
“Kırılmadan Güçlenmek Mümkün mü?” bölümünde, hayatın bizi gerçekten büyüten anlarının her zaman acı ve kırılmalarla mı geldiğini sorguluyoruz. Güçlenmek için illa dağılmak, yorulmak ya da dibe vurmak gerekir mi; yoksa insan farkındalık, deneyim ve bilinçli seçimlerle de kendini geliştirebilir mi? Bu bölümde kırılganlık, dayanıklılık ve içsel büyüme üzerine samimi bir sohbetle, güçlenmenin farklı yollarını birlikte keşfediyoruz. Bazen kırılmak öğretir, bazen de kırılmadan öğrenmek mümkündür.
Transkript
Herkese merhabalar, Şöyle Bir Şey altı podcast kanalıma hepiniz hoş geldiniz.
Ben Esila. Bugün biraz aslında zor bir sorunun etrafında dolaşacağız.
Belki de böyle hayatınızın en çok sorulan ama en az dürüst cevaplanan sorularından birisi bu.
Kırılmadan güçlenmek mümkün mü?
Bize küçük yaşlardan beri söylenen bir şey var.
Yaşadıkların seni güçlendirir.
Bir şey oluyor böyle üzülüyoruz, biri gidiyor, kalbimiz kırılıyor, bir planımız bozuluyor, bir hayalimiz gerçekleşmiyor mesela.
Ve mutlaka biri çıkıp bize şöyle diyor, boşver bunlar seni güçlendirecek.
Peki ya gerçekten öyle mi?
Yani gerçekten her kırılma bizi güçlendiriyor mu?
Yoksa bazı kırılmalar aslında insanın içinde hiç kapanmayan küçük çatlaklar mı bırakıyor?
Bugün aslında biraz bunlardan konuşmak istiyorum.
Çünkü bazen güçlü olmak dediğimiz şey hiç kırılmamış olmak demek değil.
Kırıldıktan sonra kendimizin yeniden toplamayı öğrenmek olabilir.
Mesela çocukken güçlü olmanın çok net bir tanımı vardı.
Ağlamayan insanlar güçlüydü, yıkılmayan insanlar güçlüydü, hiç üzülmeyen insanlar da güçlüydü.
En azından bize öyle görünüyordu.
Filmlerde mesela kahramanlar hiç ağlamazdı.
Ya da ne bileyim romanlarda böyle güçlü karakterler hiçbir şeyden etkilenmezdi.
Ama büyüdükçe aslında bence birçoğumuz şunu fark ettik.
Gerçek hayatta kimse öyle değil.
Yani gerçek hayatta güçlü dediğimiz insanlar da ağlıyor.
Kırılıyorlar hatta yoruluyorlar da.
Sadece çoğu zaman bunu kimseye göstermiyorlar.
Ama insanın içinde bir şeyleri bastırması aslında onları gerçekten yok etmiyor.
Ve bir süre sonra başka bir yerden ortaya çıkıyor.
Belki bir gece uykusuzluk olarak ya da bir anda gelen bir huzursuzluk olarak ya da ne bileyim.
hiçbir sebep yokken içimize çöken bir ağırlık olarak.
Çünkü insanın kırıldığı yerler aslında sessizce durmayı da çok iyi bildiği yerler olduğunu düşünüyorum ben.
Mesela bazen etrafımıza bakıp şöyle düşündüğümüz oluyor bence birçoğumuzun.
Herkes çok güçlü. Bir tek ben zorlanıyorum.
Ama aslında baktığımızda bu doğru bir yaklaşım değil.
Çünkü her insanın görünmeyen bir hikayesi var.
Bir arkadaşınız olabilir.
Hep neşeli görünen biri.
Ama kimse onun geceleri uyuyamadığını bilmiyor olabilir.
Ya da bir tanıdığınız biri.
Hayatında her şey yolundaymış gibi göründüğünü düşünür.
Ama kimse onun yıllardır içinde taşıdığı bir kırgınlık olduğunu bilmiyor da olabilir.
İşte insanlar çoğu zaman aslında görünür hayatlarını paylaşıyorlar.
Ama kırıldıkları yerleri saklıyorlar.
Ve bu yüzden dünyada hiç kırılmamış insan bence yok.
Yani sadece bazı insanlar kırıldıkları yerleri çok iyi saklıyor.
Ve kırılmak aslında çok tuhaf bir şey baktığımızda.
Çünkü kırıldığımız anlarda sadece o olayın acısını yaşamıyoruz.
Mesela o olayın bize hissettirdiği şeyi de yaşıyoruz.
Şöyle düşünün. Biri sizi terk ettiğinde sadece ayrılığı yaşamıyorsunuz.
Beraberinde şunu da hissediyorsunuz.
Ben yeterli değil miydim?
Ya da ne bileyim bir işten reddedildiğinizde sadece o işi kaybetmiyorsunuz.
Şunu da hissediyorsunuz. Acaba ben başarısız mıyım?
Ya da mesela bir arkadaşınızı düşünün.
Size hayal kırıklığına uğrattığında sadece o anı yaşamıyorsunuz.
Şunu da hissediyorsunuz.
Ben yanlış insanlara mı güveniyorum?
Yani kırılmalar baktığımızda sadece olaylarla ilgili değil.
Onlar kim olduğumuzla ilgili soruları da yaratıyor.
Ve belki de insanı en çok yaran şeylerden biri de bu bence.
Mesela bazen güçlü olmakla sert olmak çok karıştırılan bir şey.
Sert insanlar genelde şöyle görünür.
Kimseye güvenmezler, kolay bağlanmazlar ya da çok şey anlatmazlar.
Ama bu her zaman bir güç gösterisi ya da bir güç değildir.
Bazen bu sadece aslında yeniden kırılmaktan korkmaktır.
Birçok kez incinen biri bazen kalbini kapatır.
Ve bu anlaşılabilir bir şey bence.
Ama uzun vadede baktığımızda kalbimizi tamamen kapatmak aslında bizi korumaz.
Sadece bizi yalnızlaştırır.
Mesela daha önce bir bölümde daha bahsettiğimi hatırlıyorum.
Japon sanatı kintsugi var.
Japonya'da olan bir sanat biçimi bu.
Kintsuki şöyle bir şey. Kırmızı seramikler atılmıyor.
Onlar tamir ediliyor.
Ama bu sıradan bir tamir değil aslında.
Böyle kırılan yerler altında dolduruluyor ve çatlaklar saklanmıyor.
Tam tersini böyle daha görünür bir hale getiriyorlar.
Sonuçta ortaya çıkan şey aslında eskisinden farklı ama daha değerli bir obje oluyor.
Çünkü artık onun bir hikayesi var.
Bazen hayatta biraz böyle olabiliyor.
Kırıldığımız yerleri saklamak yerine onları aslında kabul etmek belki de gerçek güç aslında tam olarak buradadır.
Mesela hayatta herkesin anlayacağı kırılmalar vardır bence.
Ayrılık, ne bileyim kayıp, belki bir başarısızlık.
Ama bir de kimsenin fark etmediği kırılmalar olduğunu düşünüyorum ben.
Mesela sürekli anlaşılmamış hissetmek, bir ortamda kendini yabancı hissetmek, çok çabalayıp...
Görünmemek. Bunlar aslında küçük şeyler gibi görünüyor.
Ama zamanla aslında insanın içinde birikiyor, birikiyor, birikiyor ve insan bazen şöyle düşünmeye başlıyor.
Ya ben gerçekten burada mı olmak istiyorum?
Ben gerçekten bu hayatımı yaşıyorum?
Bunu son zamanlarda ben de çevremden çok fazla duyuyorum.
Arkadaşlarım bunları bana söylüyor.
Mesela çalıştığım yerde mutlu olmadığım çok bariz bir şekilde ortada.
Ve arkadaşlarım bunu bana dile getiriyor.
Ya sen gerçekten burada mutlu değilsin ve burası belki de sana göre değildir gerçekten gibi.
İşte bu soruları kendimize yöneltmeye başladığımızda artık bir şeylerin de değişebileceğini görmeye de başlıyoruz bence.
Mesela güçlenmek bazen...
Bence yanlış anlaşılan bir kelimeye dönüşüyor.
Çünkü güçlenmek demek artık hiçbir şeyin canımızı acıtmayacağı bir noktaya gelmek demek değil.
Çünkü bu mümkün olan bir şey değil.
Güçlenmek belki de şudur.
Yani bir şey canımızı acıttığında oradan böyle geri dönebilmeyi öğrenmek.
Bir hayalimiz kırıldığında yeni bir hayal kurabilmek.
Ya da nasıl desem bir insan bizi incittiğinde yine de sevme cesaretini kaybetmemek.
Çünkü... İnsanı güçlü yapan şeye baktığımızda aslında hiç kırılmamak demek değil.
Kırıldıktan sonra hayata tekrar evet diyebiliyor mu?
Evet diyebilmek bence.
Mesela size kısa bir hikaye anlatmak istiyorum.
Belki duymuşsunuzdur.
Van Gogh hayatı boyunca çok zor bir hayat yaşıyor.
Yoksulluk, yalnızlık, anlaşılmamak ve hayatı boyunca sadece bir tablosunu satabiliyor.
Düşünebiliyor musunuz? Bugün dünyanın en ünlü ressamlarından birinden bahsediyoruz.
Ama yaşarken neredeyse kimse onu ciddiye almamış ve Van Gogh aklımızda çok kırılmış.
Çok yalnız kalmış ama yine de resmi yapmayı bırakmamış.
Çünkü bazı insanlar için üretmek aslında hayatta kalmanın bir yolu gibi.
İşte belki de güç bazen tam olarak budur.
Dünya seni anlamasa bile kendi hissesini kaybetmemek.
Ben bunu hayatımda bence son bir yıldır yaptığım podcastlerle birlikte bunu kendimin yapabilmesi de...
Beni aslında bir yerde ben kendi kendime yer yer gurur duyuyorum.
Çünkü bir şeyi yapabilme cesareti göstermek de bence çok önemli bir şey.
Mesela şöyle düşündüğümüzde insanlar neden kırılmaktan korkuyor?
Çünkü bence kırılmak insanın kendini savunmasız hissettiği bir an.
Yani o an bence şöyle hissediyoruz hepimiz.
Ben kontrolümü kaybettim.
Oysa insanoğlu olarak biz kontrolü çok seviyoruz.
Planlar yapıyoruz, hayaller kuruyoruz ama hayat çoğu zaman bizim planlarımıza uymuyor ve kırılmalar çoğu zaman planlanmıyor.
Bu yüzden insanın kalbini korumaya çalışıyor.
Ama bence şu da var.
Kalbimizi tamamen korursak hayatın güzel taraflarını kaçıracağımızı düşünüyorum ben.
Baştaki soruya geri dönersek.
Belki de soruyu biraz değiştirmemiz gerekiyor.
Kırılmadan güçlenmek değil de kırılmayı öğrenerek güçlenmek mümkün mü sizce?
Çünkü kırılmak hayatın çok doğal bir parçası.
İnsan sevdiğine de kırılabiliyor.
Bir şeye emek verdiğinde de ya da birine güvendiğinde de.
Ama bütün bunlara rağmen hayatın içinde kalmak işte belki de gerçek güç burada başlıyordur.
Bugün size bu bölüm biterken küçük bir soru bırakmak istiyorum.
Hayatınızda sizi kıran şeyler gerçekten sizi sadece incitti mi yoksa sizi biraz değiştirdi mi?
İşte belki de biraz daha dikkatli yaptılar birçoğumuzu.
Belki de biraz daha anlayışlı olduk.
Belki de biraz daha gerçekçi olmaya başardık.
Çünkü bazen insan kırıldığı yerde ışık almaya başlıyor.
Bugün bu bölümde kırılmadan güçlenmek mümkün mü sorsun?
Etrafında biraz dolaştık hep beraber.
Belki bir kesin cevabımız olmadı.
Cevabımız yok. Ama belki şu fikre biraz yaklaşmış olabiliriz.
İnsan kırılabilir ama yine de büyüyedebilir.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın. Eğer buraya kadar dinlediyseniz, bölümden keyif aldıysanız sevdiklerinizle paylaşıp sosyal medyadan bana ulaşabilirsiniz.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
