
Yazın koşturmacası geride kalıyor… Şimdi, yavaşlamanın ve kendine dönmenin mevsimi geliyor. Peki sen sonbahara hazır mısın?
Bu bölümde, sadece havanın değil; ruhumuzun da nasıl mevsim değiştirdiğini konuşuyoruz.
Yaprakların sararışında gizli mesajları, evimizi ve kalbimizi yeni bir döneme hazırlamanın küçük yollarını, sonbaharın bize fısıldadığı o sakinliği birlikte keşfedeceğiz.
Kendi sonbaharını nasıl karşılayacağını merak ediyorsan, bu bölüm tam sana göre.
---
Instagram: soylebirseypodcast
Transkript
Herkese merhabalar.
Şöyle Bir Şey adlı podcast kanalıma hepiniz hoş geldiniz.
Bugün yaklaşan hatta tam da içinde olduğumuz bir mevsimden bahsedeceğim.
Sonbaharda. Böyle yazın kalabalığı, telaşı, sıcağı yavaş yavaş çekiliyor şu an.
Ve sokaklarda yavaş yavaş rengini değiştirmeye başladı bile.
Belki siz de fark ediyorsunuzdur.
Sabah uyandığınızda pencereden giren ışık artık başka türlü vuruyor böyle odalarımıza.
O bildik. Yaz güneşi değil bu.
Böyle daha yumuşak, daha süzülmüş.
Biraz daha sararmış gibi.
İşte ben bugün sizinle tam olarak da bu geçişi konuşmak istiyorum.
Sonbahara hazırlanmayı.
Hazırlık kelimesi kulağa çok gündelik gibi geliyor değil mi?
Yani sanki bir yolculuk öncesi bavul hazırlamak ya da yeni okul dönemi için defter kalem almak gibi.
Ama aslında mevsimlere hazırlanmak bundan çok daha derin bir şey.
Doğa da hazırlanıyor çünkü.
Biz de hazırlanıyoruz.
Farkında olsak da olmasak da bedenimiz, ruhumuz, alışkanlıklarımız yavaş yavaş yeni bir ritme girmeye başlıyor.
Biraz etrafımıza baktığımızda ağaçlar henüz tamamen sararmadı belki şu an.
Ama yaprakların uçları artık eskisi kadar canlı değil.
Çimenlerde böyle yazın coşkulu yeşil yerine daha donuk bir tonu var artık.
Akşamlar serinledi, balkonlarda yazlık minderler yavaş yavaş toplanmaya başladı.
Kışlık battaniyeler yavaş yavaş koltukların kenarına bırakılmaya başlandı.
İşte aslında bu küçük ayrıntılar sonbaharın gelişinin işaretleri.
Ve biz farkında olmadan buna aslında uyum sağlıyoruz şu an.
Doğa bizden önce davranıyor baktığımızda.
Mesela kuşlar göç eden türlerin hazırlıklarını çoktan başladılar.
Hatta yaren leylek artık göç etmeye başladı.
İşte uzun yolculuk öncesi şu an enerji...
Depolayanlar var. Sürüler halinde toplanıyorlar.
Ağaç yapraklarını dökmeye hazırlanıyor.
Bu bize biraz hüzünlü gelebilir ama aslında inanılmaz stratejik bir şeye baktığımızda.
Yani yaprağını dökerek su kaybı azaltıyor.
Kışa direnç kazanmaya başlıyor.
Yani doğa her ayrıntısıyla geleceği hazırlıyor.
Kendi kendine.
Peki ya biz ne yapıyoruz?
Yani bizim hazırlığımız nasıl oluyor?
Aslında insan doğadan uzaklaştığını sansa da...
Hala onun bir parçası.
Bizim de bedenimiz yeni mevsime uyum sağlıyor bir yerde.
Güneşin daha az görünmesi D vitamini ihtiyacımızı arttırıyor.
Gündüzler kısaldıkça melatonin ve serotonin dengemiz değişiyor.
İşte biraz daha uykulu, biraz daha dalgın hissetmemiz aslında bunlardan kaynaklanıyor.
Hatta mevsimsel depresyon dediğimiz şeyin temelinde bu biyolojik ritimin içerisinde olan şeylerden kaynaklanıyor.
Ama mesele... Sadece biyoloji değil aslında Sombar aynı zamanda ruhun da mevsimi.
Yaz boyunca dışarıda kalabalıkta hareket içinde olan insan işte Sombar'la birlikte biraz daha içine kapanıyor.
Kitap okumak, film izlemek, sessiz bir köşeye çekilmek daha cazip hale geliyor.
Sanki doğa biraz bizi yavaşlamaya çağırıyor gibi.
Bunu da aslında ben çok seviyorum.
Yani o yazın koşuşturmacasından sonra Sombar bana hep bir durma hakkı gibi geliyor.
Yani böyle biraz kendi içime bakabiliyorum.
Biraz da eksiklerimi görebildiğim bir zaman.
İşte bu tür iç muhasebe zamanı gibi geliyor bana sonbahar.
Peki siz böyle hissediyor musunuz bilmiyorum ama bana kalırsa sonbahar en çok kendimizle karşılaştığımız mevsimlerden biri yani.
Ve edebiyatta da bunu çok iyi anlatıyor.
Mesela Orhan Bey'in Eylül'de Güzeldir Ölmek dizesini hatırlarsınız belki.
Yani sonbahar sadece yapraklarının dökü...
Düğünü değil, duyguların yoğunlaştığı ve insanın da derinleştiği bir zaman dilimi.
Şimdi size bir soru soracağım.
Siz sonbahara nasıl hazırlanıyorsunuz?
Yani evde kışık battaniyeleri çıkararak mı?
İşte dolabına mevsimlik kıyafetlerini yerleştirerek mi?
Yoksa daha işsel bir hazırlık mı yapıyorsunuz?
Belki yeni bir defter alıp kış boyunca yazacaklarınızı planlıyorsunuz.
Belki bir kitap listesi hazırlıyorsunuz.
Belki de sadece durup pencerenin kenarında dışarıyı izlemekle yetiniyorsunuz.
Mesela şu an benim. Sonbaharda okuyacağım kitaplarım hazır.
Kendime yeni defterler aldım.
Yeni kararlar aldım.
1 Eylül pazartesi gününe geldiği için hayatımın yeni dönemi 1 Eylül ile başladı.
İşte bu bölümde aslında biraz da bunları konuşalım istiyorum.
Sonbaharın küçük ritüellerini, doğanın hazırlığını, insanın içsel dönüşümünü.
Çünkü bence yani böyle sonbahara hazırlanmak aslında hayata hazırlanmak demek.
Biraz önce sonbahara hazırlanmanın hem bizi hem de doğaya nasıl başladığından söz ettim.
Şimdi gelin bu hazırlığın doğaya nasıl göründüğünü daha yakından konuşalım.
Çünkü aslında doğa her şeyin en iyi öğretmeni.
Biz bazen fark etmesek de doğa aslında çok önceden başlamış oluyor sonbahara hazırlanma işine.
Mesela ağaçlar, yaprakların dökülmesi bize sadece romantik ya da biraz sözün manzara gibi geliyor.
Oysa işte işin bilimsel tarafı bambaşka.
Bir peyzaj mimarı olarak azıcık buralara da dokunalım istiyorum.
Yani ağaçlar kışın gelmesiyle birlikte suyu yapraklarına göndermeyi bırakıyor.
Çünkü kışın su daha az, toprak donmuş oluyor.
Ve eğer yapraklarını taşırlarsa su kaybı artıyor ve hayatta kalmaları zorlaşıyor.
İşte bunun yerine yapraklarındaki besinler gövdelerine, köklerine çekiyorlar.
Yani aslında o sararan yapraklar doğanın hayatta kalma stratejilerine de bir parçasına dönüşüyor.
Düşerken bile aslında o yaprakların bir işlevi var.
Toprağa karışıyor, çürüyor ve yeniden bir döngünün parçası oluyor.
Mesela hayvanların davranışları da değişiyor.
Mesela sincaplar.
Kış boyunca yiyecek bulamayacaklarını bildikleri için sonbaharda hummalı bir aslında depolama işlerine giriyorlar ve fındıklarını, cevizlerini saklıyorlar.
Toprağın altına gömüyorlar.
Hatta bazen de nereye gömdüklerini unutuyorlar.
İşte o zaman da yeni bir ağaç filizleniyor.
Yani doğanın hazırlığı sadece hayatta kalma değil aynı zamanda yenilenmenin de bir yolu.
Doğa bize aslında şunu fısıldıyor çoğu zaman.
Hazırlanın çünkü değişim kapıda.
Ve hazırlık sadece dışsal değil içsel de olmalı.
Mesela işte bahsettiğimiz gibi doğa sonbaharda yavaşlıyor.
Yazın hızla büyüyen dallar artık dinlenmeye çekiliyor.
Ve aynı zamanda bizim için de bunlar böyle oluyor.
Yazın koşuşturması, tatiller, dışa dönük hayat yavaş yavaş içe dönüyor.
Sanki biz de kendi kuş uykumuza hazırlanıyoruz.
İşte bu yüzden sonbahar bana her zaman sabrı anlatıyor.
Çünkü ağaç acele etmiyor.
Yaprağın bir günde dökmüyor.
Kuş da acele etmiyor.
Yolculuğunu planlıyor, topluluk halinde yapıyor.
Hayvan aceleye getirmiyor.
Biriktiriyor, saklıyor.
Biz insanlar ise çoğu zaman her şeyi aceleye getiriyoruz.
Yine aceleci şeyimiz burada ortaya çıkıyor.
Önceki bölümlerdeki işte bu sabretmeyi öğrenememe durumumuz yine burada da karşımıza çıkıyor aslında.
İşte baktığımızda aslında sonbahar bize beklemenin ve hazırlanmanın değerini de hatırlatıyor.
Şimdi biraz düşünün.
Sizin hayatınızda bu sonbahar için yapman gereken hazırlıklar ne mesela?
Bu illaki büyük şeyler olmak zorunda değil.
Belki evinde küçük bir köşe düzenlemek.
Belki bir bitki almak.
Belki dolabında fazlalıkları çıkarmak.
Belki de sadece zihinsel bir hazırlık.
Bu kış beni biraz daha kendime daha fazla zaman ayıracağım mesela demek.
Çünkü sonbahar bize aslında yeniden başlama fırsatı da sunuyor.
Ben sonbaharın en çok ev kokusunu seviyorum.
Çünkü yazda hep dışarıdayız çoğu zaman ama sonbaharda ev aslında bir limana dönüşüyor.
Bize güven, huzur, dinginlik veren bir ilham.
Ve bu yüzden ev düzenini değiştirmek aslında ruhumuzu da mevsimlere hazırlamak gibi oluyor.
Bunu işte kışa geçerken yapıyoruz, kıştan çıkarken bahar geliyor, bahara yapıyoruz, en son yazı hazırlıyoruz.
Aslında her mevsimde beraber böyle yeni değişiklikler getiriyoruz hayatlarımıza.
Ama bunu sadece evle değil de günü karışkanlıklarımızda da değişiyor.
Yazı mesela geç saatlere kadar dışarıda olabiliyoruz.
Kalabalık sokaklarda yürümeyi seviyoruz.
Denize girmeyi, geceyi, gündüzü katmayı aslında bunların hepsini seviyoruz.
Ama somberde ise biraz daha erken uyumak, evde vakit geçirmek, işte biraz daha sakinliğe yönelmek öne çıkıyor.
Ve belki daha çok kitap okuyoruz, daha çok film izliyoruz, daha çok yazı yazıyoruz.
Hatta bazı araştırmalar var.
Mesela insanların üretkenliği somberde artıyormuş.
Çünkü yazın dağınıklığı, tatil havası bitiyor ve zihnimiz yeniden odaklanıyor.
Belki de bu yüzden birçok kişi sonbaharı yeni bir başlangıç olarak görüyor.
Mesela sosyal medyada şu ara görüyorum.
Herkes 1 Eylül'ün pazartesi gününe denk gelmesiyle beraber herkes kendine yeni bir alışkanlık, yeni ritüeller, herkes yeni hayatımın ilk günü
gibi bir havaya girdi.
Bunlardan biri de benim.
Ve işte sonbaharı şu an herkes kendini mesela bir başlangıç olarak görüyor bir Eylül'le beraber.
Mesela edebiyata da baktığımızda işte biraz önce dediğim gibi Orhan Bey'in Eylül'de güzeldir ömek dizesini anmıştık.
Aslında bu dize bile tek başına çok şey anlatıyor.
Çünkü sonbahar aslında ölümü değil ama ölümü de hatırlatan bir dinginliği taşıyor üstünde.
Yaprakların düşüşü, günlerin kısalması, sessizleşen sokaklar.
Bunların hepsi insanın hayatının sonu olduğunu hatırlatıyor ve işte belki de bu yüzden birçok şair en derin dizelerini sonbahar üzerine yazmış.
Mesela Yahya Kemal'in Eylül sonu şiirini düşünün.
Orada da şöyle bir ruh hali var.
Yaz bitmiş, bahar çok uzakta ama hala bir güzellik kalmış doğada.
İşte sonbahar tam olarak da bu arada kalmışlık haliyle aslında çok şiirsel bir mevsim.
Peki müzik? Bence sonbaharın en güzel dostlarından birisi müzik.
Belki fark etmişsindir.
Yazın dinlediğimiz müzikle sonbaharda dinlediğimiz müzikler aynı olmaz.
Şu an playlistlerimizde yavaş yavaş melankolik şarkılar yerine almaya başladı bile.
Mesela klasik müzikte bile var bu.
Yani Vivaldi'nin dört mevsimdeki sonbahar bölümü bir yandan hasadı, şenlikleri anlatırken bir yandan da dinginliği anlatıyor.
Dinlediğinde hem coşku var aslında hem de bir yavaşlama var.
Sanki iki duygu da aynı anda yaşıyorsun gibi.
Mesela sinemada...
Sonbaharı çok sever.
Birçok filmde en duygusal sahneleri sonbahar formunda çeker.
Yani o turuncu yaprakların arasındaki yürüyüşler, uzun paltolarla yapılan sohbetler, sessiz sonbaharlar.
Mesela Ben Harry, Mad Sally filminin Central Park sahnesini hatırlarsınız belki.
Tam bir sonbahar atmosferi.
Resimlerde de işte bunları görürüz.
Mesela Van Gogh'un sonbahar manzaraları vardır.
Turuncunun, sarının, kahverenginin en yoğun halini kullandığı.
Monet'in hasas zamanlı tabloları vardır.
Resamlar için de işte sonbahar sadece bir mevsim değil, renklerin aslında en dramatik oyun alanı.
Çünkü doğa başka hiçbir mevsimde aslında bu kadar katmanlı renkleri sunmuyor.
Sen de fark ediyor musun bilmiyorum ama sonbaharda yapılan bir yürüyüş diğer zamanlardan daha farklı oluyor.
Çünkü doğa sadece aslında bir fon değil, sana bir şeyler söylüyor.
İşte belki de geçmişini hatırlatıyor.
Belki kaybettiklerini, belki de hala elinde olanları.
İşte bu yüzden sonbaharları hazırlanırken bence sanat da çok önemli bir araca dönüşüyor.
Çünkü biz gördüğümüz yüzün ötesindekini görmeyi, duyduğumuzun ötesindeki duymayı öğretiyor.
Ve sonbahar aynı zamanda geçmişle barışmanın da bir mevsimi.
Yazın aceleyle yaşanmış, belki de bitirilmemiş, tamamlanmamış bir şeyleri bir kenara bırakıp her şeyin bir zamanı var diyebilmenin bir vakti.
Belki de bu yüzden sonbaharda defterler açılıyor, kalemler yeniden ele alınıyor ve yarım bırakılan satırlar tamamlanmaya başlıyor.
O yüzden bence sonbahara hazırlanmak kendimizi zamana bırakmayı öğretmek.
Yani bunun bir öğretmeni varsa bu bence hepimiz için sonbahar.
Çünkü biraz daha yavaş, biraz daha dikkatli, biraz daha farkındalıklı yaşamayı bize sunuyor.
İşte bu yüzden belki de en güzel hazırlık aslında sonbahara girerken hiçbir hazırlık yapmadan.
Sonbaharı olduğu gibi kabul etmektir.
Çünkü bazen mevsimlerden öğrenmemiz gereken şeyler var.
Yani hayatın akışını zorlamadan sadece onunla birlikte akabilmek.
Son sözleri yerine aslında ben size şunu söylemek istiyorum bu bölümün sonunda.
Belki bu sonbaharda kendimize çok büyük planlar koymadan, çok büyük değişimlerin peşine koşmadan sadece şunu deneyebiliriz.
Bir ağacın dağındaki yaprağı izleyebiliriz.
Ya da onun usulca dökülüşünü, rüzgarla savruluşunu, yere düşüşünü.
Çünkü bazen bir yaprağın düşüşünde koca bir mevsimin hikayesi gizli.
Ve o hikaye bizim de hikayemiz olabilir.
İşte böyle. Yani bugün sonbahara hazırlık üzerine bolca konuştuk.
Aslında hazırlık dediğimiz şey hayatla daha uyumlu.
Kendimize daha bağışık bir hale gelme çabası.
Belki de sonbahar bize tam olarak da bunu öğretmek için geliyor.
Dinlediğin için teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakal.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
