
Bu bölümde, geçmişin güzel ama artık bizi yoran izlerinden, gitmesine izin veremediklerimizden ve bırakmanın aslında bir son değil, çoğu zaman bir başlangıç olduğundan söz ediyoruz. Çünkü bırakmak; yenilmek değil, bazen kendini seçmektir.
Keyifli dinlemeler 🎧💌
Transkript
Herkese merhabalar.
Şöyle Bir Şey yaptı podcast kanalıma.
Hepiniz hoş geldiniz.
Bilmeyenler için ismim Esila.
Bazen hayat biriktirmekten ibaretmiş gibi geliyor birçoğumuza.
Hatıralar, insanlar, kelimeler, eşyalar, hayaller.
Bunların hepsini biriktiririz.
İnsanız çünkü. Bağ kurarız, alışırız, sevdiğimiz şeyleri yanımızda tutmak isteriz birçoğumuz.
Ama bazı şeyler vardır ki ne kadar alışmış olursak olalım.
Ne kadar sevmiş olursak olalım ve ne kadar emek vermiş, ne kadar beklemiş olursak olalım.
Bırakmamız gerekir.
Ve işte en zoru da budur.
Bırakmak. Bir insandan, bir hayalden, bir beklentiden, bir keşkeden vazgeçmek zordur.
Çünkü kaybetmek gibi gelir bırakmak insanı.
Yenilgiyi kabul etmek, yarım kalmak gibi.
Ama çoğu zaman bırakmak aslında kendimizi bulmaya attığımız ilk adımdır.
Hepimiz bir şeyleri geride bırakmak zorunda kaldık hayatımız boyunca.
Belki çok sevdiğimiz biriyle yollarımıza ayrıldı.
Belki yıllarca hayalini kurduğumuz bir hedef.
Artık inanmamaya başladık.
Belki bir şehir, bir iş, bir arkadaşlık.
Tutunmaya çalıştık ama olmuyorsa da kendimizi suçladık.
Daha fazla dayanabilirdim, daha çok çabalayabilirdim dedik.
Ama bazen gitmek kalmaktan daha cesurcadır bence.
Çünkü bırakmak aslında bir tür kabul hali.
Artık olmayacağını, seni iyileştirmediğini, iyi gelmediğini kabul etmektir.
Ve bu kabulün içinde de bir olgunluk vardır.
Şunu fark edersin.
Her şey bizim elimizde değil.
Her şeyi kontrol edemeyiz.
Bazen ne kadar çok istersek isteyelim, ne kadar emek verirsek verelim.
Bazı şeyler bizim için değildir ve o şeyi geride bırakmak, kendine yeniden alanaşmaktır.
Ama bu kolay mı?
Baktığında değil. Bazen o kişiyi yaşananları unutamazsın.
Belki hala bir şarkıda onu hatırlarsın.
Bir sokakta, bir mevsimde.
Belki bıraktığın hayal, çocukluğundan beri taşıdığın bir parça.
Kolay değil ama şunu da bilmek gerekir.
Tutunduğumuz şey bize zarar veriyorsa ya ve artık bizi beslemiyorsa, içimizde sürekli bir ağırlık yaratıyorsa o şeyi bırakmak kendimize duyduğumuz şefkatin de bir göstergesidir.
Yani çünkü... Bırakmak sadece vazgeçmek değildir.
Bazen bırakmak yeniden başlamak için de gerektirir.
Yeniden inşa etmek için önce ekmek gerektirir.
Bir şeyin yasını tutmadan onun yerini dolduramayız.
Kendimize dürüst olmadan da yenilenemeyiz.
Bazen bir ilişki, bir dostluğu, bazen eski bir beni bırakmamız gerekir.
Çünkü hepimiz değişiyoruz, büyüyoruz ve bazen artık o elbiseye sığmıyoruz.
Bazı insanlar, bazı yerler, bazı düşünceler artık bize dar geliyor.
Ve biz hala orada kalmaya çalıştıkça da kendi içimizde küçülmeye başlıyoruz.
Bazen bu duyguyu anlatmanın en iyi yolu da aslında bir hikayedir.
İsmini vermeyeceğim.
Bir tanıdığım vardı. Üniversiteden sonra büyük bir aşka tutulmuştu.
Ve gerçekten birbirlerini çok seviyorlardı ama zamanla bazı şeyler değişti.
Böyle farklı yönlere gitmeye başladılar.
Hedefleri, hayata bakışları ayrıştı.
Ve kız sürekli bir şeyler için çabaladı.
İşte belki düzelir diyordu.
İlk günlerdeki gibi olabiliriz.
Ama zamanla gördü ki o ilişki artık onun iyiliğine hizmet etmiyordu yani.
Hep daha az sevilmiş hissediyordu.
Hep eksik, hep yalnızdı.
Yine de bırakamıyordu yani.
Çünkü çok emek vermişti.
Çünkü çok hayal kurmuştu.
Sonra bir gün, çok sıradan bir gün yani.
Çantasını toplarken eline bir not geçti.
Aylar önce birlikte gittik diye bir kafede yazılmış bir kağıt.
Üzerinde sadece şu yazıyordu.
Seninle her şey kolay.
Bunu okudu.
Sonra bir güzel ağladı.
Çünkü artık baktığında her şey zordu.
Ve o an anladı.
Geçmişin güzel olması bugün de güzel yapmıyordu.
Anladı ki sevgi sadece anılarda kalıyorsa o sevgiyi artık yaşamıyorsundur ki.
İşte o gün bir bıraktı.
Tamam kolay olmadı.
Aylarca sustu. Aylarca kendini de suçladı.
Ama bir sabah sessizce bir kahvaltıda şunu fark etti.
İçinde artık bir hafiflik vardı.
Yani bırakmıştı ve kendine dönmeye başlamıştı.
İşte hayat böyle.
Bazen bir not, bir sabah ya da işte bir çay, okuduğum bir kitaptaki bir cümle ya da dinlediğim bir şarkıdaki bir söz.
İşte artık gitme zamanı geldiğini hatırlatır bunlar.
Şöyle bir düşün. Elinde bir tane taş var.
Sıkı sıkı tutuyorsun o taşı.
Ne kadar sıkarsan sık.
Taş ağırlaşıyor.
Elin de acıyor. Belki de taş elini kesiyor, kanıyor.
Ama bırakmıyorsun. Çünkü elini alırken çok güzel göründü o sana.
Ama artık acıtıyor ve sen hala tutmaya devam ediyorsun.
Sırf bir zamanlar güzel göründüğü için o.
Bazen geçmişin güzelliği de işte bugünü...
Yük haline getiriyor ve bırakmak o yükü yere bırakmaktır aslında.
Yani hayat sadece sahip olduklarımız da değil.
Aslında vazgeçebildiklerimiz de şekilleniyor.
Yani ne kadar cesaret edebiliyorsak bırakmaya o kadar da büyüyebiliyoruz.
Çünkü kabuğumuzdan çıkıyoruz.
Ve belki de sormamız gereken en dürüst soru şu kendimize.
Tutunduğum bu şey beni gerçekten besliyor mu?
Yoksa sadece alıştığım için mi bırakamıyorum?
Cevabın seni incitmesi mümkün.
Tamam. Ama aynı zamanda özgürleştirmesi de mümkün.
Hayatta bazı anlar var.
Böyle derin bir nefes alıyorsun ve kendine şunu söylüyorsun.
Evet bu bana iyi gelmiyor artık.
Ve o an işte bırakmanın başladığı andır.
O an dönüşümün kapısını daralıyor.
O an işte kendine bir iyilik yapmış oluyorsun.
Ben dönüp baktığımda geçmişte beni asla bırakmayacak arkadaşlarım vardı.
Şu an yolda görsek birbirimize asla selam veremeyeceğimiz bir kıvama geldik.
Ama bunu dönüp baktığımda çok büyük kavgalarla ya da şeylerle arkadaşlarımızı bitirdiğimiz için değil.
Arkadaşlarımızın bitmesi gerekiyordu ve bitti.
Ben bu arkadaşların arkasından çok ağladım.
Çok üzüldüm.
Ama onlar o geçmişimin o anlarında kaldılar.
Ve bitti. Biten şey zorlamanın hiçbir manası yok.
Bir şeyleri eşelemenin, üstüne gitmenin.
Bazı şeyler bittiyse bitmiştir zaten.
Evet zor olmuyor mu?
Oluyor. Bazı sabahlar pişman gibi uyanıyorsun.
Bazı gecelerde böyle gözün doluyor.
O anılara gittikçe belki de ağlıyorsun.
Ama gün geldiğinde hafifliyorsun.
Buna inan. Ve o an anlıyorsun ki bırakmak...
Aslında kaybetmek değil.
Bazen kendini seçmen gerekiyor ve işte bu bıraktığın anlarda artık kendini seçmeye başlıyorsun.
Kendi değerini ortaya koyuyorsun.
Çünkü bir yere kadar insanları düşünebilir ve bir yere kadar onları alttan alabilirsin.
Bir yerden sonra bu seni yormaya başlıyor.
İşte seni yormaya başlamadan bırakman lazım.
Bunları da yaşadıkça öğreniyoruz.
Karşımızdaki insanlar bize milyon tane şey anlatsın dursun.
Biz yaşamadan bazı şeyleri anlayamıyoruz.
İşte bu nerede onlardan biri.
Ama şunu da unutma.
Her bıraktığın şey seni eksiltmiyor.
Bazıları seni tamamlamak için gidiyor.
Eğer gitmesi gerekiyorsa bırak.
Tutmanın hiçbir mantığı yok.
Çünkü kaldıkça sadece seni yıpratmakla kalır.
Ve seni... Gün geçtikçe dibe çıkarır.
Bunu unutma. Ve kendine çok iyi bak.
Hoşçakal.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
