
Bazen fark ediyorum… Kendime en acımasız olduğum anlar, aslında en çok desteğe ihtiyaç duyduğum zamanlar oluyor. Başkalarına anlayışla yaklaşırken, kendime gelince hep “daha iyisini yapmalıydın” diyorum. Ama bu bölümde biraz durmak istedim.
Kendime nazik davranmayı, hata yaptığımda bile “yine de denedin” diyebilmeyi hatırlamak için.
Belki sen de uzun zamandır kendine karşı fazla sert davranıyorsundur.
Bu bölümde, öz şefkatin ne olduğunu, neden bu kadar zorlandığımızı ve kendimize nasıl daha şefkatli davranabileceğimizi konuşacağız.
Çünkü bazen iyi gelmenin en güzel yolu, kendini affetmekten geçiyor.
Transkript
Herkese merhabalar, Şöyle Bir Şey yaptım.
Podcast kanalıma hepiniz hoş geldiniz.
Bilmeyenler için ben Esila.
Bugün biraz içimizi acıtan ama bir o kadar da iyileştiren bir konu hakkında konuşmak istiyorum.
Kendimize gösteremediğimiz şefkatten yani öz şefkatten konuşacağız.
Çoğumuzun hayatında şu sahne defalarca yaşanmıştır.
Çok sevdiğimiz bir arkadaşımız kötü bir gün geçirir, başarısız olur.
Belki bir hata yapar ya da kalbi kırılır.
Biz hemen yanında oluruz.
Ona destek verir. Sabırla dinleriz.
Senin suçun değil deriz.
Ama böyle aynı şey kendi başımıza geldiği zaman ne yaparız?
Kendimizi eleştirmeye, suçlanmaya, küçümsemeye başlarız.
Sanki acı çekmeye hak ediyormuşuz gibi davranırız kendimize.
Oysa öz şefkat dediğimiz şey en çok da böyle anlarda gerekli.
Hata yaptığımızda, zorlandığımızda, tökezlediğimizde Bu tarz zamanlarda öz şefkat çok önemli bir şey.
Bir önceki bölümde de kendi kendimize konuştuğumuz yani iş sesimiz hakkında konuşurken de bu konuya biraz değinmişken bu bölüm bunu biraz daha açalım, daha da derine inelim istiyorum.
Peki düşünelim biraz. Neden kendimize karşı bu kadar sertiz?
Neden başkalarına karşı anlayışlı olabiliyorken kendimize karşı bu kadar acımasızız?
Bence bunun birkaç sebebi var.
İlki yetiştirilme biçimimiz.
Küçük yaşlardan itibaren bize hep şunu öğrettiler.
Başkalarını düşünmek erdemdir, kendini düşünmek bencilliktir.
Kendinden önce başkasını koy.
Bu elbette empatiyi öğretti bize, evet.
Ama bir yandan da kendimize karşı olan anlayışımızı sıfırladı.
Bunu bir kabul edelim. İkinci olarak da toplumumuzun başarı odaklı yapısından kaynaklanıyor bence.
Hep daha iyisini yapmamız, daha yükseğe çıkmamız, daha çok başarmamız beklendi hepimizden.
Bir yerde tökezlediğimizde hemen içimizden bir ses yükseldi.
Ya sen yeter sesini zayıfsın, daha iyi olmalıydın diye.
Ve üçüncü olaraksa kendi iş sesimizin farkında olmamamız.
Yani bir önceki bölüm bunu bayağı konuştuk aslında.
Bu içimizde sürekli konuşan bazen çok sert ama bazen küçümseyici bir sesimiz var.
Bunu kabullendik bir önceki bölümde.
İşte buna psikolojide içsel eleştirmen deniyor.
Ve çoğu zaman o sesin gerçek olduğunu sanıyoruz ama aslında sadece yılların bir yerde alışkanlığı hepimiz için.
Peki öz şefkate geri dönelim.
Öz şefkate baktığımızda aslında öz şefkat nedir dediğimiz noktada biraz bilimsel bir noktaya değinirsek eğer.
Öz şefkat kavramını psikolog Neff geliştiriyor.
Onun tanımına göre öz şefkat üç temel unsurdan oluşuyor.
Birinci olarak kendine nazik davranmak.
Burada işte hata yaptığında ya da zorlandığında kendine sert değil de anlayışlı yaklaşmayı söylüyor.
Daha sonra ortak insanlık duygusu ve en son olarak da farkındalık dediğimiz şey.
Yani öz şefkat kendini aslında kandırmak değil de her şey yolunda diyerek sorunlarını görmenizden gelmek hele hele hiç değil.
Aksine gerçeği fark etmek ama kendine düşman olmadan bunu kabul edebilmek.
dediğimiz şey. Bir hikayeden yola çıkarsak mesela Beethoven'ın sessizliğinden yola çıkalım.
Bununla ilgili çok sevdiğim bir hikaye paylaşmak istiyorum sizinle.
Ünlü bestecim Beethoven genç yaşta işitme kaybı yaşamaya başlıyor.
Müziğini duyamamak onun için aslında bir felakete dönüşüyor.
Günlüğüne yazdığı notlarda kendine öfkesini görebiliyorsunuz.
Neden ben diye soruyor.
Uzun bir süre kendini suçluyor.
Hatta hayata küskünlüğe bakıyor.
Ama sonra bir gün kendi kendine şunu yazıyor.
Müziği içimde duymaya devam edebilirim.
Kulaklarım değil kalbim besleyecek bundan sonra diyor.
İşte buradan baktığımızda bu aslında öz şefkatin ta kendisi.
İçinde bulunduğu acıyı inkar etmiyor.
Ama kendini suçlamak yerine de bir yumuşaklıkla yeniden tanımlıyor.
Ve o andan sonra yazdığı eserler belki de hayatının en derin, en dokunaklı besteleri oluyor.
Bir de şuradan. değinmek istiyorum.
Öz şefkatin yanlış anlaşılması noktası da var.
Yani buraya küçük bir parantez açalım.
İnsanlar şöyle zannediyor.
Öz şefkat demek kendini salmak, hiçbir sorumluluk almamak demek gibi algılıyor.
İşte ben böyleyim, yapacak bir şey yok gibi.
Hayır, aslında öz şefkat tam tersine.
Gelişim için daha sağlam bir zemin hazırlıyor.
Çünkü kendini acımasızca eleştirdiğinde motivasyonu düşüyor insanın.
Bunu birçoğumuz çoğu zaman yapıyoruz.
Ve suçlulukla boğuşuyoruz bu sürede.
Ama kendimize anlayış gösterdiğimizde aslında tekrar denemek için de bir enerjimiz oluyor içinde.
Bunu araştırmalarda kanıtlıyor.
NÖF ve ekibinin yaptığı bir deneyde sınavda başarısız olan öğrencilerden bir gruba öz şefkatli bir yaklaşım öğretiliyor.
Diğer gruptakileri ise kendi kendini eleştirmeye devam ediyorlar.
Sonuç ne oluyor biliyor musunuz?
Öz şefkat geliştiren öğrenciler sonraki denemelerde çok çok daha yüksek performanslar gösteriyor.
Bir de bu günlük hayattan bir örnekden bakalım.
Şöyle düşünün işlerinde büyük bir hata yaptınız.
Belki bir maile yanlış kişiye gitti.
Belki önemli bir dosyayı kaybetti.
O an iki hal var önünde.
Birincisi kendine yüklenmek.
Neden bu kadar aptal olabilirim?
Ben zaten hep hata yaparım. Bunu ben çok fazla yapıyorum.
Yaptığım hata var da.
İkincisi olarak da öz şefkatle yaklaşmak.
Evet büyük bir hata oldu ama bu benim insan olduğumu gösteriyor.
Kusursuz olmadığımı bundan sonra daha dikkatli olacağım gibi.
Bunu da yapıyorum ikisi arasında çok gidip gelen bir insanım ben.
İkinci yolu seçmek bizi daha sorumlu, daha güçlü yapıyor.
Çünkü kendine düşman olduğunda sürekli kendini cezalandırmakla uğraşıyorsun ama dost olduğunda çözüm üretmek için bir yerde enerjin kalıyor.
Peki günlük hayatımızda öz şefkati nasıl geliştirebiliriz?
İlk önce iş sesimizi fark etmemiz gerekiyor.
Gün içinde kendine söylediğin sözleri dinlemen lazım.
Yeterince iyi değilsin mi diyorsun yoksa elinden geleni yapıyorsun mu?
Daha sonra kendine arkadaş gibi davranman gerekiyor.
Yani bir dostuna ne söylerdin?
Aynısını kendine de söyle.
Sonra belki küçüklü ritüeller oluşturabilirsin kendine.
Gün sonunda aynaya bakıp bugün de iyi çabaladın ya demek bile belki de işe yarar.
Mesela farkındalık egzersizleri yapabiliriz.
Yani meditasyon, nefes çalışmaları ya da sadece ne bileyim sessiz bir yürüyüş ya da içindekileri bir kağıda dökmek gibi.
Ve en son olarak hataları insanca görmemiz lazım.
Kusursuzluk bir masal.
İnsan olmak hata yapmaktır çünkü.
Psikolojide aslında bir kavram daha var.
Psikolojik dayanıklılık diye.
Bu zor zamanlardan sonra toparlanabilme gücü diye de geçiyor.
Araştırmalar gösteriyor ki öz şefkat dayanıklılığı arttırıyor.
Evet çünkü kendine nazik olan biri daha kolay ayağa kalkabiliyor.
Bunu doğada da görebiliyoruz.
Mesela bambu ağacı fırtına çıktığında kırılmıyor.
Rüzgarla beraber eğiliyor sonra yeniden dikiliyor.
İşte öz şefkat de böyle bir şey.
Kendine izin vermek, kırılmadan esneyebilmek.
Küçük bir uygulamadan da bahsetmek istiyorum bölümü kapatmadan önce.
Gözlerini kapatabiliyorsan kapat.
Derin bir nefes al. Ve son günlerde seni en çok zorlayan şeyi düşün.
Belki bir başarısızlık, belki bir kırgınlık.
O anlarda kendine ne söyledin?
Eleştirdin mi yoksa kendini suçladın mı?
Şimdi aynı olayı bir arkadaşın yaşasaydı ona ne derdin?
Sen aptalsın mı yoksa üzülme, olur böyle şeyler mi?
İşte o cümleyi şimdi kendine söyle.
Sessizce, için için yap bunu.
Bu küçük alıştırma bile aslında öz şefkat kasını güçlendirmeye başlar.
Bu bölümü bitirirken kendimize gösteremediğimiz şefkat belki de hayatımızı en çok zorlaştıran şeylerden biri.
Ama iyi haber de şu. Bu öğrenilebilir bir beceri aslında.
Tıpkı bisiklet sürmek gibi, dili öğrenmek gibi.
Zamanla tekrar ettikçe daha kolay bir hale geliyor.
Kendimize şefkat göstermek aslında bir bencillik değil.
Aksine başkalarına daha iyi davranabilmemiz için gerekli bir şey.
Çünkü kendi içimizde barışık olduğumuzda dışarıya da böyle daha yumuşak bakabiliyoruz.
O yüzden bugün size küçük bir davet.
Ne olursa olsun kendini azıcık daha nazikçe gör.
Çünkü günün sonunda baktığında hayat boyu yanından ayrılmayacak tek kişi sensin.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
