
Sustuğumuz anlarda neler gizli?
Bir bakışın, yarım kalmış bir cümlenin ya da hiç açılmamış bir konunun ardında ne kadar çok şey var aslında…
Kimi zaman bir kırgınlık, kimi zaman bir anlayış. Bazen söylemeye cesaret edemediklerimiz, bazen de söylenmesine gerek duymadıklarımız.
Bu bölümde, sessizliklerimizin bize anlattıklarını, konuşmadan da kurduğumuz bağları ve saklı kalan duyguların hayatımıza etkilerini konuşuyoruz.
Transkript
Herkese merhabalar.
Şöyle Bir Şey hatta podcast kanalıma hepiniz hoş geldiniz.
Bugün sustuğumuz yerlerde ne var diyeceğiz.
Bazen en büyük sessizlikler en çok şeyi anlatıyor baktığımızda.
Konuşmadığımızda bir şeyler eksilmiyor.
Aksine sustukça içimizde büyüyen bir boşluk oluşuyor.
Yani zamanla kelimeler yutuluyor, ifadeler donuklaşıyor, bakışlar yoruluyor.
Söz aslında insanı birbirine yaklaştıran bir köprü gibidir baktığımızda.
Ama sustuğumuz o zaman o köprü sallanmaya başlıyor.
Ve kelimeler çıkmaz oluyor.
Duygular yarım kalıyor.
Ve bir bakmışız ki aramızda görünmeyen bir mesafe büyümüş.
Yani ben bunu kendi hayatıma baktığımda şöyle söyleyebilirim.
Ben yaklaşık 23-24 yaşına kadar sürekli sustum.
Bu arada hala susmaya devam ederim.
Böyle bir kavga çıkmasın, bir huzursuzluk oluşmasın, bu tarz şeyler olmasın diye ben sürekli susarım.
Sustum çünkü kırılmak istemedim.
Yani yanlış anlaşılmaktan korktum.
Ve zaten karşımdaki kişi beni anlamıyordu ki istediğim kadar konuşayım.
Çünkü karşımdaki kişinin bildikleri doğruydu, benim bildiklerim değil.
Ve ben bu cümleleri çoğu zaman da sık sık söylüyorum kendime.
Ve aslında baktığımda ne kadar az...
sorguladığımı ve bu suskunluklarımın da bende açtığı yaraları fark ediyorum.
Baktığımızda susmak sadece karşı tarafa değil, bazen de kendimizle de karşı bir savunma biçimimiz.
Yani içimizdeki sesi bastırmak, bastırdıkça unutmak.
Ama o ses hiçbir zaman kaybolmuyor ki.
Bir yerlerde hep kalıyor.
Ve zamanla bedenimiz de başka şeylere dönüşüyor bu içimize attıklarımız.
Bir baş ağrısı, bir uykusuzluk, bir yorgunluk hissi ya da işte egzamalar, saç dökülmeleri.
Birçok içimize attığımız şey daha sonra bizde birçok sağlık problemi olarak dönebiliyor.
Ve sustuğumuz her şeyin de bir bedeni vardır.
Ve o bedel bir şekilde kendini hatırlatıyor.
Bir hikaye geldi aklına.
Adını vermeyeyim şimdi ama tanıdığım biri.
Yıllar süren bir arkadaşlıkları vardı.
Çocukluk arkadaşıydı karşısındaki.
Her şeylerini paylaştıkları.
Hayatları hep birlikte büyüdükleri.
Ama zamanla da arkadaşının davranışlarının kırıcı bir şeyler olmaya başladı.
İnce ince alaylar, küçümsemeler, yok saymalar.
Her defasında boş ver dedi.
Canı sıkkın herhalde.
Aslında iyi biridir.
Sürekli bunları söyledi.
Sustu, yutkundu, gülümsedi.
Bu yıllarca böyle sürdü gitti.
Ta ki bir gün doğum gününde hiçbir mesaj gelmeyene kadar.
Aslında bu doğum günlerine mesaj gelmesi belki çok büyük bir şey değil ama karşı taraf onu bekliyor bir.
İnsan bekliyor. İşte o zaman ilk kez çok kırıldı.
İlk kez susmak yerine yazmak istedi ama yine durdu.
Bu saatten sonra ne anlamı var ki dedi içinden.
Bir daha konuşmadı o arkadaşıyla.
Daha sonra aylar sonra ortak bir arkadaş aracıyla öğrendi ki o eski arkadaşı aslında yıllardır kendisine karşı bir kıskançlık besliyormuş.
Ve tüm o küçük düşürmeler hepsi bilinçli şeylermiş.
Bunu duyduğumda bir tek şey geçti içinden.
Keşke o ilk kırıldığımda, keşke o ilk incindiğimde konuşsaydım.
Sustum ama aslında sessizce veda ettim ben ona.
İşte bazen suskunluk fark etmeden attığımız bir veda mektubudur.
Ne bağırır, ne açıkça söyler ama içten içe de uzaklaştırır bizi.
Ben kendi açımdan düşünüyorum.
Çok samimi olduğum bir arkadaşım vardı.
Yediğim, içtiğim asla ayrı gitmezdi.
Daha sonra bir şekilde oldu.
Yollarımız ayrıldı. Başka şehirlere gittik.
Ben sürekli arkadaşlarımız devam etsin diye çabaladım, çabaladım, çabaladım.
Bir gün sosyal medyada...
yanlışlıkla öne çıkan storylerini paylaştığı yerde bundan işte diyelim iki hafta önce bir fotoğraf paylaştığını ama benim bunu görmediğimi fark ettim.
O zaman anladım ki beni işte engellemiş mi artık nasıl derseniz.
Ondan sonra döndüm baktım ki ben o arkadaşlık için birçok çaba sarf ettim ama o işte onun hayatında olan önemli bir şeyi benim görmemi istemedi.
İşte o an bana bir Şeye dank etti ve ben onu o gün hayatımdan çıkardım.
Çıkardıktan sonra şunu fark ettim.
Benim hayatımda yeri yokmuş ki artık eskisi kadar.
O önceden evet benim çok iyi bir arkadaşımmış.
Hayatımda çok güzel bir yeri varmış.
Ama şimdi hiçbir önemi kalmamış.
Peki baktığımızda biz bunları neden konuşmuyoruz?
Çünkü konuşmanın risk olduğunu biliyoruz.
Çünkü her dürüst cümle bir tepki doğurabiliyor.
Ama aynı zamanda da her dürüst cümle gerçek bir bağ da kurabiliyor.
Yani sustuğumuzda karşımızdakinin bizi anlayacağını sanıyoruz ama insanlar tahmin etmekle iyi değiller ki.
Söylenmeyeni bilmekle öyle hiç iyi değiller.
Ve biz sustukça zannediyoruz ki anlaşılıyoruz.
Oysa hiçbirimiz anlaşılmıyoruz.
Sadece görünmez oluveriyoruz.
En çok da kendimize susuyoruz aslında.
İçimizde yıllardır tekrar eden cümleler var.
Bu sana iyi gelmiyor.
Bu arkadaşlık seni yoruyor.
Ama bu cümleleri de bastırıyoruz biz.
Görmezden geldikçe de geçeceğini sanıyoruz.
Oysa hiçbir şey geçmiyor.
İçimizde büyüyor ve bir gün başka bir yerden patlak veriyor.
Sustuğumuz yerlerde gerçekten ne var?
İnçitilme korkusu mu?
Ya da yüzleşme çaresizliği mi?
Yoksa kaybetme ihtimaliyle yaşamanın yorgunluğu mu?
Kimi zaman en büyük iyiliği sessizce çekip gitmekle yaptığımızı sanıyoruz ama bazen en büyük iyilik dürüstçe kalkıp konuşmakla olur.
Zor biliyorum. Ben de bunu yapamıyorum.
Kelime bulmak bazen imkansız da geliyor.
Boşuna mı olur korkusu insanı susturuyor.
Ama unutma bir cümleyle çözülemeyen hiçbir bağ zaten gerçek değildir ki.
Ve söylenmemiş her kelime bir gün seni kendinden uzaklaştırır.
Kendimizi korumak için susuyoruz sanıyoruz ama sustukça daha çok kırılıyoruz.
Ve belki de artık şunu sormanın zamanı geldi.
Bu sessizlik beni koruyor mu yoksa beni içten içe tüketiyor mu?
Gerçekten hangisi doğru?
Yani bu sessizlik bizi koruyor mu?
Baktığında hayır belki de.
Bizi içten içe tüketiyor mu?
Büyük ihtimalle ve biz duygularımızın arkasına sığınarak aslında kendimizi yok etmeye başlıyoruz.
Ve böyle hiçbir yere hiçbirimiz varamayız.
Belki birçoğumuz bunun farkındayız.
Ama bazen adım atmaktan korkmamak lazım.
Bir de hayatımızdan çıkıyor diye hayatımız bitmiyor ki.
Evet o hayatımızın o döneminde çok güzel yer etti.
Çok güzel anlar yaşadık belki.
Ama belki hayatımızdaki yeri o kadardır.
Daha fazla zorlamanın, daha fazla bir şeyleri itekleyerek devam ettirmenin hiçbir manası yoktur belki de.
Bitmiştir. Zaten her şey bitmek için başlamaz mı?
Hayat böyle değil midir?
Bunu bir düşünelim bence hepimiz.
Bazen bazı şeyler bitmek için başlar.
O yüzden şu soruyu bence hepimiz bir soralım kendimize.
Bu sessizlik beni koruyor mu yoksa beni işten içe tüketiyor mu?
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
