
Bu bölümde, bizi aynı kalıptaki insanlara çeken bilinçdışı dinamikleri, geçmiş deneyimlerin etkilerini ve bu döngüyü nasıl fark edip kırabileceğimizi konuşuyoruz.
Transkript
Merhabalar, Tesadüfen Oldu podcastine, hoş geldiniz.
Ben Begüm. Bugün yine ilişkilerle ilgili konuşacağız ve çokça sorulan bir konunun üzerine gitmek istiyorum.
Neden hep aynı kişilere çekiliyorum?
Bu soruyu yani eminim hepimiz kendimize bolca sormuşuzdur.
Yani ben bu danışanlarımdan da soruyorum.
Ya Begüm Hanım hep işte aynı insan oluyor, hep aynı tarz oluyor.
Kişi görüntüsünde veya işte CV'sinde veya nasıl diyeyim işte her geçmişiyle her şeyle farklı olsa bile aslında bizim yaşadığımız ilişki tamamen aynı ilişki gibi geliyor.
Evet arkadaşlar bugün sadece romantik ilişkiler üzerine konuşuyoruz.
Yumuşatmaktan biraz çıktım.
Biraz sert konulara girebiliriz.
Sert konulara girebiliriz derken sesim çatallaştı.
Artık durumu vahametini siz düşünün.
Şimdi romantik ilişkiler hayatımızdaki en önemli konulardan biri.
Çünkü yanımızdaki kişi bizi vezirde eder, rezil de.
Bu iki kere iki dört kuralı.
Beraber olduğumuz kişiyle de kişiliğimiz oluşuyor, oturuyor, bazen değişiyor ve çok farklı yönlerimiz ortaya çıkabiliyor.
Ama aslında...
Hani orada birazcık bir soru işareti gibi de oluyor.
Hani ben karaktersiz miyim de yanımdaki kişiyle değişiyorum diye.
Hayır arkadaşlar hepimizin belli karakteri var ama yanımızdaki kişiler bizim o karakteri ortaya çıkarmamıza aslında derindeki bizi ortaya çıkarmaya çok yardımcı oluyor.
O yüzden aynı insanlara mı çekiliyorum sorusuna buradan bağlayabiliriz.
Çünkü biz aslında özümüzde içimizde neysek ve kimsek O kişiyi besleyecek olan insanları seçiyoruz hayatımıza.
Şimdi karışık olabilir.
İlk ben de bunu fark ettiğimde ya dedim kahretsin yine mi bütün sorumluluk bende diye.
Ama evet arkadaşlar bütün sorumluluk bizde.
Karşımızdaki kişi biz ne istiyorsak derinlerde aslında o da bize ona göre yaklaşıyor.
Hani işte yine mi aynı kişiye çekildim sorusu genellikle istenmeyen bir ilişki sonrasında geliyor.
Ya yine aynı tarz ilişki yaşıyorum gibi duruma yaklaşabiliyoruz.
Ama aslında derinde bizim kendi içimizde çözemediğimiz bir konuyu o kişi ve kişiler bize göstermek istiyor.
Burada yine kendimizi incelememiz lazım tabii ki ama daha kolaydan başlayayım.
Nasıl ilişkilere çekildiğinize bakabilirsiniz.
Dediğim gibi bu soruyu soruyorsak muhtemelen toksik bir ilişki içerisindeyizdir.
Genellikle ilişki içinde kendimizi sıkışmış hissediyor olabiliriz.
Karşı taraf hiç aramıyordur, hep arayan bizizdir.
Kendimizi bir şekilde istenmiyor hissederiz o ilişkilerin içinde.
Peki burada dönüp kendimize şunu sormamız lazım.
Ben kendimi ne kadar istiyorum?
Şimdi ben bunu danışanlarıma sorduğum zaman bana şey diyorlar.
Begüm Hanım herhalde ben kendimi istiyorum.
Yani hani ben kendimden çok memnunum.
Ben bu ilişkide kendimi tamamen ortaya koydum.
İşte duvarlarımı yıktım, şöyle yaptım, böyle yaptım yürüsün diye.
Ama yine olmadı.
Veya yine olmuyor ilişkilerde gibi.
Aslında arkadaşlar çok derinlerdeki bir ihtiyacımızı gideriyor bu yürümeyen ilişkiler.
Bunlar da şöyle aslında ailemizle oluşturduğumuz ilk ebeveynlerimizden öğrendiğimiz ilişki kalıplarını yetişkin hayatımızda romantik ilişkilerimizde de sürdürmeye çalışıyoruz.
Bu ne demek? İlk gördüğümüz ilişki annemizle babamızın ilişkisi.
Bu arada hani her zaman beraber olmak zorunda değil de bazen hiç ilişki görürüz.
Ama bir de diğer tarafta hem anne babamızın ilişkisi hem de bizim onlarla kurduğumuz ilişki bizi çok fazla bir şekilde bu hayattaki ilişkilerimize hazırlar.
Hazırlar derken şu aslında.
Bundan sonraki romantik ilişkilerimizi nasıl yaşayacağımızı çizer.
Ama korkmayın bu hani. Aa ben böyle bir sıkıntılı bir ilişki gördüm.
Veya işte çocukluğum çok sıkıntılı geçti.
Benim bundan sonraki ilişkilerim sıkıntılı mı geçecek?
Hayır tabii ki. Bu kadar basit bir matematik değil.
Buradaki konu şu. Biz küçüklüğümüzde çoğunlukla hangi duyguyu hissettiysek ilişkilerimizde de o duyguyu hissetmeye programlarız kendimizi.
Bakın o duyguyu hissetmeyi isteriz demiyorum.
O duyguyu hissetmeye programlarız kendimizi.
Ne demek bu? Örnekle ilerleyelim.
Mesela bir kişi, bir kadın diyelim hadi.
Kadınlardan yola çıkalım.
Erkekler de biraz kadınları anlar belki.
Çocukluğunda çok keyifli bir aile hayatı olmuş.
Çok keyifli nedir? Aç Begüm, hemen açıyorum.
İstediği her şeyin yapılmış olması değil, sevildiğini hissetmiş olması.
Yaptığı hataların sonrasında bile ailesinin, annesinin, babasının onun arkasında olduğunu bilmesi bir kişiyi, yani ilişki yaşarken de güvenli bağlanmasına yardımcı
olur. Bu bağlanma stilleri üzerine de bir podcast çekeceğim ama artık hepimiz ezbere biliyoruzdur diye düşünüyorum.
Güvenli, kaçıngan ve kaygılı bağlanma.
Güvenli bağlanma şu oluyor.
Ya ben hata yapma özgürlüğüne...
Ben de insanım, hata yapabilirim ama bu yaptığım hatalardan dolayı ömürlük cezalandırılma durumunda değilim.
Hatalarım konuşulur, düzeltmem için bana destek olunur ve ben de düzelterek ilerlerim şeklinde büyüdüğümüz zaman ilişkilerimizde de daha rahat bağlanabiliriz.
Daha doğrusu ilişkinin keyfini daha rahat çıkarabiliyoruz.
Diğer türlü kaygılı ve kaçınganda en hani özetle baktığımızda hata yapma korkusundan dolayı ister istemez geri durma veya fazla üstüne düşme hareketleri
gözükebilir. Şimdi konuya geri dönüyorum.
Ailemizle olan ilişkimizde biz en çok hangi duyguyu hissettik?
Ben güvendeyim.
Diğeriyle ilişki yaşarken güvendeyim hissini mi daha çok hissettik?
Yoksa ya ben zaten yetersizim.
Ben zaten bu dünyaya yetersiz geldim.
Birisi sürekli olarak bana bu yetersizliğimi göstermeli ve tamamlamam için alan açmalı da değil.
Alan açmak yine güzel bir şey oldu da tamamlamam için beni cezalandırmalı gibi bir algı oluşabiliyor.
Çok sert girdim evet ama hani durup düşündüğümüzde en to the point geleceğim nokta bu oluyor.
Neyse şimdi ailemizde böyle bir bağ kurduysak daha doğrusu zihnimiz böyle bir bağ kurduysa ileriki ilişkilerimizde de şöyle diyoruz ya zaten ben yetersizim zaten ben bir şey beceremiyorum.
Bana yetersiz olduğumu kanıtla.
E ne oluyor böyle olunca?
Karşımıza gelen kişi de işte üzerimizde oyunlar oynuyor.
Aramıyor, sormuyor.
Yetersizlik ve değersizlik şemamızı bolca etkileyecek ve besleyecek davranışlarda bulunuyor.
İşte aramıyor, sormuyor.
İlişki içindeyken sen ne anlarsın ki diyor.
Sen bırak yapamazsın diyor gibi gibi.
Ve bizim kendimizi yetersiz hissetmemize yardımcı oluyor.
Örnek olarak ilerleyecek olursak, kendimden örnek vereyim hadi.
Çocukluğumda büyürken işte dışarıdan baktığınızda o şahane bir hayat.
Çok güzel işte davetler şunlar bunlar anne baba beraber.
Anne babanın ki zaten ideal bir evlilik gibi gözüküyor falan filan.
Ama ben bunu bir sürü yerde de bahsediyorum.
Hani biz benim dönemimde çoğu insanda da görüyorum.
Hani çocuk sessiz ve sakin olması gereken bir varlık.
Ama bu da çocuğun doğasına çok aykırı.
O yüzden hani bile ben de hiperaktif bir çocuktum.
Yaptığım çoğu davranış ve hareketten dolayı genellikle cezalandırıldım.
Ya bu da suçlamayarak onlar da öyle biliyordu.
O şekilde davrandılar.
Bir de kız çocuğu olarak babayla çok yoğun bir bağım olmadı hiçbir zaman.
Daha doğrusu hani baba tarafından çoğunlukla eleştirildim ve hep yetersiz görüldüm.
Ve duygusal olarak ulaşmakta zorlandım.
bir kişiydi kendisi.
İlerleyen yaşlarımda hani ya işte hani bak ben böyle hissettim şöyle hissettim dediğimde de hani gelen tepki geldi kızım ne saçmalıyorsun oluyordu.
Neyse hani trajediye girmeyeceğim burada.
Sonuç olarak benim çocukluktaki yoğun hissettiğim his genellikle yalnızlıktı.
Bir de tek çocuğum anne baba çalışıyor ve yoğun çalışıyorlar.
Yalnız ve hani dahil olduğumdaki yaptığım hareketlerimden de cezalandırılan bir çocukluk geçirdim.
E ne oldu sonra ilişkilerime baktığımızda?
Çok yoğun bile gözükse, genellikle, yani çok şükür eşime kadar diyeyim, kendimi yalnız hissettiğim ilişkiler oldu.
Gerçekten dediğim gibi ben çok yoğun bir ilişki bile olsa diyorum ki, ya bizim kafamız uymuyor bunda, ben yine kendimi yalnız hissediyorum.
Veya işte aranmıyorum, sorulmuyorum, bir ilişki içerisinde yine kendimi yalnız hissediyorum.
Sonra bir baktım, nasıl çözümleyeceğiz bunu?
Ben yalnız, ilk başlarda dedim ki yalnız kalmayı sevmiyorum.
İlişkide niye oluruz ki yalnız kalmak için?
Yalnız kalmamak için, pardon.
Sonrasında bir baktım, döngü hep benim kendimi bir şekilde fiziksel olarak yalnız olmasam bile duygusal olarak yalnız hissetmeme yol açıyor.
Begümcüğüm dedim o zaman sen kendi yalnızlığınla barışacaksın.
Ondan sonra kendi dünyamı oluşturmaya başladım.
Yalnızken de kendimden keyif almayı, yalnızlığın çok suçlanacak bir veya ayıplanacak bir alan olmadığını gördükçe ve kendi yalnızlığımla barıştıkça çok daha kaliteli ilişkiler
yaşamaya başladım. Ve bugün evliliğimde de eşimden en büyük keyif aldığımız nokta birbirimizin yalnız kalma alanına izin vermemiz ve alan tanımamız aslında.
hem beraber hem de yalnızlığımızda yaşayabildiğimiz bir ilişki noktasına geldi.
Ama bu benim örneğim ve hani yalnızlık şu an bahsettiğim çok küçük bir nokta.
Bu neden hep aynı insanları seçiyorum alanlarında birazcık da değersizlik ve yetersizlik şemamız çok tetiklenir.
Bu noktalarda şuna bakın işte.
Doğduğunuz evde ilk böyle hani 10-12 daha sesiniz çıktığı zamanlara kadar ki ana duygunuz neydi?
Dışarıdan çoğunlukla evet biliyorum hep keyifli gözüküyor.
Ama yetersiz mi hissediyordunuz, değersiz mi hissediyordunuz?
O yetersizlik ve değersizlik hissini kendi yalnızlığınızla, kendi çabalarınızla nasıl giderebilirsiniz?
Kendinizi nasıl yeterli hissedebilirsiniz?
Bu şöyle oluyor, ben şu an podcast çekiyorum ve kendimi burada yeterli hissediyorum.
Bir şey yapıyorum çünkü.
Yaptım, başardım, o dopamini ortaya çıkarıyorum.
Yine konu dönüyor dolaşıyor kendimize geliyor.
Bu eksik hissettiğimiz ilişkilerde eksik hissettiğimiz yanlarımızı kendimiz keyifle nasıl tamamlayabiliriz buna bakmak kıymetli.
Bunu yapmanızı öneririm.
Bu keyifli bir çalışma oluyor.
Bir de işte hep aynı insanlara çekildiğinizi düşünüyorsanız da kişi...
Özelinde bakmayın. Çünkü gelen insanlar genellikle çok farklı insanlar oluyor.
Çevreleri, büyüme şekilleri, her şeyleri.
Ama biz onları bize aynı şekilde davranacak hale sokuyoruz.
O yüzden hem kalıp ihtiyaç...
Ama bu sevimli bir ihtiyaç değil.
Doğduğumuz evdeki ana duygunuzu bulun ve bu duygunun ihtiyacını ben karşımdaki nasıl yönlendiriyorum'a bakın.
Çok mu ona ihtiyaç var, çok mu üstüne düşüyorum, çok mu yalnızlığımı gösteriyorum gibi gibi farklı noktalardan bakarak aslında ben nasıl davranıyorum da bu insanlar bu
hale geliyor sorusunu sormak faydalı olacaktır.
Ha bazen de evet suç.
Bir çoğunlukla biz de hadi suç diyelim ama bazen de bazı ilişkilerde de sınır koymayı öğrenebilmemiz, hayır ben bu ilişkiyi bu şekilde yaşamak istemiyorum diyerek kendi
arkamızda durabilmemiz için o ilişkiler bize gelir.
Farkında olalım ve...
Kendi ihtiyaçlarımızı yaşamak istediğimiz hayat, yaşamak istediğimiz ilişkide netleşerek yola devam edelim.
Bakın görün size gelenler veya seçtiğiniz kişiler veya dönüştürdüğünüz kişiler nasıl farklı ulaşacak.
Siz neler yaşıyorsunuz?
Duymak isterim, okumak isterim.
Bana PSK Begüm Özer'den hesabından ulaşabilirsiniz.
Podcastlerin devamında bana destek olursanız da Spotify'dan, Fizi'den, Apple'dan takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın lütfen.
Güzel tesadüfler sizi takip etsin.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
