
Bazı günler içimiz sıkılır, hiçbir sebep yokmuş gibi. Bazı sabahlar ise nedensizce daha hafif uyanırız. Peki ya bunun sebebi yalnızca ruh halimiz değil de gökyüzüyse?
Bu bölümde; yağmurun neden bizi daha içine kapanık hissettirdiğini, güneşli günlerin neden umutla eşleştirildiğini, gri havaların düşüncelerimizi nasıl ağırlaştırdığını konuşuyoruz. Mevsimlerin, rüzgârın, karanlığın ve aydınlığın ruh hâlimiz üzerindeki görünmez etkilerini fark etmeye çalışıyoruz.
Belki de her duygu bize ait değil; bazıları havadan ödünç alınmıştır.
Birlikte gökyüzüne bakıyor, içimize dönüyor ve şunu soruyoruz:
Bugün hissettiklerim gerçekten bana mı ait, yoksa havanın bir yansıması mı?
Transkript
Herkese merhabalar, Şöyle Bir Şey adlı podcast kanalıma hepiniz hoş geldiniz.
Bilmeyenler için ben Esila.
Bazen böyle insan sabah uyanır ve hiçbir şey olmamıştır aslında.
Ne kötü bir rüya vardır, ne yarım kalan bir konuşma, ne de kalbini ileten bir cümle.
Ama yine de iç böyle bir ağır olur.
Yatağın kenarında biraz fazla oturur, ayağını yere basmak istemez.
Böyle güne başlamamak için bir ton mücadele verir.
Ama bir yerde de kendini ikna etmeye çalışır.
İşte tam o an çoğumuz aynı şeyi yaparız.
Kendimizi sorgularız.
Niye böyle hissediyorum?
Bir şeyimi kaçırıyorum? Mutlu olmam gerekiyor mu?
Ama cevap çoğu zaman karmaşık değildir.
Yani sadece bakmayı unuttuğumuz bir yerdedir bu.
Perdeyi aralarız, gökyüzü kapalıdır.
Ve bazen gerçekten olan biten sadece budur.
İnsan düşündüğünden çok daha fazla doğaya ait bir varlık baktığımızda.
Ama... Biz bunu hatırlamak istemiyoruz.
Çünkü doğaya ait olmak kontrolü aslında biraz da elden bırakmayı getiriyor.
Ve biz insanlar olarak kontrol etmeyi seviyoruz.
Saatlerimiz var, planlarımız var, takvimlerimiz, hatıralarımız, alemlerimiz.
Ama doğanın bir saati yok.
Doğanın acele etmesi gerekmiyor çünkü.
Ve bedenlerimiz hala doğanın saatine göre çalışıyor.
Işık azalınca yavaşlıyor, güneş artınca canlanıyor, hava değişince sinyal veriyor.
Ama biz o sinyalleri keyifsizlik diye etiketliyoruz.
Motivasyon eksikliği diyoruz ya da benimle ilgili bir sorun var diyoruz.
Oysa belki de baktığımızda bir sorun yoktur.
Sadece bedenimiz konuşuyordur.
Binlerce yıl boyunca insan için hava sadece hava değildi.
Hava hayatta kalma ihtimaliydi.
Yağmur yağmazsa topraklar çatlar, ürün olmaz, umut azalırdı.
Ya da soğuk erken gelirse göç edilirdi, geç gelirse beklenirdi.
İşte güneş uzun süre görünmezse insanlar sadece üşümezdi, içleri de kararırdı.
Çünkü gökyüzü insanın baktığımızda bir yerde kader defteriydi.
Bugün o defteri kapattığımızı sanıyoruz ama bedenimiz hala o sayfaları okuyor.
İşte bu yüzden bazı günler sebepsiz yere içimiz sıkılıyor.
Bu yüzden bazı günler her şey daha zor geliyor.
Ve bu yüzden bazı günler hiçbir şey değişmemişken daha iyi hissediyoruz.
Güneşli bir günü düşünün.
Işık pencereye vuruyor, gölgeler daha yumuşak, hava böyle daha hafif.
İnsan güneşliyken daha az kuşku duyuyor.
Daha kolay olur demeye başlıyor.
Daha rahat hayal kuruyor.
Bilim aslında bundan serotonin diyor.
Ama bence aslında güneşin etkisi bunda çok fazla.
Güneş insanın iç sesini de yumuşatıyor.
Kendimize söylediğimiz cümleler değişiyor.
Yapamam yerine belki denerim diyorsun.
Ya da yetmez yerine şimdilik yeter.
Ve işte aslında bu yüzden güneşli günlerde insanlar daha affedicidir.
Hem kendine hem başkasına.
Belki de güneş aslında bize şunu demeye çalışıyordur.
Bugün biraz daha nazik olabilirsin.
İşte güneşliyken gelecek aslında bize baktığımızda biraz daha yakın görünüyor.
Yarın korkutucu değil.
Biraz daha mümkün geliyor.
Bu yüzden güneşçi günlerde çok fazla plan yaparız.
Buluşmalar ayarlarız, hayatta temas kurarız.
Sanki ışık arttıkça hayatta buradayım der.
Ama kapalı havalarda insan böyle bir içeriğe çağrılır.
Işık azalır, sesler boğuklaşır, zaman ağırlaşır ve iç ses yükselmeye başlar.
Kapalı havalarda baktığımızda hepimiz çok fazla düşünürüz.
Daha çok hatıralar, daha çok acaba.
Ve bu herkes için kolay değil.
Çünkü düşünmek, hatırlamak, kendinle baş başa kalmak cesaret isteyen bir şeydir.
Bazı insanlar bu yüzden kapalı havaları sevmez mesela.
Çünkü o havalar kaçtıkları yerlere ışık tutuyordur.
Kapalı havalar bazı insanlar için de huzur doludur.
Çünkü dış dünya susar, iç dünya konuşur.
Bazıları içinse kapalı havalar koca bir yüktür.
Çünkü iç dünya zaten çok gürültülü.
Burada da şunu fark ediyoruz.
Hava aynı hava olmasına rağmen insanlar onu farklı yaşıyor.
Çünkü hava sadece gökyüzünde değil.
İşte en başından beri söylediğimiz gibi insanın içinde de oluyor.
Mesela sonbahar ve kış ayları bazı insanların daha ağır hissetmesi aslında tesadüfü değil.
Gün kısalıyor, ışık azalıyor.
Beden yavaşlamak istiyor bir yerde.
Ama modern hayat yavaşlamaya izin vermiyor.
Saat kaç olursa olsun uyanmak zorundayız.
Hava nasıl olursa olsun üretmek zorundayız.
Ruh halimiz ne olursa olsun iyiymiş gibi davranmak zorundayız.
Ve işte çatışma tam olarak burada başlıyor.
Beden durmak istiyor.
Yani zihin devam etmek zorunda kalıyor.
Bu yüzden kış bazı insanlar için sadece soğuk değil aslında yorucu bir dönem.
Ve baktığımızda aslında bu bir zayıflık değil.
Bu aslında bedenin bir yerde sizden yardım istemesi.
Mesela yağmur. Yağmurun sesini neden bu kadar tanıdık geliyor hepimize?
Neden yağmur yağarken...
Eski şarkıları açmak istiyoruz.
Ya da neden yağmurda geçmiş daha çok akla geliyor?
Hiç düşündünüz mü? Çünkü baktığımızda yağmur zamanı yavaşlatıyor.
Bir ritmi var. Tahmin edilebilir.
Beni de sakinleştiriyor.
O yüzden yağmurda daha kolay ağlarız.
Daha kolay duygulanırız.
Yağmur insana aslında bir yerde izin veriyor.
Bugün güçlü olmak zorunda değilsin.
Ya da bugün toparlamak zorunda değilsin.
Ve baktığımızda bu cümleler çoğu zaman...
Çok iyileştirici cümlelerdir.
Bazı yağmurlar var insanın içini acıtmaz.
Sadece bazı şeyleri hatırlatır.
Ne bileyim birini, bir anıyı, bir ihtimali.
Bazen hatırlamak aslında iyidir.
Çünkü insan her şeyi unutarak iyileşemez.
Mesela bazı şeyleri yumuşatarak iyileşir bazı insanlar.
Yağmur bence tam olarak bunu yapıyor bizim hayatlarımızda.
Rüzgarsa bazen huzursuz eder insanı.
Çünkü rüzgarı kontrol edemeyiz.
Ne zaman esiceğini bilmezsin, ne kadar süreceğini.
Kapıyı çarpar, saçı dağıtır.
Ama mesela yağmuru bir yerde engellersiniz, şemsiye tutarsınız.
İşte güneşte bir şapka takarsınız, bir yerde engellersiniz.
Ama rüzgar tamamen doğanın elinde.
Ona müdahale edemezsiniz.
Ve rüzgarlı havalarda mesela insanların daha gergin olmasının sebebi de budur.
Çünkü kontrolsüzlüğü hatırlatıyor.
Ve kontrol insanın en sevdiği şey.
Fırtına çıktığında insanlar ikiye ayrılıyor.
Kimisi saklanıyor, kimisi izliyor.
Aslında bu da bir ruh hali.
Bazıları kaostan korkuyor, bazıları kaosta kendini daha canlı hissediyor.
Hava olayları işte insanın karakterini de aslında bir yerde açığa çıkarıyor.
Kar yağdığında dünya sessizleşiyor.
Sesler boğuluyor, adımlar yavaşlıyor, planlar iptal oluyor.
Ama kar bir yerde aceleyi de iptal ediyor baktığımızda.
Ve bu bazı zamanlar insanlar için huzur ve bazıları için de kaygıyı beraberinde getiriyor.
Nasıl desem? İnsanlar hızla yaşamaya alışmış bir zihne sahip.
Durmak bazen zor geliyor.
Ama baktığımızda kalbize şunu da öğretiyor.
Her şey hemen olmak zorunda değil.
Belki de sorun havada değil.
Her gün kendimizde aynı şeyi beklememizdedir.
Yani her gün neşeli, her gün üretken, her gün güçlü olmamız gerektiğini düşünmemizde saklıdır belki de.
Oysa doğa...
Bile böyle değil.
Bazı günler güneş açıyor, bazen yağmur yağıyor, bazen fırtına çıkıyor.
Ve doğa bunun için asla kendini suçlamıyor.
Ama biz insanoğlu olarak sürekli kendimizi bir suçlama hali içerisindeyiz.
Ve bu aslında kimseye bir şekilde zarar vermiyor.
Tam tersine insanı kendisine zarar veren bir döngü içine sokuyor.
Belki de en çok yorulduğumuz şeylerden biri de şudur.
Yani her gün iyi hissetmek zorunda olduğumuza inanmak.
Sanki mutlu olmak bir görevmiş gibi, sanki enerjik olmak, motive olmak, güçlü görünmek bir sorumlulukmuş gibi davranıyoruz sürekli.
İyi hissetmediğimiz günlerde hemen kendimizi sorgulamaya başlıyoruz.
Neyim var benim? İşte niye böyleyim?
Başkaları gayet iyi görünüyor.
Ben neden zorlanıyorum? Ama kimse şunu sormuyor.
Bugün hava nasıl? Çünkü havayı bahane sayıyoruz biz.
Küçük görüyoruz. Etkisiz zannediyoruz hayatlarımızda.
Oysa hava sadece gökyüzünde olan bir şey değil.
Hava bedenle temas eden bir şey.
Sinir sistemine dokunuyor.
Ruh halinin zeminini değiştiriyor.
Ve biz bunu yok sayarak yaşamaya çalışıyoruz hayatlarımızda.
İnsan biraz önce dediğim gibi kendini suçlamaya çok yatkın bir varlık.
Özellikle de durgun hissettiğinde.
Ne bileyim yavaşladığında, içi...
İçe çekildiğinde böyle eskisi kadar özel etken olmadığı zamanlarda hemen bir eksiklik arar kendinde.
Bunu bence birçoğumuz günlük yaşantımızda kendimize yapıyoruz.
Açıkçası ben çok fazla yapan bir insanım.
Oysa belki de bir eksikliğimiz yoktur.
Belki de o gün durmak için vardır.
Ama modern hayat durmayı sevmiyor.
Sessizliği sevmiyor.
İşte boşluğu sevmiyor.
Hep bir şeyle doldurmak istiyor.
Zamanı, duyguları, ne bileyim boşlukları.
Ve işte tam da burada hava ile çatışmaya başlıyoruz.
Çünkü hava aslında bize birer boşluk yaratmaya çalışıyor.
Gül günler bırakıyor, sessiz saatler bırakıyor.
Ve biz bu boşlukları doldurmak için sürekli kendimizi zorluyoruz.
Havaya göre... Yaşamayı bence birçoğumuz unuttuk.
Yani eskiden insanlar bunu biliyordu.
İşte ne zaman çalışacağını, ne zaman durulacağını, ne zaman saklanacağını.
Bugün ise her mevsim aynı hızdayız.
Ve bedenimiz bunu ayak uyduramıyor.
Ve bu yüzden bazı günler hiçbir şey yapmak istemiyoruz.
Bu yüzden bazı günler her şey üstümüze geliyor.
Bu yüzden bazı günler kendimizi yetersiz hissediyoruz.
Ama belki de yetersiz değiliz biz.
Sadece yanlış mevsimde kendimizden yaz performansı bekliyoruz.
Yani şöyle düşünelim.
Yılın 12 ayı, 4 mevsimi biz sürekli çalışan insanlarız ya da işte okula gidiyoruz.
Hayatımız sürekli bir tempo içerisinde.
Ve biz bazen mevsimleri kaçırıyoruz.
Ve böyle olduğu için de aslında mevsimlerin biz üzerimizdeki etkilerini de görmezden geliyoruz.
Ama işte yazın 2 gün yaptığımız bir tatil bile işte bize çok farklı duygular getiriyor.
Ama kışın bunu yapmıyoruz.
İşte kış tamam.
işe gidelim, gelelim ya da şunu yapalım falan değil.
Aslında kendimizi kapatıyoruz bir yerde.
Ama belki de iyileşmenin bir yolu vardır.
O da havayı dinlemektir.
Yani güneşliyken daha çok temas etmek, yağmurluyken biraz geri çekilmek, kapalı havalarda düşünmeye izin vermek.
Her gün aynı olmak zorunda değiliz.
Her gün aynı duyguda da kalmak zorunda değiliz.
Zaten kalamayız da. Bazen insanlar şunu soruyor.
Ben neden bu kadar çabuk etkileniyorum?
Çünkü duyarlısın.
Çünkü algıların var ve algıların açık.
Çünkü bedenimiz konuşuyor ve bu bir kusur değil.
Bu bir hassasiyet baktığımızda ve hassasiyet aslında doğru kullanıldığında çok derin bir şey.
Belki de kendimize sormamız gereken asıl soru şudur.
Ben hangi havada nasıl biriyim?
Güneşliyken kim oluyorum?
Yağmurda kim oluyorum?
Kapalı havalarda hangi tarafım ortaya çıkıyor?
Çünkü aslında kendini tanımak hep iyi anlılarını bilmek değil.
Zorlandığın anları da tanımaktır.
Bazen kapalı havalarda gelen o ağır düşünceler vardır ya.
Geceye kalanlar, hani uyutmaya dönüp durduranlar.
İşte onlardan kaçmak istiyoruz.
Ama belki de o düşünceler görmezden geldiğimiz şeylerin birer sesi.
Mesela kapalı havalara bastırdığımız duyguları yüzeye çıkarıyor bence.
Ve bu her zaman kötü bir şey değil.
Çünkü bazen insan ancak yavaşladığında böyle bir şeyleri fark ediyor.
Neye ihtiyacı olduğunu.
Mesela ben yağmurlu havalarda yürümeyi çok seviyorum.
Benim en sevdiğim şey yağmurlu havalarda yürümek.
Kulaklığımı takacağım. İstediğim kadar artık yol beni nereye götürse yürüyeceğim.
Ya da kar yağarken.
Ben kar yağarken dışarıda yürümeyi çok seviyorum.
Çünkü o kar taneleri bana temas ettiğinde sanki içime böyle bir huzur kaplıyor ya da yağmurda yürürken yine aynı şekilde.
Evet belki en son işte ya sıra saklamalıyorsun, hani ıslanıyorsun ama o anın hissettirdiği duygu aslında bana çok büyük bir huzur veriyor.
Ha bunu camın arkasından izlemek de keyif veriyor, vermiyor değil ama onu dışarıda hissetmek bence çok güzel bir şey.
İnsanın üstünde birçok etkisi var.
Bazen bu mutluluk verir, bazen üzüntü, bazen huzur.
Bunlar her insana göre değişecek şeylerdir.
Ama gökyüzü her gün değişiyor ve bunu aslında onun kusurlu olduğu için değil de onu o olduğu için olan bir şey.
Ve Şöyle Bir Şey var.
İnsanlar da değişiyor, siz de değişiyorsunuz ve bu sizin bir kusurunuz olduğu anlamına gelmiyor.
Belki de hepimizin yapması gereken tek şey şudur.
Her havada kendimize biraz yer açmamız gerekiyordur ve belki de o zaman hayat biraz daha hafif olur hepimiz için.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Eğer buraya kadar dinlediyseniz bana ulaşabileceğiniz sosyal medya hesaplarım zaten profilimde var.
Bölümü beğendiyseniz eğer arkadaşlarınızla paylaşmayı unutmayın.
Kendinize çok iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
