
Elimizdeki kokina çiçeği aslında sadece kırmızı meyvelerden ve yeşil yapraklardan oluşan bir demet değil. Bu bölümde, yılbaşı yaklaştıkça vitrinlerde beliren kokinanın neden bu kadar tanıdık, bu kadar “umutlu” hissettirdiğini konuşuyoruz. Birlikte; beklemenin sabrını, tutunmanın inancını, “olursa” diye saklanan küçük dilekleri ve bir yıl boyunca solmadan kalabilmenin sembolünü hatırlıyoruz. Kokina üzerinden; yeni başlangıçlara, geç kalmadığımıza inanma ihtiyacına ve bazen sadece inanmanın bile insanı nasıl ayakta tuttuğuna dokunuyoruz. Belki de bu bölüm, bir köşede sessizce duran o çiçeğin bize fısıldadığı şeyi hatırlatmak için: Umut, çoğu zaman en sade hâliyle gelir.
Instagram: soylebirseypodcast
Transkript
Herkese merhabalar, Şöyle Bir Şey yaptı podcast kanalıma hepiniz hoş geldiniz.
Bilmeyenler için, yeni takip edenler için ben Esila.
Bu Aralık ayı boyunca biraz daha yılbaşı ruhu, işte yeni yılla alakalı konular konuşalım istedik.
Hatta ilk giriş jingle'ımızda da küçük bir değişiklik yaparak buna başladık.
Bugün beraber... Yılbaşı çiçeği olarak adlandığımız kokina çiçeğini konuşalım istiyorum.
Aslında baktığımızda bütününde kendine yetişen bir çiçek türü değil bu.
Ama bir peyzaj mimarı olarak artık ileriki bölümlerde de yavaş yavaş böyle bir çiçeklerin hikayesine falan dokunalım istiyorum.
Belki ilerleyen bölümlerde böyle bölümlerde görebilirsiniz.
Eğer hazırsanız haydi başlayalım.
Her yıl Aralık ayı gelirken bütün şehirler değişiyor.
Rüzgar böyle daha soğuk, sokaklar daha kalabalık, insanlar böyle daha dalgın oluyorlar.
Ama bütün bu telaşın içinde böyle köşede, kenarda böyle kırmızı kırmızı şeyler parlıyor.
Aslında bunlar kokina çiçekleri.
Bunları biz marketlerde, çiçekçilerde, her yerde görüyoruz.
Peki kokina ilk nerede kokar biliyor musunuz?
Burnumuzda değil, kalbimizin tam ortasında.
Çünkü aslında kokinaya bakınca yalnızca bir çiçek görmüyoruz.
Bir zamanlar umudu kaybeden ama sonra da böyle minicik bir şeyde yeniden bulan insanların hikayesini görüyoruz bence.
Mesela bir Rum teyze düşünün.
Soğuk bir Aralık sabahında elleri üşümüş, parmaklarında diken izleri, yüzünde yılların çizgisi.
Ama o yine her sabah aynı işi yapıyor.
Kırmızı meyveleri tek tek dikenli dallara bağlıyor.
Neden? Çünkü buna inanıyor.
Kokina'nın eve bolluk, bereket, huzur getirdiğini, yeni yılın daha iyi geleceğini, insanların yüzünde gülümseme açtığını.
Şunu düşünün, bir insan bir şeye inanıyorsa diken bile baktığınızda aslında onu durduramaz.
Kokina'nın yeşil dalları oldukça dikenli.
Parmağı batıyor, canı cıtıyor, zaman zaman hatta böyle küçük çizgiler bile bırakabiliyor.
Baktığımızda hayatta böyle değil mi?
Herkes sadece bizim kırmızı meyvelerimizi görüyor.
Ama kimse tükenlerimizi bilmiyor.
Kimse bilmez sizin neler yaşadığınızı.
Hangi yarayı, hangi sessiz gecede sardığınızı.
Hangi yükün gülüşünün ardında sakladığınızı.
Kim için böyle güçlü durup, kim için çözülemediğini.
Herkes parlak kırmızı meyveyi görür, evet.
Başkalarını, güçlü yanlarını.
iyi görünme gayretini görür.
Ama kimse o yeşilin içindeki dikenleri görmez.
Ve bence Kokina aslında baktığımızda bize şunu anlatıyor.
Hem diken olabilirsin hem de meyve.
Birinden birinden utanma yani.
Çünkü insan dediğin hem yaralı hem de umutlu bir bütün aslında.
Yılın sonuna gelirken aslında farkında olmadan yanımıza çok fazla yük alıyoruz.
Biten beklentiler, yarım kalan sözler, işte kaçırdığımız fırsatlar, yanlış kararlarımız, bazen de hiç hak etmediğimiz kırgınlıklar.
Ve bir noktada kendimize şunu soruyoruz.
Ben bu yıldan ne öğrendim?
Belki bir sabır, belki vazgeçmeyi, belki yeniden başlamayı, ne bileyim belki de sadece yorulduğunu kabullenmeyi.
Ama en çok şunu, her şey geçiyor ama insanın kendine aldığı ders yanına kalıyor.
Kokina aslında bu noktada bir simge.
Geçen yılı hatırlatmaz, geçen yıldan sizi kurtarır.
O yüzden insanlar yeni yıla girerken evine kokina alıyor.
Bir süs olsun diye değil. Aslında bir kapanış olsun diye yapıyor bunu.
Bir tamam bitti ama ben hala ayaktayım deme biçimleri aslında.
Kokina uzun süre canlı kalmıyor.
Bir ayı bile belki de zor çıkarıyor.
Ama bu kötü bir şey değil.
Çünkü kokina aslında sana şunu da öğretiyor.
Her güzel şey geçicidir.
Ama hatırlattığı duygu kalıcıdır.
Bazı insanlar da böyle değil mi?
Hayatımıza giriyor. Uzun da kalmıyorlar.
Ama çıkarken de bize bir şeyler öğretiyorlar.
Ne bileyim bir cesaret, kırılma, sevgi.
Bazen de bir vedayı kabul edebilme gücü.
Kokina gibi işte.
Geçici ama izi kalıyor.
Kokina'daki kırmızı her zaman dikkat çeken bir renk olduğu için çok dikkatimizi çekiyor yine.
Normal kırmızıya göre aslında kokinadaki kırmızı bize başka bir şey söylüyor.
Bu yıl çok şey aldın, çok şey verdin, çok şey kaybettin ama yine de umut sende kaldı.
Belki de sen işte bu yılı kendi kırmızını bulmakta zorlandın.
Belki bir şey seni çok üzdü.
Belki biri çok kırdı.
Belki bir şey istediğin gibi olmadı.
Ama kırmızının sana mesajı şuydu.
Bu yıl seni bitirmedi.
İşte... Bazen öyle bir an geliyor ki bir bakıyorsunuz kırmızının gücü yeşilin böyle koyuluğunu yırtmış.
Bir bakıyorsunuz karanlığın içindeki bir ışık oraya sızmış.
İşte kokina tam olarak aslında baktığımızda bunu temsil ediyor.
Bu yıl biterken bence siz de kendinize bir kokina demeti alın.
Saklamak için değil yani kendinize bir not bırakmak için.
Ve bence o not şöyle olsun.
Geçen yıl dikenlerim vardı.
Bu yıl meyvelerim olacak.
Çünkü sen hala buradasın.
Hala yürüyorsun. Hala bir şeylere umut ediyorsun.
Ve hala her şeye rağmen bir kırmızın var.
Biti sandığın yer aslında bir bitiş değil.
Kırıldığın yer aslında tamamen kırılmak da değil.
Ve Kokina sana en çok şunu hatırlatmak için var.
Köklerin diken de olsa renklerin umut olur.
Beni dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendine çok iyi bak. Hoşçakal.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
