
Bu bölümde hepimizin hayatında bir yerlerde duran o tanıdık konuya dokunuyorum: Tutamadığımız sözler.
Kendimize verdiğimiz ama bir türlü başlayamadığımız sözler…
Başkalarına “tamam” deyip içten içe yapamayacağımızı bildiğimiz o minik sözler…
Tutamadıkça üzüldüğümüz, üzüldükçe kendimize kızdığımız döngüler.
Bu bölümde;
neden bazı sözleri tutamadığımızı,
kendimize fazla yüklenmenin nasıl fark edilmeyen bir baskı yarattığını,
ve söz vermeden önce durup düşünmenin neden bu kadar önemli olduğunu konuşuyoruz.
Belki de mesele söz verememek değil…
Belki de mesele artık kendimizi daha iyi anlamaya başlıyor olmamızdır.
Bu bölümde bunların hepsini, sakin bir sohbetin içinde birlikte keşfediyoruz.
Hazırsan, başlıyoruz.
Transkript
Herkese merhabalar.
Şöyle Bir Şey Adlı Podcast kanalıma hepiniz hoş geldiniz.
Bilmeyenler için ben Esila.
Bugün hep birlikte aslında tutamadığımız, tutmadığımız sözler hakkında konuşacağız.
Ben bazen düşünüyorum da böyle hayat aslında verdiğimiz sözlerden ibaretmiş gibi.
Böyle küçükken başlıyor bu.
Anne bir daha yapmayacağım, söz derslerime çalışacağım, söz kavga etmeyeceğim.
Çocukken verdiğimiz sözler aslında hafif geliyor.
Ama büyüdükçe üzerimize çöken bir yük haline dönüşebiliyor bunlar.
Ve işin garip tarafı da şu aslında.
O sözlerin çoğunu ya tutamıyoruz ya da yarım bırakıyoruz.
Benim de en çok yaralayan şeylerden biri tutmadığım ya da tutamadığım sözlerim.
Birine değil sadece bu.
Bazen kendime verdiğim, bazen başkasına, bazen de hayata karşı söylediğim o cümleler.
Aslında baktığımızda söz dediğimiz şey bir köprü.
Yani iki insan arasında, bir insanla kendi arasında, bazen de bir insanla yaradanın arasında kurulan bir köprü.
Ama o köprüyü kurmak çok kolay.
Üzerinden geçmek, orayı ayakta tutmaksa en zor olan şey.
Hiç fark ettiniz mi?
Yani söz verirken hep çok güçlü hissediyoruz.
O an bir irade patlaması yaşıyoruz hepimiz.
Yapacağım diyoruz, söz diyoruz, karşıdaki insanın gözlerinin içine bakıyoruz bunu yaparken.
Çünkü kendimize güveniyoruz.
O anki heyecanla böyle inançla söylüyoruz bunu.
Ama zaman, sabır ve hayatın dalgaları o sözün etrafında dolaşmaya başladığında işler değişiyor.
Benim hayatımda da böyle olduğu zamanlar çok fazla oldu.
Düşünüyorum da en çok da kendime verdiğim sözleri tutamadım.
İşte yarım başlayacağım, bir daha böyle yapmayacağım, bu kez farklı olacak.
Hepsi bir noktadan sonra yarım kaldı.
Bir arkadaşım vardı bana bir gün şöyle dedi.
Sen söz vermeyi seviyorsun.
Çünkü umut vaat etmek kolay.
Ama sözünü tutmak hayatını değiştirmek demek.
Ve işte ben o hayatı değiştirecek cesareti çoğu zaman bulamadım.
Mesela aileye verilen sözler.
Annem hep şunu diyor. Kızım bana bir söz ver, güçlü ol.
Ben de gözlerinin içine bakarken ya anne olacağım.
Ama güçlü olmak demek her zaman dayanmak demek değilmiş yani.
Bazen yıkılmayı da bilmek gerekiyormuş.
O yüzden anneme verdiğim o söz hep yarım kaldı mesela.
Babam, babama söz vermek bambaşka bir şey.
Çünkü babalarla çocuklar arasında öyle bir sessizlik vardır ya her zaman.
Çok söz edilmez ama gözle verilen sözler var.
Ben onun sessiz beklentilerine defalarca yetişemedim.
Mesela arkadaşlara verilen sözler de var.
Çocukken hep arkadaş kalacağı sözleri vardı mesela.
Hep aynı bankta oturacağız, hep aynı mahallede yaşayacağız.
Ama yıllar geçti, kimimiz gitti, kimimiz kaldı.
O sözler, onlar, anılarının arasında soldu ve gittiler.
Ve en acısı da şu, en yakın arkadaşlarıma her zaman yanındayım dedim.
Ama gerçekten de her zaman yanında olamadım.
Çünkü insan her zaman kendi fırtınasında sürükleniyor.
Mesela bir de kendime verdiğim sözlerim var.
Ve işin en ağır tarafı da aslında baktığım da bu.
Çünkü kendime verdiğiniz sözü tutamayınca aslında aynaya bakmak zor geliyor.
Ya diyorsun ki ben daha kendime verdiğim sözleri tutamıyorum.
Başka sana nasıl vereceğim?
Erken kalkacağım, bu sefer çalışacağım.
İşte sağlıklı besleneceğim.
Artık daha cesur olacağım.
Hep söz verdim. Hep sözlerimin ertesi gününü bekledim.
Ama ertesi gün her zaman o kadar kolay olmadı.
Mesela bu tutamadığım sözlerden öğrendiklerim oldu.
Şimdi dönüp bakınca biriktirdiğim şey aslında pişmanlık değil.
Çünkü o sözler her ne kadar tutulmamış olsa da bana bir sürü şey öğretti.
Ya ben şunu anladım.
Söz dediğin şey aslında bir yolculuk.
Bazen başlıyorsun, tamamlıyorsun, bazen yarım bırakıyorsun.
Ama her söz seni kendine biraz daha yakınlaştırıyor.
Tutamadığımız sözler bana şunu öğretiyor.
İnsan karıgandır.
İnsan ne bileyim zaaflarıyla insan ya.
Tutamadığımız sözler de aslında bizim gerçeğimiz.
Çünkü hayat sadece verilen sözlerden ibaret değil.
Bozulmuş sözlerden de ibaret.
Ve evet itiraf ediyorum benim hayatım tutamadığım sözlerle dolu.
Ama belki de en büyük sözüm şudur.
Kendime dürüst olacağım.
Ve bugün bu bölümü yaparak o sözü biraz olsun tutuyorum.
Mesela çocukken verdiğimiz sözler hep çok masumdur.
Ben küçükken işte anneme hep şöyle derdim.
Anne bundan sonra odamı hep toplayacağım.
Odayı toplamak. O küçücük sözün bile nasıl büyük bir mesele olduğunu şimdi anlıyorum.
Çünkü aslında o söz şunu içeriyordu.
Sorumluluk alacağım, düzenli olacağım.
İşte senin yükünü hafifleteceğim.
Ama bence o zaman odamı toplamayı unuttum.
Annemin yüzündeki hafif böyle hayal kırıklığını gördüm.
Şimdi büyüyünce fark ediyorum.
O sözler aslında tutulmadığında anne benim çocuğum olgunlaşmadı gibi hissediyor olabilir.
Ama işin aslı şu biz çocukken o sözü tutacak iradeye belki de sahip değildik yani.
O yüzden tutamadığımız sözlerin kökü çok eskiden geliyor.
Küçücük, önemsiz gibi görünen şeylerden geliyor.
Bir de gençlikte verilen büyük sözler var.
Düşünsenize aşırıya kaçan sözlerimiz vardı.
Ben asla böyle olmayacağım.
Ben farklı olacağım.
Benim hayatım çok özel olacak.
Bir günün lise arkadaşlarımın okulun bahçesinde otururken sıcak bir yaz günüydü böyle.
Hayallerimiz böyle hepimiz sıralıyorduk.
Birisi dedi ki söz hepiniz aynı şehirde kalacağız asla kopmayacağız.
Bir diğeri de onu hemen ekledi.
Söz evlenince birbirimizin düğününe mutlaka geleceğiz.
Aradan yıllar geçti.
Bambaşka şehirlerde bambaşka hayatlardayız.
Kimimiz evlendi.
Kimimizin telefon numarası öyle değişti belki.
Ama o gün söylenen sözlerden geriye sadece eski fotoğraplardaki gülüşler kaldı.
Ve ben şimdi düşünüyorum da.
Aslında gençken verdiğimiz sözler hayatın ağırlığını bilmeden verilmiş vaatlerdi.
Yani o sözler daha baştan tutulamayacak sözlerdi aslında.
Bütün bunlarla arasında bence en zor olan şuydu kendime o verdiğim sözler.
Çünkü kimse bilmiyor yani kimse hatırlamıyor.
Kimse yüzüme bakıp hani söz vermiştim demiyor.
Ama ben biliyorum. Yani sabah alarmımı çaldığımda yataktan kalkmayıp tekrar uyuduğumda bu sefer kesin erken kalkacağım sözüm kırılıyor.
Deplerimin kenarına hedefler yazıp sonra hiçbirini gerçekleştirmediğimde.
Ya bu yıl farklı olacak sözüm her sene kırılıyor.
Ve bu hani böyle şey birkaç ayda sürmüyor.
Maksimum birkaç hafta.
Ya mesela kendi kalbime, kendi ruhuma ya ben artık üzülmeyeceğim.
Daha güçlü olacağım.
Dediğim halde tekrar tekrar aynı yerlerden ağladığımda işte o sözler sessizce içimde çöküyorlar.
Ve her sözün işte bir bedeli var.
Bazen karşındaki insana olan güveni azalıyor belki.
Bazen kendi gözünde küçülüyorsun.
Bazen de hayata karşı olan inancın eksiliyor belki.
Ama burada şunu öğrendim ben.
Bir söz tutulamadığında aslında iki şey oluyor.
Ya sana ağırlık yapıyor ve seni pişmanlıklara boğuyor.
Ya da sana bir şey öğretiyor ve yeni bir yol açıyor.
Benim için çoğu tutamadığım söz bana ders oldu.
Çünkü bir sözümü tutulmaması bana...
Şunu gösterdi. Ben insanım.
Ben sınırlıyım.
Yani ben bu kadarım.
Ben bazen isterim ama yapamam.
Şimdi oturup kendi hayatıma bakıyorum işte.
Bu sözlerimi bir defterin sayfaları gibi görüyorum.
Yani kimisi kırık, kimisi eksik, kimisi boş bırakılmış.
Ama hepsi benim hikayem.
Ve şunu fark ediyorum. Belki de en önemli söz kendine dürüst olmak sözü.
Çünkü dürüst olunca o tutamadığınız sözler bile anlam kazanıyor.
Bugün burada konuştuğumuz şey aslında biraz da bu dürüstlük.
Belki ben hayatımda çok söz verdim evet ama hepsini tutmadım.
Ama şimdi en azından şunu yapıyorum.
Tutamadığım sözlerin içinden geçiyorum.
Yani onlarla yüzleşiyorum.
Onları itiraf ediyorum.
Mesela uzun yıllar boyunca tutamadığım sözler yüzünden hep kendimi suçladım.
Acaba ben güvenilmez miyim?
Ben neden hep yarım kalıyorum?
Ben neden sözümü tutamıyorum ya?
Bu sorular böyle hep kafamda dönüp duruyorlar ve her defasında kendime daha sert davranıyorum.
Çünkü söz tutmak benim için bir karakter meselesiydi.
Evet tutamıyorsam ben kötüyüm.
Ama bugün fark ettim ki yani kendime bu kadar sert davranmak hiçbir şey değiştirmiyor.
Yalnızca içimdeki yarayı büyütüyor bu.
Belki de ilk tutmam gereken söz şu olmalıydı.
Ya ben kendime şefkatli olmalıyım ya.
Çünkü insan şefkatsiz bir kalpte diğer hiçbir sözü tutamıyor.
Sonra başkalarının bana tutamadığı sözleri de düşünüyorum bazen.
Her zaman yanındayım deyip gitmelerini.
Hiç kırmayacağım deyip paramparça etmelerini.
Değişeceğim deyip değişmemelerini.
Eskiden bu sözler içime acıtıyorlardı.
Ama şimdi anlıyorum. Onlar da benim gibi insan.
Ya onların da kendi zaaflarıyla savaşları var.
Onlar da ellerinden geleni sandıkları kadar yapamadılar.
Yani başkalarının tutamadığı sözleri affetmek aslında...
Kendini affetmemek gibi bir şey yani.
Çünkü herkes aynı insanlık halini yaşıyor.
Bir de hayata verdiğimiz sözlerimiz var ya.
Hep dürüst olacağım, çalışacağım işte.
Hayallerimin peşinden gideceğim gibi.
Ben de çok söz verdim.
Ama asla vazgeçmeyeceğim dediğim zamanlar oldu.
Her zaman dik duracağım işte, güçlü olacağım.
Ama şunu anlıyorum ya.
Hayatın bizden beklediği şey sözlerimizde her zaman tutmamız değil.
Hayat bizden yalnızca şunu bekliyor.
Ayağa kalkmak. tekrar denemek.
Bunca tutamadığımız sözden sonra insan yeni sözler vermeye aslında bir yerde korkuyor.
Ya yine yapamazsam?
Ya yine başarısız olursam?
Ya yine yarım kalırsa?
Ama belki de mesele şudur ya.
Söz bir garanti değildir.
Söz bir niyettir aslında.
Ve niyet bazen yolun yarısına kadar taşır.
Bazen sonuna kadar götürür.
Ama en önemlisi seni harekete geçiren şeydir.
Ben bunu... Gün şunu söylüyorum kendime, söz her zaman en iyisini yapmaya çalışacağım.
Ama aynı zamanda şunu da ekliyorum ve söz yapamazsam da kendime şefkat göstereceğim.
Çünkü insan dediğin hem söz veren, hem söz bozan, hem de yeniden söz söyleyendir aslında.
Belki bu bölümün başında tutamadığımız sözler derken içimizde biraz utanma, biraz kırılganlık vardı.
Ama şimdi sanki o sözlerin hepsi beni buraya kadar getiren basamakmış gibi hissediyorum.
Ve tutamadığım sözlerin bana şunu öğretti.
Ben insanım, ben hata yaparım, ben bazen düşerim ama aynı zamanda ben yeniden söz verebilirim.
O yüzden şimdi buradan sana kendine, hayatına bir söz vermeni istiyorum.
Ben hep deneyeceğim.
Çünkü belki sözün en kıymetlisi tutulabilen değil, insanı yeniden denemeye çağıran sözdür.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
