
Kaybettiğimiz insanlar, hayaller ya da hayatın içinde veda etmek zorunda kaldığımız şeyler… Her biri bizde derin izler bırakıyor. Yas, çoğu zaman konuşulmayan, bastırılan ya da hızlıca geçmesi beklenen bir süreç gibi görülüyor. Oysa ki yas, bir bitişten çok içimizdeki duygulara alan açmanın, vedayı kabullenmenin ve yavaş yavaş yeniden hayata tutunmanın yolu.
Bu bölümde, yasın evrelerinden, duygularımızla nasıl başa çıkabileceğimizden ve kaybın aslında bize neleri öğrettiğinden söz ediyoruz. Eğer sen de kayıpların ağırlığını taşıyorsan, yalnız olmadığını hatırlaman için bu bölüm sana eşlik edecek.
Transkript
Herkese merhabalar Şöyle Bir Şey adlı podcast kanalıma hepiniz hoş geldiniz.
Bugün hep beraber yaz hakkında konuşacağız.
Çok sevdiğim birini 4 sene önce yaklaşık bu zamanlarda kaybettim ve yaz sürecim hala içimde yer yer devam ediyor.
O yüzden bugün bu yaz hakkında konuşalım istiyorum.
Aslında yaz bir kaybın ardından kalbimizde yankılanan bir sessizlik.
Birinin yokluğunda ortaya çıkan bir boşluk.
Belki siz bu bölümü şu anda bir kaybın ardından dinliyorsunuz.
Belki çoktan geçtiğinizi sandığınız bir acıyı hatırlamak için.
Belki de sadece bir gün geldiğinde hazır olmak için dinliyorsunuz.
Yaz baktığımızda insan olmanın kaçınılmaz bir parçası.
Hepimiz bir gün bir şekilde karşılaşacağız yani bundan kaçamayız hiçbirimiz.
Çünkü seviyorsak eğer mutlaka kaybedeceğiz.
Yaz deyince sizin aklınıza ne geliyor?
Çoğu insanın aklına siyah kıyafetler, cenazeler ve gözyaşları geliyor.
Ama aslında yaz çok daha geniş bir kavram.
Birini kaybettiğinizde, bir ilişkiniz bittiğinde, bir şehri terk ettiğinizde, hatta kendi gençliğinizi geride bıraktığınızda bile aslında yaz tutarsınız.
Çünkü yaz sadece ölümle ilgili değildir.
Her kayıp ardından bir yaz getirir.
Mesela psikolojide yaz sevginin bir yüzü olarak tanımlanıyor.
Düşünün sevilmeyen bir şeyin ardından yaz tutulmaz.
Yaz aslında ben sevdim demenin de farklı bir yolu.
Kaybettiğimiz şeyin bizdeki yerini gösteriyor.
Ama çoğu zaman böyle çevremizde bize sürekli şunlar söyleniyor.
Sabret, unut, devam et.
Sanki yaz hızlıca atlatılması gereken bir şeymiş gibi.
Oysa yaz aceleye gelmez.
O kalbimizde kendi yolunu açar.
Siz hiçbir kayıptan sonra artık eski ben değilim dediniz mi?
İşte aslında o cümle yazın bizi nasıl dönüştürdüğünü gösteriyor.
Çünkü baktığımızda yaz sadece bir son değil.
Aynı zamanda böyle yeni bir başlangıcın da kapısı.
Kendi içimizde bırakmamız, belki de hayatı yeniden tanımlamamız için bir fırsat bile olabilir.
Mesela psikolog Kübler Roz'un yazın beş aşamasını tanımlıyor ve bunda şöyle diyor.
İnkar, öfke.
Pazarlık, depresyon ve kabullenme olarak.
Ama şunu bilmemiz gerekiyor.
Bu aşamalar bir sıralama değil.
Yani bir gün öfkeleniriz.
Belki ertesi gün kabullenmiş gibi oluruz.
Sonra yeniden inkara döneriz.
İşte yaz baktığımızda bir yol değil de daha çok böyle dalgalı bir deniz gibi.
Benim mesela çok sevdiğim bir benzetme var bu konu hakkında.
Yaz böyle büyük bir dalga gibi görünüyor.
Böyle ilk başta devasa geliyor.
Size Böyle alıp yere seriyor.
Sonra biraz küçülüyor ama böyle hala vurmaya devam ediyor.
Zamanla dalgalar arasındaki mesafe açılmaya başlıyor.
Ama acı tamamen kaybolmuyor.
Ama o nefes alabileceğiniz aralıklar çoğalmaya başlıyor.
Yani alışmaya başlıyorsunuz.
Şimdi bir an düşünün.
Mesela hayatınızda sizi çok sarsan bir kayıp oldu mu?
Mesela o ilk günkü acıyla bugünkü duygularınız aynı mı?
Muhtemelen hayır değil.
İşte bu o dalgaların dönüşümü aslında.
Ve şöyle düşünelim yaz sadece kalbimizde değil aslında bedenimizde de yaşıyor.
Uykusuz geceler, bitmeyen yorgunluklar, iş sıkıntıları, kalp atışlarının hızlanması hatta mide ağrıları.
Çünkü beynimiz kaybı bir tehdit olarak algılıyor.
Bedenlerimize sinyaller gönderiyor.
Ve ruhsal olarak boşluk hissi doluyor içimize ve sabah uyandığımızda anlamsızlıklar oluyor.
Günler birbirine benziyor.
Zaman ağırlaşmaya başlıyor.
Bazı insanlar yaz sırasında ben neden toparlanamıyorum diye kendini suçluyor.
Oysa toparlamak zorunda değilsiniz.
Yaz zamanla birlikte dönüşüyor.
Sizin zorlamanıza gerek yok.
Şunu hatırlayın. Yaz sevginin başka bir dili.
Birini ne kadar çok sevdiysek yokluğu o kadar ağır gelir.
Dolayısıyla yaz tutuyorsanız bu sizin kırık olduğunuzu değil sevmiş olduğunuzu gösteriyor.
Peki ne yapabiliriz yani bu yaz süreçlerinde?
Bu benim kendimce söyleyeceğim şeyler.
Mesela bence duygularınızı bastırmayın.
Ağlamak çünkü bir güçsüzlük değil.
Mesela sevdiğiniz kişinin anılarını yaşatın bence.
Bir fotoğraf albümünü açın.
Onun sevdiği bir yemeği yapın, onun sevdiği tatlıları yapın.
Sessizliği de kabul edin.
Çünkü yaz bazen sadece susmaktır.
Peki zaman her şeyi iyileştirir mi?
İşte bu cümleyi çok duyuyoruz aslında.
Aslında zaman acıyı silmez.
Ama onunla yaşamayı hepimize öğretir.
Birini kaybettiğinizde ilk günlerde boşluk böyle devasadır.
Yalar sonra hala özlersiniz ama artık bu özlem sizi paramparça etmez.
Daha çok kalbinizde bir sıcaklık olur, evet.
Belki bir tebessümle hatırlarsınız.
Bir anınızı düşünün.
Belki kaybettiğiniz bir insanla son sohbetiniz.
Belki onun kahkalsı.
Belki size bıraktığı küçük bir eşya.
İlk başta bu sizi acıtırken zamanla kalbiniz ızdır.
Aslında ben şu an düşünüyorum.
Son anımızı düşünüyorum.
Son telefon konuşmamızı düşünüyorum.
Benden işte bir yemek yapmamı istedi.
Döndüğümde bana şu yemeği yap dedi.
Geri dönmedi. Ve ben o yemeği yapmaya devam ettim.
Birkaç defa yaptım.
Ama hep onu anarak yaptım.
Ben ona söz vermiştim.
İşte onu çocuklarına yaptım gibi anlarım oldu yani.
Ve yaz tamamen bitmedi.
Ama dönüştü.
Acı bir süre sonra sevgiyi saklayan bir kabuğa dönüştü.
Bu kabuğun içinde yeniden yaşamayı öğrendim ben.
Hala acımıyor mu?
Çok acıyor. Yer yer aklıma geldikçe o kabuğu bir anda kaldırıyorum.
Ve sızı aşırı derecede canımı acıtıyor.
Ama hiç kötü anım olmadığı için hep güzel anıyorum.
Ve baktığınızda böyle işte birinin yasını eşlik etmek de zor.
Ne diyeceğinizi bilemiyorsunuz çünkü.
Başın sağ olsun diyorsunuz ama yetmiyor, geçer diyorsunuz ama kalpte mutlaka bir iz kalıyor.
Oysa yaz sürecindeki birine en çok iyi gelen şey aslında varlıktır.
Sessizce yanında oturmak, onun için bir yemek hazırlamak, belki küçük bir mesajla yanındayım demek.
Ben düşünüyorum bahsettiğim kayıbımı yaşadığımda çevremde çok sevdiğim insanlar uzak yerlerden geldiler, yanımda oldular çünkü ben tek başımaydım.
Gerçekten onların yanımda olması acımı hafifletmedi.
Ama beni az da olsa ayakta tutabildiler.
Ve bence yaz paylaşıldığında biraz daha hafifliyor.
Bunu kabul ediyorum ben.
Yani insan tek başına taşımak zorunda değil hiçbir şeyi.
Siz de çevrenizde yaz tutan biri olduğunda büyük sözler aramayın bence.
Yani sessizce yanında olmanız yeterli çünkü.
Çünkü bazen tek ihtiyaç yanında nefes alan başka bir insan oluyor.
Toplum bize her zaman güçlü ol diyor.
Ağlama, hayata devam et.
Ama en önemli şey şu.
Kendinize izin verin.
Ağlamaya da izin verin.
Öfkelemeye, öfkelenmeye de izin verin.
Sessiz kalmaya da izin verin.
Ve bazen gülmeye de izin verin.
Çünkü yasın ortasında gelen bir kahkaha kaybı unuttuğunuz anlamına gelmez.
Hala yaşadığınızı gösterir.
Yasın bir doğrusu yok çünkü.
Kimisi hızlı toparlanır, kimisi yıllarca sürdürür.
Kimisi çok içinde yaşar.
Ama her yol doğrudur.
Önemli olan kendi yolunuzu kabul etmenizdir.
Yaz kaybettiğiniz şeylerin ardından gelen sessizlik.
Ama o sessizlikte hala sevgi vardır.
Belki eksildiniz ama aynı zamanda derinleştiniz de.
Kaybettiklerimiz bizde yaşamaya devam eder.
Eğer şu an bir yaş sürecindeyseniz bilin ki yalnız değilsiniz.
Acınız değerli, duygularınız gerçek.
Ve bir gün bu acı size bambaşka bir anlam katacak.
Hayat devam eder evet ama bu kaybettiklerimiz unutumuz anlamına gelmez.
Onlar bizimle, içimizde, hatıralarımızda yaşamaya devam eder çünkü.
Teşekkür ederim bu bölümü dinlediğiniz için ve size son bir cümle bırakmak istiyorum.
Acı sevginin diğer yüzü.
Sevgi varsa acı da var ama acı bize hala sevdiğimizi hatırlatıyor.
Bu bölümü dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Bu benim için bir anmaydı.
Yer yer. kaybetmek her zaman var söyleyeceklerim bu kadar bir sonraki bölümde görüşmek üzere hoşçakalın
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
