
Bu bölümde, bazen bir ses, bazen bir bakış, bazen de hiçbir şey yüzünden neden bu kadar çabuk gerildiğimizi konuşuyoruz. Tahammülsüzlüğün nerede başladığını, sınırlarımızın nasıl bu kadar daraldığını ve “idare etmek” ile “katlanmak” arasındaki farkı kurcalıyoruz.
Transkript
Merhabalar, Tesadüfen Oldu podcastine hoş geldiniz.
Ben Begüm. Bugünkü konumuz tahammülsüzlük.
Korkmayın, merak etmeyin.
2026 podcastine de birazcık olumsuz girmiştim.
Ama bu sefer olumsuzluk üzerine değil de olumsuzluğun nedenleri ve onu nasıl pozitife biraz daha çevirebiliriz üzerine konuşacağız.
O yüzden zannetmeyin ki size hep sıkıntılı konuları bahsediyorum.
Neyse, onlardan da bahsedebilirim bence ya bu arada.
Onlar da bir gerçeğimiz. Neyse, şimdi tahammülsüzlük.
Çoğumuz yaşıyoruz diye düşünüyorum.
Ben bayağı yaşıyorum bazı zamanlarda.
çevremdeki de bir sürü insanın yaşadığını görüyorum, gözlemliyorum.
Çok iyi saklayabilenler de var ama beni hani tanıyanlarınız bilir biraz mimiklerimi fazla kullandığım için hani ben ağzımdan ha ha tamam evet çıksa bile o mimiklerimden tahammülsüzlük seviyem
çok rahat bir şekilde belli olabiliyor.
Buna da dikkat etmem gerekir arada.
Neyse öz eleştiriden çok tahammülsüzlüğün konusuna gelecek olursak çok yoğunuz arkadaşlar.
Çok fazla şey var kafamızda.
olmayan şeyleri bile o kadar fazla kuruyoruz ki zihnimizin kapasitesi bir noktadan sonra doluyor.
Ve dolmuş bir şeye, dolmuş bir şişeye, dolmuş bir bardağa nasıl son damla suyu koyduğunda veya sıvıyı koyduğunda her neyse atarsa, patlarsa, taşarsa biz de o şekilde oluyoruz.
Yani artık zihnimizi o kadar fazla doldurduk ki bu ister istemez yeni ve hatta gerekli bilgilere bile tahammülsüzlükle yaklaşmamıza sebebiyet verebiliyor.
Ve bu kadar ekstrem tahammülsüz olmak da ister istemez bizim kaba, bencil gibi gözükmemize sebebiyet verebiliyor.
Yani şöyle, tahammülsüzlüğün kendi kabalık veya bencillik değil ama seviyesine göre çok kaba veya çok bencil gözükebiliyoruz.
Öyle olmasak. bile.
Şimdi hani ne bir şey olur ya klasik şey.
Kadınlar muayyen günlerinde çok tahammülsüz oluyorlar.
E tabii yani orada hormonlar şov yapıyor.
İçeride bir disco var.
İster istemez hani hislerimize çok fazla kontrol sahibi olamıyoruz.
Ve o yüzden tahammülümüz azalabiliyor.
Ama normal zamanlarda da yani bir hormonal iniş çıkış olmadığı zamanlarda da tahammülsüzlüğümüzü çok fazla gözlemliyorum ben.
Yani en basitinden İstanbul trafiği.
Yani o kadar fazla sinir sistemimiz üzerinde zıplıyor ki.
Ki en sonda herkes tahammülsüzlükle birbiriyle tartışma ve kabalaşma noktasına gelebiliyor.
Şimdi niye bu kadar arttı diye baktığımızda ise arkadaşlar sürekli zihnimize bir bildirim geliyor.
Zaten telefona gelen bildirim bizim zihnimize de geliyor.
Sürekli bir bildirim var.
Sürekli işte... Sosyal medyaya karşı asla değilim tabii ki ama bağımlı olduk.
İster istemez sürekli sosyal medyayı açıp kaydırmaya başlıyoruz.
Sürekli yeni görüntüler, yeni bilgiler geliyor, giriyor zihnimize.
Haber akışı.
Şimdi coğrafya kaderdir, bunu hep söylüyorum ve bizim ülkemizde de haber akışı bitmiyor maşallah.
Devamlı yeni bir haber var.
Hani siyasetle ilgilenene siyaset haberi var, magazinle ilgilenene magazin haberi var.
Bir sürü haberler etrafta dolanıyor ve sürekli bu haberleri takip etmek de bizim dopaminimizi uyardığı için bir şeyin peşinden koşma güdümüz iyice artıyor ve hepimiz kendi küçük gazeteciliklerimizi
yapıyoruz. Ve yani mesela ben size şu an burada podcast çekmek için...
Araştırma yapmam gerekirken güllünün intihar mı cinayet mi durumunu izliyorsan burada bir saçmalık bir nasıl diyeyim yönünü kaybetmişlik vardır diyebiliriz.
Ve bunu çoğumuz çoğu zaman yaşıyoruz.
Bu arada bu yeni bir şey değil işte.
Üniversitedeyken de çok hatırlıyorum.
Ne zaman ders çalışmam gerekse bir evi toplardım.
Adam dağınık evde ders çalışmıyorum.
Yalan. Tamam ben bahaneş yapıyorum.
Sınav zamanları ev bal dök yalan.
Temizlik olurdu. Çünkü zihnimi aslında asıl uğraşmam gereken şeyden başka şeylere yöneltiyorum.
Ve bunlar da bir şekilde benim dopaminimi tetikliyorsa.
Yani işte temizlik yaptım, yaptım, başardım.
Bravo hissi serotonin varsa veya işte bu kadar sosyal medya haberlerde...
çok fazla dolanıyoruz, dopaminimizi arttırıyor ve bir şeyin peşinden koşma ihtiyacında gidiyorsak diyoruz ki ya tamam asıl yapmam gerekeni yapmıyorum ama bak bu da beni çok tatmin ediyor diyoruz.
İyi hoş da kapasite doluyor o zaman.
İyice şeyliğe başlıyoruz.
Tahammülsüzlüğün başladığı noktaya doğru gitmeye başlıyoruz.
Çünkü Gereksiz bilgiler yükleniyor.
Beyin dinlenmiyor.
Şimdi atıyorum ben spor yapmam gerekirken veya yoga mı yapmam gerekirken saçma sapan, saçma sapan demeyin bu arada severek takip ediyorum ama artık dinlemediğim 2026 burç yorumu kalmadıysa ben burada zihnimi
yanlış bir şeylerle dolduruyorum demektir.
Çünkü bir de o burç yorumlarında haritama bakmadığı sürece kimse genel geçer bilgiler.
Biri diyor felaket, öbürü diyor ders.
Anladınız mı? Karman çoyman ve...
Zinhar aklımda da kalmıyor aslında dinledikten sonra.
Ama ben kendimi bir şekilde oyalıyormuş gibi hissediyorum bu noktalarda.
Ve böylece zihnimi doldurmaya başlıyorum.
Bu zihni doldurduğumuz tarafımız.
Bir de kendimizi...
yine sosyal normlardan dolayı belli bir şekilde reprezente etme, gösterme, sunma kaygımız çok fazla oluyor.
Aman üzgün görünmeyeyim, aman kızgınken idare edeyim, aman yorgunluğumu çok fazla belli etmeyeyim.
İyiyim ben ya, her şeyin üstesinden gelirim, hepsini hallederim ben gibi kendimize biz daha fark etmeden yüklediğimiz o kadar fazla görev oluyor ki bu da bir süre sonra yine bizim tahammülsüzlüğümüzü
üst seviyelere çıkarmıyor.
Çünkü düşünün hani yorgunum demek ne kadar basit bir şey aslında.
Ama işte efendim sen kocana yorgunum dersen o daha fazla yorgun olduğunu söyleyecek.
O işte şunu yaptım ben bugün ben bunu yaptım.
İş artık hani yarışa dönüşecek.
E ne olacak tahammülsüzlük başlayacak.
Onun yerine ne yapıyorsun? Yok ya ben iyi miyim?
Yok yorgun değilim. Veya işte iş...
Yoruldum dendiğinde ne deniyor?
Kimse hiçbir direktörün veya müdürün veya patronun.
Aa canım yoruldun mu? Bir git bir dinlensen dediğini duymamışsınızdır.
Aa bilmem kim hanım veya bilmem kim bey.
Demek ki zamanınızı yeteri kadar efektif kullanamıyorsunuz ki dinlenmeye vakit ayıramadınız.
Hop girdin oradan da bir laf sana.
Yine tahammülsüzlüğün tabii ki artıyor insanın.
Ve böylece duyguları da bastırmaya başlıyoruz.
Yani kendi duygularımızı göstermeyip başkalarıyla tartışmamak veya toplumda yanlış örnek olmamak için kendi durumumuzu, duygumuzu bastırırken böylece
Diğer bütün duygularımızı da kendimizle ilgili her şeyi de bastırmaya başlıyoruz.
Ve bastırılan her şey ne oluyor?
Eninde sonunda bin katı daha fazla olarak patlıyor.
Hani işte bazı şeyler vardır, bazı günler vardır ya.
Kadınlar da bu güzel bir şekilde regli bahanesine sunulabilirken erkekler de neye sunacağız?
O yüzden dediğim gibi hani fazla dolu olmasından kaynaklanan tahammülsüzlük oluyor.
Sınır ihlaline de açık bir noktaya getiriyoruz kendimizi.
Şimdi biz... kendi içimizde olanlara karşı, duygu durumumuza karşı, kendimize ve etrafımıza dürüst olmadığımız zaman ne yapıyoruz?
Sürekli olarak kendimizi ulaşılabilir kılıyoruz değil mi?
Yorgunluğumuzu, meşguliyetimizi veya kafa dinleme ihtiyacımızı belirtmediğimiz zaman herkes de diyor ki ben sana hani direkt seninle iletişime geçebilirim veya senin vaktini ben kendi istediğim
gibi kullanabilirim. Oh bir de sınırlar aşıldı mı?
E tabii tahammülümüz kalmaz.
Bunca bizim kendimize ettiğimiz eziyet ve üstüne göstermediğimiz bu eziyet ister istemez tahammülsüzlüğümüzü bolca arttırıyor.
Her şeyin bu kadar fazla gelmesinin diğer sebeplerinden birisi de yani daha doğrusu bunlara bağlı sebebi de sinir sistemimizin bozulmaya başlaması.
Şimdi sinir sistemimizi biliyorsunuz hani bir sempatik sinir sistemi var, bir parasempatik sinir sistemi var.
Biri bizim gün boyunca aktif olmamızı sağlarken diğeri de dinlenmemizi sağlıyor.
Ama şimdi biz bunları dengelemezsek, gün içindeki aktifliğimizi ekstra bir aktiflik noktasında tutmaya çalışırsak ne oluyor?
Parasempatik sinir sistemi yani sakinleştiren sinir sistemi akşam hadi geçtim meditasyonu, yogayı, akşam uyumak için yatağa yattığımızda bile Aktive olamıyor.
Çünkü sempatik sinir sistemi gereğinden fazla aktif.
Uyursan ölürsün noktasına gelmiş vaziyette.
E dinlenemiyoruz. Uykumuzu alamıyoruz.
Uykumuzu alamadıkça sinir sistemi iyice bozulmaya başlıyor.
Hatta benim şeyim vardır yani 38 yaşına geldim hala böyle çok uykusuz olduğum zaman ağlamaya başlıyorum.
Ben hiç o üniversitede filan veya lisede o sabahlı yanlardan olmadım.
Ben uykusuzlukla yapamıyorum olmuyor yani.
O yüzden hani buna da dikkat etmek lazım.
Bir süre sonra o aşırı uykusuzluk da sinir sistemini bozmaya başlıyor.
Her zaman söylediğimiz gibi aslında ikisinin arasındaki dengeyi bulmak önemli olan.
Ama bu tahammülsüzlük seviyesine...
Hani bir tavsiyede bulunacak o zaman.
Serzenişten ziyade, niye böyle oldu'dan ziyade, nasıl toparlarım noktasına da gelecek olursa.
Başta kendimize dürüst olarak arkadaşlar.
Ben ne istiyorum? Ya ben ne hissediyorum şu an?
Hepsini bıraktım. Tahammülsüz müyüm bugün?
Tahammülsüzüm. Yani bunu çok söylediğim oluyor bazen.
Çok tahammülsüzüm bugün. Lütfen benim üstüme çok gelmeyin.
Hani benim şansım ben gün içerisinde öyle hani yüzlerce insanla muhatap olmak durumunda kalmıyorum.
Veya tabii ki danışanlara böyle demiyorum da yakın çevreme.
Hani çok tahammülsüzüm bugün.
Çok önemli bir konu yoksa, bir şey yoksa bu kadar uzatmayalım gibi.
Annem de formülü şöyle buldu.
Bence benden biraz kopya çekti ama neyse de onun formülü olsun diyelim.
Çünkü ben bunu yapıyordum önceden.
Baktı birisi tartışmaya giriyor onunla.
Kendi bildiğini veya kendi doğrusunu ona dayatmaya çalışıyor.
Bir noktadan sonra sen de haklısın.
Ve orada konu kesiliyor. Ve burada tahammül etmek zorundayım değilim şeyi kalmıyor.
Sen de haklısın diyor.
Karşı tarafta bir dakika ya ben daha kendime açıklayacaktım falan.
Haklı mıyım? İçimde kaldı o zaman noktasında.
Kalabiliyor danışan.
Danışan diyorum karşısındaki insan.
Amacımız karşı tarafı susturmak değil ama özellikle tahammülümüzün sınırlı olduğu zamanlarda ekstra dışarıyla olan çatışmaya da en...
az noktada izin vererek yola devam etmek de tahammülsüzlüğümüzü faydalı kullanmamıza yardımcı olacaktır.
Bir de baktığınızda hakikaten hiç tahammülünüz yok o gün.
Gidin bir izin alın, bir şey yapın.
Hani ne iyi geliyorsa size, ne sizi rahatlatıyorsa en azından bir yarım saat, bir saat o aktiviteye zaman ayırmaya çalışın ki rahatlıkla o sinir sisteminiz kendini dengeleyebilsin.
Peki siz ne yapıyorsunuz tahammülsüz olduğunuzda veya ne sizi tahammülsüzlük ragdesine getiriyor?
PSK Begüm Özel'den hesabından bana yazabilirsiniz.
Karşılıklı konuşur, düşüncelerimizi paylaşırız.
Güzel tesadüflerin sizi bulması dileğiyle.
Kendinize çok iyi bakın.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
