
Bu bölüm, kendimizi ve çevremizi fark etmenin bazen bir tesadüf kadar basit, bazen de yıllar süren bir yolculuk kadar derin olduğunu konuşuyoruz.
Transkript
Merhabalar, Tesadüfen Oldu podcastine hoş geldiniz.
Ben Begüm. Bugün sizinle konuşacağımız konu farkındalık şov.
Fark ettim de ne oldu?
Sizden diyorsun ki Begüm şunu fark et, bunu fark et.
Fark etmek çok önemli. Eee fark ediyoruz da ne oldu diyorsanız hoş geldiniz.
Şimdi bugün değişik bir konsept yapacağım.
Bana danışanlarımdan gelen veya sosyal medyadan gelen bazı soruları derledim.
Tabii ki isim isim vermeden ve birazcık da değiştirerek.
Ama çok güzel bir özet gibi oldu.
7-8 tane konuya değineceğim.
Ve bunlarla nasıl başa çıkacağımızın üzerine konuşacağız.
Fark ediyoruz da ne oluyor ya?
Hoş geldiniz arkadaşlar. Şimdi birincisi.
Fark ettim ki annemin veya babamın aynısı olmuşum.
Ve bu bilgiyi ne yapacağımı bilemiyorum.
Çok klasik rastladığımız bir şey.
Hani geçmişte özellikle ebeveynlerimizle olan ilişkide.
Bire bir aynısı olmuşum.
Bunu fark ettim. Ne yapacağım?
Şimdi bir, memnun musun bu durumdan?
Memnunsan okey. Zaten hani fark etmiş olmanı cebine koyarsın, ilerlersin.
Memnun değilsen burada çok önemli altını çizmek istediğim bir konu var.
İşte annemin aynısı oldum, babamın aynısı oldum veya asla onlar gibi olmak istemiyorum diyorsanız eğer o asla olmak istemiyorum kısmı var ya sizi yine tutsak ediyor.
Nasıl aynısı olmak bir tutsaklıksa onun gibi olmak istemiyorum da farklı bir tutsaklık.
Çünkü sürekli kafanızda anneniz veya babanızı düşünüyor oluyorsunuz.
Onun gibi yapmamalıyım, onun gibi yapmamalıyım diye yine özgür iradeniz devreden çıkıyor ve aslında onun gibi olmamak için tam tersi davranışlarda bulunmak için aslında yine onların yönetiminde
oluyorsunuz gibi düşünebilirsiniz.
O yüzden burada başta fark etmek önemli.
Siz bu elinizdeki bilgiyle ne yapacaksınız?
Annemin aynısı oldum.
Okey. Annemin söylediği bir cümle vardı.
Geçenlerde şey demiştim anneme.
Aynı aynı annem gibi oldun anne dedim.
İyi bak sen de böyle olacaksın dedi.
Anne dedim tam bir farkındalık show olsun.
Yani biz burada bir şeyleri ama geliştirmeye çalışıyoruz değil mi dedim.
Yine psikolog psikolog konuşma diye azarımı işittim.
Evet arkadaşlar kaç yaşında olursanız oğlu anneden azar işitebiliyorsunuz.
Oturdum yerime. Şaka bir yana bu bilgi anne annem gibi oldum.
Bu sana nerede işine yarıyor, nerede işine yaramıyor?
Otur bir bunları incele bak.
İşine yarayan kısımlarıyla yola devam et.
İşine yaramayan kısımlarını da bilinçli olarak ne yaparsam işime yarar şeklinde soruyla konumlandır ve yeni davranış kalıbına geçmeye izin ver.
Bu kadar basit. Bu farkındalık bizim bu işimize yarıyor.
İkincisi. Kendimi tanıdım sonra biraz soğudum.
Kendi kusurlarımla yüzleşince gelişim değil kriz gelirse ne olur?
Arkadaşlar çok doğal bir şey.
Kendimizle tanıştığımız zaman kendimizden soğuyabiliriz.
Hele hele böyle 30'lu 40'lu yaşlarda terapiye başlamışsanız o teenage zamanını 20'li yaşları konuşurken ister istemez kendinizden soğuyacaksınız.
Veya hayatımızda yaptığımız herhangi bir davranıştan dolayı çok normal kendimizden soğumamız.
Bunu bunu yaptım veya şöyle şöyle bir insanım bu benim hoşuma gitmedi.
Ben nasıl bir insan olmak istiyorum aslında diye düşünerek burada kendi davranışlarınızı bilinçli değişime gidebilirsiniz.
Ama bu bilinçli değişim dediğimde sahte olmamalı.
Hani ben şimdi artık böyle davranmaya karar verdim gibi üstümüze oturmayan davranış kıyafetlerini giymek de hem bizi rahatsız eder hem de toplum içerisinde çok irite
eden bir insan oluruz. O yüzden kendinizden soğuduysanız sorabileceğiniz soru şu olur.
Ne olursa kendime yeniden sıcak yaklaşabilirim.
Hani diyoruz ya işte yeni dönem şeylerinde kendine şefkatli yaklaş kendinize.
Kendini tanımadan kendini sevemezsin bir kere.
Bunun altını çizmek istiyorum.
Kendini sev kendini sev de tanımadığımız bir şeyi sevemeyiz.
Al işte burada da dediği gibi kendimi tanıdım soğudum.
Tanımadan yaptığımız seviyorumlar sadece sabun köpüğü gibi kalır.
Önce kendimizi tanıyacağız.
Ondan sonra da hani şey de değil ben de böyleyim dik duruşu değil de ya işte bazen çok ani çıkışlarım olabiliyor.
Okey ani çıkışlarımı dengelemek için ne yapabilirim?
Spor yapıp enerjimi mi atayım bir yerlerde?
Nefes egzersizleri yapıp daha sakin mi yaklaşmayı tercih edeyim?
Veya kendimi kontrol edemiyorum ani çıkış yaptım sonrasında karşı taraftan ya kusura bakma ani çıkıştım biraz fark etmeden.
diye dürüst bir şekilde bir yaklaşımda mı bulunayım?
Yani kendimizden soğuduk, bazı davranışlarımızdan soğuduk diye bunu burada bırakmamıza gerek yok.
Bazen bunu, bu açığımızı karşı tarafa söyleyerek de dengeleyebiliriz.
Ya kusura bakma ya bir ani çıkıştım.
Tamam bir toparlıyorum kendimi gibi yaklaşabiliriz.
Veya işte ani çıkıştım.
Kendi üzerimde çalışıyorum falan gibi hani çok isterseniz ama bence günün akışında, anın akışında olmak daha önemli oluyor.
O yüzden kendinizi tanıdıysanız ve kendinizden soğuduysanız eğer birazcık daha hani o soğuduğunuz davranışların açıklaması veya önleyici aksiyonları almak daha rahat ettirecektir
sizi. Ve bunları alırken de uyum sağlamak için değil de kendimi nasıl daha çok istediğim gibi bir insan olabilirim, nasıl içime sinen bir insan olabilirim noktasından yaklaşırsanız ballı börek çok rahat ilerlersiniz.
Affettim ama unutmuyorum.
Normal mi? Farkındalık her zaman barış getirmiyor.
Bazen daha çok öfke getiriyor.
Sonuna kadar katılıyorum.
Hatta bazen affedemiyoruz bile.
Affedebilmek için çok fazla bahane de sunabiliyoruz kendimize ama affedemiyoruz.
Benim de yaşadığım bir durum bu.
Affetmek gerekli mi?
Son zamanlarda okuduğum bir sürü şeyde de bu tartışılıyor.
Affetmek mi, kabullenmek mi?
Çünkü affedemediğimiz bir şeyi de affettim demek bana yine gerçekçi gelmiyor.
Ama ben bu gerçeği kabullendim.
Bundan sonra hayatıma nasıl devam edebilirim noktası belki daha...
iyileştirici olabilir.
O yüzden bence kendinizi affetmeye zorlamayın diye düşünüyorum.
Mesela işte önceki podcast'ta da söylemiştim.
Ben babamın düğünüme gelmemesini affedemiyorum.
Zannetmiyorum ki ömrüm boyunca da bunu affedebileyim.
Çünkü ortada bir sebep yok.
Ama bunu kabullenebilirim.
Çünkü başka şans yok. Böyle bir gerçek oldu, gelmedi ve onsuz bir düğün yapıldı.
Okey, hani...
Burası böyle. Bu onu affettiğim anlamına gelmiyor.
Kişiselliği indirmeden olayı olduğu gibi aldığımızda birazcık daha duygulardan arındırıp olayı yani duygulardan arındırıp derken yanlış anlamayın oradaki duyguyu yok saymıyoruz.
Ama kişiye özel duygulardan arındırıp böyle böyle bir olay gerçekleşti.
Bu beni üzdü. Bu konuyla ilgili şahsı affetme gibi bir niyetim yok ama şey söyleyin adını hayatımın gerçeği de bu olayın gerçekleşmiş olması gibi kişi özelinden
olay geneline alabilirsiniz.
Daha rahat ilerlemenize yardımcı olur buradaki farkındalık.
Travmamı çözdüm ama onunla ne yapacağımı bilmiyorum.
Şahane bir örnek.
İyileştim diyoruz ama nereye konumlandıracağız o eski hikayeyi.
Travmamızı çözüyoruz.
Belki çözdüğümüzü zannediyoruz ama çözdüysek de zaten onunla ilgili ne yapacağımızı düşünmeyiz.
Hayatın akışında devam ederiz.
Travmanın iyileşmelerinden yani en kıymetli iyileşme göstergelerinden birisi önümüze bakabilmemizdir.
Hayatımıza devam etmemizdir.
Travma neden olur? Bizim olaylara yüklediğimiz duygusal anlamlardan travma gerçekleşir.
Demin de söylediğim gibi bir durumu üzüldüğümüz veya birisine kızdığımız bir durumu kişi özelinden çıkarıp olay özeline, olay geneline aktarırsak bunu birazcık daha rahat kabullendirebiliriz.
Ama bunun üzerine duygu yüklediğimiz sürece o bize travma olarak gelmeye başlar.
Dediğim gibi ben travma psikoloğu değilim ama tabii ki bu konuda bilgisiz de değilim.
Travmanı çözdükten sonraki aksiyonlarımız da çok önemli.
Şimdi bunu kendi alnınıza bir damga gibi yapıştırırsanız benim şu şu şu travmam var diye o travma iyileşmiş değildir zaten.
Ama bu travmayı alıp cebinize ben de böyle böyle bir şey yaşadım.
Buradan şunu aldım kendimden bunları verdim.
Eksik veya fazla parçalarımla bugün hayatımı şu şekilde devam etmeyi seçiyorum dediğinizde o travmayı da...
ele almış veya travmadan sonra ne yapacağınıza da karar vermiş olursunuz.
Yeter ki bunu bir damga gibi taşımamayı tercih edin.
Bunun için de önce travma terapisi alın ve sonrasında normalize etmeyi tercih etmenizi öneririm.
Kendine dön diyorlar da ne tarafa döneyim?
Spiritüellik, kişisel gelişim ve iç ses karmaşası.
Şimdi farkındalık noktasında hep size söylediğim gibi artık çok fazla kol var, çok fazla alan var.
Valla arkadaşlar bir psikolog olarak da oturup size illa terapiye gelin demeyeceğim.
Hangisi size iyi geliyorsa o yoldan farkındalığınızı edinmeye çalışın.
Psikologlar biz artık değişen dönemde daha önceki psikologluk değişiyor mu terapiyi yön mü değiştiriyor podcastımda da bahsettiğim gibi bizler de artık hani değişime uğruyoruz ve aslında yol
arkadaşı olarak yer alıyoruz.
O yüzden spiritüellik mi size iyi geliyor veya anlamlandırmanıza yardımcı oluyor?
Oradan ilerleyin. Kişisel gelişim mi hayatı anlamlandırmanıza yardımcı oluyor?
Oradan ilerleyin. Ama lütfen tek bir şeye bağlı veya takılı kalmayın.
Bunu da ben çok gözlemliyorum.
Şimdi ara sıra bir sürü böyle kişisel gelişim videoları çok izliyorum.
Çünkü şeyi merak ediyorum etrafta ne oluyor ne bitiyor.
Ayrıca kendi kişisel merakım da var.
Bazıları mesela kimsenin ilmine veya bilmine saygısızlık yapmak istemiyorum ama mesela takmışlar işte şey hani şu sayılara.
Senin adında şu şu sayı var işte birazcık da ebcep şey gibi alfabesi gibi.
bu sanki değişemez, sanki hiçbir şey olamaz gibi ona takılmış vaziyette yaşarsanız zorlanırsınız.
O yüzden hani kendinize dönerken farklı alanlara dönüyorsanız da eğer burada bakın ki hangisini daha geniş kapsamlı ele alabiliyorsunuz.
Çünkü her yöntem yeni bir alet.
Siz alet çantanızı dolduruyorsunuz.
Öyle düşünün. Tek bir alete takılı kalmayın.
Her zaman mesela matkapla ne bileyim işte masa tamir edemeyiz sadece matkapla gibi düşünebilirsiniz.
O yüzden size dediğim gibi iyi gelenden öte hayatı anlamlandırmanıza yardımcı olacak yolu seçin.
Ama aynı zamanda da bunun her yöntemin sadece bir alet olduğunu da unutmayın.
Tek bir şeye yapışmayın yani.
Hayır demeyi öğrendim ama yalnız kaldım.
Sınır koymanın yan etkileri.
Çok güzel bir soru bu.
Soru değil de işte açıklama.
Şimdi biz bu sınır koymak da yeni çok popüler terimlerden bir tanesi.
Ama bence aşırı kıymetli olduğunu düşünüyorum sınır koyabilmenin.
Ama burada biraz karıştırıyoruz arkadaşlar.
Sınır koyabilmek demek her şeye hayır demek değil.
O yüzden sınır koyabilmek demek kendimizi...
Olduğumuz alanı koruyabilmek demek.
O yüzden lütfen ve lütfen hani sınır koyacağım diye sert veya net veya keskin olmanıza gerek yok.
Atıyorum mesela bu akşam arkadaşın sizi dışarı çağırdı ama siz de evde oturup film izlemek istiyorsunuz.
Bir gün akşam çıkalım mı?
Ya ben bu akşamı kendim başbakan kendimle geçirmek istiyordum.
Öyle bir evde kendime date ayarladım.
Yarın akşam yapsak veya bu hafta işte atıyorum cuma günüm boş o gün yapsak sana uyar mı?
Sağlıklı sınır koymak budur arkadaşlar.
O yüzden sınır koymakla kalp kırmayı karıştırmayalım derim.
Ama bu da tabii ki kendimizi fark etme noktasında önemli bir şey.
Niye hayır diyoruz?
Hayır derken hani şey klasik şey var ya başkasına evet derken kendine hayır deme gibi.
Ama burada da şu var hani başkasına hayır derken niye hayır dediğini de bil ve lütfen bunu açıkla yani.
Açık iletişim, net iletişim her şeyin çözümüdür arkadaşlar.
İlişkimi anladım sonra çıkmaza girdim.
Farkındalık bazen romantik ilişkileri zora sokar mı?
Sokar. Valla sokar.
çünkü bir ilişkideki en önemli şeylerden biri beraber dans edebilmek o adımları birbirine uyan şekilde atabilmek şimdi biz fazla farkındalık olayının
içine girdiysek veya fazla kendimizle haşır neşir oluyorsak ve o süreçleri yoğun yaşıyorsak tabii ki bu ilişkimizi etkileyebilir.
Partnerimiz yalnız kalabilir, tanımadığı bir, farklı bir partnerle karşılaşabilir yani bizim içimizden çıkan farklı bir partnerle karşılaşabilir ve bocalayabilir ve o dans adımlarını ayak
uyduramayabilir. Burada yine ben açık iletişimi öneririm.
Ya kendimle ilgili şöyle şöyle bir süreçten geçiyorum.
Hani sana karşı Ters davranırsam veya çok sessizleşirsem veya öfkeli olursam lütfen bu rahatsız olduğun noktaları söyle gibi olabilir.
Bu sağlıklı bir iletişim kurmanıza ve ilişkinize nispeten daha sağlıklı devam etmenize yardımcı olur.
Ama diğer taraftan farkındalığınız arttı, yükseldi ve kendi romantik ilişkinizi...
Beğenmemeye başladınız.
Belki de kendi romantik ilişkinizi çok irdelemeye başladınız.
Belki daha önceden fark etmediğiniz çocukluk yaralarınızdan dolayı bu ilişkide olduğunuzu fark ettiniz.
O zaman işler birazcık daha karmaşıklaşabilir.
Eğer ilişkiyi sürdürmeye niyetliyseniz fark ettiklerinizi partnerinizle de paylaşmanızı öneririm.
Ama yani şey değil. Abi benim babam çok öfkeli bir insandı.
O yüzden senin gibi öfkeli bir insan seçtim gibi karşı tarafı tetikleyecek şeyler gibi değildi.
Ya hani küçüklüğümde yaşadı.
Küçüklüğümde babam bana hep çok öfkelenirdi.
Bazen fark etmeden seni de öfkelendirdiğimi hissediyorum.
Veya görüyorum. Ya gel bir eğrisin doğrusunu konuşalım bunun.
Veya gel beraber terapiye gidelim.
Veya hani seni neleri ne yapıyorum da öfkelendiriyorum.
Bana söyler misin? Ben bu noktalarda çok hassas hissediyorum.
Nasıl bunu dengeleyebiliriz gibi açık iletişim yine yardımcı olur size.
İlişkilerle ilgili birkaç bölüm sonra ikinci sezonumuza geçeceğimiz ilişkiler bölümünde bolca konuşacağız arkadaşlar.
Sürekli farkında olmak yorucu değil mi?
Kesinlikle katılıyorum.
Anı yaşa baskısı, sürekli iç gözlem, tükenmişlik hissi.
Şimdi sürekli farkında olmak çok yorucu bir şey arkadaşlar.
Bir de burada şöyle de bir şey var şimdi terapi yöntemlerinden bahsediyorum ya size eski terapi yöntemleri işte bugünün 30'ların sonları 40-50 yaş 60 yaştan sonrası zaten gençliğinde
çok terapi almamıştı ama bu dönemimizde işte böyle 30-40 yaşlarındaki arkadaşlarımdan gözlemlediğim eğer gençlik dönemlerinde terapi almışlarsa birazcık eski tarz bir terapiyle yoğurulmuşlar
gibi oluyor ve fark etmeden Tam kurban bilinci olmasa da başkalarını suçlamaya yatkın olabiliyorlar.
Ve onların o tarz düşünce yapısıyla hareket ettikleri zaman da bugünkü hayatlarında farkındalık diye adlandırdıkları şey aslında tırnak içinde başkalarının onlara yaptığı kötülükleri
ortaya çıkarmak gibi oluyor.
O yüzden farkındalık derken buradaki bu ayrımında farkına varalım derim.
Kendi davranışlarımız, aa bunu bunu şöyle yaptım.
Tüh ya hani yapmasaydım iyiydi.
Birazcık daha dikkatli olayım.
Daha yumuşak bir farkındalık ama bak gördün mü yine beni dinlemediler.
Ben bunlara haddini bildireceğim.
Farklı tarz bir yaklaşım.
O yüzden sürekli farkında olmak zaten hani oturup bir suçlu aramıyorsanız sürekli farkında olmuyorsunuz.
Kendinize odaklanmışsanız, kendiniz için bir şey yapıyorsanız daha rahat akıp gidiyor farkındalık süreci.
O yüzden burada o farkındalık size mi dönük dışarıya mı dönük onu fark etmek çok önemli olabilir.
Bir de ara ara es vermek.
Yani nasıl diyeyim mesela sürekli kişisel gelişim kitapları okuyorsanız sürekli işte ah gördün mü bugün karşıma mavi kuş çıktı.
Bu şu demek oldu ya. Ah gördün mü bugün üç kere kasisten geçtim.
Üçün anlamı şu falan gibi yaşıyorsanız çok zorlanırsınız.
Arada hani bunlara mola verip hayattan keyif aldığınız alanlara yönelmeniz.
İşte atıyorum hep kişisel gelişim okuyorsanız onun yerine de roman okumayı tercih etmeniz.
Bir iki polisiye okumak.
Ben polisiye çok sevdiğim için örnek veriyorum.
Yapak ve mola vermeniz de önemlidir.
Çünkü birazcık da su akar yolunu bulur konsepti de sizi rahatlatır diye düşünüyorum.
Terapiye başladım sonra ailemle konuşmaz oldum.
Psikolojik dilin gündelik ilişkilerdeki etkisi nedir sizce?
Terapiye başladım sonra ailemle konuşmaz oldum.
Bunu çok kez konuştuk arkadaşlar.
Terapinin ilk dönemleri aileyi suçlamakla başlar.
Burada suçlanacak hiçbir şey yok.
Herkes kendi bildiğinin, kendi doğrusunun nasıl olduğu şekilde o tarzda ebeveynlik yaptı.
Özellikle bizlerin dönemindeki ebeveynler zamanda ne psikoloji vardı ne yaklaşım tarzı vardı.
O yüzden hani oturup 20 yıl önceki, 30 yıl önceki anne babanın davranışlarına küsmektense ben o dönemlerden ne aldım?
Atıyorum çok zorlayıcı bir çocukluğunuz geçtiyse ben bugün Kırılgan bir insan mı oldum yoksa daha mücadeleci bir insan mı oldum gibi noktalardan hareket edebilirsiniz.
Kendinize bu şekilde farkındalığa yönlendirebilirsiniz.
Ve dediğim gibi yani terapi süreçlerinde de suçlamadan çok olanın size olayların etkisine bakarsanız daha rahat ilerleyebilirsiniz.
Ve son soru. Kendimi geliştirdim ama kariyerim aynı kaldı.
Kişisel farkındalık, sistemsel tıkanıklık, içsel çelişki yaşıyorum.
Kendinizi hangi alanda geliştirdiniz?
Kariyeriniz hangi alanda aynı kaldı?
Kariyerinizden ne bekliyordunuz?
Kendinizden ne bekliyordunuz?
Kendinizden memnunsunuz, kariyerinizden memnun değilsiniz olarak mı anlayayım ben bunu?
Yoksa kendinizi geliştirdiniz ama hani kariyerinizdeki gelişimi gözlemlemekte mi zorlanıyorsunuz gibi neyi hedeflediniz de ne olduya bakmak lazım.
Sizin odağınız kendinizi geliştirmekte ise kariyerinizdeki değişim olmaması çok sizi etkilememesi lazım.
Sizin odağınız kariyerinizi geliştirmekse ona göre hedef koyup adımlar atmak lazım.
İkisini çok birbirine yani kişisel geliştim kariyerim etkilenmedi veya kariyerimi geliştirdim kişisel gelişim etkilenmedi.
Tabii ki bunlar birbirine paralel ve birbirini çok güzel beslerler.
Ama bu besleme sizin eforunuzla olan bir besleme olur.
Durup dururken onlar yani kişiliğiniz ve kariyeriniz kendi kendisine çok fazla bir şey yapamaz.
Siz pozitif gelişimleri diğer alana da yaymakla sorumlusunuz.
Bugünlük normal podcast süremi de geçerek 10 tane soru cevapladım.
Ara ara böylesi soru kutucukları da açacağım.
Merak ettiğiniz konuları da podcast'te böyle konuşabiliriz.
Merak ettiğiniz soruları, konuları Instagram hesabım pskbegunozer'den bana yazabilirsiniz.
Spotify'dan takip etmeyi ve beğenmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Bir sonraki bölüme kadar tesadüfünüz bol olsun.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
