
Bu bölümde, hayatımızın pek çok kararına sessizce yön veren o tanıdık soruyu konuşuyorum: “Elalem ne der?” Söylemekten vazgeçtiğimiz cümlelerin, ertelediğimiz hayallerin ve içimize attığımız hislerin arkasında duran görünmez kalabalığı… Bazen aile, bazen arkadaşlar, bazen de kim olduğunu bile tam bilmediğimiz “herkes” yüzünden şekillenen bir hayatı sorguluyoruz. Kendi istediğimizle başkalarının onayını ayırt etmeye çalışırken nasıl yorulduğumuzu, yargılanma korkusunun bizi nasıl sessizleştirdiğini ve bu sessizliğin zamanla kim olduğumuzdan neler eksilttiğini konuşuyoruz. Belki de bu bölüm, başkalarının ne diyeceğinden çok, biz ne hissediyoruz sorusuna biraz daha yaklaşabilmek için bir durup nefes alma alanı.
Instagram: soylebirseypodcast
Transkript
Herkese merhabalar.
Şöyle Bir Şey Hattı Podcast kanalıma hepiniz hoş geldiniz.
Bilmeyenler için ben Esila.
Bu 2026 yılının ilk bölümü.
Bugün biraz toplumdan duyduğumuz, hatta bazen kendi içimizde içimizi yiyip bitiren o konu hakkında konuşacağız.
Elalem ne der hakkında?
Bazen böyle hayatta bir kararın ucuna geliyoruz ve ne bileyim saat gece yarısıdır, odanın ortasında yalnızsınızdır, telefonunuz sessiz, dünya sessiz ama kafanızın içi gürültü doludur.
Bir şey yapmak istersiniz, adı küçük bir adım bile olabilir ama içinizden bir ses fısıldar.
El alem ne der? İşte bugün o sesle yüzleşeceğiz.
Kulağımızda değil, kalbimizin tam ortasına çöken o görünmez baskıyla.
Ve belki de bugün hayatını yıllardır sessizce yöneten o gölgenin aslında ne kadar boş olduğunu fark edeceksiniz.
Ya da beraber fark edeceğiz.
Biz bu cümleyi hayatın bir yerinde duymadık.
Biz bu cümlenin içinde büyüdük.
Öyle yapma ayıp olur.
Bak herkes ne düşünüyor.
İşte komşu görürse ne der.
Millet bir şey der şimdi.
Bu cümleler dışarıdan söylenmiş gibi görünüyor ama en çok da içeride yankılanıyor.
Ve bir süre sonra dışarıdaki ses susuyor ama o iç ses hayatınız boyunca konuşmaya devam ediyor.
Ve gerçek şu biz el alemin korkusunu duyarak değil el alemin korkusuyla büyüdük.
O yüzden en doğal adım bile bazen bize bir duvar gibi çarptı.
Bilim insanları şöyle diyor.
Bir insan başkasının hakkında ortalama 9-12 saniye düşünüyor.
O da en fazla. Ama biz ne yapıyoruz?
O insanlar bizim hakkımız 9 saniyede unuttuğu şeyi biz bazen 9 yıl taşıyoruz.
Başkalarının aklında o kadar yer etmiyoruz aslında.
Ama onların düşüncesi bizim hayatımızda yer açıyor.
Hem de çok büyük bir yer.
İşte burası aslında çok acı.
Çünkü biz insanlar bizi düşündüğünden çok daha fazla onları düşünüyoruz.
Mesela bir hikaye anlatacağım.
Benim çok sevdiğim bir kuzenim var ve çoğu zaman kendi düşüncelerinden önce başkalarının düşüncelerini önemseyerek ona göre hareket ediyor.
Ve bunu sürekli yapıyor.
Ve işte çok yakın zamanda mutlu bir gününde işte birkaç kişi bunun hakkında bir şey söylemiş ve bunun kulağına geldi.
Saatlerce ağladı.
Bakın saatler sürdü.
Hatta günler.
Ne oldu? Ne o insanların ağzını kapatabildik.
Ne ne? O günü geri getirebildik.
Ağladığı gün sadece kendini üzdü.
Ve işte biz sürekli bu elalem ne der, elalem şöyle lafları yüzünden aslında kendi kendimizi bitiriyoruz.
İşte insanların en çok konuştuğu şey aslında bizim en çok sakladığımız şeyler.
Yani mutluluk. Mutlu, mutsuzken görünmek kolay.
Kimse kıskanmaz, kimse rahatsız olmaz, kimse konuşmaz.
Ama mutlu olunca panikliyoruz.
Bu kadar gülmeyim, biri görmesin, paylaşmayayım.
Elde var huzur ama el alem var.
Ya biz bunları düşünerek aslında kendi kendimizi bitiriyoruz.
Halbuki mutluluk saklanmak için değil, yaşamak için gerekli.
Ama bizim toplumumuzda mutluluk bile yanlış anlaşılabilir korkusuyla kısılıyor.
Belki de hayatın bizi en çok yaralayan kısmı da bu.
Kendi mutluluğumuzu bile el aleme göre ayarlıyoruz.
Bir dakika düşünün. El alem ne der diye ertelediğiniz ilk şey neydi?
Saçınızı boyatmak mı?
Birine açılmak mı? Bir yerde konuşmak mı?
İş değiştirmek mi? Ne bileyim taşınmak mı?
El alem yüzünden kaç kere kendinize rağmen yaşadınız?
Kaç kere susma pahasınıza içinden geleni sakladınız?
Kaç kere ağlamak isterken güçlü durayım dediniz?
Çünkü birileri yanlış anlar diye.
Kaç kere kendi hayatınızdan bir adım geri durdunuz?
Peki tüm bunların içinde elalem kaç kere seni düşündü?
Gerçekçi olalım. Hiçbir zaman sizi düşünmediler.
Bir gerçeği kabul etsek bence hepimiz için çok iyi olacak.
İnsanlar konuşacak. Sen doğru yapsan da konuşacak.
Yanlış yapsan da konuşacak.
Yapsan konuşacaklar, yapmasan konuşacaklar.
Ama çok önemli bir ayrıntı var.
Konuşan insanlar senin sorumluluğunu almıyorlar.
Senin hayatının sonucuyla sen yüzleşeceksin.
Sen yatarken senin düşüncelerin seninle olacak.
Sen mutlu olursan sen kazanacaksın.
Sen mutsuz olursan sen kaybedeceksin.
El alem konuşur.
Kusura bakmayın. Dağılır gider.
Ama sen kendi hayatının içinde sürekli kalırsın.
Bu gerçek aslında çok özgürleştirici bir şey.
Çünkü şöyle bir cümle kurmayı sağlıyor.
O zaman ben kendi yolumu seçeyim.
İşte hayatta bazı anılar var.
Sözde değil de duyguyla hatırlanıyor bu anılar.
Mesela... Bir gece oturursunuz, dünyadan bir tık kopuk, böyle kendi içine biraz daha yakın bir cümle gelir.
Artık kendim için yaşamak istiyorum.
Bu cümleyi duyduğunuzda küçük görünür ama içinde bir devrilme başlar.
İnsanın hayatı işte böyle değişiyor zaten.
Kocaman laflarla değil, küçük bir iç hesaplaşmayla.
Kendini seçersin ve o seçiş bazen kimsenin bilmediği ama senin bütün kaderini değiştiren bir karara dönüşür.
Biz aslında bunu...
Yıl sonlarında birçoğumuz böyle sirkelenerek aklımıza geliyor ve yapıyoruz.
Ama bunu bir sene boyunca devam ettirebiliyor muyuz noktasında?
Belki de birçoğumuz devam ettiremiyoruz ama her senenin başı yeni bir başlangıç.
Bence bu senenin başında da el alem ne der düşüncelerimizi bir kenara bırakırsak bence 2026 birçoğumuzun ruhuna iyi gelecek.
Ben inanıyorum buna. Mesela hiçbir büyük değişim büyük başlamıyor.
Yani cesaret bir anda gelmiyor.
Önce küçük şeylerle başlıyor.
Birkaç gün saç modelini değiştiriyorsun.
Kimse fark etmiyor. Bir gün yalnız yürüyorsun.
Kimse konuşmuyor. Bir gün sosyal medyaya düşüncelerini paylaşıyorsun.
Kimse tutup seni eleştirmiyor.
Sen adımı attıkça fark ediyorsun.
Ben yıllardır hayali bir kalabalıktan korkuyormuşum.
Ve bu fark ediş acıtıyor ama bir yerden sonra insanı iyileştiriyor.
Mesela hayatında gerçekten söz hakkı olan kaç kişi var?
Anne, baba, bir dost, bir kardeş.
Belki iki kişi, belki üç.
Bir elin beş parmağını de geçmez yani.
Peki el alem kaç kişi?
Düşünsenize sayısız.
Ama onların bir değeri yok.
İşte bu noktada şunu fark ediyorsunuz aslında.
Söz hakkı olanlarla hayatınızı paylaşmanız gerekiyor.
Söz hakkı olmayanlarla hayatını sınırlamaman gerekiyor.
İşte insanın sesi aslında dışarıdan değil de içeriden geliyor.
Ama dışarıdaki sesler böyle fazla olduğunda içtekini duymamaya başlıyorsun.
O yüzden bugün size şunu söylemek istiyorum.
Bir gün sessiz bir akşamda kendi sesinizi duymak için kendinize izin verin.
İçinizden geleni yap cümlesini bazen bir ömür kurtarabilir belki de.
Ya da içinizden gelen bırak cümlesi bazen yıllarınızın yükünü alır.
Ya da ne bileyim başta kelimesi bazen kaderinizdir.
Git ise bazen hayatınızdır.
İşte iç sesinizi duyabilmek için el alemin sesini kısmak şart.
Evet bunu yapmak bazen zor oluyor ama bunu yapmazsak da Hayatımızı sürekli onlar yönetir ve kendi hayatımızda hiçbir zaman kendi söz hakkımız olmaz.
Şimdi derin bir nefes alın ve bu yaklaşık 9 dakika boyunca konuştuğumuz her şeyden sadece bir cümleyi yanınızda götürün istiyorum.
Benim hayatımı ben yaşıyorum.
Bu kadar kısa, basit ama bir ömürlük bir gerçek.
El alem konuşur, unutulur ama sen...
Yaşarsın kalır.
Kendinize bu kadar yüklenmeyin.
Kendinize bu kadar geri çekmeyin.
Bu hayatın direksiyonunda siz olun.
Çünkü bu hayat sizin. Ve siz de bu hayata bir kere geliyorsunuz.
O yüzden el alem ne dedi diye değil de siz ne istediğinizi bilerek yaşayın.
Çünkü bu yol gerçekten size ait.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.
Umarım bu yıl...
Her şey gönlünüzce olur ve bu yıl el alemin sesini gerçekten kısabildiğiniz bir yıl olur.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Eğer bölümü severek dinlediyseniz ve buraya kadar geldiyseniz bölümü arkadaşlarınızla paylaşabilir ya da sosyal medyadan paylaşıp beni etiketleyebilirsiniz.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
