
Bazı sesler sadece kulağımıza değil, kalbimize dokunur. Plaklar da öyle... Her çıtırtısında bir anı, her dönüşünde bir his saklıdır. Bu bölümde, plakların sadece müzik değil; zaman, duygu ve hatıra taşıyan nesneler olduğunu birlikte hatırlıyoruz. Eski bir şarkının kokusunu, bir albüm kapağının dokusunu, bir not kâğıdında saklı kalmış sevgiyi konuşuyoruz. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhabalar.
Şöyle Bir Şey yaptım. Podcast kanalıma hepiniz hoş geldiniz.
Ben Esila. Bugün biraz daha önceki podcastlerden farklı bir konu konuşacağız aslında.
Benim de çok sevdiğim şey olan plaklardan ve pick-up'lardan biraz böyle nostalji konuşacağız aslında.
Plak deyince aklına ne geliyor?
Bir hışırtı sesi mi yoksa siyaha çalan spiral bir yüzey mi?
Yoksa bir zaman makinesi mi?
Çünkü aslında plaklar dönmeye başladığı zaman da Dönmeye başlıyor ve çoğu zaman bir şarkıdan fazlasıdır duyduğumuz şey.
Bir duygu döner, bir anı, bir mevsim, belki de bir bakış.
Belki de artık olmayan bir insanın sesi döner orada.
Bazen yalnızca o şarkı kalsın istersin diye her şey sessiz olsun.
Plak dinlemek düğmeye basmak gibi değil.
Önce dikkatle çıkartıyorsunuz o zarfından.
Tozu üflenmeden fırçayla alınıp bir kaba yerleştiriliyor.
Daha sonra iğnesi hassasiyetle indiriliyor.
Ve sonra bekliyorsunuz.
Müziğin başlaması bile bir tören gibi.
Bir sabır meselesi.
O iğne yavaşça iniyor.
Önce yavaş bir cızırtı başlıyor.
Sonra da muhteşem bir ses.
Belki de bu yüzden plak dinleyen insanlar biraz daha dikkatli, biraz daha ritüele düşkün insanlardır.
Kahvesini aceleyle içmez.
Yazılarını hızlıca bitirmez.
Biriyle konuşurken sürekli saate bakmaz.
Çünkü bilir ki her iyi şey gibi plak da yavaş yavaş güzelleşir.
Bir plak ikinci e ise içinde başkasının hikayesi vardır.
O yüzden ben ikinci e plakları çok severim.
İstanbul'da Balat'a gidip Balat sokaklarında eski 45'lik plakları saatlerce karıştırıp içinden en sevdiğim müzisyenlerin şarkılarını bulmak bir terapi gibidir
benim için. Aslında plaklar fiziksel oldukları için duyguyu da somutlaştırıyor.
Dijital bir şarkıyı silebilirsin ama bir plağa atamazsın.
Kırılmadıkça kıramazsın.
Çünkü bilirsin ki o plakta yalnızca ses yoktur.
Bir dönem, bir insan aslında bir hisle saklıdır.
Bugün her şeye baktığımızda dijital.
Her şey çok kolay.
Ama kolaylık her zaman anlam getirmez.
Yani dijital bir müzik bizi hızlandırdı.
Şarkı değiştir, liste oluştur, sırayı al, reklamsız dinle.
Ama bu hız dinleme iyi değil.
Geçmeyi öğretti hepimize.
Plakta ise bir yüzü çevirmek bile aslında baktığınızda bir eylem.
A yüzeyi bitti mi?
Kalkıp o plağın iğnesini kaldırıp tekrar plağı ters çevirip tekrar iğneyi indirip aslında yeni bir şarkıyı başlatmak ve bu şarkılarla aktif
bir ilişki kurmak demek. Bir şeyin devamı için senin de emek vermen gerekiyor.
Tıpkı bir ilişki gibi düşün.
Ona bir şeyler katmadığında sadece tükettiğinde bir süre sonra anlamı kalmıyor o ilişkinin.
Birçok insan babasının plak koleksiyonuyla büyüyor.
İşte bir köşede duran pick-up, üst üste dizili büyük kapaklar, kapağını açmaya korktuğun albümler.
Bu evlerde müzik sessiz çalınırdı ama duyulurdu.
Yıllar sonra bir plakta aynı albümü görüp kapağını açtığında buram buram gelen o tanıdık koku bir babayı hatırlatabilir bir çocuğa ya da çocukken dans ettiğin bir geceyi.
Plaklar nesiller arası köprü kurar ve bazen kaybettiklerimizle tek temas noktamız oluverir.
Ben ilk plağımı kendim çalışarak almıştım.
Pikabımı da plağımı da ve odamın baş köşesinde bir pikap sehpasının üstünde pikabım durur.
Altında da böyle zaman buldukça, balata gittikçe, gezdikçe buldum.
Plaklarım sıralıdır ya da tanıdıklarımın hediye ettiği, annemin bana...
hediye aldığı plaklarım vardır.
Bunların en güzelleri her zaman işte sahafçılarda ya da plakçılarda olur.
Ve bazı insanlar ikinciye kitapçılardan plak toplarlar.
Sahaflardan çıkan bir Nina Simone plağı yalnızca bir müzik değildir.
Orada baktığınızda bir göç vardır belki de.
Bir ayrılık mektubu, bir yarım kalmış aşk.
Safların tozlu raflarında bir zamanlar birinin çok sevdiği ama sonradan bırakmak zorunda kaldığı şeyleri buluruz.
Aslında plaklar da öyledir.
Ben bir mezata gittiğimde oradan bir plak almıştım ve plağın kapağında yazıyordu.
Babasından kızına işte tarih yazılmış.
Mesela ben o plağı alıp getirip o koleksiyonumun arasına koymak o benim için mesela çok güzel bir şeydi.
Çünkü çıkardığımda bir babanın bir kızına aldı.
Belki de o plaktaki şarkıyla anlatmak istediği bir şeyler vardı.
Peki neden hala plak dinliyoruz?
Nostalji mi? Yavaşlık mı?
Sahicilik mi? Hepsi olabilir.
Ama belki de gerçek nedeni şu.
Plaklar sesin ruhunu kaybetmediği tek formdur.
Orada sesin yapay filtresi yok.
Biraz tıs, biraz cızırtı ama bolca da duygu var.
Tıpkı hayat gibi. Tertemiz değil ama gerçek.
Bazen şöyle bir hayal kuruyorum.
Bir günümüzü plak gibi yaşasak, yavaş başlasak, her yüzeyde ayrı bir hikaye olsa, biriyle sessizce oturup sadece dinlesek ve sonra tekrar baştan başlasak.
Çünkü bazı şeyler sadece tekrarlandığında değil, tekrar hissedildiğinde de anlamlıdır.
Bir plak dinlemeye başladığında biz de dönmeye başlıyoruz belki de.
Zamana, duygulara, kayıplara ama en çok da kendimize.
İşte böyle bir plak bazen yalnızca müzik değildir.
Bazen bir hatırlayıştır, bazen bir dua gibidir ve bazen de sadece buradayım deme şeklidir.
Plak dönmeye devam ettikçe biz de anılarımızı döndürmeye devam edeceğiz.
Sesin görüntüyle buluştuğu yer işte onlar plak kapakları.
Bir plağın sadece içindeki ses değil aslında dışındaki kapağı da çok şey anlatır.
Plak kapakları müziğin görsel hafızasıdır bir yerde.
Barış Manço'nun mesela sıcacık bir tebessümü ya da Ajda Pekka'nın yetmişler cazibesi.
Her biri bir dönemi.
Resmediyor. Kapakları çevirip iç sayfalarına baktığında şarkı sözleri el yazısıyla yazılmış gibi.
Şarkıcı bir mektup yazmış gibi hissettiriyor.
Bugün albüm kapaklarına sadece küçük dijital karelerden bakıyoruz.
Ama eskiden bir plan kapağı odaya giren ilk şeydi.
Rafın en üstünde sergilenen bir tablo gibiydi.
Mesela ben yeni nesil sanatçıların plaklarını da almayı çok seviyorum.
Evet onları bir kulaklıkla dinlemek çok ayrı bir şey ama cızırtılı bir şekilde plaktan dinlemek de çok farklı bir duygu ve çok farklı bir hissiyat.
Ve her koleksiyoncunun hayatında unutmadığı iki plak vardır.
Biri ilk aldığı plaktır ve bir daha asla dinleyemediği plak.
İlki heyecan doludur baktığınızda.
Biraz bilinmez, biraz umut, biraz da artık ben bu dünyadanım hissi.
İkincisi ise kırılmış olabilir ya da artık duymaya dayanamadığı bir sesi taşıyordur.
Belki de onu birlikte dinlediği kişi gitmiştir.
Belki de sen başka bir sen olmuşsundur.
Ama ne olursa olsun o plan varlığı seni değiştirir.
Benim de böyle bir plan var mesela.
Bir planımdaki bir şarkı var.
Çok saydığım bir şarkı.
Ama kaybettiğim biriyle bütünleştirdiğim için o şarkıyı dinleyemiyorum artık.
Böylece plaklar sadece şarkılar değil de aslında dönüşümleri de taşıyor hayatımızda.
Plak dinlemek aslında hızlı tüketimi kabul etmiyor bir yerde.
Sesi açmazsın bir anda, şarkıyı da atlayamazsın.
Dinlediğin kadar geri saramazsın da.
Bunlar çok basit engeller gibi görünse de aslında plak bize şunu öğretiyor.
Her şey zamanında güzeldir.
Bir şeyin anlam kazanması için beklemeye, sabretmeye, bazen de müdahale etmemeye ihtiyacımız var.
Bu hayattaki ilişkilerimiz için de geçerli.
Sevgi de böyle, dostluk da böyle.
Bir şeyi hemen çözmek değil de onu alan tanımak gerek bazen.
Plaklar gibi yani. Bazı insanlar plağı romantize ettiğimizi düşünüyor.
Ne farkı var ki diyor.
Ama gerçekten kulak verdiğinde farkı anlıyor insan.
Plak sesinde içinde hava vardır.
Mesafe vardır. Şarkıcının mikrofona uzaklığı hissedilir mesela.
Davulun içindeki odanın yankısı duyulur.
Her şey olduğu gibi geldiği bir sestir o.
Rötüsüz, cilasız, gerçek.
Bu yüzden bazı insanlar hala analoğa dönüşten bahseder.
Çünkü mükemmel olmaktan sıkıldık biz.
Gerçek olmaya hasret kaldık.
Kapanışa gelirken bir davetim var.
Bugün değilse bile bir gün yalnızca bir plak dinle.
Bir albümü baştan sona.
Hiç bölmeden, hiç atlamadan.
Telefonunu sessiz al.
Başka bir şey yapma. Sadece dinle.
Ve gözlerini kapat.
Belki çocukluğunu göreceksin.
Belki yıllar önce yazılmış bir mektubu hatırlayacaksın.
Belki o günkü senle bugünkü sen arasında bir köprü kuracaksın.
Çünkü bir plak dönmeye başladığında sadece müzik başlamaz.
Hafıza döner, kalp döner, içimizde bir şey uyanır.
Son olarak plaklar evet belki eskiler ama bazı duygular bence eski kalmalı zaten.
Çünkü yenilendiğinde anlama eksiliyor.
Plaklar kaybettiğimiz yavaşlığı, kaybettiğimiz dikkatli dinlemeyi, kaybettiğimiz sabırı temsil ediyor.
Ve belki bu yüzden onları bu kadar seviyoruz.
Bir plak dönmeye başladığında sadece şarkılar değil, Biz de yavaşça dönüyoruz kendimize.
Ve belki de sadece bu yüzden hala dinlemeye devam ediyoruz plakları.
Beni dinlediğiniz için hepinize çok teşekkür ediyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
