
Transkript
Öncelikle herkese merhabalar.
Podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Esila ve sizinle bugün anda kalmakla alakalı konuşacağız.
Hani her zaman olduğumuz anın tadını çıkaramıyoruz.
Ve bazen işte bunları kayıt altına alırken ya da işte bir şekilde o anı kaçırdığımız zamanlar oluyor.
Biraz bugün bunlardan konuşalım istiyorum.
Kalmak belki de hepimizin her zaman duyduğumuz ama çoğu zaman da anlamını içselleştiremediğimiz bir söz.
Oysa düşündüğümüzde aslında geçmiş dediğimiz şey çoktan olup gitmiş.
Gelecekse aslında belli olmayan ne olup ne biteceği bir şeyi de yok.
Garantisi de olmayan bir şey.
Ama şu an... Aslında elimizdeki tek gerçeklik baktığımızda, içinde bulunduğumuz anı kaçırdığımız zaman aslında hayatı da kaçırıyoruz bir yerde.
Çünkü hayat dediğimiz şey saniyelerin birbirine eklenmesiyle oluşan bir akış değil mi yani baktığımızda da?
O yüzden anda kalmak demek tam da şu saniyede, olmaya gönüllü olmak demekle aynı şey aslında.
Zihnimizin bizi geçmişe ya da geleceğe sürüklemesine izin vermeden sadece...
Burada ve şu anı yaşamak.
Şu anda olmayı seçmek demek.
Anda kalmak. Belki kolay değil.
Belki alışkanlıklarımız, hızla akan dünya hepimizi başka yönlere çekiyor.
Evet. Ama bazen de durmak gerek.
Yani bir duralım.
Yani çünkü hayat o kadar hızlı ilerliyor ki.
O yüzden böyle bazen bir durmak gerek.
Bir derin nefes alıp.
Sadece bakmak yani.
Hayatta sadece şöyle bazen durup bakmak gerekiyor.
O anı duymak hatta bazen de hissetmek gerekiyor.
Çünkü hayat biz farkında olmadan geçip giden bir sahnedeyiz.
Hayat tam şu an burada yaşadıklarımız.
Ve belki de en çok bu yüzden anda kalmak bir lüks değil aslında bizim için.
Bir ihtiyaç. Çünkü insan ne geçmişte çözülememiş meselenin içinde debelenerek bir yere varabiliyor, ne de henüz yaşanmamış ihtimallerin içinde kaybolarak bir huzur bulabiliyor.
Tamamen aslında geçmişe müdahil olamıyoruz, müdahale edemiyoruz.
Ama geleceği de şu an bir ihtimaller doğrultusunda olduğu için orada elimizden bir şey gelmiyor baktığımızda.
Ve huzur yalnızca şimdi de saklı baktığımızda.
huzurunu, tadını çıkarmak kendi elimizle.
Aslında baktığımızda şu anı ne kadar istediğimiz gibi yaşarsak aslında geleceğimizi de o kadar şey yaparız, şekillendiririz.
Geçmişte aldığımız derslerle bugünün tadını çıkarırken bugünün tadını çıkarırken de yarın nasıl gün yani geleceğimizi de ona göre bir yerde şekillendiririz baktığımızda.
Yani şu anın içinde yargısızca kabul ettiğimiz her şeyde iç sesimizin sustuğu, beklentilerin eridiği, zamanın yavaşladığı o kısa ama derin anlarda işte o anlar
şu an yaşadığımız anlar.
Yani düşünsenize bir ağacın gölgesinde oturup rüzgarın yapraklarda çıkardığı sesi dinleyebildiğimizde ya da bir yabancının hayatında ne
kadar gerçek ve yeterli olduğunu görebiliriz ki.
Yani o anlarda geçmiş affedilir, gelecek endişesi silinir ve sadece varoluş, o an yani yaşadığımız an bakalarız baktığımızda.
Yani işte tam burada da kendimizi yeniden hatırlarız aslında baktığımızda.
Koşmadan, telaşlanmadan, bir şeyler olmalıyım demeden sadece olduğumuz gibi baktığımızda.
Eksik ya da tamam.
Kırık ya da dökük ya da kırık ya da sağlam.
Anda kalmak işte hayatta sadece tanık olmak değil baktığımızda.
Onunla bir bütün haline gelmek de gerekir.
Yani o anı dolu dolu, o anın gerçekten içinde olarak yaşamaktır anda kalmak dediğimiz şey.
Yani bir baktığımızda bir şarkının tam ortasında durmak gibi anda kalmak.
Bu ne başını düşünürsün bir şarkının orada ne de sonunu sadece melodinin içinde kaybolup gidersin.
Ve insan belki de işte o anlarda gerçekten yaşar ve gerçekten hisseder, gerçekten var olur.
O yüzden anda kalmak bence oturup düşünmemiz lazım bazen.
O anı gerçekten yaşayabiliyor muyuz?
Çünkü en basitinden düşündüğümüzde biz bir işte konsere gittiğimizde hepimizin sevdiği, dinlediği sanatçılar var.
Hepimiz o konserlere gittiğimizde ellerimizle telefonlarımızı alırız.
En sevdiğimiz şarkıları kaydetmeye başlıyoruz.
Aslında bu şöyle bir şey.
Biz zaten bunu evde kendimiz işte telefonlarımızdan dinleyerek yapıyoruz.
Ama o ana...
Biz o konserde video çekerken aslında anı yaşamıyoruz.
Biz o anı kaybediyoruz bir yerde.
O yüzden bunu ben kendim de çok yapıyorum, yapmıyorum değil.
Ama bence aslında durup o anı dolu dolu yaşamak lazım.
Bunu günlük yaşantımızda da yapıyoruz.
İşte biz bir anımızı fotoğraflayalım, bir anımızı işte videoya alalım falan dediğimiz noktada aslında o an...
Bence büyüsünü kaybediyor.
Mesela ben şöyle buluşmaları çok severim.
Telefonu elime alamadığım buluşmalarımı çok severim en çok.
Arkadaşlarımla bir araya geldiğimde işte evden %90 şarja çıkarım.
Arkadaşlarımın yanında dönerken %85 şarja dönerim.
İşte o gerçek bir şeydir benim için.
Bir buluşmadır. Çünkü demek ki ben o anlarda...
Hiç telefonu elime almak aklıma gelmemiş.
Çünkü ben o anda kalabilmişim.
O an o arkadaşımın derdini dinleyebilmişim.
Ya da o an o arkadaşım benim derdimi dinlemiş.
Mutluluğumu, sevincimi, hüznümü bir şekilde paylaşmışım.
Ve gerçekten benim o anlarım dolu dolu geçmiş.
İşte bu yüzden anda kalmak dediğim şey o kadar önemli bir şey ki.
O yüzden bence hepimiz yaşadığımız anların kıymetini bilerek yaşamamız lazım.
Çünkü zaman o kadar hızlı akıp giden bir şey ki.
Yani dönüp baktığında işte 10 dakika öncesi de senin için geçmiş.
Bir sene önceki şey de senin için geçmiş.
Anılar. İşte diyelim 10 sene öncekiler de geçmiş.
Ama şu an yaşadığın an senin için an.
O yüzden anı ne kadar iyi değerlendirirse senin için...
Geçmişten aldığın dersler o kadar kıymetli.
Geleceğe de o kadar donanımlı ve iyi bir halinde gidersin.
O yüzden anda kalıp anının tadını çıkarmaya bakın.
Çünkü Cemal Süreyya'nın da dediği gibi hayat kısa kuşlar uçuyor.
O yüzden anınızın kıymetini bilin.
Ve hepiniz kendinize çok iyi bakın.
Sevdiklerinize güzel günler diliyorum.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
