
Neden bazen kendi değerimizi başkalarının fikirleriyle ölçüyoruz?
Bu bölümde; onaylanma ihtiyacının çocukluktan bugüne nasıl taşındığını, ilişkilerimizi ve kendimizle kurduğumuz bağı nasıl etkilediğini konuşuyoruz. Çünkü bazen insan, sadece görülmek ve anlaşılmak istiyor.
Transkript
Herkese merhabalar.
Şöyle Bir Şey hatta podcast kanalıma hepiniz hoş geldiniz.
Ben Esila. Bugün neden onaylanma ihtiyacı duyduğumuza dair böyle biraz konuşalım istiyorum.
Mesela bazen bir cümle kurarsın ve hemen ardından içinden şu geçer.
Acaba doğru mu söyledim?
Ya da bazen bir fotoğraf paylaşırsın ve kaç kişinin beğendiğine bakarsın.
Bazen bir karar alırsın ama yine de birine böyle anlatmak istersin.
Sanki biri doğru dese gerçekten doğru olacakmış gibi.
Peki ne? Yani... Neden kendi iş sesimiz yetmiyor da başkalarının sesine ihtiyaç duyuyorum?
İşte bugün biraz bunun etrafında dolaşalım istiyorum.
Onaylanma ihtiyacı. Gerçekten bir zayıflık mı yoksa insan olmanın en temel parçalarından biri mi?
İlk başta görülmek istemek diye bir kavram var bence bunun altında yatan.
İnsan dünyaya geldiğinde ilk ihtiyacı hayatta kalmak.
Ama hayatta kalmak için bile başkasına ihtiyaç duyuyor.
Bebek düşünün ağlıyor çünkü görülmek istiyor.
Aç olduğu için değil sadece var olduğunu fark edilmesi için.
Psikoloji de buna bağlama ihtiyacı diyor.
Ve bu ihtiyaç ömür boyu bizimle kalıyor.
Yani onaylanmak istemek sonradan öğrenilen bir şey değil.
Doğduğumuz andan itibaren içimizde olan bir şey aslında.
Bağlanma teorisi var bir de bu konuda.
Bağlanma teorisini ortaya atan şunu söylüyor.
İnsan kendini güvende hissetmek için başkalarının varlığına ihtiyaç duyar.
Ve bu sadece fiziksel bir güvenlik.
değil. Duygusal bir güvenlikti aslında.
Yani biri seni gördüğünde, anladığında, onaylandığında seni beyin aslında şunu hissetmeye başlıyor.
Ben güvendeyim ve bu yüzden onaylanmak sadece bir ego meselesi değil.
Aslında bir güvenlik meselesi de olmaya başlıyor.
Ve zamanla şu oluyor. Onay değerle karışıyor.
Yani birisi sizi beğendiğinde değerli hissediyorsunuz.
Eleştirdiğinde ise eksik.
Ve bu yavaş yavaş değerin dışında ölçmeye başlanıyor.
Ve bu baktığımızda çok tehlikeli bir alışkanlık.
Çünkü dış dünya istikrarlı değil.
Bugün alkışlayan yarın sessiz kalabilir ya da bugün senin yaptığını öven yarın linçleyebilir ki şu an bu toplumumuzda çok fazla var.
Bir linç kültürü var.
En küçük bir yanlış da birini linçlemeye başlıyor herkes.
Ve bunu artık çok fazla görmeye başladık.
Ve bence bir de koşullu değer dediğimiz bir şey var.
Carl Rogers şöyle bir şey diyor.
Eğer bir insan sevgiyi koşullu öğrenirse yani sadece belirli davranışlar yaptığında kabul görürse o zaman hayatı boyunca ona yaramaya başlıyor.
Çünkü içten içe şuna inanıyor.
Ben olduğum gibi yeterli değilim.
Ve bu yüzden bazı insanlar sürekli daha iyi olmaya çalışıyor.
Daha başarılı, daha güzel, ne bileyim daha doğru.
Ama mesele aslında gelişmek değil.
Mesele kabul edilmek.
Mesela şöyle düşünün. Bir ortamdasınız, bir şey söylemek istiyorsunuz ama duruyorsunuz.
Çünkü ya saçma gelirse ya da ne bileyim kimse katılmazsa ve sonra biri senin düşündüğün şeyi söylüyor ve herkes onaylıyor.
Sen ise içinden şunu diyorsun.
Ben de aynısını düşünmüştüm ama söylemedi.
Çünkü onaylanmama ihtimali seni susturdu.
Bu günümüze baktığımızda işte sosyal medya ve görünürlük bağımlılığı diye bir bence bir şey oluştu insanlarda.
Artık onay almak çünkü çok kolay.
Bir fotoğraf, bir video, bir cümle ve anında geri dönüş.
İşte beğeniyorum ama bu baktığımızda kolaylık.
Ve bu beraberinde bize şunu getiriyor.
Bir bağımlılık yaratıyor.
Çünkü her onay beyinde dopamini salgılıyor.
Yani küçük bir ödül gibi düşünün.
Ve beyin bunu sürekli tekrar...
aranı istiyor ve bu yüzden bazen bir şey paylaşırken şunu düşünmüyoruz.
Bu benim için anlamlı mı?
Onun yerine şunu düşünüyoruz.
Beğenilirim. Bir de... konuda sevilmek mi yoksa olmak mı ikilemini görüyoruz bence.
Eric Fromm'un çok önemli bir ayrımı var.
Sevilmek ve olmak. Bazı insanlar olmak yerine sevilmeye odaklanıyor.
Yani kendileri gibi davranmak yerine onay alacak şekilde davranıyor.
Ve biz bunu işte biraz önce bahsettiğimiz gibi sosyal medyayla birlikte daha fazla görmeye başladık.
Çünkü işte takipçiler, işte onunla birlikte gelen yorumlar, beğenilerle beraber Aslında kendimiz olmaktan ziyade sürekli birilerine bir şeyleri beğendirme
çabasına ve bir yerden sonra da aslında karşı tarafın dediği şeylerle kendi benliğini kaybedip bambaşka kişilere dönüşebiliyor insanlar.
İşte bunlarla beraber de zamanla bir yabancılaşma başlıyor.
Çünkü insan aslında kendinden uzaklaşıyor.
Bir de insanda şöyle bir şey var.
Bu bence hepimizde var. Herkes onaylanmak istiyor.
Bu çok normal. Ama şu noktada bir sorun ortaya.
çıkıyor. Eğer kendi kararlarını alamıyorsan ya da sürekli başkalarına danışıyorsan ya da eleştiri seni tamamen sarsıyorsa o zaman bu ihtiyaç.
Bir bağımlılığa dönüşüyor.
Peki kendi kendimizi onaylamak sizce mümkün mü?
Evet ama baktığımızda bu çok zor bir şey.
Çünkü bu aslında dışarıdan içeriye değil, içeriden dışarıya doğru bir süreç olarak karşımıza çıkıyor.
Çünkü insan kendine şunu diyebilmesi çok zor.
Benim hissettiğim şey geçerli, benim düşündüğüm şey değerli.
Bunlar başta çok zor kavramlar olarak karşımıza çıkıyor.
Ama bu zamanla öğrenilebilen de bir şey.
Bir de bence insanın kendi sesini bulması gerekiyor.
Virginia Woolf yazarken şunu fark etmiş.
En zor şey yazmak değil.
Kendi sesine güvenmek.
Çünkü dış sesler çok fazla.
Ama iç ses çoğu zaman bastırılıyor.
Ve iç sesin bir taneyken dış sesin 10, 20, 30, 40.
Eğer işte bu sosyal medya dediysek 100, 1000, 10.000.
Nerede insan var? Ve bence Virginia Woolf'un hikayesi bize şunu hatırlatıyor.
Onay aramaktan vazgeçti.
Aslında... Kendi sesini duymaya başlıyorsun.
Belki de genel olarak baktığımızda meselemiz onaylanmak değil de görünmekle alakalı bir mevzu.
Yani anlaşılmak, kabul edilmek.
Ama bazen bu ihtiyaç başkalarından önce kendi kendimize karşılamamız gerektiğini düşünüyorum.
Belki siz de bu bölümden sonra kendinize şunu sorabilirsiniz.
Ben gerçekten başkalarının onayına mı ihtiyaç duyuyorum?
Yoksa sadece görülmek mi istiyorum?
dönüşüm şu cümleyle başlayabilir.
Ben kendim için yeterliyim.
Eğer buraya kadar dinlediyseniz çok teşekkür ederim.
Beni sosyal medya hesaplarımdan, instagramdan Şöyle Bir Şey podcast hesabından bana fikirlerinizi, düşüncelerinizi, bölümler hakkındaki yorumlarınızı iletebilirsiniz.
Spotify'dan da takip edip bir diğer bölümüm içinde bildirimleri açarsanız çok sevinirim.
Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
