
Bu bölümde affetmenin ne olduğunu, ne olmadığını, sınırlarımızı, kendi içimizde açtığı yaraları ve iyileştirme gücünü konuşuyoruz.
Transkript
Merhabalar, Tesadüfen Oldu podcastine hoş geldiniz.
Ben Begüm. Bugün ortalıkta çok dolanan bir kavram üzerine konuşmak istiyorum.
Affetmek. Bir uzun süre boyunca bu işte affet rahatla, affet rahatlalar çıktı.
Ondan sonra baktık ki kimse kimseyi affedemiyor.
Affetmek zorunda değilsin, kabullenmen yeterli gibi bir U dönüşü oldu orada.
Gibi gibi bir sürü bir affetmekle ilgili çok fazla bana da soru geliyor.
Danışanlardan da geliyor, takipçilerden de geliyor.
İşte şunu şunu yaşadım, affetmeli miyim?
Yani affetmek bazen de bizim işte aile dizimi konseptinden baktığımızda da had aşımı da olabiliyor bazen.
Hani sen neyi affediyorsun?
Hani hangi hadle? Mesela işte bize aile büyükleri işte onları affettim denmez onları onurlandırdım denir.
Helinger'in kapsamından aile dizimine bakıldığında.
Aman Allah hani küçükken yapılanlarda belki diyorsun ki onlar da bilinçsizdi şuydu buydu.
Ama yetişkinlik çağına gelindiğinde bir aile büyüğünün çocuğuna yaptığı bir şeyi çocuğun da affetmeme hakkı olduğunu düşünüyorum ben.
Çünkü artık ebeveyn ilişkisinden çok iki yetişkin ilişkisine dönmeye başlıyor bazı şeyler.
Yani bilmiyorum belki de benim hayatımda o şekilde olduğu için yetişkinlik çağına geldikten sonra ebeveynin o zamandan sonra yaptıklarında affetme affetmeme.
gibi konulara hakkı olduğunu düşünüyoruz.
Ha herkes affedilmeli mi?
Ben buna da yanaşmıyorum.
Herkes affedilmemeli.
Çünkü bazen bazı şeyler affedilmeyip o bir kol hatta böyle bir sokak mesafesinde durmalı.
Ama burada affetmeli mi?
Olduğu gibi kabul etmeliyim.
Karşı tarafı da olduğu gibi kabul etmeli.
Çünkü bazen insan gerçekten çok yakını oluyor ve çok sinirleniyor.
Onu bu şekilde kabul etmek istemiyorum.
Bilmem ne. Hani başkasına dair olan duyguları işin içine giriyor.
Bu da bir karmaşaya sebep olabiliyor.
Benim bulduğum formül şu şekilde.
Bu benim gerçeğim.
Yani onu affettim veya affetmedim ama bu yaşananlar benim gerçeğim şeklinde ilerlemeyi tercih ediyorum.
İşte hani hep bahsediyorum ya düğün zamanı babamın ve eşinin çıkarttığı kaoslar, karman çormandıklar dinleyenlerden bilen bilir bilmeyen de anladı zaten.
Ben mesela affedemiyorum.
Hiçbir şekilde affedemiyorum.
Hani ne ebeveyn olarak affedebiliyorum, ne yetişkin olarak affedebiliyorum.
Hani elle tutulur hiçbir tarafı yok.
Uzun süre şeyi düşündüm.
Hani o da öyle bir insan, o da öyle evrildi falan.
Sonra dedim ki ya 60 küsur yaşında adama o da öyle bir insan deyip geçemem ben.
Hani bu yaşına kadar kendini geliştirmemiş olması benim sorumluluğumda değil veya benim kabullenmem gereken bir şey değil.
Peki ne yapacağım? Baba yani, öz babam.
Hani biyolojik. Ne yapabilirsin?
Bu benim gerçeğim dedim.
Benim yaşadıklarım, onunla yaşadıklarım, işte bana düğün zamanını zehir etmesi, beni işte eşimin ailesine karşı zor durumda bırakması, benim gerçeğim, benim babamdan
dolayı ben böyle böyle hissettim şeklinde ona karşı olan duyguyu olabildiğince minimalize ederek baş etmeye çalıştım bu süreçle.
Benim gerçeğim de bunlar bunlar bunlar oldu.
Tamam ben şimdi hayatıma...
Kendi gerçeğime nasıl devam etmek istiyorumla ilerledim.
O yüzden burada işte affet affetme bence bu kişisel gelişimcilerden çoğu da bir sürü şey affedemedikleri için bunu bolca dönüştürdüler.
Zannetmiyorum ki affetmek full iyileştirici bir şey olsun.
Çünkü bazen kendimizi koruyabilmek için de o öfkeye ihtiyacımız var.
Çünkü herkese affettiğimizde onlar tekrardan hayatımıza girmeye ve aynı şekilde davranmaya hak görebiliyorlar kendilerinde.
Ama affetmemek ve hayatımızdan çıkarmak da bir tercih.
Duygusal yükü, duygusal yorgunluğuna bakıyorum.
Bence hani ponçiklikten ziyade bazen dik durabilmemiz için de yardımcı olan bir süreç gibi geliyor bana.
Affedip affetmeme kararını kendimizin vermesi.
Dediğim gibi demiyorum asla affetmeyin veya muhakkak affedin.
Ama bu kararı kendimizin verebileceğini bilmemiz insanın dik durmasında çok yardımcı oluyor.
Sonuçta bu bizim hayatımız.
Ve affedilecek konuyu da kişi bazında değil kendi gerçeğimiz olarak alacağız.
Bir şeye kızdık ki affedeyim mi affetmeyeyim mi diye düşünüyorsak.
Bu bizim gerçeğimizdir.
Bu bizim hayatımızda yaşanmıştır.
Senin sorumluluğun, bizim sorumluluğumuz şudur budur falan oraları da geçiyorum.
Çünkü bazen gerçekten bazı noktalarda sıkışıp kalabiliyoruz.
Orada haklı yok, haksız yok.
İki tarafa göre haklı var, haksız var.
Ve bütün geniş açıdan baktığımızda, büyük açıdan baktığımızda hani kendimizi haklı görürüz ama diyorsun ki onun tarafından bakınca da şu şu şu noktalarda haklı gözüküyor falan gibi.
İşler iyice karışıyor ve sonunda o...
Alttan alan tarafı oluyor.
O yüzden herkesin haklısı kendisine, haksızı kendisine deyip işin içinden kendi hayatımıza odaklanarak sıyrılmak en sağlıklısı oluyor özetle baktığımızda.
Bunun dışında diğer affetmek, affetmemek gibi konular konuşulduğunda işte özel ilişkilerde, yetişkin ilişkilerimizde, çocuk büyütürkenki ilişkilerimizde.
Burada bence hani daha yumuşak konularda ben biraz sertinden girdim de daha yumuşak konularda mesela işte bir ne bileyim ters bir şey söylemişsinizdir veya partnerinizin sevmeyeceği bir şekilde davranmışsınızdır.
Ya özür dilerim veya hani ya tamam seni affediyorum hani burada da şöyle şöyle demek istedin.
gibi noktadan yaklaşıldığında en önemli şey bu affedicilikle açık iletişim.
Dediğim gibi illa affetmek zorunda da değiliz.
Bazen ilişki içinde de öyle bir noktaya geliriz ki kaçıncı affedişim bir şey değişmiyor.
Ben artık affetmemeyi tercih ediyorum da diyebiliriz.
Bu hani affet özgürleş değil de affedip affetmeme kararının senin inisiyatifinde olduğunu bilmek asıl özgürlük gibi geliyor bana.
O yüzden de kararlarımızı verirken birazcık daha açık iletişimde hani neyi affediyoruz?
Affetmem gereken şey ne?
Affetmem gereken kişi bu konuyla ilgili nasıl bir savunma yapıyor bana?
Çünkü bazen de şey diyorlar sen kim beni affediyorsun gibi bir noktadan yaklaşınca tıkanıp kalabiliyoruz.
O yüzden hani karşılıklı açık iletişimle affedip affetmemeyi kalbimize sorarak ilerleyebiliriz.
Aile diziminden baktığımızda, Helinger'in ekolü, ilk ekol tarafından, işte çocuklar ebeveynlerini affetme gibi bir durumları yok.
Bu hat aşımı olur. Çünkü ebeveynler de ellerinden geleni kendi bildikleri kadarıyla yaptılar.
Bundan sonrası kendini inşa etmek, döngülerini bulup kendini inşa etmek çocuğun kendi sorumluluğunda gibi bir noktadan yaklaşıyor aile dizimin.
Buna da hak veriyorum.
Uzun bir süre benim akli dengemi korumamda yardımcı olan bir savunmaydı bu.
Hani davranışlarını...
Çoğunlukla babamın anlamlandırmakta.
Yani hocam o da bildiği kadarını şey yapıyor, verebiliyor gibi.
Çoğu zaman da işe yarıyor.
Benim örneklerim çok ekstrem olduğu için.
Ben de işe yaramadı. Ama çoğu zaman da bu bakış açısı insanın kalbini yumuşatabiliyor.
Öyle söyleyeyim. Ama diğer taraftan da şimdi çok daha dokunan konular var.
Tacizler var. Psikolojik şiddet var.
Fiziksel şiddet var.
Bu gibi durumlarda artık bildiği bilmediği noktasından da iş biraz çıkıyor gibi.
Hani bilinçlenmeden ebeveyn olmak veya ne bileyim akli dengesine şey yaptırmadan, inceletmeden ebeveyn olmak da tabii ki yaralayıcı noktaya gelebiliyor.
Dikkatli olmak lazım bu noktalarda.
Mağdurlarının da dediğim gibi affetmek ve affetmemek tamamen sizin kontrolünüzde olan bir şey.
Sadece etkilerine ve kendi gerçeğinize odaklanın orada.
Ama yani burada şu var.
Bu benim gerçeğim deyip kişi kendini yerden yere dağıtabilir.
Bu benim gerçeğim abi. Bu şu şekilde oldu.
Ben bunun için yeteri kadar üzüldüm.
Şimdi hayatıma kendi istediğim gibi devam ediyorum noktasından da yaklaşabiliriz.
Bu da hani kendini kurban gibi gören dostlarıma küçük bir şeyim olsun.
Hani ipucu gibi. Onun dışında...
Affetmek dediğimizde hep benim aklıma gelen şey kötü bir şey yapılmış ki affetmek gerekiyor.
İlla kötü bir şey yapılması gerekmiyor.
Bazen kendi tetiklenmelerimizden dolayı da insanları karşı küsebiliyoruz veya alınabiliyoruz.
Orada yine kendi döngülerimizi de incelemek kıymetli olacaktır.
Hani ben buna kırıldım ama hani bu bana bilerek yaptığı bir şeyden dolayı mı kırıldım?
Yoksa hani karşımdaki zaten kendi olduğu gibi davranıyor da ben bir yerden tetiklendim de bu tetik...
Beğenmemden dolayı mı ona kızgınım ve af dilemesini bekliyorum gibi yaklaşabiliriz.
O yüzden her konflikte, her sıkıntıda olduğu gibi affedip affetmeme konusunda da iki taraflı dinlemek lazım.
Aslında en sağlıklısı muhatabıyla konuşup ortak karar vermek lazım.
Böylece hani hayatı da daha...
az ciddiye alarak yaşamış oluyoruz.
Daha önceki podcastımda da bahsettiğim gibi net oluyoruz arkadaşlar.
Bak şu şu şu ben buna buna buna kırıldım.
Hani bu konudan dolayı seni affediyorum ama sence sen affedilecek bir şey yaptın mı gibi taraflardan da yaklaşılabilir.
Bunlara da Eğer konuşabilecek durumdaysanız kıymet vermenizi öneririm.
Onun dışında affet özgürleş gibi bir şey olduğuna inanmıyorum.
Çünkü bazen başka birisini affederken kendimize kırılabiliyoruz.
O daha tehlikeli ve daha üzücü.
O yüzden önce bir kalbimize soralım.
Bu konuyla ilgili yaşadığınız her neyse ne hissediyor?
Sonra zihnimizle kalbimi birleştirelim.
Benim burada seçim hakkım var.
Hangi taraftan dolayı seçimimi kullanacağıma kendim karar veriyorum.
ha fikrimi değiştirebilirim bu arada bugün affetmiyorum derim yarın ya hatamız o anda çok abartmışım bugünkü aklımda affediyorum diyebilirim hepsi bizim tercihimizde hepsi bizim kontrolümüzde karşı tarafın
en basit noktadan gireyim özgürlüğünü bozmadan karşı tarafın vebaline girmeden kendimizi önceliklendirerek kendimizle konuşup kendimizle orta yolu bulduktan
sonra affedip affetmemek tamamen bizim kararımız Başınız dik, omuzlarınız arkada.
Keyifli bir gün dilerim arkadaşlar.
Biraz atarlı bir podcast oldu.
Niyeyse. Birazcık da iç dökme gibi oldu.
İyi ki varsınız. İyi ki dinliyorsunuz.
Sizin hikayelerinizi de ben dinlemek isterim.
PSK, Begüm Özer'den hesabından bana yazıp paylaşabilirsiniz.
İnanın hepsini okuyorum.
Onun dışında podcast'ı Spotify'da beğenir, takip alırsanız.
Çok sevinirim. Güzel tesadüfler hep sizi bulsun.
Kendinize çok iyi bakın. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
