
Bu bölümde, ilişkilerde yapıcı iletişimin ve olumlu yaklaşımın önemi üzerine konuşuyoruz. Tartışmaları büyütmeden, empatiyle ve anlayışla nasıl çözüm bulunabileceğini, yapıcı olmanın ilişkileri nasıl güçlendirdiğini keşfediyoruz.
Transkript
Merhabalar, Tesadüfen Oldu podcastine.
Hoş geldiniz. Ben Begüm.
Bugün ilişkilerde yapıcı olma konusunu konuşacağız.
Şimdi bir önceki podcastte sınır koymak üzerine konuşmuştuk ve sınır koymanın aslında direkt karşımızdakini itmek o hayır noktasından yaklaşmak değil de aslında kendi hayatımızı
düzene soktuğumuzu belli etmek gibi.
Kaba özetiyle hakikaten kendi hayatımızı düzene soktuğumuzu belirtmek olarak yaklaştım.
Çünkü sınır koymakta yani sınıra hepimizin ihtiyacı var.
Ve bu sınırları çok da çabuk öğrenemiyoruz bizim kültürümüzde.
Ama gelin görün ki eninde sonunda hayat bunu bize yayılmış hakikaten sert bir şekilde öğretiyor.
Şimdi burada yapıcı olmakta yaklaşacağım.
Birazcık bir sonraki bölümün devamı gibi oluyor.
O sınırı koyarken nasıl yapıcı yaklaşabilirizi aktarabilmek.
Çünkü dediğim gibi sınır koymak dendiğinde sınır bizim için çok böyle net ve sanki kaba bir şeymiş gibi geliyor kültürel noktalardan yaklaştığımızda.
Ama aslında yapıcı şekilde yaklaştığımızda ya ben şu anki planımda bugün bunu bunu bunu yapmak var.
Karşı tarafın talebini...
Senin de istediğin sana da uyuyacak şu şu günlerde yapabilir miyiz?
Yani ne karşı tarafı çok itmek ne de kendimizden çok vermek.
Bu aslında ilişkilerin de en büyük sırrı bence.
Ne karşıyı yerle bir edeceğiz ne de kendimizi.
Şimdi bizim de süre gelen bir hayatımız var.
Ve nasıl bizim hayatımız bir şekilde akıyorsa karşımızdakinin de hayatı bir şekilde akıyor.
Ve burada hep bana hep bana dersek de zarar.
Hep sana hep sana dersek de zarar.
O yüzden bunu sağlıklı bir dengeye oturtmamız lazım.
Ve bunun için de yapıcı yaklaşmamız lazım arkadaşlar.
Ne sınır koyarken ne de ilişki içinde fedakar olurken kırıcı olmamak veya rencide edici olmamak lazım.
Nasıl yaklaşmalıyız?
Şimdi ben bunu eğitimlerimde çok fazla söylüyorum.
Sen dili ben dili. Bu aşırı önemli bir şey ve benim hayatımda da çok önemli noktalara dokunmuştu.
Nasıl iletişim kuruyorsak aslında psikolojimizi de o şekilde yönetiyoruz.
Şimdi sen dili ben dili dediğimiz şey öğrencilerime veya danışanlara da sordum.
Sen ne düşünüyorsun sen dili ben dili dendiğinde?
Ben dili bencil taraftan yaklaşmak değil mi hocam falan gibi şey yapıyorlar.
Hayır arkadaşlar bencil taraftan yaklaşmak değil.
Ben dili bu durum bana ne hissettirdi veya ben bu durum hakkında ne düşündümü söylediğimiz taraf.
Sen dediyse daha çok çıkarım yaptığımız Veya bütün suçu karşı tarafa attığımız hani o tatlış kurban bilinci senin yüzünden böyle oldu.
Sen şöyle şöyle dediğin için ben kırıldım gibi suçlayıcı bir yaklaşım oluyor.
Ve ilişkilerde bu ister romantik ilişki olsun ister aile ilişkisi ister sosyal ilişkilerimiz.
Karşı tarafı suçladığımız zaman ister istemez karşı tarafta gardını alacak ve o ilişkiyi çıkılamaz bir noktaya sürükleme gibi bir durumumuz oluyor.
Kendinizden düşünün birisi gelip size senin yüzünden böyle oldu dediğinde ne yaparsınız?
Ya benim amacım o değildi ama böyle olsun istemezdim gibi bir taraftan yaklaşarak yapıcı olmaktan ziyade kendimizi temize çıkarmaya çalışırız değil mi?
E ne oldu geçmiş olsun o sırada o ilişkiye bakmıyoruz biz.
O sırada kendimizi aklamaya bakıyoruz.
Ama birisi gelse... Bize durumu özetlese bu sen dili ben dilinde çok önem verdiğimiz bir konu.
Ya şöyle şöyle bir olay oldu.
Senle benim aramda.
Üçüncü kişi gibi özetleyeyim.
Böyle böyle bir olay oldu.
Ve bu bana iyi hissettirmedi.
Şahane bir yaklaşım. Bu arada bunu son zamanlarda çok duyuyorum insanlardan.
Değişik bir dil oturmaya başladı.
Ya bu önerin bana pek iyi hissettirmedi.
Veya ya bu önerin çok benlik gelmedi gibi söylediğimiz an.
Hayır yani ne saçmalıyorsun demektense ya bu öneri bana iyi gelmedi diyerek karşı tarafı da sakinleştiriyoruz.
Kendimizi de sakinleştirmiş oluyoruz.
Şimdi işte birisinin önerisi örneğinden başladım oradan gidelim.
Dediğim gibi birisi işte öneriyor bugün kırmızı giysene.
Ya kırmızı giymek bana çok iyi hissettirmedi.
Veya ne saçmalıyorsun ya kırmızı bana yakışıyor mu demek var.
Şimdi bana iyi hissettirmedi dediğimiz zaman ne oluyor?
İster istemez biz hani kendi duygumuzdan bahsetmiş oluyoruz.
Ama diğer tarafta hani karşı tarafın önerisini suçlayıcı şekilde yaklaştığımızda ise ne oluyor?
İlişki bozuluyor direkt.
Çünkü ne saçmalıyorsun dendiği zaman ya ben aslında saçmalamıyorum diye öneri yapmıştım.
Ne bir daha öneri yapabiliyor, ne o konuşma içerisinde öneriye yaklaşabiliyor, ne de ondan sonraki süreçlerde bir adım oluyor bize karşı.
Tamamen kendini aklamaya gidiyor.
O yüzden yapıcı olalım derken bundan bahsediyorum.
Hem olayları kendi tarafımızdan bize hissettirdiği duyguyu bize oluşturduğu düşünceyi söylediğimiz zaman karşı tarafta diyor ki aa okey ya bir dakika bu ona iyi gelmedi.
Nasıl daha yapıcı veya ona uyan bir tavsiyede bulunabilirim?
O zaman çok okey. Çünkü ilişki de daha yapıcı bir şekilde ilerlemeye başlıyor.
Diğer taraftan suçladığımızda ilişkide çıkmaz bir noktaya gelmeye başlıyor veya karşı taraf karşı hata geçiyor ve ne saçmalıyorsun?
E senin saçmalamalarının yanında benimki neydi gibi bir noktadan da yaklaşınca iyice işin içinden çıkılmaz noktaya geliyor.
Şimdi tabii ki belki de büyük kavgalar veya yıllar boyunca birikmiş noktalarda da bunu daha zor uygulayabiliriz ama bu işte sınır çizmekle de çok alakalı.
Burada bu nokta beni iyi hissettirmedi.
Konu kapanmıştır.
Uzun süren kavgalarda, genellikle ne oluyor?
Suçlamalardan dolayı uzun sürüyor kavgalar.
Ya bir dakika şu an kavga etmek, bak kimseyi suçlamıyor orada, ne onu ne kendini.
Şu an kavga etmek beni çok yoruyor.
Ya istersen ikimiz de bir dinlenelim, bir mantığa oturtmaya çalışalım.
Hiç oturmuyor Samantha.
Hayır arkadaşım ben hani senin şu şu şu dediğini kabul edemiyorum.
Ben olaylara şu şu noktadan bakıyorum.
Rica ediyorum hani sen de benim baktığım noktayı anlamaya çalış en azından.
Hani benim baktığım noktadan bak değil ama benim baktığım noktayı anlamaya çalış.
Burada da bir ipucu vermek isterim.
Baktığımız noktayı da karşı tarafa açıklamamız lazım.
Şimdi mesela ben oturuyorum.
Karşımda duvar var.
Ben duvarı görüyorum. Ama benim karşımdaki oturan kişi de benim arkamda pencere olsun, pencereden dışarıyı görebiliyor.
Şimdi ona hayır burası duvar dediğinizde o da diyecek ki hayır burası pencere.
Bak benim oturduğum yer senin karşın olduğu için ben bu oturduğum noktadan duvarı görüyorum.
Benim oturduğum noktadan bakabilir misin gibi bir noktadan yaklaşırsak hem karşı tarafa da birazcık düşünmeye de itiyoruz hem de kendi görüşlerimizi de daha rahat ifade edebiliyoruz.
Yapıcı yaklaşım.
Şimdi ilişkilerde biz varız, karşımızdaki var ve aslında üçüncü olgu veya üçüncü kişi olarak diye baktığımızda ilişkinin kendisi var.
Her ilişkiye yaklaşırken bu üç kişiye de bakmamız lazım.
Ben, sen ve ilişkimiz.
Bunu ebeveynlerle ilgili zamanlarda da çok konuşacağız.
Çünkü çocuk olduğunda veya ilişki yaşanmaya başladığında nasıl bu üçlü paradoksa bakabiliriz diye.
Ama bugün baktığımızda, bugün daha ilişkilere yeni giriş yaptığımız bölümden baktığımızda her ilişkiye yaklaşım kısmımız bu şekilde olmalı.
Kendime özen gösteriyorum.
Kendi hayatımı düzene sokuyorum, sınırlarını koyuyorum.
Seni olduğun yerden...
olduğum bakış açını anlamaya çalışıyorum ve bir de ikimizin de emek verdiği, ikimizin de kendinden bir şeyler koyduğu ilişkimiz açısından bakmaya çalışıyorum.
Yaşadığımız çatışma da olsa veya hani günlük rutinimiz de olsa bir o üçüncü taraftan da bakmamız lazım.
Çünkü bugün birisiyle telefonda konuşmak bile aslında o ilişkiyle ilgili bir emek harcadığımızı gösteriyor.
O yüzden ilişkinin kendisinin de Olduğu kısımdan bakmak çok önemli.
Bu bizim sistemik dizimde de çok önem verdiğimiz bir şey.
Sistemik terapilerde de.
Sen var, ben var. Bir de bir aramızdaki ilişkinin olgusu var.
Bu ilişki ne noktada?
Ben kendime iyi bakıyorum, sana iyi bakıyorum ama ilişkimizle ilgili ne yapıyorum?
İlişkimizle ilgili bir şey yapmak, senin istediklerini yapmak değil.
İlişkiye de alan açmak.
O ilişkide senin de karşı tarafında kendini rahat ifade edebilmesine yardımcı olmak gibi düşünebiliriz.
O yüzden ilişkilere yapıcı yaklaşmak dediğimizde...
Kendimiz karşımızdaki ve ilişkinin kendisini nasıl besleyebilirim noktası.
Burada size şey yapalım hani klasik şeylerden tariflerden çıkan bir şey.
Muhakkak sevgilinize her gün çiçek alınmıyor.
Her gün çiçek alınmaz arkadaşlar.
Muhakkak karşınızdakini dinleyin.
Bazı günler dinleyemeyebiliriz.
Kendimizi bu alanı sağlamak, bu alana izin vermek aslında önemli olan.
Ya bugün kafam çok dolu, anlatacağın şey çok önemli değilse birazdan konuşsak, ben bir sakinleşeyim geleyim, bir kafamı dağıtayım geleyim, daha açık kafayla konuşayım seninle gibi bir noktadan yaklaştığımız
zaman çok daha yapıcı yaklaşıyoruz ilişkilerimize.
Tabii ki ilişkide yapıcı yaklaşmak tek taraflı olmuyor.
Kendi gözümden anlatıyorum ama bir ilişkide dediğim gibi sosyal, ailevi veya romantik ilişkilerimiz olsun.
Biz yapıcı yaklaşmaya çalıştıkça karşı taraf inadına inadına yıkıcı yaklaşmaya çalışıyorsa orada bir sorun vardır.
Hani psikoloğa gitmesi önerilir karşı tarafa.
Ya da hani bak ben burada burada şunları düzenli yapmaya ve yapıcı olmaya çalışıyorum.
Sen bu ilişki hakkında ne düşünüyorsun?
Hani sürsün mü istiyorsun yoksa bitirelim mi istiyorsun?
Ki ben de ona göre yaklaşayım.
Ya senin oturduğun noktadan bakabileyim ilişkimizin nasıl gittiğini.
Ya devam edelim ya bitirelim.
Çünkü hele belli bir yaştan sonra bir ilişkiyi, yürümeyen bir ilişkiyi...
Tire kaktırı yürütmeye çalışmak bizden götürür.
Karşı taraf da yani yürütmek istemiyorsa zaten ondan da götürüyordur.
Yok yere kimsenin zamanında harcamaya gerek olmaz.
Ama karşı taraf niyetliyse bu ilişkiyi sürdürmeye o zaman oturup yapıcı bir şekilde ya senin bariyerlerin neler?
Hani burada şurada şurada sen birazcık ilişkiye ket koyduğunu görüyorum.
ilerlemek istiyorsan nasıl ilerleyelim sence gibi bir noktadan yaklaşmak daha rahatlatıcı oluyor.
Daha hafifletiyor ilişkileri.
O yüzden hani ilişkide karşı tarafı suçlamadan, kendimizi de suçlamadan ben diliyle ya bu durum bana şu şu şu şekilde hissettirdi.
Sen ne düşünüyorsun?
Bak içinde durumu özetlemek var yargısızca.
Kendi hislerimizi, düşüncelerimizi ortaya koymak var.
Ve karşı tarafa söz vermek var.
Yani şahane bir kombo baktığımızda.
Tabii ki büyük çatışma anlarından bahsetmiyorum.
Bazen hani ona da ihtiyaç duyuyoruz ama ilişkileri genel olarak yönlendirmede hem kendimizi tanımak yine ve yeniden tekrarlıyorum.
O ilişkide neye ihtiyacımız olduğunu bilmek ve karşı tarafın kendi ihtiyaçlarını söyleyebilmesi, sunabilmesi için de alan açmak en yapıcı yaklaşım oluyor arkadaşlar.
Konuyla ilgili sorularınız varsa veya paylaşmak istedikleriniz PSK Begüm Özer'den Instagram hesabından bana ulaşabilirsiniz.
Ve Spotify, Fizi ve diğer platformlarda da Tesadüfen Oldu podcast'ını takip edip bildiğimlerinizi açarsanız beni çok mutlu edersiniz.
Bugünlük bu kadar.
En başta kendinize yapıcı olduğunuz bir hayat dilerim.
Güzel tesadüfler sizi hep bulsun.
Kendinize çok iyi bakın. Bye bye.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
