
Bu bölümde, ilişkilerde sağlıklı sınırlar oluşturmanın ve bu sınırları korumanın önemini konuşuyoruz.
Transkript
Merhabalar, Tesadüfen Oldu podcastine hoş geldiniz.
Ben Begüm. Bu bölümde sizlerle ilişkiler ve sınırları konuşacağız.
Şimdi ilişkiler ve sınırlar deyince özellikle son zamanlardaki aşırı kişisel gelişim konuları da ortaya çıktıktan sonra sınır koymak demek hayır demekle
eşit olmaya başladı.
Yani evet bir noktada öyle tabii ki ama hani...
Sınırı niye koyuyorum, neden koyuyorum, hayır diyemeyen bir insandım da, şimdi artık hayır demeliyim noktasında yüzeysel yaklaşıyorsak eğer, şöyle bir senaryo
çıkıyor karşımıza. İşte ne yapayım, bugün yemek değil mi?
Hayır! Bir de o I ve R bastırılır ya, hayır!
İstemiyorum. Böyle bir agresif bir şekilde reddetmeyle birleştirilmeye başladı sınır koymak.
Ama arkadaşlar aslında konu bambaşka.
Sınır koymak dediğimiz şey aslında kendimize alan açmak ve kendi istediklerimiz ve istemediklerimizle bir bağ kurabilmek.
Şimdi bir şeye hayır demek.
Niye hayır deriz?
Ha bugüne kadar hep evet dedin artık hayır de gibi bir noktadan yaklaşmayacağız tabii ki.
Hayır demek ya şu an benim aklımda kendimle ilgili veya şu zamanımı Şu şu şekilde geçirmekle ilgili bir plan vardı.
Bana spontane gelen planı çok isterdim ama şu anda uyum sağlayamam.
İstersen çözüm odaklı yaklaşarak, istersen şu şu gün seninle şurada yemeğe gelebilirim gibi yaklaştığımızda hem ilişkilerimizi kuvvetlendiriyoruz karşı tarafla hem
de kendimizle olan ilişkimizi.
Şöyle bir senaryodan ilerleyelim.
Hatta senaryo da değil aslında gerçekten yaşanmış bir şey.
En yakın iki arkadaşım var Kamer'le Nazlı biliyorsunuzdur.
Yıllar önce şey yaptık kendi aramızda konuştuğumuzda ya benim kendime zaman ayırabilmeme saygı göstermeni istiyorum tarzı bir sessiz, sessiz
de değil aslında sesli bir anlaşma yaptık.
Bu galiba Kamer'in ya ilk çocuğuna hamileyken ya da doğduktan sonra oldu.
Çünkü biz Gözde görülür bir şekilde onun hayatındaki yoğunluğu ve kendine asla vakit ayıramadığını gözlemlemiştik.
Ve ister istemez mesela işte kamera yürüyen başta ne yapıyorsun sana geleyim mi?
Ya gelme Begüm ya biraz bir kendimle kalayım.
Aa tamam abi kusura bakma hani ben de boştum aradım.
Hani müsait olduğunda görüşürüz seni de özledim.
Bu gelmeyi diyebilmek bizim hayatımızda çok büyük bir adımdı ama bugün işte bunu konuştuğumuzdan 10 yıl sonra bunlar yaşandıktan 10 yıl sonra geldiğimiz noktada o
kadar aslında bize özgürlük katan ve kendi küçük dünyamızda o 3 kişilik dünyamızda başlayıp aslında bütün hayata yayabileceğimiz bir konsept oldu ki bugün
bence diğerlerine de hayır diyebilmeyi veya sınır koyabilmeyi veya sınır koyarken karşındakinin illa sana küsmemesi gerektiğini kendi küçük 3 kişilik Komünitimizde bulduk
diyebilirim. Çok kıymetli bir şeydi.
İlk başlarda hele ben ki hani ilişkilerde yapışık ilişki yaşamayı da çok sevdiğimi düşündüğüm zamanlarda o zamanlar.
Hayır demek de ya bir dakika karşımdakinin de kendisine zaman ayırmaya ihtiyacı var konseptini aslında Kamer ve Nazlı ile öğrendim.
Ve iyi ki de öğrendim.
İyi ki de birbirimize öğretebildik.
Çünkü bugün mesela başka biri istedi.
Mesela Yiğit eşim. hani bir şey istediğinde veya bir şey yapmak istediğinde ve benim başka bir planım varsa bunu onu kırmadan planları alt üst etmeden veya hayır
noktasından yaklaşmadan ya şu an ben işte atıyorum televizyon izlemek istiyorum veya dizim var dizimi izlemek istiyorum sonra yapsak olur mu konseptine daha yaklaşmış hissediyorum
kendimi o yüzden Bu sınır koyma noktasına, şimdi biraz daha açacağım, örnekle başlayayım istedim.
Kendi çevremizden de başlayabiliriz.
Kendi çevremizde aslında en zor sınır koyduğumuz noktadır.
Şimdi bir iş toplantısı geldiğinde, hayır bugün işte 2 ile 3 arası dolu, isterseniz 4 ile 5'i alalım veya işte haftaya perşembe günü 3 ile 4, salı günü 5 ile 6 arası
müsait diyebiliyoruz çok rahat bir şekilde.
Babamız bizden bir şey istediğinde, eşimiz, en yakın arkadaşımız bizden bir şey istediğinde o yine kültürel gelen kendini feda etme haliyle dünyamızı durdurup
onların ihtiyaçlarına veya isteklerine yönelebiliyoruz.
E ne oluyor öyle olduğunda?
İster istemez kendi hayatımızı geri plana atmış oluyoruz ve çok fazla fedakarlık yapmış oluyoruz.
E sonra beklenti artıyor.
Şimdi karşı taraf... Atıyorum işte yemeğe gidelim mi demiş.
O sırada siz aç değilsiniz ama o istiyor diye yemeğe gitmişsiniz.
E ne oluyor sonra? Bir, iki, üç.
Ben senin için şunu şunu yaptım.
Ben sen istedin diye şunu şunu yaptım.
Ama sen benim isteklerime cevap vermiyorsun.
Şimdi arkadaşlar bir o seni zorlamamış.
Teklifte bulunmuş.
Sen de müsaitmişsin.
Okey gelirim ya senin istediğin programı yaparız demişsin.
Kendi programını söylememişsin.
Kendi hayatından bir şey söylememişsin.
Şu an müsait değilim dememişsin.
E ne oluyor böyle olunca karşı tarafta e tamam okey dedim programı yapalım oluyor.
Sonrasında bir de üstüne kendimiz bir teklifle gitmiyorsak hani biz aa tamam işte şunu şunu yaparız ama o zaman dönüşte de işte yemeğe gittik dönüşte de ben dondurma yemek istiyorum dondurma yemeğe gidelim gibi herhangi
bir teklifte de bulunmuyorsak e iyice ne oluyor?
Bu arada karşı tarafta bir şey olmuyor.
Karşı taraf teklifini sundu.
Siz kabul ettiniz. Ama sizin içinizde yani bu kabul eden taraf bizlerin içinde ne oluyor?
Bak gördün mü ben şimdi işte evde oturmak istiyordum.
Bugün de çok yorgundum ama yemeğe gittim onunla.
Eee işte bu yaptığım fedakarlıkların bir karşılığı olmalı.
Karşılığın olmasını istiyorsanız karşılığını isteyeceksiniz arkadaşlar.
Veya işte hani bak ben senin için bunu bunu yapıyorum.
Diyelim hayır demediniz o gün.
Ya çok yorgunum ama senin için yemeğe geliyorum bugün ama işte sonrasında da atıyorum evde birazcık bir sakin vakit geçirmek istiyorum olur mu gibi bir noktadan yaklaşılabilir.
Bu hem sınır koymak dediğim gibi sınır koymak sadece hayır demek değil.
Kendi ihtiyaçlarımıza da alan açıp daha sonraki ihtiyaçlarımızı da karşı tarafa belirtebilmek.
Yine bir örnekle yaklaşayım.
İlk çıkmaya başladığımız dönemler, ilk 2-3 ay içerisindeyiz.
Bir gün işte benim evimde bahçede oturuyoruz.
Pazar günü. Bilmiyordum o zamanlar pazar günlerini uyuyarak geçirdiğini.
Fedakarlık yapıp gelmiş canım kocam.
Neyse. Geldi işte oturuyoruz, sohbet ediyoruz.
O da yoğun çalıştığı için pazarları yorgun oluyor.
Bana dedi ki, ya dedi biraz dedi içeride uzansam sana çok ayıp olur mu?
Şimdi düşünüyorum, yo ayıp olmaz.
Ama hani şey düşünüyorum, beni de yanında istiyor mu acaba?
İlişkinin de başları hani uzanmak dediği benimle mi sarılmak mı istiyor yoksa kendi başına mı kalmak istiyor?
Ondan sonra dedim ki bir gün falcılık yapmaya gerek yok burada.
Senin neye ihtiyacın var?
Ben de pazar günü kendi başıma işte bahçede oturmak, uzanmak istiyorum.
Yiğit'e dedim ki ya olur tabii geç içeri uzan ama ben burada kalsam olur mu?
Bahçede kalsam olur mu?
Olur olur dedi. Onu da canına minnetmiş sonradan öğrendim.
Olur olur tabii ki dedi.
İyi okey. O gitti içeride uyudu.
Ben kitap okudum bahçede.
O sırada ben de uyuyakalmışım falan.
Böyle bir iki saat sonra falan ikimiz de ayrı ayrı uyandık.
Bir Yiğit'in gözünden kalpler çıkıyor.
Dedim hayırdır ne oldu? Çok teşekkür ederim bana kişisel alan tanıdığın için.
Asıl dedim ben teşekkür ederim bana kişisel alan tanıdığın için diye.
Ve böylece aslında ilişkide kişisel alan tanımanın, sınır koymanın ne kadar önemli olduğunu biz çok baştan anlamıştık.
Önceki ilişkilerimde bunu ne kadar uyguladım ne kadar uygulayamadım ama V ile olan ilişkimizde bunu çok saygı çerçevesinde başlattık ve yapabildik.
Ve ondan sonra bunun da güveniyle birbirimize ihtiyacımız olan şeyleri söylüyoruz.
Bugün benim kendi başıma kalmam lazım ki keza her gün öyle mıç mıç mıç olan bir çift değilse ve geldiğimizde o bilgisayarın başına geçer ben televizyonun başına.
Soğuk bir ilişkimi yaşıyoruz.
Asla birbirimize ihtiyacımız olduğunda konuşuyoruz.
Ya hayatım hani biraz bir konuşabilir miyiz?
Bugün konuşmaya ihtiyacım var.
Ama onun dışında zoraki hani ilişki kalıpları var ya illa beraber vakit geçirilmesi lazım.
Aynı evin içindeyiz ama kendi alanlarımıza ihtiyacımız var.
O me time'a ihtiyacımız varsa bunu birbirimize karşı tarafın bozulmayacağını bilerek aktarabiliyoruz.
Sınır koymak bu arkadaşlar.
Karşı tarafı kırmak, üzmek veya planlarını ortadan kaldırmak değil.
Benim şu an buna buna ihtiyacım var.
Benim bu ihtiyacımı gidermeme, kendimle kalmama veya başka planladığım programı yapmaya izin verir misin, sende saygı gösterir misin diyebilmek, sınır koyabilmek
aslında. Ama tabii bu sınırı koyabilmemiz için en önemli nokta bizim Öncelikli ihtiyacımızı kendi önceden yapmak istediğimiz o programı biliyor olmamız lazım.
Hazır bir şekilde karşı tarafın programlarını bekler durumda kalırsak bizim de sınırımız olmaz.
Sınırı bırakın hayatımız olmaz.
O yüzden kendi hayatımızın önceliklerini bilmemiz lazım ki ilişkilerde de hayatımızda da sınır koyabilelim.
Şimdi ebeveynler konusunda konuşurken bunu bolca konuşacağız.
En zoru aslında sınır koyabilmenin ebeveynlerimize sınır koyabilmemiz.
Şimdi baktığımızda da bir az buçukta haklılar.
Hani doğduğumuz andan itibaren yani hani yetişsiz, yürüyemiyorsun, konuşamıyorsun bir şeyi yıllarca büyütüyorlar, terbiye veriyorlar, ediyorlar ve istiyorlar ki biz yetişkin olduktan sonra da
onların dedikleri olsun, istedikleri olsun.
Haklılar çünkü öyle geldi ve gidiyor.
Bizler kendi hayatımızı aslında ebeveynlerin dediğini yapmak olarak sürdürmüşüz yıllarca.
İşte orada yetişkinliğe geçme süresi içerisinde ben ne istiyorum?
Nasıl bir hayat istiyorum?
Aileme şu gün şu gün muhakkak gelmen lazım.
Ama benim o sırada işim var.
Aa tamam küstüm o zaman.
Bunu aileler maalesef çok yapabiliyor.
O yüzden bu da aslında...
Sınır koymanın en zor olduğu nokta ailelerimiz oluyor.
O yüzden benim önerim size en başta da söylediğim gibi yakın çevrenizden sizi tanıyan, bilen, seven hani hoşgörülü olabilecek noktalardan kendinizi anlatarak sınır
koymaya başlamanız. Sonra yakın ilişkiler, sevgililik ilişkileri.
Burada sınır koymak dediğimde dediğim gibi yani Kendi hayatımızı aslında bir düzene sokmak ve bu düzene karşı tarafın uyum sağlayabilmesi için kendi programımızı
anlatmamız aslında baktığımızda.
Şimdi şunu yapacağım, sonra bunu yapacağım.
Ama seninle vakitte geçirmek istiyorum veya programına dahil olmak istiyorum.
Nasıl bir ortak noktada buluşabiliriz?
Noktasından yaklaşırsak ne kırıp dökmüş oluruz?
Ne kendimizi zor durumda veya fark etmeden borçlu hisseder durumda bırakırız.
Böyle böyle alıştırma yaparak daha sonrasında ebeveynlere de sınır koyma kısmına geçebiliriz.
En azından bir nöronlarımızı ya ben kendi hayatımı yaşıyorum konseptine de alıştıralım öncelikle.
Çünkü konu ailelere geldiği zaman büyük bir mücadele var orada.
Hani big challenge dediğimiz nokta.
Ailelerle, ailelerimizle yaşadığımız noktalar oluyor.
Çünkü çok şuursuzca kurulmuş bağlar var orada.
Ve onları yetişkinliğimizde bizim görevimiz bu bunları düzene sokmak.
Sokamazsak da sıkıntı yaşıyoruz.
Bizim görevimiz diyorum çünkü ebeveynlerimiz ebeveynlik görevlerini yapıyorlar zaten.
Ellerinden gelenin en iyisiyle.
Ama hayatımızı nasıl yaşamak istediğimiz ve farklı bir...
Düzene sokmak isteyenler biz olduğumuz için hem hayatımızı nasıl yaşamak konusunda net olmalıyız hem de bunu karşı tarafa gösterirken, sınırını koyarken kırmadan, dökmeden yapan
tarafta biz olmalıyız.
O yüzden bir sonraki bölümde biraz daha yapıcı eleştiride veya yapıcı olarak hayatımızı düzene sokmak konusunda bahsedeceğim.
Kendi hayatımızı yaşamak demek diğerlerin hayatlarını yıkmak demek değil.
Keyifle, güzellikle, sağlam ve sağlıklı ilişkiler kurarak da kendi hayatımızı yaşayabiliriz.
Ama bu ilişkilerle ilgili konuşurken her zaman sizi bıktırana kadar söyleyeceğim gibi en sağlıklı ilişki önce kendimizle kurduğumuz ilişkimiz olmalı ki diğerlerine
de bu sağlıklı ilişki patternlerimizi aktarabilelim.
Bugünlük benden bu kadar.
Sınırlar hakkında merak ettikleriniz varsa, eklemek istediğiniz, paylaşmak istediğiniz hikayeleriniz varsa bana Instagram, PSK, Begum Özel'den hesabından ulaşıp yazabilirsiniz.
Mesajlarınızı, yorumlarınızı hepsini görüyorum ve ilgileniyorum.
Onun dışında lütfen Spotify'dan, Fizzi'den, olduğum platformlardan podcastimi takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Keyifli günler dilerim.
Güzel tesadüfler bulsun hep sizi.
Kendinize çok iyi bakın. Bye bye.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
