
Bu bölümde Yaşayan Kadimler serisinde, yasın mutfaktaki en sessiz ama en güçlü ritüellerinden birine yaklaşıyoruz: helva kavurmaya. Kaybın ardından söylenemeyenlerin, paylaşılan kokularla ve kaşık sesleriyle nasıl dile geldiğini; yasın bireysel bir acıdan kolektif bir hatırlamaya nasıl dönüştüğünü konuşuyoruz. Kadim pratiklerin bugüne nasıl sızdığını, helvanın sadece bir tatlı değil, bir eşik, bir veda ve bir bağ kurma biçimi oluşunu birlikte düşünüyoruz.
Transkript
Merhabalar, Tesadüfen Oldu podcastine.
Hoş geldiniz. Ben Begüm.
Geçen bölümlerde de bahsettiğim gibi birazcık işte özellikle Anadolu'dan başlamak istedim.
Anadolu kültürümüz, kültürümüzün içinde olan inançlarımız ve onların bugünkü psikolojimizi nasıl etkilediği, bilinçli veya bilinçsiz yaptığımız şeylerin aslında
hani ritüel gibi...
Aslında ritüel evet, nasıl ritüellerle zamanında, eski zamanlarda kendimizi iyileştirdiğimiz üzerine konuşmayı seçiyorum, seviyorum.
Bu konularda çok ilgimi çekiyor ve o yüzden bunları da önce bildiklerimle başlayıp daha sonra da araştırmalarımla sizlere aktarmak istedim.
Bir önceki bölümde Feng Shui'den bahsettik ama Anadolu tarzı, evimizin nasıl kalemiz olduğu.
Nasıl rahatladığımızı işte şöyle bir derin nefes alıp aslında evde huzur bulmanın ne kadar önemli olduğundan konuştuk.
Bugün de sizlere çok hepimizin bildiği bir kondan yaklaşmak istiyorum.
Helva kavurmak. Niye helva kavururuz?
Yas dediğimiz şey nedir?
Ve biz bunu nasıl bir yemekle birleştirdik?
Bunun üzerine konuşmak istiyorum.
Anadolu'da da yani hep...
Biliyorsunuz ki bir helvayı genellikle cenazelerde kavururuz.
İşte hep hatırlayın.
Birinin helvası kavurulurken büyükler ne der?
Gel sen de bir çevir.
Sen de bir dua oku.
O gel sen de bir çevir.
Aslında hani gel sen de acıya ortak ol gibi düşünürdüm ben hep.
Ama aslında yaptığım araştırmalarda gördüm ki gel sen de iyileşmenin bir parçası ol noktasından yaklaşıyor Anadolu'muz.
Yıllar önce...
Bir arkadaşım Gülçin, selam olsun Konya'dan.
Bu konulara bu kadim bilgileri de çok hakimdir.
Çok da severim, çok da güzel sohbetlerimiz olmuştur onunla.
Çok fazla zihnimi açtı diyeyim.
Gülçin'le de konuşurken bu işte yas sürecinden bahsediyorduk.
Ama bir ölümün arkasından gelen yas değil.
Hayatımızdaki değişikliklerin, belki de hayatımızdan giden insanların da yasını tutmamız gerektiği.
Yani ben bunun hani psikolojik olarak böyle olduğunu biliyordum.
Ama Gülçin bana böyle çok hoş bir noktadan yaklaştı.
Ya bir gün dedi işte hayatından çıkan insanların da istersen bir helvasını kavur.
İlk başta güldüm abi çok iyi fikirmiş falan diye.
Bizde dedi inanışlar.
Helva kavurmak sadece bir yemek veya dağıtılan, paylaşılan bir şey değil.
Helvayı yapmak meşakkatli bir iş dedi.
Biliyorsunuz helva kavurduysanız veya illa kavuran birine denk gelmişsinizdir.
Uzun bir süreç. Bitmiyor.
Bizde işte anneannemler çok güzel un helvası kavurur.
Ben de çok severim. Bir gün hep anneanne öğret bana.
Ay bitmiyor ve bırakma gibi bir şansın yok.
Sürekli olarak o helvayı çevirmen lazım ki kıvamını tutsun, şu olsun, bu olsun.
Ve Gülçin de dedi ki neden bu böyle biliyor musun?
Neden helvayı tercih ediyoruz?
Çünkü meşakkatli bir iş.
Yoruluyoruz, ayakta duruyorsun, kolun ağrıyor.
Bir şekilde çok fazla emek var bu işin içinde.
Ve aslında bu emeği gösterirken de, bu acıyı orada çekerken de aslında o kayıplarımızın da acısını temsil ediyor.
Ve helva bittiğinde de tatlı bir şey olduğu için emeklerimizin sonucunda da bir tatlıyı yiyebiliyoruz diye.
Çok hoşuma gitmişti.
Çok da hani aa ne kadar mantıklı filan demiştim.
Ve bugün sizlere bu podcastleri hazırlarken ilk Anadolu geleneğimiz olarak helva kavurmaktan başlamak istedim.
Anadolu'da işte yemek yapma ritüeli değil de helva aslında ölümle, yasla, vedayla ve dönüşümle kurulan çok eski bir sembolik.
Çünkü baktığınızda işte yağını, ununu ve şekerini ayrı ayrı alıyorsunuz ve ilk başta baktığınızda yağ, un, şeker hani ne alaka ne yani hani birbiriyle çok alakası olmayan şeyler uzun
bir kavrulma sürecinden sonra ayrı ayrı parçalar gibi gözüken şeylerin aslında nasıl bir araya geldiğini ve nasıl da Tatlı bir şeyin ortaya çıktığını gözlemliyoruz.
Yine inanılışa göre...
Eski Anadolu inanışlarında helva kavrulan evlerde sessizlik olurmuş.
Bunu tabii işte şey diye de düşünebilirsiniz.
İnsanlar işte ölünün arkasından dua okuyor gibi de olabilir.
Veya işte bugünün şeylerinde hareket meditasyonu olarak da düşünülebilir.
Ama Anadolu inanılışına göre acı tutulmaz akıtılır.
Yani sözle değil ritüelle.
Biliyorsun yani konuşacağız zaten bolca ritüelle acıyı atma hallerimiz var.
O yüzden hani helva kavrulurken...
insanların konuşmadığı işte ölenin ruhuna veya kaybedilenin anısına yolunu bulduğuna inanıldığı için ona alan tanınırmış ve hatta bazı evlerde de helva kavrulurken
cam açılır gidecek olan gitsin kalanlar da nefes alabilsin gibi bir sembolik anlayışı da varmış bu inanışın.
Hem çok mantıklı geliyor hem de ruhuma çok dokunuyor benim.
Çünkü bir acıyı şimdi yasın süreçlerinden de bahsedeceğim size ama bir acıyı yaşamak hani hep biz psikologlar diyoruz ya o acının içinde kal, o duygunun içinde kal.
Evet o duygunun içinde kal ama o duyguyu görüp fark ettikten sonra da gitmesine temiz bir alana geçmeye de izin vermek için o acının içinde kalmak isteriz.
Ki tamamen ben süreci yaşayayım, helvamı kaburayım ama o sırada da gelen içinde kaldığım duygu da rahatlıkla...
çıkabilecek bir alan bulsun.
O yüzden buradaki bu pencereyi açma metaforu da çok hoşuma gitti.
Yalan yok. Yine helva kavrulma üzerinden farkındaysanız işte cenaze evlerinde de hani helvayı kavurduktan sonra ne yaparız?
Dağıtırız. Bu hem acıyı iyileştirme noktasında zamanında nokta şey yapılmış.
Çünkü acıyı da payla yani acıyı paylaştığımız zaman hafifleriz ya.
Sözden yaz süreçlerinde de birileriyle paylaşmak iyi gelir.
Helva da bunun güzel bir sembolizmi.
Hem ben acıdayımı.
İnsanlara gösteren, şimdi komşulara dağıtıldığı zaman bu evden bir acı var ve o acı dağıtılıyor.
Hani enerjiyi dağıtıyorum gibi değil de.
Acımı paylaşıyorum dağıtarak, sizleri de helvamla nasiplendirerek pozitife çevirmeye çalışıyorum'un mesajı oluyor.
Hem de ben acıdayım, bilginiz olsun gibi.
Biliyorsunuz öleninde ayakkabıları kapı önüne konur gibi de bir inanç var.
Bu evde bir acı var şeyini de belirtmek.
Aslında biraz da yardımınıza, desteğinize açığım gibi de düşünebilirsiniz bunu.
Ay tövbe yarabbim. Nenem, anneannemin annesi vefat ettiğinde hani çok şanslıyım.
Çok uzun yıllar geçirebildim ben de onunla beraber.
2013 mi 14 yılında mı ne kaybettik?
Allah rahmet eylesin.
Bayağı aklı başında bir insandım.
Anneannem o kadar fazla helva kavurdu ki.
Rüyasında görür helva kavurur.
Aklına gelir helva kavurur.
Bayağı da geliştirdi helva şeyini.
Ve artık komşular şey diyordu.
Sevil abla daha bir önceki bitmedi.
Artık hani bize getirmesen mi helvayı gibi.
Bizim ailenin abartı seviyesini siz anlayın.
Neyse şaka bir yana hani o zannetmiyorum ki yaz sürecini geçmek için yapsa anneannem birazcık da dini inanç olarak yapmıştı bunu ama o da bu şekilde bir aylarca heylifa kavruldu anneannemlerin evde
de. Bir de hani tasavvufi taraftan da bakıldığında helva kavrulurken hani kişi acısını yaşarken hani hep denir ya tasavvufta da acıyı yaşadığın zaman Allah'a daha yakın hissedersin
diye acının yaşanması olarak da hani en savunmasız halimizde olduğumuz için helva kavrulurken edilen duaların da daha hızlı kabul olduğu gibi bir inanış da var yine Anadolu'muzda.
Hatta yine Neslihan Perker'in kitabında da paylaşıyor aceleci bacığı.
Ritüeli diye yine işte helva kavruluyor ve işte o helvanın siz hani kitabı alırsanız da görürsünüz.
Doğu Anadolu'daki inanışına göre bu helvayı kavururken de hızlıca kavrulup hızlıca yendiğinde dileklerin daha hızlı gerçekleştiğine de inanılırmış.
Yani aslında baktığınızda helva kavurma ritüeli ölüden çok veya kayıptan çok hayatta kalana yapılmış bir şefkat ritüeli olarak da adlandırabiliyoruz.
Çünkü yaz tutmayı öğretiyor ve acının içinden geçmeyi de bir sembolik olarak bize gösteriyor helva kavurma ritüeli.
Bir diğer yandan da bugünkü psikolojiye baktığımızda da aslında yazın beş aşaması var biliyorsunuz.
İnkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme.
Bunlar bugün artık ilk başta çıktığında sırasıyla olduğuna inanılsa da bunlar artık bugün hani farklı aşamaları farklı dönemlerde yaşayabileceğimizi de biliyoruz.
Hani inkar ederken bir anda hani öfke ve pazarlığı atlayıp kabule de geçebiliyor insan veya kabul sırasındayken pazarlığa işte keşke şunu yapsaydım böyle deseydim şöyle olsaydı noktasına geçebiliyor.
Veya öfkedeyken neden böyle oldu neden bu başımıza geldi derken bir anda yok yok yok hayır gibi inkara geçebiliyor.
Ama bu beş süreç bir şekilde yaşanıyor.
Ve şimdi helva kavurma ritüeline baktığımızda da şimdi inkar hani böyle bir şey olamaz diye düşündüğümüzde baktığımızda un ham ve tatsız bir şey.
Yani una baktığımızda hiçbir tadı yok.
Bizim bu undan lezzetli bir şey yapabileceğimizi kabullenmemiz.
Aşırı zor. Öfke unun ateşle temasında geliyor.
O ateş, o korku, unun diğer bileşenlerle birleştiğinde renginin koyulaşması ve yanma kavrulma hali öfkeyi temsil ediyor.
Sürekli karıştırma hali pazarlığa denk gelebiliyor işte.
Bir helvanın yanmasın diye sürekli karıştırmamız, işte bir şey yaparsam acı azalır mı?
İşte birazcık daha un katarsam, birazcık daha yağ katarsam helvam...
Daha mı lezzetli olur gibi bir anlayış oluyor.
Koyulaşması helvanın ağırlık kazanması aynı bir depresyon gibi yani un uçucu bir şey iken bir anda ağır ve kütlesi olan bir materyal haline dönüşüyor.
İşte yasın en yoğun halinde olduğu gibi insanın hani o çöktüğü evrede hayatın yavaşladığı evrede aslında farklı bir forma geçtiğini görüyoruz helvanın da kendi ruhumuzun
da. En sonunda kabul Ve aslında bu meşakkatli sürecin, bu yaz sürecinin de bu helvayı çevirme, kavurma, ateşte yakma sürecinin de tatlıya dönüşümü
ve bizim onu bir tatlı olarak yememiz haline de dönüşebiliyor.
Yani bu böyledir demiyorum ve bu seride hani bu Anadolu inançlarını konuşurken aa bu kesinlikle böyledir gibi bir noktadan asla yaklaşmayacağım.
Ama inanışlarımızın, ritüellerimizin bugünkü batı psikolojisiyle aslında ne kadar da örtüştüğünü sizlere göstermek istiyorum.
Yani aslında helva acının yenilebilir tatlı bir haline dönüşüyor.
Acıyı alıyor, dönüştürüyor ve taşınabilir kılıyor.
İnsan da şunu öğretiyor.
Karışırsın, koyulaşırsın ama sonunda başka bir şeye dönüşürsün ve yalnız kalmazsın.
Çünkü helva tek başına yenmez.
Bu ritüeli bu noktaya nasıl getirmiş insanoğlu bilmiyorum.
Ama helva kavurmak dediğimiz şey bir cenaze ritüeli gibi gözükse de aslında insanın acıyı nasıl yaşadığı ve nasıl dönüştürdüğünün ve aslında bizlerin de acıyla nasıl
dönüşebileceğimizin çok sembolik ve kadim bir örneği.
Umarım keyifli şeylerinde helvasını kavurmak daha doğrusu hani kavurduğunuz helvaları nasıl diyeyim hızlıca sizin için bir farkındalık haline sizin daha iyi bir versiyonunuza dönüşebilmesinin
sembolü olur. Siz nasıl acılarınızı yaşıyorsunuz?
Bu süreçler sizde nasıl işliyor?
Dinlemek isterim.
PSK Begüm Özer'den hesabından bana ulaşıp yazabilirsiniz.
Süreçlerinizi paylaşabilir, sorularınızı sorabilirsiniz.
Güzel tesadüflerin sizi bulması dileğiyle kendinize çok iyi bakın.
Haftaya yeni bölümde buluşmak üzere.
Ha bu arada merak ettiğiniz ritüeller varsa ve Anadolu inançları varsa benimle de paylaşabilirsiniz.
Hep beraber inceleriz.
Kendinize çok iyi bakın. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
