
Son zamanlarda herkesin elinde bir yoga matı, sosyal medyada huzurlu pozlar, derin nefesler, meditasyon mantraları… Sanki dünya tek bir ritimde akıyor. Ama sen bu ritme ayak uyduramadığında, içten içe “Acaba bende mi bir gariplik var?” diye düşündün mü hiç? Bu bölümde, popüler akımların dışında kalmanın yarattığı o tuhaf duyguyu, uyum sağlama baskısını ve kendi ritmini bulmanın özgürlüğünü konuşuyoruz. Belki de mesele yoga değil; belki de mesele, herkesin gittiği yoldan gitmek zorunda olmadığını hatırlamak.
Transkript
Herkese merhabalar.
Şöyle Bir Şey adlı podcast kanalıma hepiniz hoş geldiniz.
Ben Esila. Bugün belki biraz gülümseten, belki de içten içe hepimizin zaman zaman kendine sorduğu bir soruyla başlayacağız.
Herkes yoga yaparken ben neden tuhaf hissediyorum?
Bunu belki birçoğumuz kendimize soruyoruz.
Ama bu sadece yoga değil aslında.
Herkesin bir şey yaptığı bir dünya var ve sen hiçbir şey yapmıyor hissediyorsun.
Ya da ne bileyim başka bir şey yapıyor olman.
Bazen seni dışarıda eksik, geride ya da tuhaf hissettirebiliyor.
İşte bu bölüm tam da o tuhaflık hissine değinelim istiyorum.
Eğer hazırsanız hadi başlayalım.
Herkes koşarken ben bazen duruyor gibi hissediyorum.
Yani bir sabah uyanıyorum, telefonu elime alıyorum, storyleri izliyorum.
O sırada işte biri yoga matını seriyor.
Diğeri meditasyon yapıyor.
Diğeri gün 18'e 30 diyerek böyle nefes pratiklerine falan başlamış.
Peki dönüp baktığımda ben ne yapıyorum?
Yatağımda doğrulmaya bile halim kalmamış.
Ve içimden bir ses şunu demeye başlıyor.
Bende bir yanlışlık mı var?
Çünkü herkes bir şey yapıyor çevremde.
Herkes bir şekilde kendini geliştiriyor, iyileştiriyor, dönüştürüyor gibi hissediyorum.
Ve işte orada...
Kendi kendime yetinmeye çalışırken buluyorum ve kendimi geride kalmış hissediyorum çoğu zaman.
İşte o his böyle bir tuhaflık barındırıyor içinde.
Ama tuhaf olan kim gerçekten?
Belki de bu soruyu birlikte biraz daha yakından bakabiliriz.
Çoğu zaman çevremizde şöyle bir sıkıntı var.
Görünür olmayanı küçümsüyorlar.
Bugünlerde her şey görünür halde çünkü.
Yoga yapıyorsun, paylaşmalısın.
Kitap okuyorsun, altını çizmelisin.
Korkunç bir şey. Ben asla kitaplarımın altını çizemiyorum.
Çünkü onlar benim için çok kıymetli.
Ve o yüzden ben asla kitaplarımın altını çizemem.
Ve kitapların altını çizen insanlar bazen şok oluyorum.
Dönüp baktığımızda işte meditasyon yapıyorsan şükür notunu düşüyorsun.
Ve eğer bunların hiçbiri yoksa sen sanki hiçbir şey yapmıyorsun gibi oluyor.
Ama belki de sen de sabah cama açıp bir nefes alıyorsun sadece.
Belki çiçeklerini sularken bir huzur buluyorsun bunu yaptığında.
Belki kahveni içerken sessizce düşünüyorsun.
Bunlar da bir ritüel aslında.
Yani herkesle aynı ritüellerin olmak zorunda değil.
Tamam evet rutinler bazen ruhu iyileştiriyor.
Buna hemfikir olabiliriz.
Ama herkesinkiyle aynı rutinlere olmak zorunda değil kimsenin.
Bugün sosyal medyada iyi yaşam dediğimiz şeyin görselleştirilmiş, düzenlenmiş, parlatılmış bir versiyonunu önümüze sunuyor.
Ve biz de onun dışında kaldığımızda kendimizi yanlış ve eksik hissediyoruz ve bunu birçoğumuz belki de yaşıyoruz.
Size bir sır vereyim mi?
Aslında herkes yoga falan yapmıyor.
Ama herkes yoga yapıyor gibi görünüyor.
Çünkü görünürlüğün yapmakta daha önemli olduğu bir çağda yaşıyoruz biz şu an.
Bir şeyi deneyimlemekten çok paylaştığımız versiyonunu düşünerek yaşıyoruz.
Yoga belki de bir ihtiyaçtan çok bir kimliğe dönüşmüş durumda şu an.
Herkes yapıyor, herkes bunun ne kadar doğru bir şey olduğunu öne sürüyor.
Ben de bu hissi ilk kez geçen yıl yaşadım.
Çevremde herkes nefes eğitimleri alıyor, inzivalara gidiyor, yoga gruplarına katılıyordu.
Bense sadece kitap okuyup çayımı içiyordum, müzik dinliyordum.
Ve bir gün kendime şunu sordum.
Beni iyi hissettiren şey buysa ben bunu neden değiştireyim ki?
İyi gelmek için popüler olanı mı yapmak gerekiyor yoksa kendine iyi geleni bulmak mı?
Ha ben de işte pilatese gitmeyi bir ara düşündüm.
Herkes pilates yapıyordu çünkü herkes işte kendini çok sağlıklı hissediyordu şöyle böyle derken herkesin yaptığı şeyi yapmak zorunda olmadığımı fark ettim ve bu popüler
kültürün bir şeyinin altına girmedim.
Peki bize hep aynı hızla koşmamız söylendi.
Evet. Aynı şekilde beslen, aynı şekilde kalk, aynı şekilde spor yap, aynı şekilde huzura ulaş.
Ama insan tek bir tarifle iyileşemez ki.
Yani herkesin farklı bir ritmi, farklı bir ihtiyacı ve farklı bir yolu var.
Ve bu yolculukta en büyük güç başkasının değil de kendi sesini duymak.
Belki de senin yokan çamaşır asarken aldığın nefes.
Belki de ritüelin annene uzattığın bir bardak çay.
Hepsi olabilir. Hiçbiri eksik değil ki.
Asıl mesele şu aslında.
Bir şey yapmıyorsan o konuda eksik misin?
Hayır. Belki de senin sadece ona ihtiyacın yoktur.
Ya da henüz vakti gelmemiştir.
Ya da başka bir şekilde yol alıyorsundur.
Kendini eksik hissetmen eksik olduğun anlamına gelmez.
Tuhaf hissetmen yanlış olduğun anlamına gelmez.
Sadece başka bir yerde olduğun anlamına gelir.
Ve bu da aslında baktığımızda çok normal bir olaydır.
Bugün herkes sosyal medyada iyi hissetmenin formülünü sunuyor.
Sabah 6'da kalk, 10 dakika yoga yap, meditasyonlu gününü planla.
Ama ya senin iyi hissetmenin tanımı böyle değilse?
Ya sen 8'de kalktığında, 10 dakika kendi kendine oturduğunda iyi hissediyorsan?
Ya da iyi hissetmek için hiçbir şey yapmaya ihtiyacın yoksa?
İyi hissetmemek bazen de sadece hiçbir şey yapmamak da olabilir.
Ya da duvara bakmak dediğim gibi.
Eski bir defteri karıştırmak, eski albümleri karıştırmak.
Ya da çocukluk anılarını düşünmek.
Hiçbiri moda değil belki ama bence hepsi hayatlarımızdaki asıl gerçekler.
Çünkü senin gerçekliğin, senin tarifin.
Sen nasıl tarif edersen senin gerçekliğin de o şekilde yansır herkese.
Bu bölümün sonunda belki şunu söyleyebilirim.
Herkes bir şey yapıyor olabilir ama senin yapmadığın şeyler seni eksik değil.
Tam tersine bulunduğun ortamda eşsiz biri yapar.
Kendini tuhaf hissettiğin her an durup şu soruyu sorabilirsin kendine.
Ben kimin hayatında yaşıyorum şu an?
Eğer cevap senden uzaksa işte o tuhaflık hissi oradan geliyor olabilir.
Ama bir gün sırf kendin için bir seçim yaparsan ve o seçim sosyal medya için değil de ruhun için olursa işte o zaman o tuhaflık yerini özgürlüğe bırakır.
Herkes yoga yapabiliyor olabilir.
Ama senin yogan başka bir şeydir belki de.
Ve onun adı yoktur.
Ama o sensindir.
Yeni bölümde buluşmak üzere.
Tuhaf hissettiğin yerde kendine nazik olmayı unutma.
Çünkü o his bile ait olduğun yere götürebilir seni.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
