
Bazen bir şey hiç başlamadan biter.
Ortada gerçek bir kayıp yoktur belki…
ama içte eksik kalan bir his vardır.
Bu bölümde; yaşanmamış ihtimalleri, “olabilirdi”leri ve insanın bazen denemeden nasıl kaybettiğini konuşuyoruz. Çünkü bazı şeyler gerçekten bittiği için değil, hiç yaşanamadığı için içimizde kalır.
Transkript
Herkese merhabalar Şöyle Bir Şey adlı podcast kanalıma hepiniz hoş geldiniz.
Bilmeyenler ve ilk defa dinleyenler için ben Esila.
Bazen böyle bir şey hiç başlamadan bitiyor.
Ne tam bir başlangıcı var ne de net bir bitişi.
Ama içinde böyle bir his kalıyor.
Eksik, ne bileyim yarım ya da adı konmamış.
Ve insan böyle anlarda kendine şunu soruyor.
Ben neyi kaybettim?
Çünkü ortada kazanılmış bir şey yok.
Ama o kayıp hissi çok gerçek.
Bugün işte biraz bunun etrafında dolaşalım istiyorum.
Sizce, bu soruyu size de yöneltiyorum.
Kazanmadan kaybetmek mümkün mü?
Yoksa biz aslında hiç sahip olmadığımız şeylerin yasını mı tutuyoruz?
Bence hepimizin hayatında böyle bir dönemi, böyle bir dostluğu, böyle bir arkadaşı, böyle bir işte sevdiği biri bir şeyler olmuştur diye düşünüyorum.
O yüzden biraz bugün bu konu hakkında konuşacağız.
Mesela hiçbir yaşanmamış bir şeyin acısını düşünelim.
Yani insan yaşadığı şeylere üzülüyor sanıyor.
Ama çoğu zaman yaşayamadıklarına üzülüyor.
Yani hiç başlamayan bir ilişki, işte yarım kalan bir hayal, söylenmeyen bir cümle.
Bunların hepsi böyle zihnini tamamlanıyor.
Ve gerçek hayatta olmuyor bunlar.
Sadece zihinde oluyor. Ve bu çok önemli bir detay bence.
Çünkü beyin yarım kalan şeyleri tamamlamak istiyor.
Yani tamamlanmamış deneyimler aslında zihinde daha fazla yer kaplıyor.
Ve bu yüzden bazen hiç yaşanmamış bir şey yaşanmış olan şeylerden çok daha ağır geliyor.
Bunda bence hatıraların da gücü var.
Proust zaman ve hafıza üzerine yazılar yazıyor ve onun eserlerine en dikkat çeken şey şu.
İnsan gerçekte yaşadığı şeyleri değil.
hatırladığı ve anlam yüklediği şeyleri yaşıyor.
Bir anı zihinde büyütüyoruz.
Değişiyor, dönüşüyor ve bazen hiç yaşanmamış bir ihtimal en büyük hikayeye dönüşüyor.
Ve bu yüzden kayıp hissi gerçeklikle değil de algıyla ilgili oluyor.
Mesela bazen kaybettiğimiz şey bir insan olmuyor.
Bir ihtimal oluyor.
Ve bence ihtimaller bir insanı ayakta tutan şeylerde olabiliyor.
Ve şu soru... Bence insanı yiyip bitiren bir soru oluyor.
Ne olurdu acaba? İnsanın zihninde en çok yer kaplayan sorulardan birisi olduğunu düşünüyorum ben bunun.
Çünkü cevabı yok. Ve cevabı olmayan şeyler asla bitmiyor.
Birini hiç tanımadan sevmek, bir fırsatı hiç denemeden kaçırmak ya da bir cümleyi hiç söyleyememek.
Bunların hepsi birer ihtimal.
Ve insan ihtimalleri kaybettiğinde gerçek bir şeyi de kaybetmiş gibi hissediyor.
Mesela şöyle düşünün gece telefonunuz elinizde bir mesaj yazıyorsunuz ve mesaj şöyle başlıyor.
Belki ama onu gönderemiyorsunuz çünkü ya yanlış anlaşılırsa ne bileyim ya reddedilirse ve sonra o mesaj siliniyor.
Hiç var olmamış gibi ama içindeki ihtimal oradan silinmiyor.
İşte kazanmadan kaybetmek bence bazen tam olarak bu.
Bir de şey var bu konu hakkında korku.
Kaybetmeden önce vazgeçme.
Yani bazen insan kaybetmemek için hiç başlamıyor.
Çünkü başlarsa risk vardır.
Reddedilmek, yetersiz hissetmek, başarısız olmak.
Ve beyin bu ihtimalleri tehdit olarak algılıyor.
Bu yüzden şunu yapıyor. Hiç deneme.
Ama baktığımızda ironik olan şey şu.
Denemeyerek de kaybediyorsun.
Sadece böyle daha sessiz bir şekilde oluyor.
Ben bunu düşündüğüm zaman ben kesinlikle podcast sürecimi buna bir örnek olarak verebilirim.
Çünkü yani... Podcast'ta başlama fikri bana ilk başta çok şey geliyordu.
Ya kim dinleyecek ki?
İşte dinlenmez ki.
Bir süre asla dinlenmedi podcast bölümlerim.
Yani ilk bölümlerimde haftada bu 10 kişiyi iyi geçmezdi dinleyen sayım.
Ve o sırada bu fikir bir aklıma düştü.
Devam etmene gerek var mı?
Tamam başladın da. Bir yere varmıyorsun ki esile noktasına çok gittim.
Ve o zamanda çok fazla böyle bir ben bu işi bırakacağım şeyine girdim.
Ama çevremdekiler beni ya bunun bir devamını görmen lazım.
Daha bilmiyorsun. Bekle bari bir sene olsun.
Bir sene sonra tekrar bakalım noktasına geldik.
Ve şu an bakıyorum yaklaşık bir ay sonra bir sene oluyor neredeyse.
Ve gerçekten o başlardaki o düşük dinleme sayıları daha yüksek sayıları görmeye başladı.
Ve bu aslında bana şu soruyu ya hiç yapmasaydım?
Çünkü ben bazen bazı dinleyicilerimden mesajlar alıyorum.
Ve çok güzel mesajlar alıyorum.
Ve bu beni gerçekten de ya vazgeçseydim noktasına götürüyor.
Ve iyi ki vazgeçmedim. Çünkü ben bunu kendim için yaptım.
Ve işte iyi ki yaptım dediğim...
şeylerden biridir bu süreç.
Neyse konudan biraz koptum konuya geri dönmek istiyorum.
İnsan zihnine baktığımızda insan zihni boşluğu sevmiyor.
Eğer bir şey yarım kalırsa onu tamamlıyor.
Ama böyle gerçeklerle değil tahminlerle yapıyor bunu.
Ve bu yüzden hiç başlanmayan bir ilişki zihninde mükemmel hale getirebiliyorsun.
Yani hiç yaşanmamış bir hayatı olabilecek en güzel şekilde hayal edebilirsin.
Bu tamamen senin hayal gücüne bağlı çünkü.
Ve sonra onu kaybettiğini sanıyorsun.
Bir de bu kayıp mevzusu var.
Bir gerçek kayıp var bir de zihinsel kayıp.
Gerçek kayıpta bir şey yaşanmış ve bitmiş.
Ama zihinsel kayıpta bir şey hiç yaşanmamış ama bitmiş gibi hissettirir.
Ve bazen bu zihinsel kayıplar çok daha ağır olurlar.
Çünkü içinde bir sürü keşkeler vardır.
Mesela birine hiç sahip olmadan özlemek kavramı var.
Ve bu çok garip bir duygu ama gerçek.
Birini hiç tam olarak hayatına almadan.
Onu özlemek. Aslında bu beynin bağ kurma şekliyle ilgili.
Çünkü bağ kurmak için uzun zaman gerekmiyor.
Bazen kısa bir an yeterli ve o an zihinde büyümeye başlıyor.
Ve ulaşamama mevzusu var.
Yani Kafka'nın mesela hayatında birçok yarım kalmış ilişkisi var.
Sevdi ama tamamlayamadı.
Yaklaştı ama sürdüremedi.
Onun mektuplarında da aslında sık sık şu hissi görüyoruz.
Olabilirdi ama olmadı.
Ve baktığımızda... Bu duygu insanı en çok yoran şeylerden birisi.
Bir de kendini kaybetme mevzusu var bu konuda.
Bazen mesele birini kaybetmek değil.
Kendini kaybetmek.
Çünkü insan aslında bir ihtimalin içinde kendine dair bir şey kuruyor.
Bir hayal, kimlik, gelecek.
Ve o ihtimal gittiğinde o versiyon da gidiyor.
İşte asıl kayıp orada başlıyor.
Peki sizce bunun çözümü ne?
Belki de çözüm her ihtimali yaşamaya çalışmak değildi.
Farkında olmaktır.
Yani şunu diyebilmeli insan.
Bu bir ihtimaldi ve ben onu yaşamadım.
Bunu kabullenmek, bunu kabul etmek tamamlanmamış şeyleri bile aslında biraz tamamlar.
Yani insanın içinde tamamlar bunu.
Kazanmadan kaybetmek mümkün mü?
Sorusuna geri döndüğümüzde evet.
Ama belki de aslında kaybettiğin şey gerçek bir şey değil.
Bir ihtimal, bir hayal, bir olabilirdi.
Ve belki de bu bölümden sonra kendinize şunu sorarsınız.
Ben gerçekten bir şeyi mi kaybettim yoksa hiç sahip olmadığım bir ihtimali mi?
Ve belki de bazen en büyük cesaret kaybetmemek için beklemek değildir.
Kazanma ihtimaline rağmen denemektir.
Çünkü bazı şeyler gerçekten kaybedilir ama bazı şeyler hiç yaşanmadığı için içimizde kalır.
En çok yoran da bazen budur.
Buraya kadar dinlediyseniz çok teşekkür ederim.
Beni sosyal medya hesaplarımdan takip edebilir.
Instagram üzerinden Şöyle Bir Şey podcast hesabından bana düşüncelerinizi, fikirlerinizi ya da bölümler hakkındaki yorumlarınızı bana ulaştırabilirsiniz.
Spotify'dan da takip etmeyi, beni desteklemeyi unutmayın.
Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
