
Psikologların seanslarda sıkça sorduğu ama cevaplaması en zor sorulardan biri: “Bu sana ne hissettirdi?”
Bu bölümde, bu basit gibi görünen sorunun neden bu kadar derin olduğunu konuşuyoruz.
Düşünmekten çok hissetmenin izini sürüyoruz.
Transkript
Merhabalar, Tesadüfen Oldu podcast'ına hoş geldiniz.
Ben Begüm. Bugün sizlerle biz psikologların en çok kullandığı cümleyi, daha da soru cümlesini konuşacağız.
Bu sana ne hissettirdi?
Biliyorum bazılarınız çok uyuz oluyor.
Bu arada ben de çok dalga geçerdim eskiden.
Bu sana ne hissettirdi diyen bir psikolog olmayacağım gibi.
Ama inanın bazı noktalarda, şimdi bunların üzerinde konuşacağız, bunu sormak çok kıymetli oluyor.
Çünkü hayatı çok hızlı yaşıyoruz arkadaşlar.
Fark etmeden bir sürü bir şeyler oluyor.
Onu yapıyoruz, bunu yapıyoruz ve duygularımıza hiç bakmadan, hiç duygularımızla ilgili düşünmeden devam ediyoruz.
Bazen pasif agresif davranışlarda bulunabiliyoruz.
Bazen travmalarımızın üstünde halay çekerek bazı davranışlarda bulunabiliyoruz derken olayların karşısında ne hissettiğimizi çok fazla düşünmüyoruz.
Psikolog dediğinde, geldiğinde hisler üzerine konuşuruz çoğu zamanda.
Bu tabii ki hani şey içinde değil, sana ne hissettirdiğini sordum, konuyu kapattım değil.
Bizim burada bir matematiğimiz var.
Hangi durumların size neyi hissettirdiğini bilirsek, benzer duyguyu daha önce nerede yaşadığınızı veya benzer bir olayla karşılaştığınızda Neden bu duyguyu
daha önceden göstermediğiniz gibi konuları analiz ederek aslında size kendi haritanızı sunmaktır bu sorudaki amacımız.
O yüzden çok kızmayın çok da kötü bir soru değil.
Peki neden bu hislere biz bu kadar kafayı takmış durumdayız?
Çünkü arkadaşlar fark etmeden biz hislerimiz tarafından yönlendiriliyoruz.
Daha önceki podcastlerimde de bahsettiğim gibi özellikle akımlarda konuşurken mindfulness ile alakalı söylemiştik.
Durmak, anda kalmak, evet hayatın tadını çıkarmak için güzel ama sürekli anda kalarak yaşamadığımız için bugüne gelene kadar da o anlara bir sürü duygu
yüklediğimiz için bugün geldiğimizde Zihin benzeri çekmeye çok yakın olduğu için benzer duyguları yakalayıp yine o benzer olayları yaratmaya çalışıyor.
Ondan sonra da diyoruz ki, aa Begüm hocam işte hep benim başıma aynı şeyler geliyor.
Aa bu döngüden hiç çıkamıyorum.
Biraz bakmayın böyle şey cool cool konuştuğuma.
Kendim de çok yaşadım bunu.
Belli başlı döngülerden çıkamadığım çok oldu.
Çünkü ana duyguya hiçbir zaman odaklanmadım.
Orada ne hissettiğimi, üzüldüysem üzüldüğümü kabul etmedim.
Ne üzüleceğim buna ya dedim.
Veya kızdıysam sen beni öfkelendiremezsin dedim.
Ama bunların hepsi altında çok farklı duygular besleyerek benim kapatmak istediğim, kendimi zayıf göstermek istemediğim duygulardı.
Ve bu farklı duygulara da ben görmezden geldikçe çığ gibi büyüdü bunlar.
Ve gör beni, gör beni, gör beni diyerek de Sürekli kendimi aynı durumların içine sokmama sebebiyet verdi.
Kendimizi aynı durumlara sokmak dediğimiz zaman genellikle ilişkiler konumuz oluyor.
Hadi gelin sonra ilk birkaç podcastta çok fazla psikoloji konuştuk.
Birazcık işin dedikodusuna da girelim.
Şimdi ister istemez ilişkilerde bazen belli döngüleri çok arka arkaya yaşayabiliyoruz.
Bunun sebebi de deminden beri anlattığım gibi aslında ana duygumuzdan kopmaktan, ana duygumuzu kabul etmemekten kaynaklanıyor.
Bu işte hani ıssız adam fenomeni vardı ya bir ara.
Saçımı başımı yolluyordum gerçekten.
O zamanlar işte İngiltere'deyim.
Gelmişim bir tatile bir şeye.
Herkes diyor ki muhakkak ıssız adama gitmen lazım.
Çok güzel bir film.
Çok etkilendik. Şöyle güzel böyle güzel.
Gittim. Ya bence hani saçma sapan hayatını yoluna koyamamış bir adamın.
Yaşadı yani bir sürü psikolojik aşağılamada bulunabilirim kendisine.
Ama hani bir adamın hikayesini izliyoruz.
Ama insanlara baktığınızda işte dolma yerken terk edildi aman tanrım falan.
Bak bu arada o da bir daha şey olabilir travma olabilir.
Muhtemelen o karakter bir daha dolmayı yememiştir.
Neyse şaka bir yana.
Bütün böyle şeylerde bu ıssız adam şöyle cool böyle cool falan değil.
Adam ne istediğini bilmiyor.
Daha önceden de bahsettiğimiz yaşamak istediği hayatı da zihninde canlandırmamış olduğu için ona gelen iyiliklerden kaçıyor.
Bu kadar basit. Eğer bilseydi orada ne hissettiğini çok daha rahat bir şekilde ilerleyebilirdi.
O yüzden böyle bir herkesin romantize ettiği kızın ona nasıl aşık oldu?
Aşık oldular ama kavuşamadılar.
Arkadaşlar 2000'li yıllardayız yani hani eskiden kavuşamıyordu aşıklar birbirine çünkü işte şehirler giriyordu, mesafeler giriyordu, telefon yok, mektup yok, hiçbir şey yok.
Bugün yani bu kadar sosyal medyanın aktif olduğu, herkesin birbirini istediği zaman çok rahat görünür olabildiği bir dünyada lütfen şimdi bana aşık oldular, kavuşamadılar romantizmini yapmayın demek
ki taraflardan bir tanesi istememiş.
Bu kadar net ve basit bir konu bu.
Geleceğiz bunların hepsini konuşacağız arkadaşlar ilişkiler bölümünde.
Neyse bu ıssız adam fenomeni böyle aldı yürüdü falan.
Benim de hep şeyim şuydu ya ne bu yani bu ıssız adam hani bir şeyler yapıyor da adam da kendince bir şeylerden kaçıyor da gitsin tedavi olsun abi.
Niye böyle hani hem kızın hayatını hem kendi hayatını zora koşuyor diye.
Sonra hatırlarsanız böyle bir ıssız adam şeyleri meşhur olmaya başladı.
Ya kızım biz ıssız adamız yani neydi o bir tane video şey radyo programı yapanlar vardı bir film.
Hatırlayanlar ne olur bana yazsın.
Çok dilimin ucunda podcastı bunun için kesmek istemiyorum.
Hatırlayanlar bana yazsın.
Bu akımlar başladı işte erkekler işte ıssızlaşıyorlar bir anda yok oluyorlar gidiyorlar.
Bu tamamen duygularının farkında olmamaktan kaynaklı arkadaşlar.
Bu tamamen bilinçli bilinçsizliktir.
O yüzden ben bunu romantize edemeyeceğim.
Şimdi dönüp dolaşıp kendi döngülerimden örnek vereyim size.
İşte hani 37 yaşında evlendiğime göre anlayacağınız üzere belli başlı başarısız ilişkilerim oldu benim de.
Ve bazıları benzer döngülerdeydi.
İşte eşimle eşim de garip geliyor Yiğit diyeyim.
Siz artık zaten tanıyorsunuz.
Yiğit'le tanıştığımızda böyle bir hani herkes bavuluyla gelmiş zaten.
İkimizde bir çekingeniz hani daha flört bile başlamamış.
İkinci üçüncü görüşmemiz.
Bu böyle döndü bana ya dedi bizden adam olmaz ya bizden bir şey olmaz.
Ay bir nevrim döndü.
Eskiden olsa işte orada duygularımı bastırırdım.
Sinirlendiğimi veya üzüldüğümü belli etmezdim.
Bastırırdım ya tamam o da öyle veya daha da beteri ben bunu tedavi ederim gibi yaklaşırdım.
Zaten benim de o ara hani böyle kafamın atmış olduğu ve kendimi üzecek bir şeylerin içine kendimi sokmayacağıma söz verdiğim bir dönem.
Böyle döndüm birkaç saniye sessiz kaldım.
Ne diyeceğimi bilemedim aslında.
Ya dedim bir gün kalk git daha yemekteyiz, yemeği söylememişiz, etmemişiz.
Kalk git dedim hani böyle birisiyle ne muhatap olacaksın.
Sonra düşündüm ve çok hızlı hızlı gelişti kafamda.
Ben bunun bu dediğine sinirlendim.
Niye sinirlendim? Bu ıssız adam fenomeninden dolayı sinirlendim.
Ve bunun övünülünecek veya işte havası atılacak bir şey olmadığı benim gözümde çok ezik oldu.
Böyle saniyeler içinde aklımdan geçiyor ama karar verdim.
Ondan sonra böyle dedim ki şey durdum.
Ya dedim böyle büyük bir sahne yapacağım.
Küseceğim edeceğim falan. Bu da çok yaptığım döngülerden biriydi.
Aman dedim Begüm bırak. Böyle döndüm.
Valla dedim sen bunu kendine yakıştırıyorsan sana bir şey diyemem.
Ama ben dedim bu kadar kendi üzerimde çalıştıktan sonra.
Kimseye de dönüp benden bir şey olmaz demezdim açıkçası dedim.
O da bir kaldı ama ondan çok ben kaldım.
Şu cümleyi kurabilmiş olmama, o anda o mantığı geliştirmeme, bunu nasıl bir anda kelimelere döktüğüme inanın aşırı şaşırdım.
Sonrasında zaten nasıl hissettiğimi açıklayacak olursak gururlu hissettim diye.
Ama şimdi dönüp dolaşıp baktığımızda bu örneği vermemin sebebi de bu.
Uzunca bir süre tabii biz psikologlar inanın çok uzun terapi dönemlerinden geçiyoruz ve yer yer hala hani hem süpervizyon olsun hem psikoloğa danışmak olsun aşamadığımız noktalarda her normal insan gibi biz
de psikoloğa gidiyoruz. Ve bu işte bu sana ne hissettirdi, orada ne hissettim, burada ne hissettim, benzer durumlarda hangi tepkileri verdim gibi o kadar fazla kendimi analiz etmiştim ki bu
sefer zihin tabii bu analize...
Hızlı adapte olmaya başladı.
Biliyorsunuz neuroplasticity dediğimiz bir şey var.
Beynimiz kendi kendisini geliştirebiliyor.
Ve beynimi kendimi analiz edebilme noktasında geliştirdiğimi fark ettim.
Çünkü bunu çok hazır ve net bir şekilde söyleyebildim.
Hani ben olsam böyle demezdim diye.
Hem duygulardan arındım hem aklımdakini söyledim falan.
O yüzden orada Yiğit şok oldu mu olmadı mı orasını bilmiyorum ama bu benim kendimle aşırı gurur duyduğum bir andı açıkçası.
Ve o yüzden bunu da bu sana ne hissettiriyor podcastinde belirtmek istedim.
Biz işte psikoloji odasında, psikoloji seanslarında sana ne hissettirdi derken aslında kendinizi analiz edebilme pratiğini size öğretiyoruz.
Ve böylece daha da hızlanabiliyorsunuz.
Verdiğiniz tepkileri çok daha bilinçli bir şekilde verebiliyorsunuz.
Ben şimdi o masada orada üzüldüm.
Aman bu da ne çıktı diye verdiğim tepkiyi fark etmemiş olsaydım muhtemelen dediğim gibi eski döngülerime benzer tepkiler verecektim.
Ama hayatımda ilk defa farklı bir tepki verdim.
Bir sonunda çok kötü olmadı gibi.
Yani tabii ki sadece burada böyle iyi tepki verdim de öyle evlendik gibi bir şey yok.
Zamanla anlatırım oraları da.
Karşılıklı birbirimize çok alan tanıyarak ve bolca konuşarak, birbirimizi iyileştirmeye çalışarak, tam iyileştirme tabii ki olmaz ama, birbirimizi iyileştirmeye çalışarak, emek vererek bir noktaya
geldik. İlişkilerde bunları konuşacağız.
Hani karşınızdakine herkes bir bavulla geliyor.
Bavulunu istediği kadarını açmasını ve beraber toplamanıza yardımcı olmak çok önemli ve çok kıymetli.
Neyse romantize etmeyeyim.
Hava attığım noktadan devam ediyorum.
Bunların hepsi aldığım psikoterapi seanslarıyla oldu arkadaşlar.
O yüzden bu sana ne hissettirdi önemlidir.
Ara ara kendinize sorun bunu.
Bunun için illa psikoloğa gitmenize gerek yok.
Bu sana ne hissettirdi diye yazın.
Yazmak en güzeli hatta.
Yine bir döngüm döneminde öfkeli olduğum birisi vardı.
Bu aileden birisiydi.
Sevgili hikayesi değil.
Kendimce böyle analizlerimi yapmışım.
Dedim benim... Bu aile büyüğüyle içimdeki problemleri çözmem lazım.
Kendimi bir dökmem lazım.
Bu arada vefat etmiş. Konuşamam da ne yapacağım?
Dedim bu bana ne hissettiriyor?
Otur Begüm yaz o zaman dedim.
Ne hissettirdiğini en azından senin içinden çıksın.
Çünkü bazen danışanıma da söylüyorum ben.
Karşı taraf almıyor bile bizim söylediklerimizi.
O yüzden önemli olan bizim kendimizi rahat ve net ifade edebilmemiz.
Neyse ben başladım gecenin bir vakti.
Yazıyorum da yazıyorum, yazıyorum da yazıyorum.
Dedim ki herhalde böyle bir nefret, öfke kusacağım.
Biraz kustum.
Sonra teşekkür ederim benim hayatımda olduğun için.
Bana kendimi savunmayı ve kendimin arkasında durabilmeyi öğrettiğin için teşekkür ederim.
diye bitirdim. Biraz çünkü üstümde baskı kuran.
Baskı da değil. Nefret kuran bir aile üyemizdi.
Ve burada da hani ya bir dakika benim sana ihtiyacım yok ki noktasına geldim.
Hani ben bu sayede kendi ayaklarımın üzerinde durabildim.
Kendimin arkasında durabildiğimi fark ettim.
Çok hoşuma gitmişti. O yüzden dediğim gibi illa psikoloğa gitmenize de gerek yok.
Bu sana ne hissettirdi diye sorun.
Ve illa hani böyle bir tek bir nokta da olması gerekmiyor.
Alın kağıdı kalemi elinize.
Eski usul. A4 kağıdı, şey kalem.
Başlayın bu sahnede hissettiği de yazmaya.
Zaten hatırlarsanız bedensel psikoterapide de konuşmuştuk bunu.
Vücudumuz bizimle konuşuyor.
O yüzden orada da sizin eliniz zaten sizin aklınızdan hatta kalbinizden geçenleri yazıyor.
Ve çok rahat ifade edebiliyorsunuz.
Bu da benden size böyle bir minik bir tavsiye olsun.
Bugün birazcık... Goygoy birazcık benim hayatımla ilgili ama aslında yine içinde önemli olan bu sana ne hissettirdiği kendinize hep sorun.
Çünkü en kıymetlisi bizim kendi hislerimizi kendimize ifade edebilmemiz.
Bir sonraki podcastta görüşmek üzere.
Güzel tesadüfler bulsun hep size.
Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
