
Bu bölümde, ilişkilerimizi derinden etkileyen bağlanma stillerini konuşuyoruz. Çocuklukta kurduğumuz ilk bağların, yetişkinlikteki romantik ilişkilerimize, arkadaşlıklarımıza ve hatta kendimizle kurduğumuz ilişkiye nasıl yansıdığını birlikte keşfediyoruz.
Transkript
Merhabalar, Esad Fenoldu Podcast'ine hoş geldiniz.
Ben Begüm. Bugün sizlerle ilişkilerdeki bağlanma kuramları üzerine konuşacağız.
Önceki en baştaki podcastlerimden birinde demişim ki bunu detaylı detaylı konuşacağız.
Ama hep bir sağından solundan köşesinden dolandım.
Geçenlerde bir eğitim verirken bir tane öğrencim dedi.
Hocam dedi podcastte bağlanma kuramlarından konuşacağım demişiz.
Konuşmadınız onu bekliyoruz diye.
Selam olsun. Bugün başlayayım anlatayım biraz dedim.
Aslında yani şöyle oluyor.
O kadar bu konu hakkında konuştuk, anlattık.
Sadece ben de değil yani bütün psikologlar zaten ilişkilere girişeyi bağlanma kuramlarını anlatmak olduğu için.
İster istemez sanki herkes biliyormuş gibi varsayıp konuyu es geçebiliyoruz.
Ama burada bunu yapmamak lazım.
Bir de benim tarzımda dinleyin diye bugün dedim ki bağlanma kuramlarını bir anlatayım.
Öyle çok karışık anlatmayacağım.
Bolbin'in böyle Tuğla gibi kitapları var, işte bir sürü bağlanma kuramları var, nasıl ortaya çıktıkları var filan.
Ama en basit noktasından anlatacağım.
3 ana hat, daha doğrusu 2 ana hattı var.
Güvenli bağlanma, güvensiz bağlanma baktığımızda.
Güvensiz bağlanmada da yine ana hatlarıyla ikiye ayrılıyor.
Kaçıngan ve kaygılı.
Bir de işte kaygılı kaçıngan ikisinin arasında bir tane diye olabiliyor.
Bu bağlamda biz çocukluğumuzda ebeveynlerimizle aslında daha çok anneyle yani en has bakım verenle nasıl bir bağ kurduysak bunu fark etmediğimiz veya üzerine çalışmadığımız
sürece ilerleyen yaşlarımızdaki ilişkilerimizde de benzer bağlar kuruyoruz.
Daha doğrusu benzer duyguyu Bize yaşatacak partnerler seçiyoruz.
İşin birazcık daha civcivli tarafından gireyim.
Kitap gibi anlatmaktan değil, size birazcık içeriden psikoloji dedikodusu vererek anlatayım.
Şimdi amacımız güvenli bağlanmaya ulaşabilmek ve bu eskiden dendiği gibi hani bir kere güvensiz bağlanma oluştu, bir daha güvenli bağlanmaya geçemezsin gibi bir şey yok.
Kişi kendi üstünde çalıştıkça partner seçimlerinde veya hayattaki attığı adımlarda diyeyim aslında bilinçli olduğu sürece çok daha rahat güvenli bağlanmaya geçebilir.
Yani çok rahat olmuyor tabii birazcık bir değişik bir süreç oluyor ama birazcık da zorlanma gerekiyor.
Ama yetişkinlik dediğimiz şey zaten fark etmeden bolca zorlanmaların içinden geçmek değil mi?
Bugünümüzün felsefesi de bu olsun.
Diğer güvensiz bağlanmalar ise, şimdi adı tatsız geliyor, hiçbir ebeveyn çocuğunun güvensiz bağlandığını kabul etmek istemez.
Burada amacımız ebeveynleri suçlamak da değil.
Hep bahsettiğim gibi, psikolojiye giriş noktalarında ister istemez bir ebeveynlere yükleniyoruz.
Hepimiz böyle, annem böyle yaptı, babam böyle yaptı, onun yüzünden böyleyim, onun yüzünden şöyleyim.
Onlar da bildiklerinin en iyisini yapmaya çalıştığı noktasını kabul edersek çok daha rahat ederiz açıkçası.
O yüzden onları da bir salalım.
Ama bu güvensiz bağlamada kaygılıyla kaçınganı çoğunlukla görüyoruz.
Şimdi coğrafi olarak da baktığımızda yapılan araştırmalarda Türkiye'nin %80'inin kaygılı bağlanmaya yatkın olduğu gözlemlenmiş.
Çünkü şöyle. Şimdi kaygılı bağlanma nedir?
Ebeveynin bizim ihtiyaç duyduğumuz ve duymadığımız anlarda da yanımızda olması veya ihtiyaç duyduğumuz anda yanımızda olmaması gibi birazcık karışık sinyaller verdiği zaman ebeveyn,
biz bile kaygılı bağlanmaya başlıyoruz.
Yani şu an ona ihtiyacım var ama benim sütümü verecek mi, altımı da pislettim ama derdimi de anlatamıyorum, ağlasam anlar mı acaba dediğimiz dönemlerde ebeveynin anlamamış
olabilir veya yoğun iş hayatı olabilir, çok çocuğun üzerine yoğun düşememiş olabilir.
Ne bileyim işte çocuğun o sırada sarılma ihtiyacı vardır, oksitosin ihtiyacı vardır, ebeveyn sadece altını değiştirmekle kalmış olabilir.
Ama diğer taraftan işte bir keşif sürecine çıktığında çocuğun...
Hep şey örneğini veriyorum.
Türk ailelerinde çocuk genellikle sandalyeye çıkmaya çalıştığında ya ay dur aman aman falan diye engellenir.
Hep böyle bir kaygı ortaya atılır.
Düşeceksin aman çıkma oraya dur yapma kalkma ayağa gibi.
E bu da tabii kaygıyla ilk tanışmamıza sebebiyet veren ses müdahaleleri olur.
Ama mesela Avrupa'da baktığımızda diyoruz ki Avrupalılar da ne kadar rahat yetiştiriyor çocuklarını dediğimizde de ne yapıyor hani Avrupalı diye etiketlemeyelim ama hani kaygısız yetiştiriyor.
giren ebeveyn ne yapıyor? O çocuk o sandalyeye çıkacak.
Gözünü onun üstünde tutuyor çaktırmadan.
Çocuk çıkmaya çalışıyor, düşüyor, poposunun üstüne oturuyor.
Tabii hani kafa göz yarmadığı sürece.
Sıkıntılı bir şey olacağı zaman müdahale edecek yakınlıkta duruyor ebeveyn.
Ama bir şekilde o çocuğun o sandalyeye çıkma sürecini tek başına gidermesine destek oluyor.
Aslında çocuğa o alanı açıyor.
Ondan sonra çocukta şöyle bir güven oluşuyor.
Ben istersem bu sandalyeye çıkabilirim.
Ve çıktığımda da korkmama gerek yok.
Çünkü nasıl çıktıysam inebilirim.
güveni daha işte ayaklanmadan 1-1,5 yaşında oluşmaya başlıyor.
Ama biz çocuk sandalyeye çıkmaya kalktığında aman dur yapamazsın edemezsin gibi müdahale edersek veya çocuk sandalyeye mi çıkmak istiyorsun tamam hop aldım sandalyeye koydum yaparsak
ikisinde de çocuk kaygı geliştirmeye başlar.
Bir tanesinde yanlış bir şey mi yapıyorum aman dur dendiğinde yanlış bir şey yapmanın kaygısını taşırken bir anda alınıp hop diye sandalyenin üstüne konduğun bir dakika ya ben buraya nasıl geldim şimdi
nasıl ineceğim çok da yüksekmiş aslında boyumdan da yüksek bir yer ne yapıyorum ben kaygısı geliştirir.
O yüzden nasıl ki yetişkinlikte demin söylediğimiz gibi hani başımıza bazı durumlar geliyorsa ve öğrenmeye çalışıyorsak aslında biz doğduğumuz andan itibaren başımıza gelen durumları öğrenmek
ve geliştirmek üzerine programlanıyoruz.
Ebeveyn buna izin vermediği sürece de biz kendimize ve etrafımıza karşı güvensiz bir bağlanma geliştirebiliyoruz ne yazık ki.
O yüzden kaygı, bu anlattığım örnekte kaygı oluşturuyoruz ve güvensiz bağlanmanın kaygılı bağlanma bölümüne ait oluyoruz.
Ülkemizde de işte çok fazla dediğim gibi müdahale olduğu için ebeveynlerimiz tarafından, çünkü onlar da öyle gördü.
Yani bizde bir sembiyotik bir ilişki var ya ebeveynlerimizle.
Hani bazılarına göre mıç mıç, bazılarına göre de ayrışamamayı yaşadığımız için aslında çocuk ruhlu yetişkinler olarak çok fazla ortalarda dolanıyoruz.
Böyle olunca da kaygılı bağlanmayı ister istemez ilişkilerimize de yansıtıyoruz.
Şimdi kaygılı bağlanmış bir kişi ilişki kurduğunda, yetişkin ilişki, tırnak içinde yetişkin diyorum, yetişkin ilişkisi kurduğunda da gidecek mi, kalacak mı, ilişkim iyi mi gidiyor, kötü mü gidiyor,
ben şimdi bunu böyle yaparsam o bana kızar mı, kızmaz mı, kızarsa gider mi, küser mi, yoksa yanımda mı kalır gibi ilişkinin içinde de sürekli olarak bir sevildiğini, görüldüğünü,
duyulduğunu netleştirme ihtiyacı tarifin davranışlarına odaklanma gibi bir kaygılı bağ kuruyoruz.
Ve böyle olunca da tabii ki ilişkilerimiz ister istemez sıkıntıya giriyor.
Bu bizim coğrafyamıza çoğunlukla özgü görülen.
Bir de kaygılı bağlanma ve çekingen bağlanma var.
Çekingen bağlanmada ise çocukluk döneminde çocuğun ihtiyaçlarının giderilmemesinden kaynaklı olarak bir noktadan sonra çocuk veya bebek ihtiyaçlarını dile getirmemeyi
tercih ediyor. Artık bir noktada nasıl olsa bu ihtiyacım giderilmeyecek diye kendini geri çekmeye başlıyor.
İlişkilerde çok yakınlık kurmaya başladığı zaman yaralanacağından korktuğu için kendisini geri çekmesiyle ilişkiler genellikle son buluyor.
Yalnız maalesef bu işte ıssız adam da şuydu buydu işte ben yakınlık yalnız çok yakınlıkla yapamıyorum falan gibi böyle kendini cool zannetme noktasında biz aslında bir patolojiyi
cool'luk gibi yaşamaya başladık.
Buradan hepinize sesleniyorum.
Çekingen bağlanma bir koğulluk değil bir patolojidir arkadaşlar ve tedavi yani terapi ile tedavi olabilirsiniz.
Çünkü bu kişinin kendisi için de çok zor ve hani sonsuz bir yalnızlığa iten bir nokta.
Tamam ebeveynin o anki dönemde, o anki duygu durumunda senin her ihtiyacını karşılayamamış olabilir.
Sen çekingen bir bağlanma stili oluşturmuş olabilirsin ama hayatınızı kaliteli yaşayabilmek için bunun tedavisinden geçmenizi öneririm.
Çünkü bu çevrenizdekilere cool gözükmekten ziyade sizi çok yalnızlaştıran ve hayata karşı öfkeli olmanıza sebep.
kalbiyet veren bir bağlanma stilidir.
Cool değildir yani altına üç kere çiziyorum.
Çok görüyoruz çünkü bunu maalesef.
Neyse zaten çoğunluk bizim dönemde, bizim ülkemizde kaygılı bağlanma daha çok kaygıların üzerinde sıçrama oluyor.
Geçen gün işte bir Reels gibi bir şey gördüm.
Şey diyordu işte neden 90 jenerasyon, 90'lılar hep kaygılı.
Yok işte kahve içme Arap olursun.
Karpuz çekirdeğini yutarsan içinden karpuz ağacı çıkar gibi.
Bizim canımız ebeveynlerimizin bizi koruma altına almak için.
tatlış tatlış yaptıkları bazı kaygı bombardmanları ne yazık ki bizim hem günlük hayatta kaygılı olmamıza hem de ilişkilerimizi kaygıyla inşa edip sürdürmemize sebebiyet verebiliyor.
Peki ne yapacağız Begüm diye soracak olursanız bana.
Güvenli bağlanma bizim burada ihtiyacımız olan.
Güvenli bağlanma ne dediğimizde ise yani şöyle hayal edin.
Hayatından böyle çok keyif alan birisisiniz.
Yaptığınız işten, yaşadığınız hayattan memnunsunuz.
Ve gelene de welcome diyorsunuz.
Hoş geldin hayatıma. Ben bu şekilde yaşıyorum.
Sen de bana eşlik etmek istersen beklerim.
Eşlik etmek istemezsen güle güle gibi.
Böyle bir rahatlık içinde olmak.
Aslında güvenli bağlanma.
Tabii yani şaka bir yana bu kadar güllük gülistanlık olmasa da kişinin aslında kendinden memnun olması ve partnerinin davranışlarından çok kendi hislerine odaklandığı ilişki durumlarına
biz güvenli bağlanma diyoruz.
Daha çok çocukluk zamanında işte ebeveynin çocuğuna keşfetmek için alan açtığı ama aynı zamanda ihtiyaç duyduğunda da hani bir kol mesafesinde ulaşabileceği yakınlıkta
kaldığı yetiştirme stilleriyle oluşuyor.
Bu güvenli bağlanmada.
Çok kolay değil. Hele genetik kodlarımıza baktığımızda da ister istemez vereceğimiz tepkiler.
Çünkü annelik de hani o stresin içinde bir de hani doğru çocuk yetiştirme baskısıyla yapılan şeyler de tabii ki ister istemez hatalar yapılabiliyor.
Ama dediğim gibi hiçbirisi dönülmez yollar değil.
Amaç burada hani seni görüyoruz, seviyoruz, ihtiyacın olduğunda buradayız noktasında bir ebeveyn olarak çocuğa hissettirebilmek.
Sonrasında çocuk da zaten aynı şeyi hayatında görüyor.
Altına giren partnerini uyguluyor.
Seviyorum ilk başlarda demesin.
Senden hoşlanıyorum. Seninle vakit geçirmekten hoşlanıyorum.
Hani sen de hoşlanıyorsan ben buradayımı rahatlıkla söyleyebildiği noktada zaten ilişkiler bambaşka bir rahatlık seviyesine ulaşıyor.
Rahatlık dediğim yani saygısızlık anlamında rahatlık anlamayın.
Daha nasıl diyeyim yumuşak yaşanan ilişkiler, daha açık iletişimin olduğu ilişkiler şeklinde yaşanmaya başlıyor.
Ve çok daha sağlıklı sürdürülebiliyor.
Bağlanma kuramları en şeyli ana hatlarıyla böyle arkadaşlar.
Dediğim gibi çocukluk da oluşuyor, bebeklikten hatta oluşuyor.
Sonrasında da romantik ilişkilerimize hatta günlük ilişkilerimize de etki ediyor.
Ama bunların hiçbirisi şey değil.
Bu arada güvenli bağlanmış olan birisi, travmatik deneyimler yaşayıp kaygılı veya çekingeni de geçebilir bu arada.
Hiçbir şey böyle oldu ve böyle gidecek değil.
İnsandan bahsediyoruz.
dönemsel veya işte zaman içerisindeki değişimlere hepimiz açız.
Yeter ki farkında olalım.
Siz nasıl bağlandığınızı düşünüyorsunuz ve ebeveynlerinizi suçlamadan, sorumluluğu kendinize alarak, bugünkü halinizde sorumluluk alarak bana hikayenizi anlatmak
isterseniz PSK Begüm Özer'den, Instagram hesabından bana ulaşabilirsiniz.
Spotify, Fizi ve diğer platformlardan Tesadüfen Oldu'ğu takip etmeyi unutmayın.
Kendinize çok iyi bakın.
Güzel tesadüfler hep sizi bulsun.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
