
Psikolojik Akımlar: Terapi Sürecine Etkileri
8 Ağustos 2025 · 17 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde, psikolojik akımların nasıl ortaya çıktığını, hangi sorulara yanıt aradıklarını ve bugünün terapi yaklaşımlarına nasıl yön verdiklerini ele alıyoruz.
Transkript
Merhabalar, Tesadüfen Oldu podcastine hoş geldiniz.
Ben Begüm. Bu bölümde sizlerle psikoloji akımlarını konuşacağız.
Hatırlarsanız bir önceki bölümde psikolog seçmek üzerine konuşmuştuk.
Psikoloğu seçerken nelere dikkat ediyorduk önemli üç maddemiz vardı.
Dönüp bakabilirsiniz. Bir de hangi akımlardan geldiklerinin de çok önemli olduğunu konuşmuştuk.
Şimdi tabii herkes psikoloji okumadığı için, hepiniz psikolojiyle ilgili bizim kadar fazla şey bilmediğiniz için karışık olabilir ve hani benim de gözlemlediğim kimse psikoloğa giderken ama siz hangi akımla
çalışıyorsunuz gibi şeyler sormuyor.
Ama siz sorun, benim dinleyicilerim bilinçli olsun diye ben bugün sizlere birazcık bunu anlatacağım.
Bir de ek olarak...
Hem biraz New Age akımlarda neler var, psikoloji nerelere doğru evrildi, hangi noktalardan kendi travmalarınızı nasıl iyileştirebilir veya aslında hayatınızı nasıl daha ileriye
taşıyabilirsiniz, bunlar üzerine konuşacağız.
Psikoloji dediğimiz zaman ilk akla gelen kişi Freud oluyor, çok doğal olarak çünkü adam konuşarak tedavi etmeyi bulmuş birisi.
Evet bizlere çok katkısı olmuş olmasıyla beraber günümüzde artık Freudiyen akım çok fazla kullanılmıyor.
Çünkü bahsettiğim gibi yine haftada 2-3 kere gidilmesi gerekiyor.
7-8 yıl süren bir akım.
Ve Freudiyen akımdan gelenler eskiden psikoanaliz diye geçerdi.
Şimdi biraz daha psikodinamik diye geçiyor.
Burada genelde psikolog soru sormaz.
Psikolog kimseye yönlendirmez.
Hiçbir şekilde yönlendirmez.
Kimseye değil hani hiçbir şeyi yönlendirmez.
Soru sorma ve tamamen sizin gelen danışanın, serbest çağrışımla anlatmasını bekliyor.
O gün aklınızda ne varsa işte atıyorum rüyanızı gördünüz rüyanızı anlatmak istiyorsunuz.
Annenize sinirlendiniz onu anlatmak istiyorsunuz gibi ama bir sırası yok ve bir herhangi bir sıralamada değil ve herhangi bir bir araya gelmişlik olmadığı için bir bölüm olmadığı için bu uzun
yıllar sürüyor ve aslında bütün amacı baktığımızda bizim bilinçaltımızı analiz etmek ve orada da aslında birazcık Freud'un inisiyatifine kalmış.
Sembolleri değerlendirme kısmı gibi oluyor.
Freud zaten zamanla birazcık istesemez Jung'a evrildi.
Jung birazcık daha bizim sadece kendi bilinçaltımızdan değil içinde yaşadığımız toplumun kolektif bilinçaltından etkilenmesi üzerine de çalışıyor.
Yani biz kendimizi sadece birey olarak inceleyemeyiz.
Toplumumuzun bize aktardıklarında muhakkak incelememiz gerekir diyor.
Benim birazcık daha yakın olduğum, biraz daha sevdiğim bir noktadır.
Bugüne geldiğimizde ise Daha doğrusu tam bugüne gelmeden araya birazcık da Adler giriyor ve Adler de bireysel psikolojiyi çekillendirmeye başlıyor.
Bugün işte sen ne yapıyorsun, ne ediyorsun?
Birazcık daha danışan odaklı olarak başlıyor.
Neyse bu kadar aşırı hani şu şunu yaptı bu bunu yaptı demeyeyim.
Çünkü sonrasında işte bilişsel var, davranışçı var.
Davranışlarımızı ve zihnimizi inceleyen akımlar.
Şimdi bunları derse anlatır gibi o onu dedi bu bunu dedi demeyeyim.
Ama sonuçta bugün gelinen noktada klasik psikoloji akımlarından ya psikolog hiçbir şekilde konuşmaz sizin serbest çağrışımla anlatmanızı dinler ya da psikolog size özel
olarak sorular sorar ve sizin daha rahat açılmanıza yardımcı olur.
Nacizane ben birazcık da psikoloğun yönlendirmesinden yanayım.
Çünkü kendimden de düşünüyorum şimdi gideceğim birisi bana soru sormayacak.
Ne anlatacağım yani nereye ne kadar anlatabilirim?
Ama yönlendirmeli sorular ki keza hatta bugün en fazla üzerinde durduğumuz konu soruların ne kadar iyileştirici olduğu olduğu için birazcık yönlendirme ve soru sorma sanatında Psikologların
iyi olması bence çok kıymetli.
Bir de eskiden ben psikoloji okuduğum dönemlerde psikologluk hala bir şeyleri tedavi etmek üzerineydi.
Ama 2000'lerin başlarına doğru Martin Seligman'la beraber başlayan pozitif psikoloji akımı ortaya çıktı.
Birazcık daha mutluluk nedir?
Biz nasıl daha mutlu olabiliriz?
Yani Mazlov'un kendini geliştirme piramidinden birazcık daha ya tamam okey ben kendimi geliştirdim de mutlu değilim şimdi ne yapacağım noktasına doğru da ilerleyebiliyoruz.
O yüzden pozitif psikoloji piyasaya çıkmaya başlıyor.
Tabii ki bunda artıları eksileri var.
Hani geçmişini yok sayarak bugün nasıl mutlu olacağına odaklandığımız zaman istesemiz işte biraz bazen hurafeler de ortaya çıkabiliyor.
Her akım, her geçmiş, kadim bilgi, Bugünün pozitif psikolojisi gibi yansıtılabiliyor.
Yani şimdi hiçbirinizin inancına veya inandığınız kuramlara bir şey demek istemiyorum.
Çünkü bazen hakikaten sadece bir işte 777 sayısına inanmak bile zihnimizi bugün pozitif bir şey olacak şeklinde kurmamıza ve hakikaten pozitiflere karşı daha algıda seçicilik
yaşamamıza yardımcı oluyor.
Ama onun dışında yeni akımlarda bazı yeni akımlarda çok basitmiş gibi gösteriliyor mutlu olmayı aslında.
Ama aslında mutlu olmak da o kadar basit bir şey değil.
Adamlar bunun üzerine bolca araştırmalar yapmış, kitaplar yazmış, kuramlar çıkartmış.
Neyse Martin Seligman ile başlıyor.
Niye mutlu olmamız lazım?
Mutluluk nedir? Ne yapıyoruz?
Pozitif psikoloji.
Yani bizi mutlu eden şeyleri bulmak ve onlara yönelmek.
Daha sonrasında ilerleyen zamanlarda mindfulness.
Hatırlarsanız bayağı büyük bir mindfulness akımı başlamıştı.
Anda kalabilme hali.
Bu aslında baktığımızda çok da yeni bir şey değil.
Ta geçmişte psikodrama zamanlarında Moreno'nun da yaptığı şey.
Şimdi ve burada. Psikodramanın bütün olayı odur.
Şimdi ve burada sen ne hissediyorsan bana bunu aktar der.
O yüzden mindfulness da aslında yine eski psikoloji bilgilerine dayanarak ortaya çıkmış bir akım.
Ama onu da ben severim.
Yani şöyle artıları var eksileri var.
Evet seviyorum anda kalmak güzel bir şey.
İnsanı kaygılardan uzaklaştırıyor ama içindeki kök kaygıları ortadan kaldırıyor mu?
Hayır. Onun için birazcık daha soru cevaplı, birazcık daha bizi inceleyen bir terapistle çalışmak faydalı olur.
Hani belli bir şeyleri aşmışızdır.
Bizi neyi neden ve nasıl etkilediğini biliyoruzdur.
Ondan sonra anda kalalım o güzel geçer.
Ve anda kalmak derken de şimdi benim aklıma hep şey geliyor böyle sahilde güneşlenirken anda kalmak.
Abi bunu hepimiz yapıyoruz yani bu dünyanın en kolay şeylerinden biri.
Ama stresli bir andayken gün içerisinde çok kaotik işlerle uğraşırken an içinde kalmak birazcık daha zor ve pratik gerektiriyor.
Ve mindfulness akımı da aslında bilinçli farkındalık dediğimiz bu noktaya doğru odaklanıyor en özet haliyle.
Kızmayın bana ne olur 15 dakika içerisinde anlattığım için en hap bilgileri vermeyi tercih ediyorum.
Eminim ki bütün bu akımların zaten var da mindfulness olsun, pozitif psikoloji olsun saatlerce konuşarak bitiremeyiz arkadaşlar.
Çok fazla dalları ve budakları var.
Ama hani asıl baktığında şimdi ve burada kalmak, kabul etme ve yargılamadan harekete geçebilmek.
Çok güzel bir zen mind'ı.
Ama hani bu şeye gelebilmek için, bu zihin yapısına gelebilmek için de Bence sadece zihni eğitmek değil birazcık bedeni de eğitmek gerekiyor ve orada işte bugünün bence en
güzel çalışmalarından birisi somatik psikoloji ve bedensel farkındalık geliyor.
Bunu da bilirsiniz bir tane kitap vardı çok güzel Kaplan'ı uyandırmak diye Peter Levy'nin çıkarttığı bir kitap ve sonra zaten akın patlıyor.
Travmanın... Sadece zihnimizde olmadığını aslında bedensel hareketlerimiz veya bedensel tıkanıklıklarımızla da travmayı gözlemleyebileceğimiz ve oradaki bazı hareketlerle veya
bedeni rahatlatma yöntemleriyle travmalarımızı da iyileştirebileceğimiz üzerine çalışmalar yapılıyor.
Buna benzeşte bir sürü kitap var.
Beden hayır derse var.
Bir iki tane daha var. Onları size postun altına yazarım Instagram'da.
Bakarsınız. Böylece artık hani sadece konuşalım, sadece danışan gelsin kendini anlatsından ziyade iş birazcık daha hayatı nasıl daha kaliteli yaşarım, nasıl daha akışkan
bir şekilde yaşarım ve bunun engellerini bedenimden de hani ben bir şey söyleyemesem bile bunu nasıl fark ederim mi doğru ilerleyen akımlar silsilesi oluyor.
Yani arkadaşlar burada şunu da unutmamamız lazım.
Büyük travmalar. Şimdi travmada kime göre travma, neye göre travma?
Birisinin size suratını asması size travma olarak gelebilir.
Ama diğer taraftan başka bir kişi çok daha ağır, ne diyeyim hakaretlerle, hadi birazcık daha yumuşak alayım, hakaretlerle karşılaşmıştır ve ona travma yaratmamıştır diyebiliriz.
Herkesin travma eşiği kendisine özeldir.
Ve o yüzden biz bireysel almak zorundayız kişileri.
Olayların o kişiyi kendi sistemi bağlamında nasıl etkilediğine bakmamız lazım.
Neyse somatik psikolojiye dönecek olursak da burada bedendeki hareketlere bakılıyor.
Bedendeki kasılmalara, bedenin kabul edip etmemesine, bir yere gidip gitmemesi bile dahil bir sürü ayrıntılara bakarak.
Hani falcılık değil, senin şu travman var gibi değil ama bedeninin burasını rahatlatarak senin bu travmayı hayatına kabul etmeni de kolaylaştırabiliriz şeklinde bir akım başlıyor.
Bu çok önemli bir şey çünkü dediğim gibi şimdi biz her şeyi konuşamıyoruz.
Biz bunun bize travma yarattığını bile bilmeyebiliriz.
Hatta ve hatta bazı olaylarda.
Atıyorum çok küçük bir yaşta çocuk tacize, tecavüze uğramıştır ama beyni bunu o kadar kabul etmek istemez, o kadar acı verici bir anıdır ki bu hatırlamamayı tercih eder.
Beyinde biz bunu, bu anıyı çok daha gerilere atarız ve kişi, böyle çok fazla case study var, kişi o anısını hatırlamayı reddeder.
Ama atıyorum işte yani çok kötü bir örnek ama yani hepimizin başına gelebilir yaşanmışlıklar vardır.
O tecavüz sırasında bir koku gelmiştir burnuna dışarıdan gelen atıyorum bir çiçek kokusu ve sonrasında yıllar sonra 30 yıl geçmiş 40 yıl geçmiş kadın evlenmiş çoluğu çocuğu olmuş.
O çiçek kokusuna bir yerde rastladığında histeri krizi geçirecek noktaya gelebilir ve bunun sebebini bilmiyor olabilir.
Bununla ilgili çok güzel bir dizi, bölümü de değil, dizi sezonu var.
Sinir diye bir dizi, ilk sezonu.
Mükemmel bir şekilde bunu anlatıyor.
Nasıl bize acı veren anıları aşağılara, gerilere atıyoruz ve hatırlamıyoruz'u öneririm.
Ama sağlam bir zihin yapısı gerekiyor bu Sinir'in özellikle ilk bölümünü izleyebilmek için.
Ha böyle durumlarda bazen hipnoterapi yapılabiliyor.
İşte bu hipnoterapiyle...
Hatırlamak, hatırlamadığımız kısımları hatırlamak olabiliyor.
Burada işte işler biraz psikolojiden çıkıp yani bilimden çıkıp ilim kısmına geçmeye başlıyor.
E ilim kısmı dediğimizde bugün neler var?
Hani psikoloğa gelmeyip astroloji, enerji çalışması, regresyon, kuantum, şifa gibi uygulamadan yararlananlar da oluyor.
Bu arada çoğunu denedim.
Hoşuma gidenleri oldu, hoşuma gitmeyenleri oldu.
Sonuçta psikolojinin de bir zamanlar ilim olduğunu düşünürsek, bilim olabilmesi için kanıtlara ihtiyacımız olduğunu düşünürsek, bence bu çalışmalarda yavaş yavaş bilimselleşmeye başlayacaktır.
Ama tabii kanıt görmek isteyenler için, mantığıyla açıklamak isteyenler için biraz hurafe gibi kalabiliyor.
Ama onun dışında falcılık değil ama yol gösterici bilgilere sahip olma ihtiyacı insanlığın olduğu, doğduğu günden beri var.
Bir geleceğimizi merak etmek, başımıza neler geleceğini merak etmek.
İşte hani enerjiyle işte kafamda enerji topu yaparım.
Şimdi park yeri bulacağım.
Yeşil enerji topunu attım park yeri buldum gibi.
Geleceğimizi kontrol etme ihtiyacı bu tamamen insan doğasında olan bir şey.
Ama dediğim gibi hiçbirini küçümsemiyorum.
Kişiye iyi gelecek noktalarda faydası oluyor.
Ama bazı çalışmalarda da bazı uzmanlarımız ister istemez sanki tek çözüm oymuş gibi yaklaşabiliyorlar.
Hani bundan birazcık daha yani tabii ki merak ettiklerinizi deneyimleyin ama tek çözüm değildir hiçbir şey.
Birkaç ay hele konu insan olduğu zaman hele bizim zihnimiz bizim farkındalıklarımız olduğu zaman birçok.
alan var bizim kendimizi keşfedebilmemiz için.
O yüzden size yakın gelenlerini kullanmanızı öneririm.
Ama bu bir müritlik veya bir klan veya bir tarikat olmaktan çıkması her zaman sizin farkındalığınızı yükseltme çalışmalarınızda yardımcı olacaktır.
Öbür türlü böyle hani bu bana muhakkak iyi gelecek gibi böyle yaklaşımlar bir kurban kurtarıcı bilincini çok aktive eder.
Biz hep o kişiye gitmek isteriz ki sıkıntılarımızdan kurtulalım diye.
Bizi tembelliğe iter.
Biz kendi kendimizi kurtarmaktan çekiniriz.
Bir de ister istemez fazla öngörülü tedavi yöntemlerinde diyeyim.
Birazcık işte deminden beri bahsettiğimiz geleceğe haddimizden fazla yön verme çalışmaları da ilerleyen zamanlarda bizi çok yorabilir.
Buna dikkat etmek lazım.
Ama eski zamanlardaki psikolojiyle bugünkü psikolojiyi karşılaştır Begüm derseniz bana Freud dönemi ilk bizim 90'lar 2000'lerde aldığımız eğitim
zamanında ilk psikolojiye giriş demek anne babayı suçlamak demekti.
Hani giriyorsun annem bana şöyle yaptı ben o yüzden böyle oldum.
Babam bana şunu dedi ben bu yüzden böyle oldum.
E okey hani...
bununla ilgili ne yapmayı düşünüyorsun kısmıyla çok ilgilenmiyordu.
Ve böylece kendinden bir önceki jenerasyona öfkeli bir jenerasyon yetiştirildiğini düşünüyorum ben.
Hatta bakarız annemlerle de konuştuğum zaman falan.
E işte bizim zamanımızda psikoloji yoktu.
Biz ebeveynliği bilmiyorduk.
Onlar da isteriz ama böyle suçlu psikolojisine giriyorlar.
Veya işte kendi ebeveynlerine bize hiç böyle yapmadılar, şöyle yapmadılar diye.
Aslında birbirini suçlamaya çok açık bir toplum da oluşturuyoruz.
Yani ailemizin üstümüzdeki etkisi tabii ki yatsınamaz.
Bundan sonraki sezonlarda değineceğiz.
Sadece aile ilişkilerimiz üzerine de bir sezonumuz çıkacak.
Orada bolca değineceğiz ama benim hep yaklaştığım nokta evet bu bu bu oldu.
Evet annen baban sana şunu şunu yaptı.
Okey sen bugün elindeki bu düşünceyle bu yaşadıklarında ne yapmayı planlıyorsun?
Çünkü bu senin hayatın.
Yaşadıklarını yönlendirmek artık senin elinde.
O yüzden... Daha önce de belirttiğim gibi olanı analiz ve gelecekteki yaşamımızı, hayalini kurduğumuz yaşam için planlama ve harekete geçmek bence bugünkü psikolojinin
gelmesi gereken veya geldiği diyeyim hadi en önemli nokta.
O yüzden psikoloji dendiğinde sadece geçmişi değerlendirmek olarak bakmayalım arkadaşlar.
Geleceğimizi planlarken de çok önemli oluyor.
Şunu düşündüm o sırada ağzım o yüzden kaydı.
Bugün mesela şu şu şu olursa çok mutlu olacağım dediğimiz zamanlarda hepinizin başına gelmiştir.
Mezun olayım çok mutlu olacağım.
Mezun oluyoruz. Ne oluyor sonra?
O mutluluk işte serotonin endorfin çıkıyor işte en tepelere.
O gün çok mutluyuz.
Ertesi günü çok downuz çünkü serotonin ve dopamin bunları da işleyeceğiz.
Vücudumuzdaki dengesini bulabilmek için daha aşağı çekiliyorlar.
Daha böyle bir karamsar bir hale girebiliyoruz.
Yani 3-4 gün sonra bu ruh halimiz dengeleniyor.
E ne oldu o zaman? Nerede kaldı benim kaliteli ve mutlu yaşamım?
O yüzden işte geleceğimizi planlarken mutluluk ne?
Benim için mutluluk ne?
Ben kendi mutluluğumu nasıl planlıyorum?
Bu bana ne anlam ifade ediyor gibi sadece geçmişti.
Yani annem bana burada bunu söylerken ne demek istedi değil de ben bugün mutlu bir hayat istiyorum derken mutluluğu analiz edebilmek de bence çok çok çok önemli ve kıymetli.
O yüzden akımlardan yine bana istediğiniz zaman istediğiniz akımı sorabilirsiniz.
Instagram hesabım pskbegum özelden.
Özelden. İngilizce karakterli olarak düşünün.
Diğer bilgilerim de zaten Spotify'da var.
Takip etmeyi ve benimle iletişimde olmayı unutmayın.
Tesadüf günlerinizin keyifli olduğu günler dilerim.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
