
Bazen bir kahve masasında, bazen de hiç planlanmadan kurulan cümlelerde saklıdır en gerçek arkadaşlıklar…
Bu bölümde, arkadaşlık ilişkilerini tüm samimiyetiyle, filtresiz ve içten bir sohbetle ele aldık. Gülüşlerin arasına karışan gerçekler, sustuğumuz yerlerde kalan duygular ve “biz” olmanın anlamı üzerine küçük ama dokunan bir yolculuk.
Belki kendinizden bir parça bulursunuz. 🎙️
Transkript
Herkese merhabalar.
Şöyle Bir Şartlı Podcast kanalıma hepiniz hoş geldiniz.
Ben Esila. Bugün yeni bir seriye başlıyoruz ve bu serinin adı Gün Tabağı olacak.
Bu seride arkadaşlarımı podcast kanalıma konuk edeceğim ve onlarla...
beraber belirlediğimiz konular üzerine konuşacağız ve ilk bölümümüz olan arkadaşlık ilişkileri bölümüne başlıyoruz.
Bugün Ecem ve Simay bizimle olacak.
Merhabalar herkese ben Ecem.
Merhabalar ben de Simay.
Ben bugün biraz sorular yönelteceğim ve hep beraber bu sorulara böyle cevaplayarak biraz sohbet adında bir bölüm olacak.
İlk sorumla başlıyorum. Yanımızda olan herkes gerçekten bizimle mi?
Simay öncelikle sana soruyorum.
Gerçekten bizimleler mi?
Yanımızda olan herkes gerçekten bizimle değil.
Gerçekten yanımızda bizim için bulunan arkadaşlarımız ve çevremiz olduğu kadar kendileri için bizimle bulunan insanlar da olduğunu düşünüyorum.
Bizim onların duygularını, düşüncelerini beslediğimiz, onların konfor alanına artı etki ettiğimiz, onları iyi hissettirdiğimiz için, sadece kendileri için.
bizimle birlikte bulunan arkadaşlarımız ve insanlar olduğunu düşünüyorum.
Yani bizimle birlikte olan insanların bir kısmı bizim için, bir kısmı kendileri için bizimle birlikteler.
Sence hayatımızda böyle insan sayısı ne kadar?
O kadar fazla ki. Yani o kadar fazla ki.
Sadece kendi duygularını, kendilerini beslemek için bizim enerjimizden, bizim cümlelerimizden beslenen insanlar o kadar çok ki.
Ama çoğunun farkında bile değiliz.
Peki biz bu insanları hayatımızdan niye çıkaramıyoruz?
Peki bunlar yani bizim hayatlarımızda sence alışkanlık olduğu için mi hayatlarımızdalar?
Yoksa biz onları hayatımızda barındırmak istediğimiz için mi hayatlarımızdalar?
Biz biraz bu konuda kibarlık yapıyoruz.
Hayır diyemiyoruz, net çizgilerimiz olamıyor.
Karşımdaki insan ben şöyle bir cevap verirsem ne düşünür?
Alınır mı, gücenir mi ya da benimle ilgili ne hisseder diyerekten kendi fikirlerimizi, duygularımızı, düşüncelerimizi net bir şekilde ifade edemiyoruz ve istemesek bile çoğu taleplerine evet demek zorunda
kalıyoruz. Kendi konforumuzu bozup...
Onların konfor alanlarına uyum sağlıyoruz, onlara kendimizi adapte ediyoruz ve sonradan dönüp baktığımızda diyoruz ki neden böyle bir şey yaptım?
Onlarla boşu boşuna vaktimizi harcıyoruz, onlara vaktimizi öldürüyoruz ve geriye döndüğümüzde aslında hayatımızın bir noktasında belki de değmeyecek insanlarla bir sürü vaktimizi harcamış oluyoruz.
Ben öyle düşünüyorum ve hayatlarımızda böyle de belki de onlarca insan oldu ama hayatlarımızda kaldıkları süre...
yok olup gittiler. Şu an hiçbiri belki de hayatımızda değil.
Belki de ileride de bir daha da müdahil olamayacaklar hayatlarımızda.
Ve bu işin garip tarafı da bu hayatımızdan ayrılış kısımları biraz trajikomik olur genelde.
Yine biz bir şekilde tutunmaya ve devam ettirmeye çalışırız ama ya gerçekten artık sınırlar çok aşılmış, saygısızlık boyutuna geçilmiş, işler kötüleşmişken biz bu insanları hayatımızdan çıkartıp
artık bir dur diyebiliyoruz ya da kendileri bir sebepten uzaklaşma durumuna geçiyorlar ve o şekilde hayatımızdan yok olup gidiyorlar ve bu çok uzun bir süreç alıyor aslında.
Ve çoğu kişi de bu süreci atlatırken çirkinleşebiliyor hayatlarımızda.
Evet. Bize kuyular kazabiliyorlar.
Bir sürü şeyde beraberlerinde getiriyorlar hepsi.
Peki Ecem, sen bu konu hakkında ne düşünüyorsun?
Sence? Söylediklerinize çok katılıyorum öncelikle.
Ve bazı insanlar gerçekten enerji sömürücü.
Yani hiç yoktan senin pozitifliğinden, enerjinden bile yararlanmak için Seninle görüşüyor olabiliyorlar.
Ve yani enerjimizi kimseye boşuna harcamamıza gerek yok.
Zaten herkesin zor bir hayatı var.
Kendi kendine uğraştığı şeyler var.
O yüzden kimsenin yani tabii ki tolere edebilecek şekilde çok eski arkadaşlıklarımız olur falan.
Onlar ayrı konu. Ama özellikle son yıllarda bence belli bir yaştan sonra hayatına giren insanlar da hiçbir şekilde çekmeye, öyle çok da hayatına dahil etmeye gerek olmadığını
düşünüyorum. Yani kimseyi enerjimizle beslemeyelim.
Kesinlikle. Peki biz bu insanlara alıştığımız için mi yoksa onları gerçekten sevdiğimiz için mi bu süreyi uzatıyoruz sizce?
Ya bence yani illaki sinyaller alıyoruz aslında.
Ama neyse diyerek bir süre geçiyor.
Sonra dediğin gibi bir süre sonra alışkanlığa dönebiliyor.
İşte Simay'ın dediği gibi hayır dememeye dönebiliyor.
Diyememeye daha doğrusu.
Ve bir bakmışsın işte 2-3 seneni gerçekten harcamışsın.
Gerek var mıymış?
Çok mu sevdiğin için? Hayır.
Ama bir şekilde bir şeyler paylaşmışsın.
Ve o süreci geçirmiş oluyorsun bazen.
Ya bir de şöyle bir şey var.
Bence biz biraz ben özellikle bizim adımıza konuşayım.
Biz bazen insanlar çok fazla tölere ediyoruz.
Ve insanlar bizim bu ettiğimiz tölere ettiğimiz şeyleri bir şey olarak görüyorlar.
Nasıl desem? Bizde bir saflık olarak mı görüyorlar bunu bilmiyorum ama bizde bunu çok kolay kullanıyorlar.
Ve bunu çevremizde bize karşı yapanlar, bana karşı yapanlar çok oldu.
Bence bunu hepimiz yaşadık.
Yani bizim o iyi niyetimizi, o tölere ettiğimiz şeyleri çok kolay bir şekilde üstüne basıp Üstüne de çıkıyorlar.
Ve bunu bence birçoğumuz da yaşıyoruz.
Hayatlarımızda, iş hayatımızda, normal hayatlarımızda, arkadaşlık hayatımızda.
Biz insanları töre ettikçe insanlar biraz da tepemize çıkıyor dediğimiz noktaya geliyorlar.
Bence bunu birçoğumuz da yaşıyoruz yani genel bazda.
Yani insanlar bizim için bence şöyle bir algıya da kapılıyor olabilirler.
Bizim onlar için ekstra sarf ettiğimiz çabalar, iyi niyetleri aslında olması gereken bir şey gibi algılıyorlar ve bizim onlara gösterdiğimiz ekstra bu ilgi, alaka, sevgi, muhabbeti aslında olması
gereken bir şey ve biz ona bir iyilik yapıyoruz gibi gelmiyor.
ya da onun o anki zor durumunda onu o zor durumu için idare ettiğimiz, iyi hissettirmeye çalıştığımız gibi algılamıyorlar.
Sanki o bizim bir görevimizmiş.
Ve onun dışında bir hareket yaptığımız zaman da genelde ters tepiyor bu.
Ya işte şimdiye kadar böyleydin, şimdiye kadar bunları idare ettin, herhangi bir ses çıkartmadın, hep iyi niyetle yaklaştın, hep sabırla, anlayışla güzel şekilde konuştun, o şekilde yaklaştın.
Şimdi ne oldu diye bir geri dönüş alıyorum ben genelde.
Aslında şimdiye kadar gerçekleşen o olumlu şeyleri bizim bir görevimizmiş ve yapmamız gereken bir hareketmiş gibi algılıyorlar.
Yani bunu bir teşekkür edilecek ya da evet zor zamanımda yanımdaydın diyecek bir hareket olarak görmüyorlar.
o ekstra çabalarımızı normal olması gereken bir şey olup görüyorlar.
Ve en ufak bir olumsuz karşılık aldıklarında da ya ne oluyor ki buna?
Neden böyle bir şey söyledi?
Niye ters tepti? Aslında böyle bir insan değil de niye böyle bir karşılık aldım diye şaşırıyorlar.
Peki sizce yani biz bu insanları hayatımızda neden barındırıyoruz?
Yani onlarla vakit geçirmek mi bize iyi geliyor yoksa onlarla konuşmak mı bizi iyi hissettiriyor?
Ya da işte onların yanında kendimiz gibi mi oluyoruz da biz bu insanları bu kadar uzun süre hayatlarımıza dahil ediyoruz sizce?
Ya bence bir süre sonra zaten bunu fark edince...
Ben en azından bir şekilde yolunu yapıp herkes kendi yoluna baksın şeyine geçiyorum.
Çünkü benim kafamda şöyledir.
Mesela bir yanlışı benim 10 senelik 20 senelik arkadaşım yaptıysa tabii ki büyük şeylerden bahsetmiyorum.
Bana uymayan bir şey belki de.
Onları tolere etme miktarımla dediğim gibi hayatıma yeni dahil olmuş birini tolere etmem asla aynı olmuyor.
Belki ikisi de aynı şeyi yapsa bile birine hani demek ki uymuyoruz diye.
görüşmeyebiliyorum ama eski arkadaşıma farklı bir bağ olduğu için aramızda tolere etmem daha fazla oluyor.
Bana şöyle geliyor. Eski arkadaşlıklarımız hepimizin var.
İlkokul arkadaşlarımızla belki de doğduğumuzdan beri beraber yanımızda olan insanlar.
Aslında onlar bizim bir tercihimiz ya da bizim kendi hayatımıza dahil ettiğimiz insanlar değil belki de.
Dahil olanlar. Ama belirli yaştan sonra hayatlarımızda aldığımız insanları aslında seçerek alıyoruz.
Peki neden bu kadar hata yapıyoruz aldığımız kişilerden?
Ya şöyle düşünüyorum.
İnsan bir kere sosyal bir varlık.
Yani illaki bir insanla vakit geçirdiği için, herhangi bir etkileşime geçtiği için çok anlam yüklemesine gerek yok.
Belki benim o an boş bir vaktim var ve yanımda birisinin olması beni iyi hissettirecek.
Ve ben bunu arkadaşıma değer verdiğim, onu görmek istediğim için yapmıyorum.
Kendim için yapıyorum. Yani kendimi o anımı boş geçirmek istemiyorum.
Biriyle etkileşimde olmak, çay kahve içmek, sohbet etmek için yapıyorum ki çoğu insan zaten yalnız kalmaktan korkuyor ya da yalnız başına bir şeyler yapamıyor.
Gidip bir bardak kahvesini içip orada...
Etrafını izleyip o şekilde kitabını alıp vakit geçiremiyor artık insanlar.
Ve bundan utanan insan da çok fazla var.
Yani yalnız gidip bir yerde yemek yiyemeyen insanlar var.
Yalnız başına sinemaya gidemeyen, herhangi bir şey almaya, alışverişe bile gidemeyen insanlar var.
Çoğu kişi aslında kendisine bir eşlikçi, kendisine bir yandaş aradığı için başkalarını arıyor, irtibatta bulunuyor.
Ama aslında karşındaki insana değer verdiğin, onunla bir iletişime geçmek için yapmıyorsun bunu.
Yani. Peki sizce?
Yani her arkadaşlık bir şey katmalı mı insana?
Yani illa bir şey vermeli mi?
Bence hayır. Bazı arkadaşlıklar sadece işte biraz önce dediğin gibi belki bir kahve içmeye, belki bir boşluğu doldurmak için de arkadaşlara ihtiyacımız var.
Evet zaten her anını herkese paylaşırsan bu zaten senin hayatının da bir noktasında seni bitiriyor.
Ama işte aslında her arkadaşımızın hayatımızda bence bir rol modeli var.
Bazı arkadaşların senin evet sadece kahve içtiklerin.
Bazıları işte bütün derdini, bütün şeyini konuştuğun arkadaşların.
Bazıları da sadece var olan arkadaşlarımız bence.
Ama bence herkes her şeye katmalı mı noktasını bilmiyorum.
Hayatlarımıza her arkadaş bir şey katmak zorunda mı?
Ben de kesinlikle sen gibi düşünüyorum.
Yani benim de kafamda böyle kategorize ettiğim arkadaşlıklarım var.
Hani birini daha çok seviyorum, birini daha az seviyorum ya da yakınlıkla ilgili bir şey değil bu.
Kimine tüm sırlarımı anlatırım.
Kimi sadece dediğin gibi mesela çok kakara kikiri muhabbet döndürdüğüm, çok keyif alarak vakit geçirdiğim insanlar olur.
Kimine derdimi anlatırım, kimine keyifli vaktimi anlatırım.
Belki şu olabilir, en yakın arkadaş dediğin kişi, belki bunların hepsini birden yapabildiğin kişi.
en yakın arkadaşın olabilir.
Ama diğerleri bence hepsinin farklı farklı hayatımızda bir yeri var.
Dediğim gibi bunun sevgiyle yakınlıkla da ilgisi yok.
Ama öyle iyi hissediyorum.
Ona sadece onu anlatıyorum.
Öbürüne tüm sırlarımı anlatıyorum.
Gibi gibi. Herkes bir şey katmamalı bence de.
Peki hayatımıza giren herkes sizce hayatımızda kalmak zorunda mı?
Bence değil. Herkesin bence hayatımızda işte biraz önceki gibi bir rol modeli var.
Bir, bence hayatımda kalma süreleri var.
Bir yerden sonra ne onun bize vereceği ne bizim ona vereceğimiz bir şey kalmadığı zaman bence o arkadaşlığın çok da ilerlemesine gerek olmadığını düşünüyorum ben.
Ya zaten hayat bir şekilde o insanı senin hayatından çıkartıp alıyor.
Sana vereceği, karşılıklı birbirinizi besleyeceğiniz ya da dolması gereken...
O arkadaşlığın, iletişimin ömrü, süresi doğduktan sonra sen iste ya da sen isteme bir şekilde o insanla yolların ayrılıyor.
Ve geri dönüp baktığınız zaman bununla ilgili üzülmek de çok doğru değil aslında.
Yani hayatımızdaki her insan için olması gereken zaman da hayatımızda oluyorlar.
çıkması gereken zamanda da çıkıyorlar.
Yani neden oldu, nasıl oldu, olmalı mıydı, gitmeli miydi, bitmeli miydi?
Bu tarz şeylere çok takılıp üzülmenin mantıklı olduğunu düşünmüyorum.
Herkesin bizim hayatımızda bir süresi var ve o süre bitince çıkar.
Yani buna çok duygusal davranmanın gerek olduğunu düşünmüyorum.
Bence de şöyle yani her insan hayatımıza giriyor.
Belki girmesini istemediğimiz insanlar şu an düşündüğümüzde var.
Ama belki de bugün bizi bu noktaya getirip bu düşüncelerimizi destekleyen şey kesinlikle onların bence hayatımıza girip bize yaşattıkları ya da beraber yaşadığımız şeyler olduğunu düşünüyorum ben.
Yani hayatımıza bir sürü insan giriyor, çıkıyor.
Hele güncel şu zamanda biz bence bunu daha fazla yaşıyoruz.
Çünkü insanlar tüketmeyi çok seviyor.
Özellikle bence şu an bu çağda herkes birbirini tüketiyor.
Alacağı bir şey kalmadığında insanlar birbirlerini çok rahat silip atabiliyorlar.
Ben öyle düşünüyorum. Özellikle bence bu zamanda bu çok fazla.
Eski arkadaşlıklara bakıldığı zaman süre gelen, uzun süreler bu arkadaşlıklar devam ediyordu.
Ama artık herkes birinden bir şeyleri aldıktan sonra hemen kestirip kenara atabiliyor.
Ben öyle düşünüyorum. Çok fazla var.
Ben bunu gözlemlediğim kadarıyla aşırı derecede ben bunu görüyorum.
Siz ne düşünüyorsunuz peki?
Evet bu dönemde o tüketim yani sadece alışveriş o bu değil gerçekten insan da çok tüketiyor herkes.
Ama bence bu daha artık herkes bilinçli hareket ettiği için bir yandan da iyi bir şey.
Yani alacağın bir şey yoksa çok da hani evet herkes herkese bir şey katmamalı ama mesela sürekli de sen veriyorsan karşılıklı almıyorsan okey.
Ama bence sürekli senden beslenen birini yükseltmenin de bir...
anlamı yok yani. Bu bir şeyden sonra prim kasmak gibi oluyor çünkü hani.
Sen onu sürekli yükseltiyorsun ama pek de aldığın bir şey yok.
Gerek yok yani kimseye emek vermeye.
Çünkü aynen emeğinin bir de karşılığını alamadığında insan bir yerden sonra bir şey de yapmak istemiyor.
Yani karşındaki birine emek veriyorsun veriyorsun eğer bir karşılığı da yok da karşı tarafta.
Yani illa bu bir geri dönüş değil.
Onda bir karşılığı yoksa verdiğin emeğin de bir değeri yok aslında.
Yani çünkü. Ya bir de arkadaşlıklarda ben şuna da çok önem veririm.
Yani benim o arkadaşımla geçirmiş olduğum bir saatimde, iki saatimde ne kadar vakit geçiriyorsam o süre zarfında ben oturup sadece dedikodumu yapıyorum, başka insanlardan, başka olaylardan ya da olmuş
bitmiş şeylerden mi sürekli bahsedip vaktimi o şekilde heba ediyorum veya Bundan sonrası için ne yapabiliriz?
Nasıl bir yol izleyebiliriz?
Kendimizi daha iyi hissetmek için, kendimize bir şeyler katmak için neler yapabiliriz gibi.
Yani kendimizi olumlayacak, geleceğe dair daha iyileştirici planlar yapabildiğim insanlar benim için daha değerlidir.
Yani ben orada oturduğum zaman olmuş bitmiş, can sıkıcı ya da iyi herhangi bir konuda saatlerce bunun muhabbetini çeviriyorsam...
Bir anlamı olmuyor yani bir süre sonra.
Bana o noktadan sonra evet bundan sonra şöyle hareket etmeliyiz, şöyle yapmalıyız.
Her şeyi bir kenara bırakıyoruz, kendimize odaklanıyoruz gibi bir devrim niteliğinde konuşabilecek bir arkadaş da ben ihtiyaç duyuyorum açıkçası yani.
Peki sizce biz farklı bir yerde tanışsak?
Bu arkadaşımız buraya kadar gelir miydi?
Bu konu hakkındaki düşünceleriniz ne?
Merak ediyorum. Bence gelirdi ya.
Çünkü bu bizim karakterimizin birbirine uymasıyla ilgili bir devam etme.
Çünkü biz evet iş yerinde tanıştık ama orada bizden başka da yine aynı yaşlarda, aynı meslekte bir sürü kişi vardı.
Biz oradan eleye eleye bu grubu tuttuysak yani biz demek ki başka bir yerde de karşılaşsak.
arkadaşlarımızı devam ettirirdik.
Ben de öyle düşünüyorum. Bizim bence kafalarımız bu kadar uyuştuğu için işte arkadaşlıktan belki de birbirimizden beklentilerimiz bu kadar olduğu için bu kadar iyi anlaştık.
Çünkü yani evet dediğimiz gibi biz kalabalık bir ofiste çalıştık bir de.
Ona rağmen küçüle küçüle 3 kişi kaldık.
Baya kalabalık bir gruptan 3 kişi kaldık.
Çünkü birbirimize karşı saygımız var ve en büyük etmem bence şu.
Hepimizin hayat şartları değişiyor.
Evlenen arkadaşım oluyor.
İşte iş değiştiren arkadaşım oluyor.
Ailesinde sıkıntılar yaşayan arkadaşım oluyor.
Vesaire vesaire. Biz buna saygı duyup o arkadaşlarımızın her döneminde aynı şekilde bize geri dönüş yapamayacağının bilincinde olup o yaşam koşullarına saygı duyarak da o şekilde yanaşıyoruz.
Yani şimdiye kadar böyleydi niye böyle olduğu gibi bir muhabbet yok bizim aramızda.
O an o gerekiyorsa onu yapar ve ben buna destek olurum, yanında olurum.
Yani neden öyle yaptın, neden böyle yaptın gibi bir sorguya girmeyiz.
Bence şu da var. Birbirlerimizin sınırlarına da saygı duyduğumuz için bence biraz da bizim arkadaşlarımız bu yönde gidiyor.
Yani İki buçuk senedir neredeyse sürekli beraberiz.
Ve hani işte arkadaşlık dediğimiz gibi işten çıkanlarımız oldu.
Hayatlarımız farklı yöne evrildi.
Ama bir şekilde biz bir araya gelip ya da birimiz birimizin telefonunu açmadığında ya da bir şeyin mesajına dönmediğinde işte ya sen bana niye bunu yaptın şeyine düşmüyoruz.
Belki düşsek bugüne kadar bu arkadaşlık sürmezdi.
Ama dediğimiz gibi sınırlarımıza birbirimizin sınırlarına saygı duyduğumuz için bence arkadaşlığımız şu an hala devam ediyor.
Bir de bence bu konuda her şeyde olduğu gibi niyetini bilmek çok önemli.
Yani karşıdakinin ben artık niyetini biliyorum.
Yani belli bir şeyden sonra anlıyorsun artık ki eğer zaten kötü niyetli biriyse devam etmiyorsun.
Ama zaten niyetinden emin olduğun biri, evet beni seven biri, ben onu seviyorum.
Hani her şeyi böyle niye böyle yaptın, niye şöyle yaptın darlamak yok bizim aramızda.
Kesinlikle yani o yüzden de bence arkadaşlığımızın bu kadar samimi ve uzun sürmesinin sebebinin ben bu olduğunu düşünüyorum.
Birbirimize kendimizi sürekli açıklamak zorunda kalmıyoruz.
Aynen öyle bence bu çok önemli bir şey.
Çünkü kendini açıklamak çok sıkıntı ya.
Sürekli kendini izah edince boşa harcıyorsun.
Vaktin de boşa gidiyor. Sürekli kendine bir açıklama...
zorundalığı hissediyoruz.
Yani ikna etmeye çalışmak, onun içini rahatlatmaya çalışmak saatlerce yani bu gereksiz bir enerji sarf edişi.
Kesinlikle öyle. Evet bugün bana eşlik ettiğiniz için ikinize de çok teşekkür ediyorum.
Rica ederiz.
Biz teşekkür ederiz.
Bizi dinlediğiniz için çok teşekkür ederiz.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
