
Hepimiz bazen iyi hissetmek zorunda olduğumuzu düşünüyoruz. Sanki her an güçlü, mutlu ve pozitif olmamız gerekiyormuş gibi... Peki, gerçekten böyle mi? Bu bölümde, duygularımızın iniş çıkışlarını kabul etmekten ve kendimize daha nazik davranmaktan bahsedeceğiz. İyi hissetmek zorunda olmadığımızı hatırlatan samimi bir sohbetle karşınızdayım.
Keyifli dinlemeler!
Transkript
Herkese merhabalar.
Şöyle Bir Şey adlı podcast kanalıma hepiniz hoş geldiniz.
Bilmeyenler için ismim Esilem.
Biz bugün biraz iyi hissetmek zorunda değilim diyebilmenin de normal bir şey olduğu hakkında biraz konuşalım istedim.
Bazen aslında iyi hissetmemek de iyidir.
Yani toplumun, sosyal medyanın, o parıltılı dünyasının çevremizde hatta bize o içimizdeki mükemmelliyetçi sesin bizden sürekli beklediği o hep iyi olma hali.
İşte o hal zaman zaman umurlarımızda ağır bir yük gibi hissedebiliyoruz.
Her sabah kuş cıvıltılarıyla uyanıp enerjimizi ve etrafımızı aydınlatmak, güler yüzümüzle herkesi neşelendirmek, her işin altından başarıyla kalkmak.
Yani bunlar sanki modern dünyanın bize dayattığı birer başarı ölçütü gibi hissettiriyor.
Oysa ki hepimiz dürüst olalım hangimiz bunların her gün eksiksiz başarabiliyoruz ki?
Ve daha önemlisi neden başarmak zorunda olalım ki?
Bugün sizlerle paylaşmak istediğim en önemli düşünce de şu aslında.
İyi hissetmemiz sizi iyi hissetmemeniz yani sizi eksik ya da yetersiz yapmaz.
Aksine kendinize karşı dürüst olmak, o içten gelen bugün iyi değilim fısıltısını duyabilmek ve bunu kabullenebilmek.
İşte bu aslında en büyük cesaretlerden biri baktığımızda.
Kendimize karşı şeffaf olmamız lazım, duygularımızın karşılığını.
Aslında saygı duymamız lazım.
Ruhumuz her zaman sabit bir şeyde değil.
İniş ve çıkışlarımız olabilir ve bunları bence doğal karşılamamız lazım.
Bunların hepsi insan olmanın baktığımızda aslında ta kendisi.
Hiçbirimizin hayatları kusursuz değil.
Benim de bazı sabahlar uyandığımda içimde kocaman bir boşluk hissettiğim oluyor.
Olmuyor mu? Ya da perdeleri aralamak bile istemediğim, dünyanın tüm renklerinin soluklaştığı anlar oluyor.
Belki birçoğumuz yaşıyoruzdur ama artık bir şeyi daha iyi anlıyorum ki o hissin kendisi kalıcı değil.
Bir bulut gibi geliyor ve zamanla geçiyor baktığımızda.
Ona direnmek yerine aslında varlığına izin verip onu kabullensek bence içimizde bir şeyler yavaş yavaş değişmeye başlar.
O direncin kırılması sanki yeni bir nefes alma alanı yaratıyor hayatlarımızda.
Şimdi gelin hep beraber bir anlaşma yapalım.
Her zaman güçlü olmak zorunda değiliz.
Sürekli her şeyi ona koymak, o mükemmel dengeyi sağlamak için çırpınmak yerine bazen sadece olduğumuz yerde kalmak da geçerli bir seçim.
Yani kendimize biraz mola vermek, o anki hislerimizin içinde sakince durmak aslında bu da bir tür eylem.
Kendimize şefkat gösterme eylemi.
Bilmiyorum belki de şu an bu sözleri dinlerken içinizden bir ses evet ya ben de tam olarak böyle hissediyorum diyordur.
İşte o an o yalnızlık hissinin...
dağıldığı benzer duyguları yaşayan birilerinin daha olduğunu fark ettiğiniz o kıymetli an bence bu farkındalık bile bazen içimizdeki o buruk hissi hafifletmeye yetiyor hatta artıyor bile.
Çünkü biliyoruz ki bu deneyimde yalnız değiliz.
İnsan olmanın ortak paydalarından birinde buluşuyoruz.
Aslında şunu da unutmayın.
Kendimize şefkatli olmayı hatırlatmak lüks değil bu hayatta.
Hayati bir ihtiyaç.
Yani... Tıpkı su içmek gibi, nefes almak gibi duygularımızı bastırmak, onları görmezden gelmek aslında uzun vadede ruhumuza zarar veriyor.
Ağlamak istediğimizde kendimizi susturmak, tutmak, suskunluğumuzun derinliklerinde kaybolmak ya da kalabalıktan uzaklaşıp kendi içimize dönmek istemek aslında bunların hepsi insan olmanın doğal birer parçası.
Bazen bir gözyaşı içimizdeki o düğümü çözüveriyor.
Bazen sessizlik zihnimizdeki karmaşayı dindiriyor.
Bazen de yalnızlık aslında kendimize yeniden bağ kurmamızı olanak tanıyor.
Ve bence hepimiz bugün kendimize bir iyilik yapıp kendinize izin verin.
Yorgun hissetmeye de izin verin.
Belki bugün hiçbir şey yapmamak istemiyorsunuzdur.
Tamam. Buna da izin verin.
Aslında baktığınızda tembellik değil.
Belki de ruhunuzun ihtiyaç duyduğu bir dinlenmem olası.
Ve en önemlisi şunu aklınızdan çıkarmak.
İyi hissetmemeniz sizi iyi bir insan olmadığınızın ya da değerli olmadığınız anlamın asla gelmiyor.
Duygularımız kimliğimizin sadece bir parçası ve sürekli değişiyor.
Tıpkı hava durumu gibi bazen güneşli, bazen yağmurlu, bazen fırtınalı da olabiliyor.
Ama gökyüzü her zaman orada ve siz de öylesiniz.
Tüm bu iniş çıkışlara rağmen özünüzde iyisiniz, değerlisiniz.
Bir düşünelim. Çocukluğumuzdan itibaren bize sürekli bir şeyleri yapmamız, üretken olmamız, başarılı olmamız gerektiği öğretildi.
Birçoğumuzun belki de hayatı hep böyleydi.
Sanki böyle durmak, dinlenmek, sadece olmak bir tür suçmuş gibi hissettirildi bazen.
Oysa doğa bile döngüler halinde hareket ediyor.
Yani bir tohum toprağa düşüyor, bir süre sessizce bekliyor.
Sonra yavaş yavaş filizleniyor, büyüyor, çiçek açıyor ve en sonunda meyve veriyor.
Yani aslında her aşamanın kendine özgü bir güzelliği ve gerekliliği var.
İşte biz insanlar da bu döngünün bir parçasıyız baktığımızda.
Yani sürekli çiçek açmak zorunda değiliz.
bazen beslenmek, bazen de sadece var olmak aslında en doğal hakkımız.
Peki bu sürekli iyi hissetme baskısı neden kaynaklanıyor dersiniz?
Belki de sosyal medyanın o kusursuz filtrelerle bezenmiş dünyası.
Bence herkesin en mutlu anlarını sergilediği o vitrinler bizde bir eksiklik hissi yaratıyor.
Sanki herkes sürekli gülüyor, eğleniyor, başarıdan başarıya koşuyor ve biz bu mükemmel tabloya ayak uydurmak zorunda hissediyoruz.
Aslında o paylaşımların ardında tıpkı bizler gibi inişler ve çıkışlar, zorluklar, kırılganlıkların olduğunu da asıl unutmamamız lazım.
Herkes kendi hayatının en güzel anlarını seçip paylaşırken biz kendi arka bahçemizdeki dağınıklığa odaklanıp kendimizi yargılıyoruz.
Bence bu da aslında üzerimize gereksiz bir baskı yaratıyor.
Bir de şu iyi sesimiz var değil mi?
O da mükemmelliyetçi eleştiriler yanımız.
Sürekli bize yapmamız gerekenleri, olmamız gereken kişiyi fısıldayan o ses.
Bazen o kadar yüksek çıkıyor ki sesi, kendi gerçek ihtiyaçlarımızı, duygularımızı duyamaz hale geliyoruz.
Daha güçlü olmalısın, daha başarılı olmalısın, üzgün olmaya hakkın yok gibi yargılayıcı cümlelerle kendimizi sürekli aşağıya çekebiliyoruz bazen.
Oysa kendimize karşı daha şefkatli bir arkadaş gibi yaklaşabilsek, bugün yorgunsun, dinlen.
Üzgün olman doğal, kendini ifade etmelisin.
her zaman mükemmel olmak zorunda değilsin diyebilsek aslında baktığımızda ne kadar rahatlardık değil mi?
Kendimize iyi değilim demeye izin vermek aslında bir güç göstergesidir.
Çünkü bu kendi iç dünyamızı dürüst bir bağ kurduğumuz anlamına gelir.
Ve kendi duygularımızı tanımak, onları yok saymamak, onları alan açmak işte bu aslında gerçek bir öz saygı biçimidir.
Tıpkı bir çocuğun düştüğünde ağlamasına izin vermek gibi.
O acıyı bastırmak yerine ifade etmesine olanak tanımak.
İşte iyileşme sürecinin bir baktığımızda parçasıdır.
Biz de kendi duygusal yanlarımızı ancak onları kabul ederek ve onlara şefkat göstererek iyileştirebiliriz.
Bazen bir geri çekilme, bir sessizlik, bir yalnızlık anı en iyi ilaç olabilir baktığımızda.
Çünkü dış dünyanın gürültüsünden uzaklaşıp kendi iş sesimizi dinlemek.
Ruhumuzun ihtiyaçlarını anlamak için bize birer fırsat sunar.
Belki de o sessizlikte uzun zamandır duymadığımız bir fısıltıyı duyacağız.
Nereden bilebiliriz ki belki de o yalnızlıkta kendimize yeniden bir bağ kuracağız.
Unutmayın kabuğumuza çekilmek aslında bir zayıflık değil.
Bazen kendimizi yeniden şarj etmek için en iyi ve en bilgece yoldur.
Hayat iniş ve çıkışlarıyla bir bütündür aslında ve tıpkı bir nehrin kıvrımları gibi.
Düz bir çizgi üzerinde sürekli akmak mümkün değildir.
Yani bazen coşkun akarız, bazen yavaşlarız, bazen de bir gülette dinleniriz.
Önemli olan akışın aslında kendisidir.
Yani duygularımız da böyledir.
Sürekli aynı yoğunlukta ve aynı yönde akmaz.
Öfkede, sevinçte, hüzünde, coşkuda bunların hepsi gelip geçidir.
Onları sıkı sıkıya tutunmak yani aksini akışını bırakırsak bizi daha özgür kılar bu durum.
Peki bu gerçekten nasıl ısın sorusuna nasıl dürüstçe cevap verebiliriz?
Belki de gün içerisinde birkaç kez kendimize bu soruyu sormakla başlayabiliriz.
Cevabı kimseyle paylaşmak zorunda da değiliz.
Önemli olan kendi iç dünyamıza dönüp o an ne hissettiğimizi fark edebilmek.
Belki yorgunuz, belki stresliyiz, belki de sadece biraz desteğe ihtiyacımız var.
Çünkü hayatlarımız her gün farklı bir şeyle karşılaşıyor ve İşte bu anlarda bu duyguları bastırmak yerine onları kabul edip kendimize o ihtiyacı karşılayacak küçük adımlar atmak.
Bir fincan sıcak çay ya da kısa bir yürüyüş, sevdiğimiz bir müzik ya da sadece birkaç dakika sessizlik.
Kendimize şefkat göstermenin pek çok yolu var.
Sadece kendimize en doğru yolu bulmamız gerekiyor.
Kapanışı yapmadan önce küçük bir soru bırakmak istiyorum.
Gerçekten nasılsın? Cevabı kimse için değil.
Sadece kendin için düşün.
Bu bölümde kendine vereceğin o cevabın yanına bir minik hatırlatıcı olsun sana.
Görüşmek üzere ve unutma sen olduğun halinle de zaten yeterince iyiyiz.
Kendine iyi bak ve o işten gelen sese kulak vermekten de çekinme.
Unutma ki hiçbir zaman iyi hissetmek zorunda değilsin.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
