
20’li yaşlar… Hem kendimize en yakın, hem de en uzak olduğumuz zamanlar. Bu bölümde; aile baskısından yalnızlık hissine, kariyer belirsizliğinden ilişkilerdeki çelişkilere kadar bu döneme dair tüm karmaşayı birlikte konuşuyoruz. “Gerçekten ben mi seçiyorum hayatımı, yoksa başkalarının seçtiklerini mi yaşıyorum?” sorusunun izini sürüyoruz. Eğer sen de zaman zaman kendine yabancılaştığını hissediyorsan, bu bölüm belki de kendi sesini yeniden duyabilmen için bir durak olur.
Transkript
Herkese merhabalar.
Şöyle Bir Şey adlı podcast kanalıma hepiniz hoş geldiniz.
Bilmeyenler için ben Esila.
Bugün biraz kalbimizin içinden konuşacağız.
Eğer şu an 20'li yaşlarındaysan ya da o yılları çoktan geride bıraktıysan bilirsin o yaşları insanın hem kendine en yakın hem de en uzak olduğu zamanlardır.
İşte bugün tam da oradan konuşalım istiyorum.
Yani 20'li yaşlarımızdan.
Kimi için üniversite yılları, kimisi için...
İşe başlamanın telaşı.
Birilerinin evlendiği, diğerinin yalnızlığı seçtiği yaşlar.
Kimileri için de düzeni kurduğu, bazıları için ise düzenini yıktığı bir dönem.
Ama galiba herkes için aynı şey geçerli.
Yani 20'li yaşlar insanın en çok kendini aradığı ama en çok da başkalarının sesiyle karşılaştığı yaşlar.
Hani bazen böyle etrafımızda herkesin bizden bir beklentisi olur ya.
Artık ciddi bir işe gir, maaşını düzenle al.
Evlenmeye niyetin yok mu?
Bak Ayşe'nin çocuğu oldu sen hala geziyorsun.
Bu cümleler böyle yavaş yavaş değil.
Tam terzi bir anda üstümüze çöktü.
Ve biz kendimize şunu sormaya başladık.
Ben gerçekten ne istiyorum?
Bu hayatı ben mi seçiyorum yoksa birileri seçti diye mi yaşıyorum?
İşte 20'li yaşlarda bir ev kurmak, aile hayatına başlamak bazen büyük bir cesaret bazen de kocaman bir bilinmezlik baktığımızda.
Oysa biz daha kendi duygularımıza ev olamamışken başka biriyle bir hayatı nasıl kuracağız?
Bazen evlilik birlikte büyümek anlamına da geliyor.
Bazen de kendini tanımadan sırf yaş geldi diye atılan bir imza.
Zamanla şunu fark ediyoruz.
Evlenmek sadece bir hayat paylaşmak değil.
Aynı zamanda kendine olan ilişkinin de ne kadar derin olduğunu da gösteriyor.
Aile. Kimi zaman sıcacık bir limanken kimi zaman beklentilerin soğuk duvarına dönüşüyor.
20'li yaşlarda en çok şu ikilemde kalıyoruz.
Hem özgür olmak istiyoruz hem de onay görmek istiyoruz.
Hem uzaklaşmak istiyoruz hem aranmak, sorulmak istiyoruz.
Ve belki de en çok bu yüzden yoruluyoruz bu süreçte.
Çünkü bir yanımız hala çocukken diğer yanımız ise artık büyüdüm baskısının altında ezilmeye başlıyor.
Bir de iş meselesi var tabii.
Hayatımıza yön verecek, kimliğimizi şekillendirecek o ilk işler.
Kimi zaman hayalini kurduğumuz mesleklerde, kimi zaman da hiç istemediğimiz masalarda buluyoruz kendimizi.
Ben kendi hayatıma dönüp baktığımda ilk işim kendi mesleğimle alakalı bir firmaya girip orada çalışmaya başlamaktı ve benim bu sürecim bir hafta sürdü.
Sorarsanız bir haftada ne yaptın?
Tuvalet temizledim, bulaşık yıkadım.
Ben bir peyzaj mimarı olarak girdiğim işte temizlik işleri yaptım ve bir haftanın sonunda neyimsiz olduğum sonucuna varılarak İşten çıkarıldım.
Bulaşık yıkatarak ve tuvalet temizleterek nasıl bir deneyim algısı olduğunu çözemesem de ilk işim hüsranla ve bir ton hayal kırıklığıyla bitmişti.
İşte o noktada şu cümleyi kurduğumu hatırlıyorum.
Ben bu muyum gerçekten? Çünkü toplumun çizdiği başarı tanımıyla bizim hayal ettiğimiz böyle mutluluk arasında kocaman bir uçurum olabiliyor ve o uçurumun çoğu zaman Sabah 9 akşam 6 arası
fark edebiliyoruz.
Ama şunu bilmenizi istiyorum.
20'li yaşlar bir yarış değil.
İlk evlenen kazanmıyor.
İlk maaşlı işe giren hayatta en doğruyu bulmuş sayılmıyor.
Hayat bir sırayla gitmek zorunda da değil.
Bazen herkes ev kurarken sen kendini de kurabilirsin.
Bazen herkes oturmuş bir düzen derken sen bir anda değişmeyi de seçebilirsin.
Ve bu seni eksik yapmaz.
Bu sadece senin yolun olur.
Eğer bu podcastı dinlerken ben de böyle hissediyorum dediysen yalnız değilsin.
Çünkü herkesin bir iç çatışması var.
Ama çoğumuz susuyoruz.
İşte sen kalkıp duygularına kulak vermenin belki de zamanı geldi de geçiyor bile.
Hayat planlanacak bir şey değil, hissedilecek bir şey baktığımızda.
O yüzden belki de önce ne olmam gerek değil de ne hissetmek istiyorum sorusunu sormamız lazım kendimize.
Kendimizi bulduğumuz ama kendimizi kaybetmekten de korkmadığımız bir yolculuk olsun bu.
Ve şunu unutma, kimse gerçekten ne yaptığını tam olarak bilmiyor.
Ama hepimiz bir şekilde bunu çıktığımız yolda öğreniyoruz.
Peki ya kaygılarımız?
20'li yaşların bence en sadık arkadaşı kaygılar.
Gece yastığa başını koyduğunda ansızın aklına düşen düşünceler var mesela.
Acaba doğru yolda mıyım?
Ben bu mesleği yıllarca yapabilir miyim?
Ya evlenip mutsuz olursam?
Ailem beni ne olarak görüyor?
Ailem benden ne bekliyor?
Peki ya ben kendimden ne bekliyorum?
İşte tüm bu sorular bir çığ gibi üstüne gelirken herkes senden bir de sakin olmanı, mantıklı kararlar vermeni, geleceğini planlamanı bekliyor.
Ama kimse sana şunu sormuyor.
İyi misin gerçekten? Belki bir gün sabah işe gitmek üzere hazırlanırken aynaya bakıp yabancılaşmaya başladın kendine.
Bu muydu istediğim hayat dedin.
Ama sonra çantanı alıp yine çıktın evden.
Çünkü hayat devam ediyor.
İşte 20'li yaşlar bazen tam olarak da bu.
İç sesini susturup dış dünyanın temposunu ayak uydurmaya çalıştığın bir mücadele.
Bunların beraberinde bir de yalnızlık konusu var.
Çoğu kişi bu yaşlarda ilk kez gerçekten yalnız kalmayı öğreniyor.
Evinden uzaklaşıyorsun.
Çocukluk arkadaşlarınla bağların gevşiyor.
Ailenden uzaklaştıkça kendi sorumluluklarıyla da tanışıyorsun.
Bir faturayı ilk kez sen ödüyorsun mesela ya da dolabındaki yemeğin bitmesinin sadece senin sorumluluğunda olduğunu fark ediveriyorsun birden.
Ve bu yalnızlık bazen güçlü hissettirirken bazen de seni korkutmaya başlıyor.
Ama şunu unutma yalnız kalmak yalnız olmak demek değil ve bazen yalnızlık kendinle tanışmanın en iyi yolu.
Toplumun dayattığı kalıplar da tabi bunların cabası.
Yani bir yaştan sonra herkes sana bir şeyler dayatmaya başlıyor ve işte evlen artık bak çocuk.
için yaşın geçti.
İşte sabit bir işin olsun hayaller karın doyurmuyor.
Ve sen tüm bu cümlelerin arasında kendi sesini bulmaya çalışıyorsun.
Oysa kimseye açıklama yapmak zorunda değilsin ki.
Yani herkesin hayatı kendine özgü bir yolculuk.
Senin yolun biraz daha virajcı, biraz daha yavaş olabilir.
Ama bu onun yanlış olduğu anlamına gelmez ki.
Benim şunu fark etmem uzun sürdü.
Hayatta bazı şeyler zamanında değil de sana hazır olduğunda olur.
İstediğin işe girmek, evlenmek, çocuk sahibi olmak ya da belki de hiç evlenmemek.
Bunlar başkalarının saatine göre yaşanmaz.
Senin ruh saatine göre şekillenirler bunlar.
Yani işte 20'li yaşta bazen fazla gürültülü oluyor ve herkes konuşuyor, herkes tavsiye veriyor ve herkes yön gösteriyor.
Ama en kıymetlisi kendi iç sesimize kulak vermek.
Çünkü bir gün herkes susar, herkes gider ve geriye sadece sen kalırsın.
Peki için rahat mı?
Yürüdüğün yolda ayak izlerin senin mi?
Dönüp baktığında işte en önemli olan noktalar bunlar.
Bugün bu bölümde sana şunu söylemek istiyorum.
Kendini zaman tanı.
Her şeyi çözmek, her şeyi bilmek zorunda değilsin.
20'li yaşlar deneme yanılma yaşlarıdır.
Bazen düşersin, bazen de yönünü kaybedersin.
Ama işte o kaybolmuş hissi senin sonunda kendine götürür.
Bir gün dönüp bu yıllara baktığında belki de ne saçmalamışım diyeceksin.
Belki de iyi ki de öyle yapmışım.
Ama her iki durumda da yaşadıklarının seni sen yapan şeyler olacak.
Kapanışı da şöyle yapmak istiyorum.
Hayatın senden beklentilerini değil de senin hayattan beklentilerini önemsemen lazım.
Evlenmek istiyorsan kalpten sevdiğin biriyle evlenebilirsin.
İş seçerken sadece maaşa değil de ruhunun huzuruna da bakabilirsin.
Bu bazen zor olabiliyor.
Çünkü işte günümüz şartlarında evet maaş da önemli.
Ama aldığın maaşla birlikte o iş yerinde mutlu ve huzurlu değilsen o para da bir yerden sonra seni rahatsız etmeye başlıyor.
İşte mesela aile olmak istiyorsan da önce kendinle barışman lazım.
Ve her şeyden önce kendini sevmeyi, kendine de iyi bakmayı unutmaman gerekiyor.
Çünkü 20'li yaşların en büyük başarısı ev, iş ya da ünvan değil.
Kendi kendinle kurduğun ilişkidir.
Beni dinlediğin için teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakal ve kendine çok iyi bak.
20'li yaşların bir daha asla geri gelmeyecek.
O yüzden gönlünce yaşamaya bak.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
