
Dışarıda soğuk bir kış akşamı, içerideyse küçük bir ışık ve tanıdık bir sessizlik… Bu bölümde, The Holiday Movies That Made Us belgeselinden ilhamla, yılbaşı filmlerinin neden sadece film olmadığını; neden her izlediğimizde içimizi ısıtan bir hatıraya dönüştüğünü konuşuyoruz. Evde Tek Başına, Elf ve nice yılbaşı klasiğinin perde arkasındaki insan hikâyeleriyle, bu filmlerin bizde bıraktığı nostaljiyi, umut duygusunu ve içimizde hâlâ yaşayan çocuğu hatırlıyoruz. Bir fincan sıcak içecekle eşlik edebileceğin bu bölüm, yılbaşı ruhuna kısa bir mola, biraz gülümseme ve kendine sarılma daveti. 🎄✨
Transkript
Herkese merhabalar.
Şöyle Bir Şey yaptı podcast kanalıma hepiniz hoş geldiniz.
Bilmeyenler için ben Esilen.
Aralık ayıyla birlikte böyle yeni yıl ruhu, yılbaşı böyle konular hepimizin ilgisini çeken konular olduğunu düşündüğüm için Aralık ayındaki bölümlerimizi bir yılbaşı konseptiyle
yapmak istiyorum. Ve ilk olarak bu bonus bölümlerden birisi olacak.
Bu ay bir bonus bölüm denemesi yapacağız.
Ve ilk olarak da bizi biz yapan yılbaşı filmleri hakkında konuşacağız.
Bu zamanlarda hem eski filmleri hem de yeni çıkan yılbaşı filmlerini izlemeye bayılıyorum.
Çünkü böyle tam çerezlik, böyle akıcı güzel filmler oluyor bunlar.
O yüzden bugün biraz bunlar hakkında konuşacağız.
Şu an dışarıda belki de hava soğuk.
Kar belki böyle yeni yeni düşmeye başladı ya da yağmur yağıyor bilemiyorum.
Böyle içeride odanızda küçük bir lambanın sıcak ışığı yanıyor belki de.
Fincan kahveniz var.
Belki de bir battaniyenin içindesiniz bunu dinlerken.
İşte tam bu anda sizinle birlikte biraz durup işte bu yılbaşı ruhunu dalalım istiyorum.
Bir belgesel gördüm geçenlerde.
The Holiday Moves That Made Us diye.
Belki yanlışça lafız etmiş olabilirim.
Kusura bakmayın. Ben sadece belgeselin içeriğini aktarmak istemiyorum burada size.
Aslında yıllardır izlediğimiz filmlerin bize hissettirdiği, böyle bizde bıraktığı o sıcak, nostaljik duyguyu da konuşalım istiyorum.
İlk başına başlamak istediğim film aslında Evde Tek Başına.
Çünkü bu yılbaşı denilince belki de herkesin aklına gelen filmlerden birisi.
Aslında ben belgeseli izlerken ilk dikkatimi...
Çeken şeylerden birisi işte evde tek başına filminin neredeyse aslında hiç çekilmeyecek olmasıymış.
Set problemleri, işte finansal krizler, herkesin acaba olmaz mı diye düşündüğü anlar.
Ama sonunda ortaya çıkan şeye baktığımızda aslında milyonların hafızasına kazınmış bir klasik ortaya çıkmış.
İçinde küçük Kevin var, evde yalnız ama cesur, zeki, meraklı hatta.
Ve işte o cesareti sadece filmde değil izleyenin de kalbinde de yankılanıyor.
Belgeselde set arkası öyle sıcak anlatılmış ki bir sahneyi çekmek için saatlerce uğraşmışlar.
Herkes gergin, herkes endişeli çünkü.
Ama tam o anda bir şey oluyor ve ekibin arkasında bir kahkaha, bir yanlışlık ve film aslında bir mucizeye dönüşüyor.
Bana bu şunu hatırlattı.
Hayatta bazen tam olarak böyle.
Planlar aksıyor, işler tıkırında gitmiyor.
Ama bir anda fark etmediğiniz bir yerde bazı mucizeler oluşuyor.
Sonra belgeselde elf geçiyor.
Ve işte tam burada böyle yılbaşı filmlerinin büyüsü başlıyor.
Belgesel bir film ekibinin çekim sırasında yaşadığı komik ve tuhaf anıları gösteren bir belgesel.
Oyuncular böyle seti dolaşıyor tuhaf kostümler içerisinde.
Herkes böyle bir düşünüyor acaba çok mu garip oluyoruz diye.
Ama aslında baktığımızda bu gariplik...
Filmin kalbinde yer ediyor.
Çünkü içtenlik, samimiyet ve biraz o tuhaflık tam yılbaşı ruhu demek.
Elf aslında bize bir şeyi hatırlatıyor.
Ne kadar farklı hissedersen hisset, o farklılık birilerini mutlaka güldürecek bir yerde.
Bazen hayatın bize verdiği en büyük hediye sadece kendimiz olabilmekti.
Belgesel boyunca ben şunu fark ettim.
Yılbaşı filmleri hepimizin içinde bıraktığı his yalnızca hikayelerden değil, Onların bize dokunduğu duygulardan da geliyor.
Çocukken yılbaşı sabahlarını hatırlıyor musunuz?
Evin içi ışıl ışıl, belki mutfakta böyle bir tarçın kokusu geliyor, belki pencereden kar düşüyor.
Ve o küçük heyecan ne olacak, hangi sürpriz beni bekliyor gibi şeyler doğuruyordu içinize.
Ben hatırlıyorum çocukken...
Yılbaşında mutlaka kar yağıyordu.
Tabii benim olduğum şehirde bunun bir etkeniydi.
Erzurum'da yaşıyordum o zaman.
Biz Aralık dediğinde kar yağıyordu ve biz bütün o yeni yıl şeyini o karla birlikte yaşıyorduk.
İşte aslında bu heyecan filmler aracılığıyla bize geri geliyor.
Yani bir fincan sıcak çay içtiğinde izlediğiniz karlar düşerken o his hala bir yerde içinizi ısıtıyor.
İşte belgesel bunu bize sahne sahne anlatıyor aslında.
Kocaman bir evin aslında komple set olması, kar makinesinin saatlerce çalışması, oyuncuların gülmekten sahneyi çekememesi.
Biz sadece film izliyoruz ama arka planda bu sıcaklığı yaratan insanlar var.
Ben belgeselde en çok ilgimi çeken kısmını düşündüğümde filmleri yapan insanların hikayelerini...
Dikkatimi çekti. Mesela evde tek başına ekip başrol çocukla çalışırken çok zorlanmış.
Yani o küçük Kevin'in sahneleri bazen saatler süren tekrarlarla çekilmiş.
Ama herkes fark etmiş ki işte o çocuğun enerjisi aslında filmi unutulmaz kılan en büyük etkenlerden biriymiş.
Mesela Elf'in setinde ise oyuncular gülmekten sahneyi çekememişler.
Birçok sahne hatalar ve anlık aksiliklerle dolu.
Ama işte o hatalar aslında filmin ruhunu...
Böyle bir sıcaklık katmış.
Ve ben onu izlerken şunu düşündüm.
Bazen hayatın hataları, eksikleri hatta aksilikleri tam da bizi büyüten şeyler.
Mükemmel olmaya gerek yok ki.
Önemli olan bir şeyleri başlatabilmek ve yol boyunca gülümseyebilmek de.
Aslında belgesel bir noktada şunu da söylüyor bize.
Yılbaşı filmleri sadece eğlenceli değil.
Onlar aynı zamanda bize birer duygu da geri getiriyor.
Güvende hissetmek.
Sıcaklık hissetmek, böyle bir eve, bir aileye, bir çocuğa dokunmak.
İşte bu filmler çocukken hissettiğimiz dünya güzel olabilir hissini aslında hepimize yeniden hatırlatıyor.
Ve fark ettim ki biz her izlediğimizde aslında biraz da kendi çocukluğumuza sarılıyoruz.
Ben belgesel bittikten sonra şunu düşündüm.
Bizim hayatımızın bir belgeseli çekilse kimse...
Bilmediğimiz küçük sahneleri görürdü belki de.
Yalnız kaldığımız ama kendimizi güldürdüğümüz anlar.
İşte hata yaptığımız ama öğrendiğimiz küçük dersler.
Sevdiklerimizle sessizce böyle paylaştığımız kahkahaları görürlerdi belki de.
Ve işte filmler de aslında bize bunu hatırlatıyor.
Her yılbaşı kendi hikayemizi yeniden yazmamıza, yeniden yapmamıza izin veriyor.
Evde Tek Başına ve Elf.
Aslında tüm yılbaşı klasikleri biz sadece onları izlemiyoruz.
Onlar içimizdeki aslında çocuğu uyandırıyor.
Bize şunu hatırlatıyorlar. İçindeki ışık hala yanıyor, hala merak ediyorsun, hala umut ediyorsun.
Ve belki de yılbaşı ruhu tam da budur.
Büyümüş olabiliriz ama içimizdeki çocuk hala masum, hala meraklı, hala gülümseyebiliyor.
Bugün bu bölümde böyle biraz film, biraz nostalji, hatta biraz da belgesel.
Ama en çok da sıcaklık ve umut vardı bence.
Yılbaşında izlediğimiz filmler ne olursa olsun.
Önemli olan aslında onların bize hissettirdiği duygular.
Çocukluğuna dönmek, gülmek, umut etmek ve biraz da aslında kendine sarılmak.
Aslında bahsettiğim belgesel tam da bize bunu anlatıyor.
Hayat tıpkı bir film gibi.
Kaçırdığımız detayları, gülümsemeleri, mucizeleri arka planda bıraktığımız sıcaklıkları fark etmek için.
Yeni yıla girerken siz de bir film açın.
Ama onu sadece izlemeyin.
İzlerken hissedeceğiniz her an yılbaşının büyüsü olsun.
Ve unutmayın siz de aslında kendi hikayenizi yazıyorsunuz.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
