
Herkesin sustuğu yerde söylenen sözler, üzerimize bırakılan hatalar ve bize ait olmayan yükler… Bu bölüm, başkalarının kırdıklarını onarmak zorunda olmadığımızı hatırlatıyor. Bazen en doğru şey, suçu üstlenmemek ve sadece kendi gerçeğinde kalmaktır.
Transkript
Herkese merhabalar.
Şöyle bir şartlı podcast kanalıma hepiniz hoş geldiniz.
Ben Esila. Bugün hep beraber sosyal medyada son zamanlarda çok gördüğüm bir cümleyle alakalı konuşalım istiyorum.
Son zamanlarda sürekli postlarda bu yazıyı görüyorum ve aslında çok hoşuma gidiyor.
Yani yazan yazı da şu aslında.
Düzeltmeye çalışmıyorum çünkü ben bozmadım.
Aslında bu cümle ilk duyulduğu zaman biraz sert gibi geliyor bize.
Belki biraz inatçı. Ne bileyim biraz mesafeli.
Ama aslında içinde kocaman bir yorgunluk, kocaman bir adalet arayışı ve çok sessiz bir öz saygı var.
Bugün bu bölümde biraz bunu konuşalım istiyorum.
Sürekli tamir eden taraf olmayı, sürekli ilk mesaj atan taraf olmayı, sürekli özür dileyen taraf olmayı ve bir gün durup ben bozmadım ki deme cesaretini.
Bazen bir ilişki biter, bir arkadaşlık soğur, bazen bir aile içi bağı incelir ve herkes dönüp sana bakar.
Eee aramayacak mısın?
Bir mesaj astana, büyütmeyin.
Ya da ne bileyim gurur yapma.
Ama kimse şunu sormuyor.
Gerçekten bu bozulmayı o mu başlattı?
Biz nedense tamir etmeyi erdem zannederek büyütüldük.
Barıştan taraf olmak, alttan almak, anlayış göstermek.
Bunlar hep böyle bize iyi insan tanımının içine kondu.
Ama kimse bize şunu öğretmedi.
Sürekli tamir eden taraf olmak, Bazen kendi içini bozmak demek.
Ben uzun süre hep düzelten taraftım.
Yanlış anlaşılma mı oldu?
Açıklayan bendim. Soğukluk mu var?
İlk yazan bendim.
Kalp mi kırıldı? Özür dileyen kesinlikle yine bendim.
Kıran ben olmasam beni.
Çünkü içimde şöyle bir korku vardı.
Eğer ben düzeltmezsem tamamen bitecek.
Ve ben bitişlere dayanamıyordum.
Ama bir şeyi çok geç fark ettim.
Bir ilişki tek taraflı çabayla ayakta kalıyorsa...
Aslında o çoktan bitmiştir.
Yani düzeltmeye çalışmıyorum çünkü ben bozmadım.
Aslında baktığımızda bu cümle bize şunu söylüyor.
Sorumluluğu üzerime almıyorum.
Herkesin payı kadar yük taşımasını istiyorum.
Ya bu bir gurur meselesi değil.
Bu bir inat meselesi de değil.
Aslında bu baktığımızda bir sınır meselesi.
Mesela sınır koymak bazen baktığımızda hiçbir şey yapmamaktır.
Hiç mesaj atmamak, hiç açıklama yapmamak, hiç toparlamaya çalışmamak.
Çünkü sen bozmadın.
Ama dürüst olalım bu cümleyi kurmak hiç kolay değil.
İçimizde bir ses hep şöyle diyor.
Ya yanlış anladıysa, ya benim de hatam varsa, ya kaybedersem.
Aslında biz kaybetmemek için çoğu zaman kendimizi kaybediyoruz.
İşte tüm mesele burada başlıyor.
Bazen biri seni görmezden geliyor.
Bazen emeğini küçümsüyor.
Bazen seni yok sayıyor.
Ve sen bunu dile getirdiğinde ya çok abartıyorsun diyor karşına kişi.
Sonra ortam soğumaya başlıyor, mesafe geliyor, konuşmalar azalıyor ve bir süre sonra herkes sana bakıyor.
Sen neden düzeltmiyorsun?
Çünkü ben bozmadım.
Bozmak sadece bağırmak demek değil.
Bozmak bazen ilgisizlik, bazen değersiz hissettirmek.
Bozmak bazen susarak cezalandırmak da aslında ve susarak cezalandırılan taraf genelde ilk konuşan taraf olur.
Peki bu adil mi? Ben bir noktada şunu fark ettim.
Ben hep ortamı yumuşatan taraftım.
Hep alttan alan, hep anlayan, hep olsun diyen.
Ama bir gün şunu dedim kendi kendime.
Ya benim olsunlarım bitmiş.
Ve bu cümleyi ilk kez kendime söylediğimde düzeltmeye çalışmıyorum.
Çünkü ben bozmadım ve o gün aslında baktığımda bir şeyler değişti hayatımda.
Evet ilk başta çok zordu.
Telefonu eline alıyorsun, yazmak istiyorsun.
Böyle olsun istemezdim demek istiyorsun.
Ama duruyorsun. Çünkü biliyorsun ki her seferinde seni başlatan taraf olursa nasıl desem karşı taraf hiç sorumluluk hissetmeyecek.
Bir ilişki iki kişilikse tamiri de iki kişilik olmalı.
Bu cümle aslında bir özgünleşme cümlesi baktığımızda.
Çünkü artık sen başkasının davranışının sorumluluğunu taşımıyorsun.
Birinin ilgisizliğini telafi etmiyorsun.
Birinin hatasını da yumuşatmıyorsun.
Birinin eksikliğini artmıyorsun mesela.
Artık sadece kendi payını alıyorsun orada.
Ve baktığımızda aslında bu inanılmaz hafifleten bir şey.
Ama ucundan bir riski de var.
Kabul edelim. Çünkü bazen gerçekten kaybedersin.
Gerçekten aramazsın, sormazsın, umursamaz karşındaki kişi.
Ve o zaman canın çok yanar.
Hepimizin yandı. Bence bunu birçoğumuz yaşadık.
Ama bir süre sonra şunu fark ediyorsun.
Zaten tek başına taşıyor musun o ilişkiyi?
Sen bıraktığında yıkıldıysa demek ki yükü hep sen taşımışsın.
Bu bölüm biraz da aslında şununla ilgili.
Sürekli güçlü taraf olmaktan vazgeçmek.
Çünkü bizi hep güçlü olmaya alıştırdılar.
Olgun taraf ol, alttan al, büyütme, küs kalma.
Ama bize kimse şunu demedi mesela.
Bırak biraz da karşı taraf büyüsün.
Belki de bazen hiçbir şey yapmamak aslında en güçlü hareketti.
Bir de şu var. Mesela biz bazen düzeltmeye çalışırken şunu yapıyoruz.
Karşı tarafın davranışını meşrulaştırıyoruz.
Yoğundu herhalde.
Ne bileyim kafası karışıktı, stresi var.
Peki ya sen? Senin yoğunluğun yok mu?
Ya da ne bileyim senin stresin yok mu?
Senin kırgınlığın yok mu?
Empati tek taraflı olunca aslında adalet de olmuyor.
Düzeltmemek bazen aslında bize şunu diyor.
Ben de değerliydim ya da ben de değerliyim.
Benim de içim var. Ne bileyim benim de kalbim var.
Benim de bir kırılma sınırım var.
Ve bu sınır geçildiğinde aslında geri adım atmak zorunda değilim ben.
Şunu da konuşalım. Bazen gerçekten iki taraf da bozmuştur.
Ama hep bir taraf daha hızlı toparlar.
Eğer sen hep o hızı toparlayan olduysa bir durmayı denemen lazım.
Çünkü boşluk rahatsız edici.
Ama boşluk aslında baktığımızda kimin gerçekten önemsediğini de gösteriyor.
Mesela sessizlik test bir yerde bence.
Yani beni en çok zorlayan şey şu olmuştu.
Ya karşı taraf benim susuşumu umursamazsa?
Ki zaten umursamadı.
Ve o an anladım ki ben aslında bir kişi değil.
Onun potansiyelini seviyormuşum.
Olmasını umduğum halini, davranmasını istediğim versiyonunu.
Ama gerçek şu ki insanlar bize oldukları kadar ve birini değiştirmeye çalışmak, sürekli düzeltmeye çalışmak, ne bileyim kendi enerjini eritmek demek.
Düzeltmeye çalışmıyorum.
En baştan beri dediğim gibi çünkü ben bozmadım hiçbir şey.
Ama aslında baktığımızda bu cümle pasif agresif değil.
Bu cümle bir yerde bilinçli bir geri çekilme hareketi.
Bir de şöyle bir şey.
Bence şunu söylemek.
Ben buradayım ama tek başıma değil.
Eğer bir bağ gerçekten değerliyse karşı taraf da adım atar.
Atmıyorsa belki de sen tek başınaymışsındır zaten.
Şimdi size bir sorum. Hayatınızda şu an düzeltmeye çalışmadığınız bir şey var mı?
Bir arkadaşlık, ilişki, aile içi kırgınlık ve gerçekten bunu siz mi bozdunuz?
Yoksa sadece artık tek taraflı çaba göstermek istemediğiniz için mi susuyorsunuz?
Bazen bence insanlar bizim sabrımızı...
Karakterimizi tanıyor. Hep alttan almamız zayıflık zannediliyor.
Ama sabır bittiğinde gelen sessizlikse çok net bir mesaj aslında.
Ve o sessizlik bize şunu söylüyor.
Ben kendimi seçtim.
Ve bence bu seçiş çok çok önemli bir şey.
Çünkü biz zaman karşımızdakini seçiyoruz.
Yani onun konforunu seçiyoruz, onun huzuru, onun devamlılığı.
Ama kendimizi seçtiğimizden bazı bağlar kopuyor.
Ve bu çok normal bir şey.
Çünkü ben artık şuna inanıyorum.
Bir ilişki gerçekten sağlamsa bir kişinin susmasıyla o ilişki yıkılmaz.
Ama bir ilişki tek kişinin çabasıyla ayakta duruyorsa o zaten dengeli değildir ki.
Denge emek eşitliliği değildir.
Denge niyet eşitliliğidir.
Şunu da kabul edelim.
Bazen düzeltmemek intikam gibi hissettiriyor.
Ama mesele intikam değil.
Mesele öz saygı.
Öz saygı kendini küçültmemek.
Sürekli açıklama yapmamak.
Hak etmediğin bir yükü taşımamak.
Bu bölümün en dürüst cümlesini söyleyeyim mi size?
Düzeltmeye çalışmamak çok yalnız hissettirebilir.
Çünkü sen hep bağlayan taraftın.
Hep köprü olan. Hep aradaki mesafeyi kapatan taraftın.
Ve bir gün köprü olmaktan vazgeçince iki kıyı birbirinden uzak kaldı.
Ama belki de artık köprü olmak istemiyorsundur.
Belki de artık karşı taraf yüzmeyi öğrensin istiyorsun.
Çünkü sen bozmadın.
Bu cümle susuzluk iddiası değil bu arada.
Bu aslında adalet talebi.
Çünkü herkes kendi davranışının sorumluluğunu alsın.
Herkes kendi payına düşeni görsün.
Ve sen artık her şeyi düzeltmek zorunda hissetme.
Belki bu bölümden sonra bir mesaj atacak size.
Belki atmayacak. Belki bir şeyler düzelecek ya da bitecek.
Ama şunu unutmayın. Siz kendinizi koruduğunuz için hiçbir şey kaybetmezsiniz.
Yanınızda kalması gereken kalır.
Gitmesi gereken gider.
Ve siz ilk kez gerçekten eşit bir zeminde durursunuz.
Bugün eğer bir şeyi düzeltemiyorsanız kendinize şu soruyu sorun.
Ben mi bozmuştum? Eğer cevabınız hayırsa belki de ilk kez doğru şeyi yapıyorsunuzdur.
Düzeltmeye çalışmamak bazen olgunluk, bazen sınır, bazen kabulleniştir ve bazen de vedadır.
Ama en çok şudur.
Kendini seçmektir.
Ve belki de hayatın bir yerinde Biri size bu sessizliği fark eder.
Bir adım atar, özür diler, belki de sorumluluk alır.
İşte o zaman zaten konuşmaya değerdir.
Ama almıyorsa siz zaten fazlasını yapmıştınız.
Bu bölüm burada bitiyor.
Hatta bitmiyor. Çünkü bu cümle hayatın birçok yerinde karşımıza çıkacak.
İş hayatında, aile içinde, aşkta, arkadaşlıkta, her yerde ve her seferinde şunu hatırlayın.
Siz bozmadığınız bir şeyi düzeltmek zorunda değilsiniz.
Bırakın bazen eksik kalsın, bazen mesafe olsun, bazen sessizlik konuşsun.
Çünkü bazen en sağlıklı cümle şudur.
Ben üzerime düşeni yaptım.
Ve bu cümle insanı inanılmaz özgürleştirir.
Şimdi derin bir nefes alın.
Hayatınızda düzeltmeye çalışmayı bıraktığınız şeyi düşünün.
Belki ilk kez kendinize haksızlık etmiyorsunuzdur.
Belki de ilk kez gerçekten dengedesinizdir.
Belki de ilk kez kendinize şunu söylüyorsunuzdur.
Ben bozmadım. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
