
Bu bölümde, bir ilişkide kendin olmanın ne anlama geldiğini, bunun neden bu kadar zor olabildiğini ve sağlıklı bir birlikteliğin nasıl inşa edilebileceğini konuşuyoruz.
Transkript
Merhabalar, Tesadüfen Oldu podcastine.
Hoş geldiniz. Ben Begüm.
Bugünkü konumuz ilişkinin içinde kendimiz olabilmek.
Instagram'dan takip edenler bilir.
Bolca bu konu hakkında konuşuyorum.
Kendin ol, kendin ol, kendin ol, kendini sev.
Ama işte bu kendin olmak için kendimizi tanımamız lazım en başta.
Hep de söylüyorum ki keyfimiz ve kahyasını aslında biraz sormak lazım.
Ne yapıyoruz, ne ediyoruz diye.
Neyse şaka bir yana...
Uzun zamandır gözlemlediğim bir şeyi paylaşmak istiyorum sizlerle bugün.
İlişkilerde gerçekten kendimiz olduğumuz zaman ve aslında kendimizin en iyi versiyonu olmaya çalıştığımız zaman ilişkiden de maksimum verim alıyoruz.
Bu yine hem romantik hem sosyal hem ailevi ilişkiler için de geçerli.
Sağlıklı sınır koyma konusunda da bahsetmiştim hatırlarsanız.
Kendimizi geliştirebilmek.
Sınırımızı koyabilmek için de kendimizi tanımak ve gittiğimiz yeri bilmemiz lazım aslında.
Burada da bu konuda da aynısı geçerli.
Şimdi örneklerden ilerleyeyim.
Bahsediyorum hep eşimle ilk tanıştığım zamanlarda sıkıntılı bir dönemimdi ve kendime odaklanmıştım.
Ve gerçekten hani böyle bir bencilce kendine odaklanma noktasındaydım.
Hani ne istiyorum? Sıkıldığım yerden hemen kalkıyorum, gidiyorum falan.
Bu tabii bencilliği birazcık daha törpüleyerek aslında ilişkimiz için aşırı pozitif bir etki sağladı.
Çünkü ister istemez kendimizi yetişkin bilincine çekmiş olduk.
Sen ne yapmak istiyorsun, ben ne yapmak istiyorum?
Orta yolu bulabilirsek ilişkimiz devam eder, orta yolu bulamıyorsak herkes kendi yoluna gider.
kimse bir başkası için kendisini feda etmesin lütfen noktasındaydı.
Tabii bu bir tek benim bu kafada olmam ne olmadı?
Yiğit de aynı kafadaydı.
O da zor bir süreç sonrasında kendine odaklanmış olduğu için.
Ama bu ister istemez kendimiz olma hali ilk başta inatla başlasa da eninde sonunda yine ister istemez kendimizi geliştirme noktasına ilerlemeye başladı.
Çünkü Birisi sana soruyor ne yapmak istiyorsun?
Ay canım sen ne yapmak istersen dediğimiz zaman istesem karakterimizden de bir şeyler kaybediyoruz.
İstemediğimiz şeyleri yapmak zorunda kalıyoruz.
Karşı tarafa fazla uyum sağladığımız için ona karşı dolmaya başlıyoruz.
Ve böylece ilişkiyi aslında yürünemez bir noktaya getiriyoruz.
Ama diğer tarafta sen ne yapmak istiyorsun?
Ya ben bugün yürüyüş yapmak istiyorum.
Öteki de diyor ki ben bugün yürümek istemiyorum.
İyi tamam ya ben bir saat yürüyüşümü yapayım sonra buluşalım okey misin?
Şahane değil mi? Hani hem kendi istediğimizi yapıyoruz hem iletişimimizi sağlıklı kuruyoruz hem de ilişkimizi geliştirebiliyoruz.
O sırada ne oluyor? İşte yürüyüş yaptığımız için orada karşılaştığımız veya aklımıza gelen şeyler oluyor.
Buluşmada onları paylaşıyoruz.
Bir aktiflik geliyor aslında ilişkinin içine de.
Böyle böyle de hem kendimizi geliştiriyoruz hem de ilişkimizi geliştiriyoruz.
Arkadaş ilişkileri için de geçerli.
Yani şöyle düşünün, lise zamanları vardı hani popüler kızlar, popüler erkekler ve onlarla takılmak isteyenler falan gibi.
O zaman ne yapıyorsun? Hani popüler grubun içinde olmak için ister istemez kendi düşüncelerinden veya hayat görüşünden yer yer vazgeçiyorsun.
E böyle olmasını istemeyiz ileriki yaşlarımızda, yetişkin yaşlarımızda.
O yüzden öncelikle kendimizi keşfetmek çok önemli.
Ben ne yapmak istiyorum?
Bu hayatta neler istiyorum?
Nasıl ilerleyebilirim?
Hedeflerim neler? Bu hedeflerime nasıl gitmek istiyorum?
Gibi gibi. Bunlarla başınızı şişirmeyeceğim bu bölümde çünkü bunların üzerine zaten bolca konuştum ve konuşmaya devam edeceğim.
Bu bölümün ana konusu ilişki içerisinde kendimiz olabilmek.
Kendi isteklerimizi net karşı tarafı kırmayacağımızı bilerek düzenli, düzgün bir şekilde ifade edip söyleyebilmek.
Yine örneklerden yola çıkayım, gözlemlediğim bu danışanlarımdan da var, arkadaş çevremden de var.
Bir şekilde çiftine, partnerine uyum sağlayabilmek için çok önemli hayati kararlar veren insanları görüyorum.
Evinin yeri olur, ne bileyim okulun seçmesi olur daha küçük yaşlarda, işini değiştirmek veya işini seçmek olur.
Burada şu parametreye bakmak lazım.
Şey de demiyorum illaki aman inadına partnerinizin dediğini yapmayın ona ters olanı yapın gibi bir noktadan yaklaşmıyorum.
Ama burada bakmamız gereken parametre mesela ben eşim için bir şeye karar veriyorum.
Okey ama bu bana artısı ne eksisi ne?
Bunları bir teraziye koymak lazım.
Artıları ve eksileri doğru değerlendirmemiz lazım ki karşı tarafa karşı gizli gizli dolmayalım arkadaşlar.
Öbür türlü Dediğim gibi yani her türlü ilişki de olur bu.
Başlanan nokta şu oluyor. Senin yüzünden ben şunu şunu yaptım.
Yapmasaydın alacağınız en mükemmel cevap ve genellikle %90 alacağınız cevap da bu.
Yapmasaydın. Ay ben erkenken anneme diyordum ona.
Doğurmasaydın. Ben mi dedim doğur diye.
Neyse bu konumuzun çok dışında ergenlik bambaşka bir konu.
Belki çok ilerleyen bölümlerde oralara da geliriz.
Ama dönüp dolaşıp ilişkilere geldiğimizde ise yaptığımız hiçbir şey şöyle söyleyeyim size bizim tahmin ettiğimiz kadar takdir görmeyecektir.
Zaten bir şeyi takdir görsün diye yapıyorsak yine beklentiyle yapıyoruzdur.
Yine istediğimiz sonuca ulaşamayız.
O yüzden arkadaşlar dengeli, sabit bir şekilde kendi isteklerimizi efendi gibi anlatıp karşı tarafla uyup uymadığına bakmamız lazım açık iletişimle.
Bir tane bir tanıdığımız var yurt dışında yaşıyor.
Kendi işini yapıyor.
Bazen başka şirketlerde çalışıyor falan.
Yani dışarıdan şahane bir hayat gibi gözükse de baktık arkadaşlarımızla konuştuğumuzda dedikodu değil olanı konuşma noktasında.
Kendi hayatını mı yaşıyor?
İstediği hayatı mı yaşıyor?
Yoksa diğerleri tarafından aferin alacağı hayatımı yaşıyor şimdi illa hani ilişkilerde de illa karşı tarafa uyum sağlamak değil aynı zamanda içinde bulunduğumuz topluma
uyum sağlamak için de çok fazla şeyi yapabiliyoruz alkış delisi Olmak kadar olmasa bile ya bakın ben de şunu şunu becerdim.
Siz de bunu bunu yapmıştınız değil mi?
Bak ben de bunu yapabiliyorumu göstermekte fark etmeden aslında hayatımızı kendi istemediğimiz veya kendi öngörmediğimiz bir yola sokmak gibi oluyor.
Burada da çuvallayabiliyoruz.
Çünkü ondan sonra ne oluyor?
O içinde bulunduğumuz toplum eleştirebiliyor.
İlla herkesin bir yorumu oluyor.
Herkes bir olanı konuşuyor.
Bir istenmeyen bir yorum yapılabiliyor.
Ne oluyor? Ben size gözünüze girebilmek için bütün hayat tarzımı değiştirdim.
Ama yine de yaranamıyorum.
Hop yine ilişkilerde kopukluk.
Yine bağlanamayan. veya daha doğrusu anlaşılmadığını düşünen bireyler silsilesi.
Bu ister istemez işte bütün hayatın dengesini bozuyor.
Hem bizim kendi iç dengemizi bozuyor hem de aslında bu gruplaşma dediğimiz olayın da parametrelerini bozuyor.
Çünkü gruplaşmada evet tabii ki grup dediğimiz şey belli amaca, belli inançlara inanan insanların aynı toplumda, toplulukta bulunması.
Ama burada herkes aynı şeyi yapmaya çalışırsa ister istemez işin içine rekabet ve eleştiriler ve bazen de yıkıcı eleştiriler girmeye başlar.
Böyle olunca da ne oluyor?
İster istemez mutsuz bireyler oluşmaya başlıyor ve kendini tamamen unutmuş diğeriyle yarış haline giren bireyler başlıyor.
Tabii ki belli noktada feyz almak çok okey ama hayatımızı sadece...
birisini ötekini yenlemek üzerine kurduğumuz da bambaşka bir şey.
O zaman kendi hayatımızı yaşamaz oluyoruz ve ilişki içerisinde de asla bireyselleşemiyoruz.
Çünkü kendi hayatımızda bireyselleşememiş oluyoruz.
O yüzden tabii ki belli toplumlara ait olmak hepimizin ihtiyacı ve isteği ama bunu yaparken şunu göz ardı etmememiz gerek.
Okey ben bu topluma ait olmak için işte şununla şununla ilgileniyorum veya şu şu işi yapıyorum ama ben bunu şöyle şöyle kendi tarzımda yapıyorum.
Mesela bizim psikologlukta da işte ben kaç mezunum?
2009 üniversite mezunuyum.
Bizim zamanımızda yani süpervizyon hala alınması zorunlu bir şey ama yaşlı hocalardan süpervizyon alınması gerekirdi.
Böyle eski Freudizyenler.
İşte eski dinamikçiler onlar böyle yani baba psikologlar olarak diye bilinir ve onlardan süpervizyon almak gerekirdi.
İyi de kardeşim ben o ekolü sevmiyorum.
Ben o insanların yaptığı tarz terapi yapmak istemiyorum.
Ben birkaç ekolü birleştirmek istiyorum.
Kendi tarzımı bulmak istiyorum.
E ne yaptım o zaman? Birkaç farklı kişiden süpervizyon alıp kendi tarzımı oluşturdum.
Ama eğer... psikologlar topluluğuna adapte olabilmek için gözüm kapalı onların dediği kişilerden süpervizyon alsaydım bugün şu an burada bu podcast'ı bile yapamıyordum arkadaşlar.
O yüzden evet baktığımızda ben psikologlar topluluğuna dahil miyim?
Evet dahilim ama ne yaptım?
Kendim bir sürü işte süpervizyon alarak ve farklı akımları öğrenerek kendi tarzımla bu topluluğun içerisinde varım.
Bu topluluğun bana koyduğu katı kurallarla değil.
Ki keza hele psikologluktan bahsediyorsak insan doğası sürekli değiştiği için bizim meslekle değişiyor.
Önceki podcastlerde bolca bahsettim bunlardan biliyorsunuz.
O yüzden bizim meslekle değiştiği için hop ne oldu?
Süpervizyon şekilleri değişmeye başladı.
Farklı akımların süpervizyonları olmaya başladı.
Enine sonunda herkes kendi bildiğini, kendi varlığını ortaya koymaya başladı.
Amenna ben buna şapka çıkarırım.
Ama diğer taraftan sen psikolog olmak istiyorsan bu dinamikçiden muhakkak şu süpervizyonu alman lazım gibi bir noktadan yaklaşsaydım bugün at gözlüğüyle hayatıma devam ediyor olurdum.
İlişkiler de aynı bu şekilde ilerliyor.
Bilinen ama bilinen dediğim hani o anda o gruba ait olabilmek için konmuş kurallara körü körüne uymaya çalışırsak o ilişkiyi yürütemeyiz.
Mesela örnek veriyorum çift ilişkisinden örnekten gittiğimizde işte şimdi kırmayacak da bir örnek düşünüyorum.
İşte kadın evde yemeğini yapar muhakkak.
E ya yemek yapamıyorsa?
Hani burada bu çift kadın yemeğini yapmıyorsa evlilik yürümez gibi bir inanışımız olsaydı çoğu evlilik yürüyemeyebilirdi arkadaşlar.
Bugünkü geldiğimiz noktada kadın da yemek yapıyor, erkek de yemek yapıyor, yardım alınabiliyor, yemekler dışarıdan söylenebiliyor gibi bir sürü aslında çözüm var.
Hop ne oldu? İlişkilerin dinamikleri bile değişti.
İlişkin dinamik hani bizim ilişkimizde mesela daha çok ben hani yenilen yemekten çok oturduğum sofraya çok önem veriyorum.
Sofradaki paylaşıma önem veriyorum.
Bu bizim ilişkimizin dinamiği.
Her ilişkinin farklı dinamiği, farklı önem atfedilen şeyleri vardır.
Bunlar da bizim kendi kültürümüzü, kendi ilişkimizin kültürünü yaratır.
O yüzden çok bilinene, körü körüne gitmektense ilişki içerisinde kendimiz olarak kendi kültürümüzü yaratmamızı daha çok öneririm hepimize.
Sizin ilişki kültürünüz ne?
Bunu merak ediyorum. Şöyle bir oturup baktığınızda kendi ilişkilerinizde aile ilişkileriniz olur, arkadaş ilişkileriniz olur, çift ilişkileriniz olur.
Nasıl bir kültür benimsiyorsunuz?
Mesela bizim arkadaşlarımız ise kameranın ağzında hep bahsediyorum biliyorsunuz.
Bir hani kahve ritüelimiz vardır bizim.
Biri bir şey anlatacağız sonra önce o kahve yapılır.
Bu bizim kültürümüz mesela.
Veya işte ailede annemle mesela telefonla daha rahat uzun uzun konuşuyoruz.
Yan yanayken ikimiz de telefona dalıyoruz.
O yüzden en azından günlük bizim telefon görüşmelerimiz vardır gibi.
Ben de sizinkileri merak ederim.
Siz neleri kendinize kültür haline getirmişsiniz veya kendinizi bir ilişkinin içinde var ederken hangi noktalarınızla o ilişkiye katkıda bulunuyorsunuz ve bunu gelenek haline getiriyorsunuz?
Bana PSK Begüm Özer'den, Instagram hesabından yazarsanız çok sevinirim.
Güzel de sohbet etmiş oluruz.
Onun dışında bugünkü ilişkide kendin olmak kısmını bitiriyorum.
Bundan bolca bahsedeceğim zaten ilerleyen podcastlerde de.
Ama şimdilik kendimiz olmayı...
Kendi kültürümüzü yaratmayı önemseyelim arkadaşlar.
Tesadüfünüz bol olsun.
Beni Instagram'dan, Spotify'dan takip edip desteklerseniz çok sevinirim.
Kendinize çok iyi bakın.
Görüşmek üzere. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
