
Bu bölümde, sosyal medyada karşımıza çıkan penguen videosundan yola çıkarak sürüden ayrılmayı, ait olmamayı ve kendi yolunu seçmenin sessiz cesaretini konuşuyoruz. Herkesin aynı yöne yürüdüğü bir dünyada durup kalmak, yönünü kaybetmek ya da bambaşka bir yola sapmak ne anlama geliyor? Bazen hiçbir şeyin anlamı yokmuş gibi hissettiğimiz o boşluk, gerçekten bir kayıp mı, yoksa özgürlüğün başladığı yer mi?
Transkript
Herkese merhabalar. Şöyle Bir Şey attı podcast kanalıma.
Hepiniz hoş geldiniz.
Bilmeyenler ve daha önce dinlemeyenler için ben Esila.
Bugün sosyal medyada iki gündür çok popüler olan penguen videosu hakkında konuşacağız biraz.
Uçsuz bucaksız bir beyazlık görüyoruz biz bu videoda.
Kar, buz, rüzgar ve binlerce penguen.
Böyle kameraya yukarıdan bakıyor.
Hepsi aynı yöne doğru yürüyor.
Aynı hızla, aynı kararlılıkla ve aynı sessizlikle yürüyorlar.
Sanki bir yerden bir yere değil de bir kaderin içine doğru akıyor gibiler.
Belgeselerde bu sahneler genelde umut verici olarak anlatılıyor.
Birlikte hareket etmenin gücü, doğanın mükemmel düzeni, hayatta kalmanın tek yolu sürü olmaktır gibi cümleler kuruluyor.
Ama bizim bu izlediğimiz videodaki o sahnede kalabalığın tam ortasında küçücük bir hareket oluyor.
Bir penguen duruyor.
Bir yandan bile olsa o akışın dışına çıkıyor.
Aslında başını kaldırıyor ve sanki etrafına bakıyormuş gibi yapıyor.
Sonra bir anda yönünü değiştiriyor.
Ve herkesin gittiği yerin tam tersi yönüne doğru yürümeye başlıyor.
Ve daha sonra bu belgesel böyle devam ediyor.
Ve anlatıcı o penguenden bahsetmemeye başlıyor.
Kamera çok geçmeden kalabalığa geri dönüyor.
O penguen görüntünün dışında kalıyor.
Çünkü o penguen aslında...
Bir yerde bizi şunu düşündürdü.
Hayatta bazen en önemli anlar kimsenin üzerinde durmadığı anlar.
Nasıl desem biz genelde kalabalığın peşinden giden hikayeleri dinlemeyi severiz.
Başaranları, uyum sağlayanları, doğru zamanda doğru yerde olanları.
Ama yönünü değiştirenler çoğu zaman hikayenin dışında kalanlar olur.
Çünkü onların sonu hiçbir zaman net değildir.
Tam tersine belirsizdir, risklidir ve belirsizlik anlatması en zor şeylerdir.
İşte bu noktada aslında o penguen benim için nihiliz penguene dönüştü.
Nihiliz penguen hayata küsmüş bir penguen değil aslında.
Hiçbir şeyin anlamı yok diye bağırmıyor, sessiz, sorgulayıcı.
Ve belki de en önemlisi kendisine verilen anlamları olduğu gibi kabul etmiyor.
Herkes yürüyor çünkü yürümesi gerekiyor ama o duruyor ve şunu soruyor belki de.
Neden? Bu soruyu çok masum gibi görünüyor ama çoğu düzen bu soruyu...
birlikte çatlamaya başlıyor.
Hayatta bize de böyle öğretiyor bazı şeyleri.
Okula gidersin çünkü bu gerekli bir şeydir.
Gidilir. Çalışırsın çünkü çalışılır.
İşte bir şeyler başarmak istersen çünkü istemem beklenir.
Mutlu olman gerekir çünkü mutsuz olmak ayıp sayılır.
Bir noktada herkes aynı yöne yürümeye başlar ve sen yürürken şunu fark edersin.
Ayakların seni taşıyor ama kalbin onunla birlikte değil.
İşte nihilist penguen Tam da bu anda ortaya çıktı.
İçimizde bir yerde. Ya bu yol bana ait değilse dedi.
Ya da nasıl desem ben sadece kalabalıkla birlikte hareket ediyorsam.
Ya da ne bileyim yürüdüğüm şey bir hedef değil de alışkanlıksa.
Nihilizm genelde yanlış anlaşılıyor.
İnsanlar nihilist olmayı karanlık, umutsuz hayata karşı bir duruş sanıyor.
Oysa çoğu zaman nihilizm sahte anlamları reddetmek olarak açıklanıyor.
Mesela zorla yüklenen hedefler, başkalarının senin adını çizdiği rotaları kabul etmemek.
Aslında nihilist penguen işte bunu yapıyor.
Kurtulmak için mi yürüyorum yoksa sadece yürümen beklendiği için mi diye soruyor.
Ve bu soru aslında insanı yalnızlaştırmaya başlıyor.
Belgeselde o penguen yalnızdı.
Arkasında binlerce penguen vardı ama yanında hiç kimse yoktu.
Kendi yolunda gitmek çoğu zaman böyle bir şey.
Kalabalıkla kavga etmezsin, bağırmazsın, kimseyi ikna etmeye çalışmazsın.
Sadece yönünü değiştirirsin.
Ama insanlar bunu hemen fark eder.
Çünkü yönünü değiştirmek başkalarına da rahatsız edici sorunlar sordurmaya başlar.
Nasıl desen mesela? Şöyle düşünün.
Niye o böyle yaptı?
Yanlış yapıyor olamaz mı?
Biz mi yanlış yoldayız yoksa?
İşte bu yüzden kendi yolunda gidenler genelde şöyle denir.
Biraz daha sabret. Herkes böyle yapıyor.
Sonra pişman olursun.
Bu yaşta bunlar düşünülür mü?
Çünkü sürünün en büyük korkusu birinin durup düşünmesidir aslında.
Nihilist penguen için anlam büyük bir hedef olmak zorunda değil.
Dünyayı kurtarmak, büyük başarılar elde etmek, hatta iz bırakmak.
Bunların hepsi dışarıdan güzel görünüyor.
Ama bazen insan sadece dürüst bir anlam istiyor.
Belki sakin bir hayat, belki kimseye bir şey kanıtlamak zorunda olmadığı bir gün.
Belki de sadece sabah uyanıp bugün böyleyim diyebilmek.
Nihilist penguen anlamın...
Hazır paketlerde gelmediğini biliyor.
Ve bu yüzden de yürürken acele etmiyor.
Çünkü nereye varacağını değil de nasıl yürüdüğünü önemsiyor.
Belgeselde aslında o penguenin başına ne geldiğini en sonunda biliyoruz.
Penguen ölü olarak bulunuyor.
Belki sadece biraz yürüdü, durdu ama belki de mesele sonuç değildi.
Biz hayatta sürekli sonuçlara odaklanıyoruz.
Sonu ne oldu? Başardı mı?
Değdi mi? Oysa bazı yollar sadece yürümek için.
Bir yere varmak için değil.
Kendi yolunda gitmek bazen seni hiçbir yere götürmez.
Ama seni kendine getirir.
Kalabalığın içinde yürürken kendimizi kaybederiz.
Ne istediğimizi, ne hissettiğimizi, ne gerçekten inanmadığımızı bunların hepsi birbirine karışır.
Ve bazen durmak cesaret ister.
Çünkü durduğun an sesler yükselir.
Kafandaki seslerdir bunlar.
Mesela sorular, şüpheler, korkular.
Ama o sesler bastırdıkça değil dinlendikçe susar.
Mesela şöyle bir şey var.
Penguenler bazen yanlış yöne gider.
Ve bu bilinen bir şeydir.
Bazen binlercesi birlikte yürür ve yanlış bir yöne sapar.
Ve birlikte yok olurlar.
Yani kalabalık her zaman doğru değildir.
Ama kalabalık her zaman rahattır.
Çünkü sorumluluklar paylaşılır.
Suç dağıtıları yanlışsa bile hep birlikte yapılmıştır.
Kendi yolunda gitmekte böyle bir konfor yoktur.
Yani yanlışsa yalnız yanlışsındır.
Toplu biri yanlış değildir bu.
Doğruysa bile çoğu zaman tek başınasındır.
Meylet penguen bunu göze alır mesela.
Belki de bu yüzden o penguen bizi bu kadar etkiledi.
Çünkü o sahnede büyük bir kahramanlık yok.
Dramatik bir müzik de yok, anlatıcı işte özgürlük de demedi.
Sadece bir yön değişikliği vardı ve bazen hayatımızı değiştiren şeyler tam olarak böyledir.
Büyük kararlar değil, küçük yön değişiklikleri.
Bir gün bir işi bırakmak, bir ilişkiyi sürdürmemek, bir beklentiyi reddetmek, bir hayali sessizce rafa kaldırmak.
Bunlar dışarıdan hiçbir şey gibi görünür ama içeride büyük bir alan açar.
Nielus Pengüen bize şunu hatırlattı aslında.
Hayatın kesin bir anlamı olmayabilir.
Ama bu böyle yaşamanın anlamsız olduğu anlamına gelmiyor.
Belki anlam yürürken oluştu.
Belki de sadece kendin olmaya çalışmak bile yeterliydi.
Belki de en dürüst hayat kimseye ait olmayan bir yolda yürümekti.
O penguen belgeselin yıldızı olmadı.
Belki bir adı da yoktu.
Hikayesi anlatılmadı.
Ama belki de en gerçek hikaye onundu.
Çünkü bazen cesaret ileri atılmak değil.
Durup başka bir yöne bakabilmekti.
Ve bazen umut kalabalıkta değil, sessizce yönünü değiştiren bir penguendeydi.
Belgeseller bize genelde hayatımızda kalanların hikayesini anlatır.
Ama hayatta neden yaşadığımız sorusu çoğu zaman anlatımın dışında kalır.
Çünkü neden sorusu düzeni bozar.
O nasıl hayatta kalırım sorusunu önce şunu sorar.
Bu hayatta kalma çabası benim için bir anlamı var mı?
Ve bu soru aslında insanın böyle boğazını düğümler.
Çünkü biz çoğu zaman yaşamakla meşgulken yaşadığımız hayat bize ayıp olup olmadığını biz sormuyoruz.
Bir noktada fark ediyoruz ama.
Koşuyorsun ama neden koştuğunu bilmiyorsun.
Yetişiyorsun ama neye yetiştiğini bile bilmiyorsun.
İyi gidiyor denilen bir hayatın içinde içten içe aslında eksilmeye başlıyorsun.
İşte o an belgeseldeki o penguen gibi durmak istiyorsun.
Yönünü değiştirmek istiyorsun ama durmak hiç kolay değil.
Çünkü durduğun an başkalarının hızını da fark etmeye başlıyorsun.
Ve onların hızına yetişemediğini değil aslında hiç yetişmek istemediğini anlıyorsun.
Bu farkındalık çok ağır bir duygu.
Kendi yolunu seçtiğinde yalnız kalırsın.
Çünkü çoğu insan hazır yolları tercih eder.
Hazır anlamları, hazır mutlulukları, hazır başarı tanımlarını.
Ve bunları reddettiğinde sana genelde şu etiketler yapıştırılır.
Kararsız, şükürsüz, ne istediğini bilmeyen.
Hayat zankopuk. Oysa çoğu zaman tam tersidir.
Ne istemediğini bilen insan ne istediğini bilen insandan daha dürüsttür.
Belgeseldeki penguenin yönünü değiştirdiği an aslında baktığımızda çok sakin.
Kimseyle çatışmadı, kimseye çarpmadı, kimseyi ikna etmeye çalışmadı.
Bu çok kıymetli bir detay.
Çünkü kendi yolunda gitmek başkalarına karşı bir isyan olmak zorunda değil.
Bazen sadece kendine karşı bir sadakattir.
Sessiz bir sadakat.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Bu videoyu gördüğümde bir bölüm kaydetmeye çok istemiştim.
O yüzden bu böyle küçük ara bonus bir bölüm gibi olacak.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
