
“Özür dilemek bir erdem midir?” sorusunun peşine düştüğümüz bu bölümde; özrün gerçekten ne anlama geldiğini, neden çoğu zaman zor geldiğini ve samimi bir özrün ilişkiler üzerindeki dönüştürücü etkisini konuşuyoruz. Ego, sorumluluk, empati ve affetme ekseninde ilerleyen bu sohbet, “özür dilerim”in sadece bir kelime mi yoksa gerçek bir güç mü olduğunu sorgulatıyor. Çünkü bazen bir özür, sadece geçmişi değil, geleceği de değiştirir.
Transkript
Herkese merhabalar, şöyle bir şart podcast kanalıma hepiniz hoş geldiniz.
Ben Esila, böyle küçük bir haftalık aradan sonra tekrar buradayız, tekrardan beraberiz.
Eğer çayınızı kahvenizi aldıysanız, hazırsanız böyle bugün biraz içimize bakacağız.
Böyle hepimizin hayatında defalarca karşılaştığı, bazen böyle kolayca söylediği, bazen de böyle boğazında cümlenen bir cümle üzerine konuşacağız.
Özür dilerim. Aslında baktığımızda bu iki kelime kimi zaman bir ilişkiyi kurtarır, kimi zaman bir kalbi yumuşatır.
Ama böyle bazen de sadece bir formalite gibi söylenir.
İçinde hiçbir anlam barındırmadan.
Böyle otomatik bir refleks gibi.
Peki gerçekten özür dilemek bir erdem midir?
Yoksa böyle toplumun bize öğrettiği bir davranış kalıbı mı?
Ya da daha da önemlisi her özür gerçekten özür müdür?
Bugün bu soruların peşine düşeceğiz birlikte.
İlk olarak bence Özürden başlamamız lazım.
Özür aslında nedir, ne değildir?
Önce aslında basit bir yerden başlamamız gerekiyor.
Özür dilemek ne demek?
Birçok kişi özrü yanlış yaptım demek olarak görüyor.
Ama aslında bundan çok çok daha fazlası.
Gerçek bir özür aslında üç şeyi içeriyor bence.
Farkındalık, sorumluluk ve telafi isteği.
Ama çoğu zaman biz ne yapıyoruz?
Özür dilerim ama sen de.
Ya da eğer seni kırdıysam özür dilerim.
Abartıyorsun ama tamam özür dilerim ya.
Bunlar aslında özür gibi duyulsa da aslında alakası bile yok.
Bunlar sorumluluğu yarıya indirme çabası tamamen.
Bence gerçek özür şöyle olur.
Evet bunu ben yaptım.
Seni incitti. Bunun sorumluluğu bana ait.
İşte tam da bu yüzden özür dilemek aslında kolay değil.
Çünkü insanın egosuna dokunuyor.
Peki. Ego ve özür arasında bir savaş var mı?
Dürüst olurum. Özür dilemek neden bu kadar zor?
Çünkü özür dilemek aslında şunu kabul etmek.
Ben hatalıyım. Ve insanın zihni aslında bundan pek de hoşlanmıyor.
Çünkü ego dediğimiz şey bizi korumak istiyor.
Hata yaptığımızı kabul etmek.
Egoya göre aslında bir zayıflık biçimi.
Bu yüzden hemen devreye savunmalar giriyor.
Ama o da öyle yaptı. Ben aslında kötü niyetli değildim.
Ya da nasıl desem bu kadar büyütülecek bir şey değildi ki.
Bunlar size tanıdık geliyor mu?
Aslında burada olan şey şu.
Zihnimizin hatayı kabul etmek yerine kendini haklı çıkarmaya çalışması.
Ama işin ilginç tarafı şu.
Özür dilememek kısa vadede egoyu korur ama uzun vadeye baktığımızda aslında ilişkileri zedeliyor.
Özür dilemek ise aslında tam tersi.
Kısa vadede egoyu sarsıyor ama uzun vadede bir güven inşa ediyor.
Bir de şu yanına bakmamız lazım bu özür mevzusuna.
Toplum tarafından bize öğretilen özür biçimi.
Mesela küçüklüğümüzü düşünelim.
Kaçımız şu sahneyi yaşamadı ki?
Mesela şöyle düşünün.
Bir şey yaptınız, birini üzdünüz.
Anne ya da babanız hemen devreye girdi.
Özür dile bakalım. Ve siz ne yaptınız?
İçinizden gelmesi bile söylediniz.
Özür dilerim dediniz. Ama gerçekten özür dilediniz mi?
Hayır. Sadece sizden beklenen davranışı yerine getirdiniz.
İşte burada kritik bir şey oluyor.
Aslında özür içsel bir farkındalıktan çok dışsal bir zorunluluk haline geliyor ve büyüdüğümüzde de aslında bu alışkanlıklarımız devam ediyor.
Mesela iş yerinde özür dilerim diyoruz ama aslında umurumuzda olmuyor belki.
Ya da o an kendinizi o konuda suçlu hissetmiyorsunuz ama o an geçsin gitsin diye belki de özür diliyorsunuz.
Ya da sosyal ilişkilerde böyle özür diliyoruz ama aynı davranışı tekrar ediyoruz birçoğumuz.
Ya da tartışmalarda özür diliyoruz ama sadece konu kapansın gitsin diye yapıyoruz bunu.
Yani özür aslında bir erdem olmaktan çıkıp bir sosyal araç haline geliyor.
Bir de gerçek özür ile sahte özür arasında bence farklar var.
Şimdi gelin bir ayrım yapalım hep beraber.
Sahte özür dediğimiz şey, özür dilerim ama ya da işte nasıl desem, seni kırdıysam özür dilerim, yanlış anladıysan özür dilerim.
Aslında bu cümlelerde ortak bir şey var.
Sorumluluk tam olarak alınmıyor.
Bence gerçek özür, seni kırdım, bunun farkındayım ya da yaptığım şey doğru değildi ya da bunun sorumluluğu bana ait.
Bunlar bence gerçek özür.
Yani karşı tarafın duygusunu tartışmıyorsun çünkü onu kabul ediyorsun.
Sahte özür değilse genelde şu mesajı veriyorsun.
Aslında sorun sende ama hadi yine de kapatalım bu konuyu.
Ya da bu böyle olduğu için bence birçok insan bunu zaten hissediyor.
Belki bilinçli olarak fark etmiyor ama içten içe belki de şunu düşünüyor.
Ya bu özür samimi değil.
Peki özür dilemek neden bir erdem sayılıyor toplumda?
Yani sizce özür dilemek gerçekten bir erdem mi?
Bana kalırsa evet ama her özür değil.
Yani gerçek bir özrü erdem yapan şey bence cesaret gerektiriyor.
Ya da ne bileyim empati.
Yani karşı tarafın ne hissettiğini anlamaya çalışıyorsun ve kendi bakış açından bir şeyler çıkarıyorsun.
Bence bir de değişim isteği içeriyor.
Yani gerçek özür sadece söz değil.
Yani davranışında da bir şeyleri değiştiriyor.
Ve bence bunlar bir araya geldiğinde evet özür dilemek aslında bir erdem haline gelebilir.
Bir de işin karanlık bir tarafı var bence.
Bazı insanlar özür bir manipülasyon oracı olarak kullanıyor.
Sürekli hata yapıyor ama her seferinde özür diliyor.
Özür diliyor ama hiçbir şey değişmiyor.
Ya da özrü karşı tarafı böyle sakinleştirmek için kullanıyor.
Ya da işte bunu baştan salmak için yapıyor.
Ve bu durumda aslında özür bir erdem değil bir döngünün parçası haline geliyor.
Nasıl bir döngü? Özür, işte beraberinde affedilme, sonra aynı davranış, tekrar özür, tekrar affedilme, aynı davranış derken aslında bu döngü özellikle toksik ilişki dediğimiz şeylerde çok sık
görülüyor. Burada da şu soruyu sormak gerekir bence.
Bu kişi gerçekten üzgün mü yoksa sadece sonuçlarından mı kaçıyor?
Özür dilemek kadar bence önemli bir şey daha var.
Kesinlikle affetmek. Ama burada kritik bir nokta var.
Yani birinin özür dilemesi onu affetmek zorunda olduğunuzda anlamına gelmiyor.
Evet bu biraz sert bir gerçek.
Toplumda genelde şu öğretiliyor.
Özür dilediyse affetmelisin.
Ama hayır affetmek bir seçim.
Ve bu seçim senin sınırlarınla ilgili.
Bazen özür yeterli olmuyor çünkü.
Güven kırılıyor ve güven özürle değil zaman ve davranışla yeniden inşa edilir.
kolay kolay inşa edilmiyor hatta hiç inşa edilemeyen ilişkiler de oluyor.
Şimdi biraz daha derine inelim gelin.
Başkasından özür dilemekten bahsettik hep ama kendimizden özür dilemeyi hiç düşündük mü sizce?
Yani kendimizi ihmal ettiğimiz için, sınır koyamadığımız için ya da başkalarının seni incitmesine izin verdiğin için kendine dönüp şunu söylemek ne kadar zor olabilir?
Yani bunu kendim yaptım, kendime yaptım ve üzgünüm.
Bu belki de en zor olan özürlerden biri.
Çünkü burada saklanacak bir yer yok.
Bahane yok. Suçlanacak kimse yok.
Ama aynı zamanda da en dönüştürücü olanlardan biri.
Bazı insanlar bir de şuna inanıyor.
Özür dilemenin zayıflık olduğunu düşünüyorlar.
Ama aslında tam tersi.
Özür dilemek aslında kontrolünü kaybetmek demek değil.
Kontrolü bir yerde bilinçli şekilde bırakmak.
Zayıf insanın hatasını...
İnkar ediyor zayıf insanlar.
Güçlü insanlarsa hatasını kabul ediyor.
Zayıf insan savunmaya geçiyor.
Güçlü insansa bir yerden sonra sorumluluk alıyor.
İşte bu yüzden gerçek özür aslında bir güç göstergesi de aynı zamanda.
Tekrar başa dönelim. Özür dilemek sizce bir erdem mi?
Eğer samimiyse, sorumluluk içeriyorsa, davranış değişikliğiyle destekleniyorsa bence kesinlikle bir erdemdir.
Ama eğer sadece bir alışkanlıksa...
sorumluluklardan kaçmaksa, aynı hatalar tekrar ediyorsa o zaman bir erdem değil.
Sadece alışıla gelmiş bir kelime.
Özür dilemek ya da özür.
Bugün bu podcast'ı dinlerken belki şunu düşünürsünüz.
En son ne zaman gerçekten özür dilediniz?
Ve biri size en son ne zaman gerçekten özür diledi?
Aradaki farkı hissedebiliyor musunuz?
Çünkü aslında hepimiz şunu biliyoruz bence.
Gerçek özür, Hissedilirken kelimelerden önce geliyor.
Ses tonunda, bakışta, davranışta kendini belli ediyor.
Ve belki de en önemlisi gerçek özür sadece geçmişi düzeltmiyor.
Geleceği de değiştiriyor.
Buraya kadar dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
