
Bu bölümde dopaminin aşk, mutluluk ve bağımlılık üzerindeki etkisini konuşuyoruz. Beynimizin ödül sistemini, bizi motive eden dürtüleri ve modern dünyada dopaminle kurduğumuz karmaşık ilişkiyi ele alıyoruz.
Transkript
Merhabalar, Tesadüfen Oldu podcastine, hoş geldiniz.
Ben Begüm. Bugünkü konumuz aşk mı, dopamin bağımlılığı mı?
Birazcık aşkın nöro kimyasına gireceğiz.
Beynimizde neler oluyor çok zorlamadan gireceğim.
Hatta daha çok dopaminden bahsedeceğim.
Çünkü şöyle düşünün, hani hiç...
Fark ettiniz mi veya hiç yaşadınız mı?
Bazen böyle birine deli gibi bağlandığınız ama o bağın içinde huzur değil kaygı.
Hep böyle bir bir şeyler kaçırıyorum, bir şeyleri yanlış yapıyorum.
İşte ya bak ben orada öyle öyle dediğim için bu şimdi beni aramıyor gibi böyle kaygılı düşünceler olabiliyor.
Aynı zamanda böyle biz bunu aşk ve heyecan zannediyoruz.
İşte onu düşündükçe kalbimiz hızlanıyor.
Mesaj atınca beyin ödül almış gibi oluyor.
Ha attı işte evet o beklediğim mesaj geldi falan.
Ama sonra böyle bir karşı taraf sessizliğe geçtiğinde işte günümüz tabiriyle ghosting'e geçtiğinde böyle bir yoksunluk başlıyor.
Sanki bir istediğimiz, ihtiyacımız olan şeye ulaşamıyormuşuz da ve bunu hak etmemişiz gibi içe dönme, küsme, kendini suçla...
Ama hali başlıyor. Ve işte bu noktada kendimize şunu sorabiliriz.
Bu gerçek aşk mı?
Hani bu mu yaşanılan aşk böyle mi olmalı?
Yoksa daha farklı bir şey mi yaşanmalı?
Şimdi hep Türk filmlerine bakınca, Hollywood filmlerine bakınca falan ne görüyoruz?
Aşk dendiğinde hep bir işte sevip kavuşamama, işte yanlış anlaşılmadan dolayı uzaklaşmama sonrasında aslında tutkulu bir kavuşma hali.
veya işte happily ever after işte ve sonsuza dek mutlu yaşadılar kısmında aslında bu çok sıkıcı bir şeydi.
Kavuştular ve hayat çok düzene girdi falan gibi.
Değişik değişik mesajlar aldık farkındaysanız süreç içerisinde.
Ama baktığımızda aslında hani bugün sağlıklı aşkı yaşamak demek dopamin hormonundan çok yani beynimizin ödül kısmını çalıştıran neurotransmitter diyeyim hormondan çok tam şeyle
konuşalım terimleriyle.
Oksitosin nörotransmiterini yaşadığımızda aslında sağlıkla aşk yaşamaya başlıyoruz.
Oksitosin de bizim bağlılığımızı kontrol eden ve bize sağlayan hormon.
Şimdi dopamin, birazcık dopamini tanıyalım dersek, ödül nörotransmiteri ve biz bir şey beklerken, arzularken ya da yakında olacak duygusuna girerken salgılanıyor.
İşte mesela bu iş görüşmelerinde dopamin salgılıyoruz.
LinkedIn'deki iş ilanlarına bakarken dopamin salgılıyoruz.
Olur mu acaba ya? Hani yapar mıyım, yapabilir miyim?
Belirsizliğin beslediği alan aslında.
Ya olursa hissi dopamin nörotransmitterini aktive ediyor.
Dopamin çoğunlukla sonuçtan değil, hani o yaptım başardım serotonindir o, hani sonuçtan değil daha çok beklentiden besleniyor.
Ya olursa, ya böyle olursa gibi.
Bu yüzden işte sevgililerde de veya işte romantik ilişkilerde de mesaj gelecek mi gelmeyecek mi, işte buluşmaya çağıracak mı çağırmayacak mı hep böyle beynimizdeki o dopamini aktive ediyor.
İşte o yüzden ilk baştaki o flörtleşmeler çok keyifli ve çok heyecanlı geçiyor.
Ya işte hani mesaj attı ama daha buluşalım demedi.
İşte buluşalım dedi ama daha elimi tutmadı.
O bir beklenti hali ve o beklentinin karşılanıp karşılanmamasının heyecanı bizim sürekli olarak dopaminimizi en tepeye en zirveye çıkarttırıyor.
Kumarda da aynı şey yok mu?
Hani belki bu sefer olur, belki bu sefer olacak hissi, ümidi ve böyle böyle işte kumar bağımlılığı, aşk bağımlılığı gibi bağımlılıkları oluşturuyoruz.
Çünkü sonucu... Elde etmek bizim için hiçbir şey ifade etmiyor o noktadan sonra.
Sürekli o bu ya olursa hissi hep bir enteres ediyor ve buna bağımlı kılıyor insanları.
İşte o yüzden hani bazı müzmin bekar dediğimiz insanlarda o kovalamacayı sevmek, o olmazı sevme hali hep dopamin bağımlılığından kaynaklanıyor.
Bugün işte hep şey deniyor ya yeni işte...
şeyler var dopamin detoksu yapalım işte kaydırmayı bırakın instagramda orada işte tiktokta kaydırmak çünkü bilmiyorsun bir sonraki storyde veya işte postta ne geleceğini bir heyecanla ona bakıyoruz ama
aslında onların ne içini okuyoruz ne içeriği bizi ilgilendiriyor aslında tamamen sonraki o kaydırmadan sonraki bilinmezlik o saliselik bilinmezlik aslında bizi bu kadar sosyal medyaya da
bağımlı kılan Neyse çok uzatmadan bu konuyu aşk kısmına geri dönmek istiyorum.
Şimdi dopamin aşkı ve oksitosin aşkı diye ikiye ayırabiliriz.
Biri aslında daha aşkı ayık tutan olarak diye düşündüğümüz dopamin aşkı.
Hani o heyecanın hep tepede olduğu.
Ama ben şunu söylüyorum yani mantıklı olarak da baktığımızda ne oluyor?
İlk aşk olduğunda birisine hoşlanmaya ve flörleşmeye başladığında midende kelebekler uçuşur, yemek yiyemezsin, miden...
Nasıl böyle bir heyecan bir şeyler.
İyi de arkadaşlar bu sürdürülebilir bir şey değil.
Yemek yemezsek ölürüz. Bir noktada o kadar uyarılmış olmak bizim hayatımızın diğer alanlarını baktığımızda yok saymamıza sebebiyet veriyor.
İşte şeyden de bahsedeceğim.
Ben beğendim o diziyi.
Enfes bir gece. Oyuncalıydı, şu soydu, bu soydu bilemem.
Benim için güzel şeyleri vardı.
Görüntüleri vardı ve o ilk ana iki karakterin Birbirine olan o aşkı bana çok geçti açıkçası.
Böyle bir içim kıpır kıpır oldu.
Ama gördüğünüz gibi hayat o şekilde.
O kıpır kıpırlık da geçmiyor tabii ki.
Geçemez de. İşte ne oluyor?
Bunlar bir sevişiyorlar.
Ertesi gün ikisi de bütün iş anlaşmalarına okey diyor.
Her şey toz pembe.
Yani hayatın gerçeklerini birazcık kaybettiğimiz bir nokta oluyor.
Dopaminle beslendiğimizde.
Bilimsel olarak baktığımızda da dopamin aşkı dediğimiz şey.
Yoğun tutku, sürekli düşünme hali ve aniden mod değişimleri.
Düşün böyle bir ilk flörtleşme anında, ilk şeyde bir sürekli düşün, aklına sürekli o gelir.
Ondan sonra bir anda böyle hani hem o aklına geldiği için çok mutlu olursun hem de bir zaman sonunda şey böyle ya olmazsa diye o bir mod düşüşü başlar.
O sürekli düşünme halini ben...
Yiğit'le ilk tanıştığımız zamanlar.
İlk tanıştığımız zamanlar demeyeyim.
Şımarıyor öyle deyince. Ama böyle hani biraz biraz birbirimize kim bu ya diye ilgimizin başladığı dönemde söylemiştim size.
İkimizin de çok aslında yaralı olduğu bir dönemdi.
Ve öyle aşk falan hiç düşünmek istemiyorum.
Böyle şey olmuş. Evin çok iyi hatırlıyorum.
Tatlış bir evim vardı o zamanlar.
Ve bahçesi var. Ama bahçesi duvara bakıyor yani.
Çok bir anlam ifade eden bahçe değil ama sonuçta ben bahçe sevdiğim için hoşuma gidiyordu.
Bir gün bahçede oturuyorum ve gerçekten hani dümdüz duvara bakıyorum.
Hasbinallah ya niye bu çocuk devamlı aklıma gelip duruyor?
Ne alaka ya? Niye bu böyle aklıma geliyor?
Şimdi başka bir şey düşüneyim diyorum.
Oradan tekrar böyle bir dediği bir şey aklıma geliyor.
Yaptığı bir şey. Bu arada hani hiç öyle bir romantikliği de yoktu yani.
İlk başlarda öyle evlerden uzaktı.
Ama böyle şey o demek ki dopamin tetiklenmiş orada.
Niye ben bu çocuğu düşünüyorum ya diye.
Duvara baktığım bir yarım saatlik bir sürecim olmuştu.
Benim için uzun bir süre.
Neyse dopamin aşkına geri döndüğümüzde şimdi bu bilinmezlik var ya işin içinde ve bu kovalamaca halini seviyoruz dopaminde.
E ne oluyor böyle olunca?
İste istemez ulaşılmaz insanlara çekiliyoruz.
İşte çok hani...
Nettir birisini görürsün ve bundan ilişki yaşanmaz dediğimiz insanları ister istemez çekilmeye başladığımızı görürüz.
O yüzden hani işte bazı insanlar da şey yapıyor bunu tetikleyebilmek için bu tutkuyu.
Ya işte ben ilişki istemiyorum ya bizde ilişki o Yiğit'in anlatmıştım sana bizde ilişki olmaz ya filan.
Bunlar hep taktik sakın kapılmayın bu taktiklere.
Ulaşılmaz olarak aslında karşı tarafın dopaminini arttırmak veya istiyorsanız sizde kullanabilirsiniz.
Benden duymadınız. Yine dopaminde sürekli belirsizlikte kalma arzusu, o bekleme hali ve ilişkinin dengesiz ve heyecanlı olması bizim dopaminimizi arttırmamıza sebep oluyor.
Ve ister istemez de ne yapıyoruz?
Sürekli karşı tarafı düşünürken buluyoruz kendimizi.
İşte bu taktiği öğrenen arkadaşlar da bunun dopamin bağımlı olduğunu bilmeselerdi, bu işte kendine 5 günde aşık et, 10 saniyede şunu yap falan taktiklerini aslında tamamen karşı tarafın dopamin değerleriyle
oynamak üzerine kurulu oluyor.
Ama aslında bizi besleyen ve ileriye taşıyan şey gerçek aşk dediğimiz oksitosin aşkı var.
Ha bu arada dopamin aşkına kötü demiyorum.
İlk başlarda ilişkiye başlamak için biraz dopamine ihtiyacımız var.
Ki ilişkiye adım atabilmek için sonuçta ilişki dediğimizde hep konuşuyoruz bir sürü travmanın da tetiklenmesi aslında.
O yüzden onları görmezden gelip kendimizi bu tehlikeye atabilmemiz için de birazcık dopamine de ihtiyacımız var.
Ama benim dediğim sürekli o dopamine bağımlı kalırsak sağlıklı ilişkiler.
Sağlıklı aşıkta işte gerçek aşk dediğimiz oksitosin aşkındaysa huzur, denge, güven birazcık daha dengeli oluyor ve kendimizi ya tamam çok şükür ilişkim yolunda şimdi ben hayatımı
ve kendimi nasıl daha ileriye taşıyabilirim, daha geliştirebilirim noktası aktive oluyor.
Tutku yine olmakla beraber aidiyet hissi bu sefer çok daha kuvvetli olmaya başlıyor ve bağlanmanın o sevdiğini ve sevildiğini bilmenin Sakinliği insana gelmeye başlıyor
ve birlikte olmaktan gelen şeffaflık, istikrar çok daha bizim hayatın diğer alanlarında kendimizi geliştirmemize de yardımcı oluyor.
Dopaminle yani en sağlıklı olan dopaminle aşkı alevlendirip yakıp oksitosinle aşkı doya doya yaşayabilmek aslında en sağlıklısı.
Ama tabii ki işte burada baktığımızda neler devreye giriyor?
Niye biz dopamine mamlı kalıyoruz diye sorabilirsiniz.
Bir psikolog olarak bunu açıklamak boynumu borcu.
Arkadaşlar çocukluktaki...
Koşullu sevgi kalıplarımız.
İşte uslu durursan seni severim.
Uslu durursan işte atıyorum evde şunu şunu yapmana izin veririm.
Veya şöyle yaparsan ben de sana böyle karşılık veririm gibi.
Koşullu sevgi kalıplarımız ister istemez hani ödüle bağımlı olduğumuz için ve o bilinmezliğe bağımlı olduğumuz için ilerideki ilişkilerimizde de o bilinmezliği sürdürerek dopamini sürekli aktif etmemize
sebebiyet olabiliyor.
Ulaşılmaz ebeveyn modeli sevgiyi hep az ve aralıklarla aldığımızda bu duygusal belirsizlik bize tanıdık geldiği için hep bahsediyorum tanıdık olan duygu durumunu da yetişkinlikte arıyoruz
ve yine dopamin bağımlılığına doğru kayarak o belirsiz ilişkilerde veya o huzura geçme kısmında kaçan ilişkilerde sabit kalabiliyoruz.
Ve o tanıdık dopamin sistemini tetikliyor ve bir gün beni sevebilir.
Hani ebeveynden de o belirsiz zamanlarda sevgiyi aldığımız için hep bir ümit ve o beklenti sabit olduğu için bunu yetişkinlik ilişkilerimize de taşıyoruz.
Ve bir gün beni sevebilir, bir gün kazanabilirim gibi hislerle aslında olmayacağını bildiğimiz ilişkilere çok daha rahat çekilebiliyoruz.
Özet olarak baktığımızda yine dönüp dolaşıp aile konseptine geliyoruz ama şimdi hani çevrenizdeki veya karşınızdaki kişi size böyle davranıyorsa o onun sorumluluğunda değil.
Bu hani sağlıklı bir ilişkiden çok dopamini arıyor gibi düşünebilirsiniz ve bunu karşılıklı konuşabilirsiniz.
Ama eğer kendinizde böyle bir hani ya ben bir ilişkinin içine tam olarak giremiyorum veya hep aynı döngülerle karşılaşıyorum bir ilişkiye dönmeden bitiyor.
başlayamıyorum gibi şeyler düşünüyorsanız da birazcık yine dönüp dolaşıp çocukluk kalıplarımızdaki tanıdık duygularımıza bakmak veya o dopamini ilişkilerden alıp hayatın işte ne bileyim spor olur,
bir hobi olur, bir bir şey olur.
Daha farklı yerlerde o dopamin ihtiyacımızı giderirsek çok daha güzel ve sağlıklı ilişkiler de yaşayabiliriz.
Bu da benden size bir ipucu, hediye ipucu olsun.
Sorularınız varsa kendi hikayenizi paylaşmak isterseniz pskbegum özelden hesabından bana ulaşabilirsiniz.
Ve podcastlerimizin devamı ve keyfi için lütfen takip etmeyi ve beğenmeyi unutmayın.
Kendinize çok iyi bakın.
Güzel tesadüfler hep sizi bulsun.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
