
O bize bir şey katmaz demedi.
Zaten deselerdi 7 yıldır burada duramazdım.
Öyle düşünüyorum. O yüzden de ben aslında şunu tercih ettim.
Kurduğum duvarları yıkıp tamamen oradan gelen rüzgarları kendi bahçeme aldım.
Orada işte iş değişti.
Bazen şunu da yaşamıyor musun peki?
Yani abi diğer ekiplere dahil edersek şimdi yavaşlayacağız.
Gelin biz bunu hızlı bir şekilde yapalım, dana çekelim, ilerleyelim.
Dediğin zamanları olmuyor mu şu anda?
Belki de bize dur dedikleri yerde bizim gerçekten durmamız lazım.
Ama o sırada hızlı olmak için başarı arzusuyla verilen hedef uğruna koşuyoruz.
Belki de bir an dursak daha da ileriye koşacağız.
Aslında benim bakış açım tam olarak bu.
O yüzden sormamak değil, sorup mümkün olduğunca görüş alıp ilerlemek bence en sağlıklısı.
Süper cevap oldu. Çok teşekkürler.
Peki İlke, doğru işbirliği birbirini kırarak değil, esneterek oluyor dedin.
Ben çok beğendim bu cümleyi.
Aldım cebime koydum. Buradan şuraya bağlamak istiyorum.
Collaboration'ın bireye olan faydası nedir ve sen bizi dinleyenlere ne tavsiye edersin?
Collaboration dediğimiz zaman şu farkındalığa sahip olmamız gerektiğini düşünüyorum.
Bizim örneğin Trendyol'da 6 tane ana kültür öğemiz var.
İşte bunlar nedir?
Müşteri odaklılık olur, result oriented olur, data driven olmak olur, sorumluluk almak olur.
Farklı farklı kültür öğelerimiz var ve bu kültür öğelerinin hiçbirinde hepimiz %100 başarılı değiliz.
Zaten gelişim alanımızın olmasının sebebi de bu.
Ben de mesela örneğin kendimi gerçekten...
result oriented kısmında hala çok fazla gelişimi açık görüyorum.
Uzun konuşmamdan da anlayacaktır muhtemelen dinleyiciler bu konuda.
Buna birazcık üzerine gitmem lazım.
Ama bunu iş yerinin bağlamından çıkartıp birey bağlamına bıraktığımız zaman ben aslında şurasındayım bu işin.
Biz iş yerinde herhangi bir toplantı yaptığımız zaman ben o masaya oturduğum zaman o masada benden daha iyi result oriented olan biri olmasını isterim.
Benden çok daha fazla müşteriyi düşünen biri olmasını isterim.
Benden çok daha fazla dataya bakan ve yorum yapan biri olmasını isterim.
Çünkü aslında çok çeşitlilik buradan geliyor.
Ve collaboration'ın bence diğer bir katmanı da zaten çok çeşitlilik.
Buna hemen kendimizi relate edebileceğimiz bir örnekle aslında açıklayayım.
Hepimiz hatırlarız o güzel bayram sofralarını aslında.
Ben 90 doğumluyum ve 90'lı nesile aslında burada biraz şey yapıyorum.
Biz her bayramda ilk gün büyükanneme giderdik.
Ve büyükannem benim anneannemin annesi.
Çok da yaşıyor aile birazcık.
Anneannemin annesi ve...
O sofrada 10-15 kişi olurduk.
İşte teyzeler gelir, halalar gelir, anneanne babaanne gelir ve herkes o sofraya en iyi yaptığı yemeği getirir.
Ve hepimiz hatırlarız zaten o sofranın tadı hepimizin şu anda muhtemelen ağzında.
İşte anneannenin baklavası, teyzenin yaprak sarması.
Ben collaboration'ı biraz da buna benzetiyorum.
Birinin müşteri odaklılığı, ötekinin result oriented olması, ötekinin sorumluluk alıp dibine kadar gitmesi.
Zaten bizim işimizi de eğlenceli yapan, renkli yapan, birbirimizle çalışırken keyif almamızı sağlayan şey de zaten bu.
Bu en iyiler, en güzel sofrayı oluşturuyor.
Çıkardığımız en iyi işleri de böyle oluşturuyoruz.
Evet. Ve ben de o sofraya bir şeyler getiriyorum aslında.
Birey olarak da benim de o sofraya koyacağım bir şey var.
Yine muhteşem bir metafor.
Teşekkür ederim. Ben bugün gerçekten böyle düşünsel dünyalarda aktım.
Harika metafor. İnşallah dur bakalım.
Peki ben her podcast'te 3 not almaya çalışıyorum kendime.
Bu podcast'te de 3 not aldım.
Biri doğru iş birliği birbirini kırarak değil.
Esneterek olur. Bence çok iyi bir cümleydi.
Diğeri işbirliği yapmak bireyin kendinden bir şey vermesi değil başkalarından bir şey almasıdır.
Son notumda collaboration aslında çeşitliliktir.
Doğru. Doğru. İyi demişim.
Ben keşke bunları senden isteseydim.
Böyle üç tane not çok güzel.
Evet. Doğru.
Bugünkü podcast serimizin sonuna geldik.
Çok teşekkürler İlke. Ağzına sağlık.
Ben teşekkür ederim beni davet ettiğiniz için.
Büyük keyifti benim için de. Bir sonraki podcastta görüşmek üzere.
Sosyal medya hesaplarımızı podcast açıklamasında görebilirsiniz.
Takip etmeyi unutmayın. Hoşçakalın.
Güle güle.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
