
Diplomayı aldık, hayaller kurduk… ama o beklenen iş bir türlü gelmedi.
Neden mezun olduğumuz alanlarda iş bulamıyoruz?
Sorun bizde mi, sistemde mi?
Bu bölümde hayal kırıklıklarını, belirsizlikle baş etmeyi ve kendi yolunu çizenlerin hikâyelerini konuşuyoruz.
Belki de iş değil, kendimize bir yer arıyoruzdur.
Yalnız değilsin.
Instagram için: @soylebirseypodcast
Transkript
Herkese merhabalar.
Şöyle Bir Şey adlı podcast kanalıma hepiniz hoş geldiniz.
Bugün çoğumuzun içini acıtan ama kimimizin de konuşmaktan bile yorulduğu bir konuyu açmak istiyorum.
Neden mezun olduğumuz bölümlerle alakalı bir iş bulamıyoruz?
Bu soru aslında bir iş meselesinden çok daha fazlası bence.
Daha çok bir hayal kırıklığı gibi.
Ben ne yapacağım şimdi hissi?
Kendine güvenle çıktığın bir yolun tam ortasında yön tabelalarının silinmesi gibi bir durum aslında.
Belki bölümünü sevmedin, okurken umut dolu da olabilirsin.
Ama mezun olduktan sonra seni karşılayan şey çoğu zaman ne yazık ki çok büyük bir boşluk oluyor.
Bugün birlikte bu boşluğa bakalım istiyorum.
Hem toplumsal tarafına hem iş dünyamıza bıraktığı etkilere bakacağız.
Belki de en çok bu sürecin ne kadar yalnız hissettirdiğine bakacağız.
İlk olarak bize öğretilen şey şuydu.
Okursan olursun, iyi bir bölüme gir, sonra hayatın düzene girer dediler bize.
Yıllarca bunu duyduk herkesten.
Ve bu inançla sınavlara girdik, tercihler yaptık, okuduk.
Ve mezun olduğumuz gün ise gerçekten şöyle çarptı yüzümüze.
Diplomayla hiçbir kapı açılmıyor.
En azından bizim kuşağımızda pek açılmıyor.
Belki bizden önceki kuşaklarda evet açılıyordu.
Ama şu an bizim kuşağımızda herkes üniversite okuduğu için.
O kapılar eskisi kadar açılmıyor.
Ve bunun adı da artık işsizlik değil bence.
Bu bir beklenti çökmesi.
Ben elimden geleni yaptım ama yetmedi.
İşte o his çok ağır bir his bence.
Sadece iş değil bir tür değersizlik hissi de var buranın içinde.
Yani iş bulamamak sadece bir maaşsızlık durumu değil.
Aynı zamanda böyle insanın kendini değersiz hissetmesine de neden oluyor.
Belki de birçoğumuz bunu yaşadık.
Çünkü zamanla şuna dönüşüyor mesele.
Kimse beni istemiyor.
Demek ki yeterince iyi değilim.
Halbuki belki de çok iyisisindir.
Belki de mesele senin yetersizliğin değil, sistemin dengesizliğidir.
Ama bunun farkındalığı bile bazen hiçbirimize yetmiyor.
Çünkü her reddediliş insanın kendi kendine şüphe etmesine neden oluyor ve bu çok yıpratıcı bir durum.
Ben bu durumu mesela yaşadım.
Mezun olduktan sonra yüksek lisans sınavlarına girdim ve kazanamadım.
Daha sonrasında bir işe girdim.
Bu işe girerken benim deneyimsiz olduğumu biliyorlardı.
İşte yaklaşık bir hafta çalıştım ve bu bir hafta içerisinde bana hiçbir türlü iş verilmedi.
Sadece tuvalet yıkatıldı, bardak yıkatıldı.
Böyle bir süreç yaşadım ve bir haftanın sonunda ya sen deneyimsizsin kusura bakma seni bu yüzden çıkarıyoruz deyip beni çıkardılar.
Peki... Beni tuvalet yıkayarak ve bulaşık yıkatarak ne kadar iyi bir mimar olduğumu gördüler mi?
Hayır görmediler. Çünkü bana mimari olarak hiçbir şey vermediler.
İşte bu iş deneyimim sonrasında bir süre daha iş bulamamanın verdiği şeyle baya bir depresyona girdim.
Bir sürecim olmuştu.
Ve işte dediğim gibi kendimi çok değersiz hissettim.
Demek ki ben hiçbir şey bilmiyorum.
Gibi bir şeye düştüm ama dönüp baktığımda onlar benim mimari yönümden hiçbir şeyimi görmediler ki diyorum.
Ama o gün öyle düşünemiyordum tabii.
İşte bu konuda bu deneyim tuzağı yani yeni mezunsun ama tecrübeli olmam bekleniyor muhabbetine geliyoruz.
Bir ilanın altında şöyle yazıyor.
Yeni mezun en az iki yıl deneyimli.
Ya bir yeni mezun nasıl iki yıl deneyimli olabilir ki?
Bu cümle tek başına bile sistemin ne kadar gerçek dışı olduğunu anlatmıyor mu?
Yani yeni mezunsun ama senden sanki 5 yıllık performans bekleniyor.
İşin acı tarafı bu sadece özel sektörde de değil.
Her yerde böyle güvencesiz, geçici, düşük bütçeli işler arasında savrulurken neden bu kadar emek verdim diye sorgulamaktan kaçınılmaz oluyor.
Hayal kurmayı öğreniyoruz evet ama belki de en çok bu can acıtıyor.
Yani artık hayal kurmamayı öğrenmeye başlıyoruz.
İşsizlik uzadıkça hayaller küçülüyor.
Önce alanımda çalışmak istiyorum diyorsun.
Sonra asgari ücret olsun ama sigortalı olsun diyorsun.
Sonra herhangi bir iş olsun da olayım diyorsun.
Çünkü artık herkesin ne zaman çalışacaksın, sen hala işe girmedin mi gibi hem bakışlarıyla hem sözleriyle yaptığı şeyler seni bir süre sonra yıpratmaya başlıyor.
Bölümünü sevdin ama sistem seni sevmedi.
Bu çok tanıdık bir cümle oldu son yıllarda.
Ben bölümüme aşıktım ama işte sistem bana hiç alan bırakmadı.
Sanat tarihi, arkeoloji, edebiyat, felsefe, sosyoloji, antropoloji.
Bu bölümleri okuyan insanlar bir ömür boyu öğrenmeye aşık olabilirler.
Ama sistem sadece verimlilik peşinde.
Yani diyor ki bu bölüm para etmiyor.
Ama öğrenmenin, düşünmenin, araştırmanın sadece para karşılığıyla olmuyor.
Bölümünü sevmiş olmak seni değerli kılar.
Bunu unutma. Ama sistem seni gözden çıkarmış olması işte bu da senin kabahatin değil.
Peki ya alternatif yollar?
Kimi zaman iş seni bulmaz ama sen işi bulursun.
Hatta bazen işi sen yaratırsın.
Yaratıcı işler dijital mecralar, freelance platformlar, sosyal medya üretimi, online eğitimler, danışmanlık gibi alanlarda çok kişi kendi yolunu çiziyor.
Bir edebiyat mezunu podcast yapabiliyor.
Ben bir peyzaj mimarıyım ve podcast kaydediyorum.
En basiti. Ya da ben bir peyzaj mimarı olarak şu an bir sanayide, bir firmada mimar olarak hizmet veriyorum.
Bir tarih mezununa bakıyoruz.
YouTube kanalı kuruyor ve oradan ilerliyor.
Ya da bir mühendis illüstrasyonla ilgileniyor.
İşte bu yollar kolay değil ama bir yerde de mümkün.
Bunu bir kabul edelim. Ve bunların birçoğu da cesaret isteyen yollar.
Yani kendi alanını yaratmak demek biraz da kimse bana kapağı açmasa da ben pencereyi aralarım.
Demek gibi bir şey. Ve evet bazen o pencere çok güzel manzaralar da açabiliyor.
En zor kısmına gelirken ise beklerken kendini kaybetmek kısmı.
Bence işsizlikte en zor şey zamanla kendine olan inancını yitirmek.
Kendine bir iş değil de bir yer aramak.
Çünkü günler geçtikçe sadece ekonomikte duygusal bir yorgunluk da birikiyor.
İnsanlar başvurularına yanıt gelmedikçe kendi sesini duymamaya başlıyor.
Sabahlar daha sessiz, geceler daha uzun olmaya başlıyor.
Ama bil ki bu sessizlik sadece senin değil.
Birçok insan aynı yolda yürüyor.
Ve bu yalnızlık paylaştıkça azalıyor.
Buna emin olabiliriz. Podcast'ın sonuna gelirken belki de yol başka bir yerdedir.
Bundan bahsetmek istiyorum biraz da.
Çünkü yürüdüğümüz yol belki evet doğru ama Bizim için daha doğru olan yollar başka yollarda olabilir.
Yani mezun olduğun bölüm sana bir yön verdi.
Evet buna hemfikiriz.
Ama oyunun nereye çıkacağını sadece hayat belirliyor.
Bazen bölümünden çalışırsın.
Bazen bambaşka bir yerde ama aynı merakla ilerlersin.
Her koşulda birikimin, emeğin, öğrendiklerin bir gün seni kendi yerine götürür.
Belki bu süreç uzundur.
Belki yorar. Ama yolda olmak hala umut taşıdığın anlamına geliyor.
Ve bu bile başlı başına değerli bir şey.
Ben bugün burada neden bölümümüzle ilgili iş bulamıyoruz sorusunu konuşalım istedim ama belki en az o kadar önemli başka bir soruyla da bu podcastı bitirmemiz gerekiyor.
Ben kim olmak istiyorum?
Ve belki bir gün bu sorunun cevabı seni hayatının en doğru yerine götürecek.
Beni dinlediğin için teşekkür ederim.
Görüşmek üzere ve şunu unutma yalnız değilsin.
Bizim çağımızda en çok yaşadığımız şeylerden biri bu.
Ve bunu sen de eğer yaşıyorsan yalnız değilsin.
Senin gibi birçok bu hayatı bu şekilde yaşayan kişi var.
Kendine çok iyi bak. Hoşçakal.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
