
Bu bölümde dünyanın dört bir yanındaki yılbaşı ritüellerine yolculuk ediyoruz. Kimileri şans getirsin diye gece yarısı üzüm yer, kimileri kötü enerjiyi kovmak için tabak kırar, kimileri de yeni yıla umutla girmek için kapılarını ardına kadar açar. Farklı kültürlerin yeni başlangıçlara yüklediği anlamları, bu geleneklerin ardındaki küçük hikâyeleri ve yılbaşı ruhunun evrensel sıcaklığını birlikte keşfediyoruz. Belki de yeni yıl ritüelin tam da burada seni bulur. ✨🎄
Transkript
Herkese merhabalar.
Şöyle Bir Şey attım. Podcast kanalıma hepiniz hoş geldiniz.
Bilmeyenler için ben Esila.
Bugün biraz dünyanın etrafında dolaşacağız.
Bavulumuzu hazırlamadan, pasaport çıkarmadan, hatta bir uçağa binmeden.
Ama bir o kadar da yolculuk yaparak yapacağız bunu.
Çünkü yeni yıl dünyanın neresine giderseniz gidin, insanların aynı şeye inanmak istediği tek zamanlardan biri.
Yeniden başlamaya.
Her kültürün kendine göre bir temiz sayfa hazırlama şekli var.
Kimisi o sayfayı gerçek anlamda ateşe veriyor, kimisi denize atıyor, kimisi de sadece bir üzüm tanesinin içine saklıyor.
Bugün size dünyadaki yılbaşı rütüellerini anlatmak istiyorum.
Ama sadece ilginç gelenekler değil, bu rütüellerin arkasındaki insan hikayesinin duyguyu ve bazen görünmez ortak noktalarımızdan da bahsedeceğiz.
Hazırsanız eğer, hadi başlayalım.
İlk olarak İspanya'dan başlayacağız.
İspanya'da geleceği üzümlerle yutmakla alakalı bir gelenekleri var.
Madrid'in sokaklarında yıl basışı gecesi saat böyle tam 12'yi gösterdiğinde herkes eline bir avuç üzüm alıyor.
Tam 12 tane. Her çan sesi bir üzüm tanesiyle yutuluyor.
Ama mesele şu, üzümleri çiğnemeye bile fırsatınız yok.
Saatle yarışıyorsunuz, dakikalarla belki de kaderinizle yarışıyorsunuz.
Her üzüm yeni yılda bir ayı temsil ediyor.
Ardından sokaklarda kahkahalar yükseliyor.
Çünkü çoğu kişi o kadar acele ediyor ki ağzı şişmiş bir şekilde gülmeye başlıyor.
Kimisinin boğazına kaçıyor.
Kimisi yetişemez.
Ama önemli olan aslında burada ritüeli tamamlamak.
Neden mi? Çünkü İspanya'da yeni yılın iyi geçmesi için şansın ağzına alınması gerektiğine inanıyorlar.
Üzümü yutar. bereketi kabul edersin gibi bir inanış var.
Bazen düşünüyorum da biz neden yeni yılda böyle küçük ama anlamlı şeyler yapmayı seviyoruz?
Belki de bir insanın kontrol duygusu dediğimiz şey böylesi anlarda ortaya çıkıyordur.
Hayat aslında kontrol edilemezken en azından bir yüzümü yutmayı belki de başarırız.
İkinci ülkemiz olarak Japonya'da 108 defa çan sesi ve içsel temizlik ile alakalı bir inanış.
Japonya'da yılbaşı gecesinde Joya no Kan deniyor buna.
Budist tapınaklarında tam 108 kez çan çalıyor.
Bu insanın kötücül eğilimleri olarak görülen 108 dünyevi arzuyu temsil ediyor.
Her çan sesi bir yükün üzerinden alınması gibi.
Yani her vurduğunda sessizlik uzuyor.
Bir tapınağın avlusunda olduğunuzu hayal edin mesela.
Her şan göğsünüzde çarpan bir nefes gibi.
Japonlar işte bu rütbeli yalnızca dışsal değil aslında ister bir temizlik olarak da görüyorlar.
Yani yeni yıl orada bir kutlama değil daha çok bir arınma hali.
Belki de bizler hayatın eksik olan şey de bu.
Yani yeni yıla içi boş bir kutlama değil de hafiflemiş bir yürekle girmek.
Bu da farklı bir rütbel aslında baktığımızda.
Üçüncü olarak Danimarka'da tabak kırma var.
Bunda da aslında düşmanlar değil dostlar için yapıyorlar bunu.
Danimarka sokaklarında yılbaşı gecesi kırık tabak yıllarını görürsünüz.
Aslında bu tabaklar rastgele kırılmıyor.
İnsanlar yıl boyunca biriktirdikleri eski tabakları yılbaşı gecesi sevdiklerinin kapısının önüne atıyorlar.
Evet kapının önüne tabak atmak aslında onlarda bir sevgi göstergesi.
Kırık tabak ne kadar fazlaysa o kadar çok seviliyorsunuz demek.
Bu gelenek aslında bana şunu düşündürüyor.
Belki de ilişkiler en çok kırılmaların paylaşıldığı yerlerde güçleniyor.
Yani dostluk dediğimiz şey kırılmadan kaçmak değil, kırıldığında bile seviyor olmayı sürdürebilmek aslında.
Dördüncü ülkemize geçtiğimizde de aslında burada da Latin Amerika var.
Latin Amerika'da da şöyle bir şey var.
Bavuluyla koşan insanlar var.
Kolombiya'da, Venezuela'da, Peru'da birçok Latin Amerika ülkesinde çok tatlı bir dürüst seyahat var.
Saat 12'ye vurduğu anda insanlar sokakta ellerinde boş bir bavulla koşuyorlar.
Evet koşuyorlar yani onlardaki amaç şu yeni yılda bol bol seyahat etmek.
Bazen bu koşu...
Çok komik olabiliyormuş. Çünkü yollarda pijamalı insanlar, kapıdan çıkarken düşen terlikler, işte bir yandan gülerek koşuşturan çocuklar.
Ama aslında hepsinin ortak bir hissi var.
Belki de bu sene gittiğim yer beni değiştirecektir.
Belki de hepimizin böyle bir koşuya ihtiyacı vardır ne dersiniz?
Gidemediğimiz yerler için, ertelediğimiz tatiller için, ben bir yıl buraya mutlaka gitmeliyim dediğimiz şeyler için atılmış sembolik bir adım olur belki de.
Bir sonraki ülkemiz Filipinler.
Burada da yılbaşı gecesinde daire formu onlarda zenginlik ve bolluk sembolü olarak yer alıyor.
O yüzden daire desenli kıyafetler giyiyorlar ya da işte masaya bol bol yuvarlak meyve konuyor.
Burada da yine özellikle 12 tane koyuyorlar.
O da yine 12 ayı göstermek için.
Bazı insanlar ceplerine bozuk para dolduruyor.
Yuvarlak form aslında onlarda yaşam döngüsünü temsil ediyor.
Hepimiz isteriz ya bu yıl hayatın döngüsü bana da güzel dönsün diye.
Belki de geometrinin içindeki bu anlam insanın en eski umutlarından biridir.
Nereden bilebiliriz ki? Bir sonraki ülkemize geçtiğimizde burada da Brezilya aslında var.
Burada da 7 dalgadan atlamak diye bir rütbe yerleri var.
Rio'da sahillerinde binlerce insan saat 12'de sahile iniyor.
Bembeyaz kıyafetler giyiyorlar çünkü beyaz orada huzur demek.
Sonra okyanusa doğru yürüyorlar ve 7 dalga üzerinden atlıyorlar.
Her dalga yeni yılda beklenen bir dilek.
Bricele yapan bir Brezilyalı kadın şöyle diyor.
Dalgaları atlamak kendi korkularımı aşmak gibi geliyor.
Diliniz beni kabul ettiyse yeni yılda eder diye düşünüyorum.
Belki de işte hepimizin içinde atlayamadığımız dalgalarda yaşıyoruz.
Kimi cesaretini toplayamıyor, kimi dalgaların büyüklüğüne çekiniyor.
Ama yılbaşı gecesi en azından böyle denize karşı bir adım atmak belki de mümkündür.
Bir sonraki ülkemiz aslında sıcak denizlerimizden, Yunanistan.
Onlarda da soğan ve asma kökü.
Alakalı bir rüçerleri var.
Yunanistan'da yeni yıl sama evlerin kapılarına soğan asıyorlar.
Sebebi aslında çok tatlı bir şey.
Soğan dayanıklılığın sembolü olduğu için nereye koyarsanız koyun filiz verir.
Yeni yılda böyle üretken ve dirençli olalım dedikleri için.
Böyle bir şey yapıyorlar. Bir de Basilopita adında özel yılbaşı çörekleri var.
İçinde bir tane madeni para gizleniyor.
Kime çıkarsa o kişi yeni yıla şanslı kabul ediliyor.
Her yıl böyle çörek kesen bir aileyle tanıştığımda para küçük bir şey olmasına rağmen yüzlerindeki heyecan hala aklımdadır.
Çünkü mesele para değil.
Mesele umut kime çıkacak?
Türkiye'de de bu. Küçük ritüeller var aslında.
Yani bizdekiler çok büyük gelenekler olmadı da küçük ama çok insandır ritüeller bence.
Senlar kırmak, kırmızı giymek, kapının önüne tuz serpme, yeni yılda ilk para alışverişini işte bereket getirsin diye yapmak ya da sevdiklerimize sarılıp iyi ki varsın demek.
Belki de Türklerin en güzel ritüeli budur.
Yani yeni yıl sevdiklerimizi hatırlamak için bizim için birer bahanedir.
Son bir ülkeden daha bahsetmek istiyorum.
Bunlar da İskoçlar. İskoçlar da yeni yıla...
Hog money diyorlar çünkü çok köklü bir gelenek bunlarınki.
Orada yılbaşı gecesinde en önemli olayı şu.
Yeni yılda evin kapısından içeri ilk kim girerse o yılın kaderini o belirliyor.
Bir sonraki ve son ülkemizde İskoçya.
İskoçlar yeni yıla hog money diyorlar ve çok köklü bir gelenekleri var.
Orada yılbaşı gecesinde en önemli olayı şu.
Yeni yılda evin kapısından içeri ilk kim girerse o aslında yılın kaderini belirliyor.
Tercihenin elinde bir parça kömür, bir parça ekmek ya da bir parça tuz.
Bu fikri ben aslında çok beğendim.
Çünkü aslında hepimizin hayatında birileri yılbaşında giriyor ya da çıkıyorlar.
Ve bence bazen gerçekten de doğru bilgi ediyor ve bütün yılı değiştiriyor.
İskoçlar belki de bunu fark etmiş olmalı ki ilk adımı atan kişinin önemine inanıyorlar.
Aslında baktığımızda bütün bu rütbeler neyi anlatıyor?
Aslında dünya farklı kültürlerden oluşuyor gibi görünse de yılbaşı rütbelerine bakınca hep aynı isteklerin etrafında dönüyoruz.
Şans, sevdiklerimize bağ kurmak, yeniden başlamak, kendi kaderimizin üzerine küçük bir kontrol elemanı yaratmak.
Ve son olarak da umut.
İşte insanlık binlerce yıldır aslında umutla ayakta kalıyor.
Yeni yılda bunun en görünür, en kolektif hali.
Her ülke kendi sembollerini bulmuş.
Kimi üzüm, kimi dalga, kimi soğan, kimi bir bavul.
Ama hepsi aslında aynı duygunun farklı dillerindeki çevirisi.
Peki siz bu yıl kendinizi hangi rütüye ile seçeceksiniz?
Atlayamadığınız bir dalganız mı var?
Koşamadığınız bir yol mu? Yutamadığınız bir üzüm mü?
Kapının çalmasını beklediğiniz biri mi?
Yoksa sadece içinizi temizlemek istediğiniz 108 küçük arzu mu?
Belki de bu sene kendi ritüelini yazmanın zamanıdır.
Yeni yıl yalnızca takvim yapraklarının değişmesi değil, niyetinin de değişmesiyle anlam kazanır.
Bu bölümü birlikte dünyayı dolaştık.
Aslında insanın her yerde aynı olduğunu gördük.
Hepinize iyi bir yıl diliyorum.
Belki biraz huzur, belki biraz tessizlik, biraz şans, biraz sevdiklerimiz.
Belki de sadece bu yıl kendimize daha iyi bakmak istiyoruzdur.
Yeni yıl hepimize iyi gelsin.
Ben Esra. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu yıl hepinize gönlünüzden ne geçiyorsa onu getirsin.
Hoşçakalın. Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
