
Hepinize selamlar, ben Yağmur Arat. ''Sırt Çantamdaki Hikayeler'' podcasti ile karşınızdayım. Bu bölümde bu podcast serisinin içeriğinden ve kendi yolculuk hikayemden bahsettim. Umarım beğenirsiniz, bölüm ile ilgili yorumlarınızı instagram hesabıma yazabilirsiniz. https://www.instagram.com/yagmur_aratt/
Transkript
Hepinize selamlar.
Sırt Çantamdaki Hikayeler podcastine hoş geldiniz.
Beni tanımayanlar için kendimi tanıtayım.
Ben Yağmur Arat.
2016 yılından beri tam zamanlı seyahat ediyorum.
Aslında yollarda yaşıyorum diyebilirim.
Öncelikle size bu podcast serisine neden başladığımdan bahsedeceğim.
Ardından bu bölüm için düşündüğüm bir hikayeye, kendi yolculuk hikayeme götüreceğim sizi.
Ben yıllar içinde seyahatlerim boyunca onlarca ülke gezdim ve hepsinde de bambaşka hikayeler biriktirdim.
Kimi zaman kendime yaptığım yolculuklar oldu bunlar, kimi zaman da insanlara, mekanlara, kültürlere yaptığım yolculuklar oldu.
Ve bunları sizlerle bir podcast serisinde paylaşmak istedim.
Aslında seyahate başladıktan birkaç yıl sonra YouTube kanalımda seyahatlerimi paylaşmaya başlamıştım.
Ama YouTube'un konseptiyle podcast'ın konsepti bence biraz farklı.
Ve benim burada size anlatacağım hikayeler de podcast konseptine daha çok uyuyor.
Sizi bazı bölümlerde Filipinler'deki bir balıkçı kasabasına götüreceğim.
Bazı bölümlerde Güney Amerika'da yaşadığım ilginç deneyimlere götüreceğim.
Bazı bölümlerde ise Japonya'da tanıştığım bir aileye götüreceğim.
Benim için çok uzun bir süredir seyahat etmek, keşfetmek, deneyimlemek, insan ve mekan hikayeleri toplamak, yolun bana öğreteceklerini görmek demek aslında.
Ve tüm bunları hatta şu ana kadar paylaşmadığım birçok hikayeyi bu podcast serisinde paylaşacağım.
Şimdi benim yolculuk hikayeme gelecek olursak ben bu hikayeyi dört kısma ayırıyorum.
Birinci bölüm aslında klasik bir hikaye.
Ben Mimar Sinan Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümünden mezun oldum.
2010 girişliyim bu arada.
Bölümü çok bilmeden yazdım.
Yani bölümü çok sevdim diyemem ama üniversiteyi ve hocalarımı çok sevdim.
Özellikle kendim bulduğum yıllarda hayata bakış açımı çok değiştirdi okuduğum üniversite ve hocalarım.
Ve keyifli bir üniversite hayatı geçirdim.
Tabii o zamanlar üniversite hayatını daha çok yaşayabildiğimiz zamanlardı.
2014 yılında mezun oldum ve çok klasik bir planım vardı işte iş bulacağım.
İstanbul'daki hayatımı devam edeceğim ve böyle keyifli bir hayat yaşayacağım tarzında bir planım vardı.
Ama iş bulmadan önce böyle bir çılgınlık yapmak istiyordum.
Mezuniyet hediyesi vermek istedim aslında kendime.
Ve İnternrail adlı bir bilet olduğunu öğrendim.
Bu bilet... Avrupa'da özgürce gezebileceğiniz bir tren bileti.
Tabi bu biletin birçok çeşidi var ama ben bir aylık sınırsız gezebileceğim bir bilet aldım.
Ve sırt çantamı koluma taktım bir aylık seyahate başladım.
Gerçekten muhteşem bir yolculuktu benim için.
Kendimle ilgili çok şey keşfettim.
Seyahatle ilgili çok şey keşfettim.
Ve sanırım ilk defa plansız olmanın hazzını yaşadım.
Ben çok planlı bir insandım.
Öncesinde çok düzenli böyle olur ya öğrenciler tam olarak öyle birisiydim.
Ama plansızlığın özgürlüğünü keşfettim galiba bu seyahatte.
Gittiğim yeri beğenmediğimde sadece tren garına gidiyordum ve başka bir şehre gidiyordum.
Kimi zaman böyle kalacak yer bulamadığımda tren istasyonlarında uyuyordum.
Ve hani bu hiç benlik bir şey değildi ama bunlardan hepsinden çok büyük bir keyif aldım.
İşte bazı sorgulamalar yaşadım ben o seyahatte.
Ama böyle hayatımı değiştirecek kadar büyük bir sorgulama değildi.
Daha böyle bir başlangıç gibi bir şeydi benim için.
Sonra hayatımın ikinci parti başladı.
İstanbul'a döndüm.
3-4 ay iş aradım.
Sıkıcı bir iş hayatıma başlamış oldum.
İlk başladığım zamanlar sıkıcı değildi tabii ki de.
Çok büyük bir keyifle başlamıştım işe.
Çünkü 3-4 ay işsiz kalmıştım ve parasız kalmıştım.
Gerçekten tek istediğim bir iş bulup...
Böyle yeni şeyler öğrenmek, iş hayatında mutlu olmak, para kazanmak ve kazandığım bu parayı sevdiğim şeylere harcamaktı.
İlk işe başladım. Çok da tatlı bir ofis ortamım vardı aslında.
Ama sonra böyle 3-4 ay geçince her şey çok monotonlaştı.
Hep aynı şeyleri yapmaya başladım ve sıkılmaya başladım.
Yani her gün aynı saatte kapalı bir ofise geliyorum.
Aynı işleri yapıyorum. Aynı insanları görüyorum.
Hayatıma hiçbir şey katmadan böyle yaşıyorum.
Ve daha o zamanlar 24 yaşında falandım.
Ve şey dedim yani bütün hayatım böyle mi geçecek?
Sonra yaz geldi.
Yaz gelince çok keyifli bir dönem başladı benim için.
Çalışıyordum ama yazın enerjisi böyle çok güzel oluyor ya.
O yüzden iş hayatının monotonluğu beni çok rahatsız etmiyordu galiba.
Çünkü şöyle yapıyordum.
Mesela cuma günü çıkıyordum.
İşte kampa gidiyordum otostopla arkadaşlarımla ve pazar gecesi hatta pazartesi sabaha karşı dönüyordum.
Uykusuz bir şekilde işe gidiyordum ve o beni böyle bu hafta içinde tutuyordu yani sıkılmamam için.
Ama sonra yine ardından böyle derin ve hüzünlü bir kış geldi.
Bu sorgulamalar daha çok arttı bende ve hep şey hatırlıyordum yaptığım internet yolculuğunu hatırlıyordum.
Orada çok anı yaşıyordum, çok özgürdüm ama iş hayatında aşırı planlıydım.
Yani 20 yıl sonraki hayatım bile planlıydı ve bu beni gerçekten çok rahatsız ediyordu.
Ama ne yapabileceğimi bilmiyordum.
Nasıl istediğim hayatı yaşayacağım, yani istediğim hayatı nasıl yaşayacağım derken aslında nasıl para kazanacağım ve istediğim hayatı yaşayacağım sorgusu böyle çok beynim kemiriyordu.
Ve kendimi çok çaresiz, mutsuz hissediyordum.
Bu mutsuzluk gerçekten...
Her gün yani işe gittiğim her gün çok büyüyordu.
Ve ben bir gün sabah kalktım kendimi ağlarken buldum.
Bu ağlama aslında vücudumun tüm bu duyguları dışa vurmasıydı.
Ve ben o gün istifa ettim.
Sonra istifa sonrası süreç başladı.
Ben buna üçüncü bölüm diyorum.
İstifa ve savrulma gibi böyle kodlamışım kafamda.
İstifa ettiğim gün gerçekten çok mutluydum.
İşten çıkarken...
Zıplaya zıplaya çıkmıştım.
Ve kendime Kadıköy'de güzel bir kahve söyleyip böyle kitap okumuştum.
Haftayı içip bir gün Kadıköy'de oturmanın keyfini yaşamıştım gerçekten.
Çünkü böyle çalışırken şey hissediyordum.
Yani dışarıda hayat akıyor.
İnsanlar bir şeyler yapıyor.
Ama ben burada tutsak hissediyordum kendimi.
Bir süre böyle devam etti.
Ben kendime böyle bir hafta off verdim.
Sonra hani ne yapacağım diye düşünmeye başladım.
Çünkü bundan sonraki sürecin de zor olacağını biliyordum.
Galiba beni hayatta en zorlayan süreç buydu.
Bu ne istemediğimi bilip ne istediğimi bulma süreci.
Ve bence 20'li yaşların gerçekten özeti.
Tamam hani böyle bir işle çalışmak istemiyorum.
Ama ne yapmak istiyorum?
Yani seyahat etmek istediğimi biliyordum ama o zamanlar seyahat ederek para kazanabileceğim gibi bir şey yoktu.
Yani beynimde böyle bir kod yoktu.
E çalışırsın burada sonra seyahat edersin gibi kodlanmıştı bana.
Ve ben de o an böyle direkt çözüm odaklı yaklaştım konuya.
Evet paraya ihtiyacım var.
Böyle online işler buldum internetten.
Ama bunlar böyle makale yazarlığı, küçük çapta çeviriler gibi işlerdi.
Ve o zamanlar gerçekten o kadar az para veriyorlardı ki kelime başına.
Ama ben yine de oturduğum yerden çalışabiliyordum ve bu benim için önemliydi.
Böyle işlere başladım.
Küçücük paralar kazandım.
Biraz para kazanıp cebime atıp otostopla Türkiye'yi geziyordum ve kamp yapıyordum.
Türkiye'de otostopla gezmek çok keyifliydi.
Yani çok güzel insanlarla tanıştım.
Ve böyle ülkenin sosyolojik bir analizini de yapmış oldum bu sayede.
Kamp yapmak da beni çok özgürleştiriyordu.
Çadırım yanımda olduğu sürece hiç böyle nerede kalacağım, ne yapacağım gibi bir düşünmüyordum.
Yani her yer benimdi zaten.
Ben bir süre böyle gezdim.
Neyse ben bunları yaşarken bir yandan da ailemle sorunlar da yaşıyordum.
Ailem bana diyor ki kızım sen ne yapıyorsun yani?
Tamam hani mezun oldun ne güzel.
Çalışmıyorsun, geziyorsun, aylaklık yapıyorsun ve ne yapıyorsun yani diyorlardı.
Anlamamalarını çok anlıyorum aslında.
Çünkü çok anlaşılır bir hayat tarzı değildi onlar için.
Bir de ben de daha böyle bir arayıştaydım.
Ne yapmak istediğimi arıyordum.
Onlara ben şu an şöyle yapıyorum sonra bunu yapacağım.
Şu tarzda böyle böyle planlarım var gibi net cevaplar da veremiyordum.
O dönemler biraz böyle geçti ama bu...
Çok uzun bir dönem. Gerçi böyle iki yıl falan.
Ben bir yandan ailemle böyle sorunlar yaşarken, bir yandan ne istediğimi bulmaya çalışırken, bir yandan da Türkiye'de gezerken başka bir yere gitmek istediğimi fark ettim.
Ama böyle uzaklara, çok uzaklara.
Yani bambaşka kültürlere, bambaşka coğrafyalara gitmek istediğimin zamanının geldiğini fark ettim aslında.
Sonra ben Hindistan'a tek yol verip bilet aldım.
O bileti aldığım günü hatırlıyorum.
Yani beni neyin bekleyeceğini bilmeden o kadar heyecanlanmıştım ki tek hissettiğim şey gerçekten çok yoğun bir heyecandı.
Biraz para biriktirdim.
Sonra Hindistan'a gittim.
Tabi bu Hindistan'da sınırlı kalmadı.
3-4 ay sürdü bu yolculuğum ve Hindistan'dan sonra Sri Lanka'ya, Malezya'ya, Singapur'a ve Tayland'a geçtim.
Benim için muhteşem bir deneyimdi.
İleriki bölümlerde neler yaşadığımı anlatacağım.
Şimdi böyle bir özet geçiyorum.
Ama şöyle oldu yani benim param bitti ve ben dönmek zorunda kaldım.
Ve o zaman şeyi anladım.
Belirli bir miktar parayla gidip dönmek çok kötü bir şey.
Ve ben çok az parayla geziyordum.
Gerçekten çok az parayla geziyordum.
Yani maksimum 10 dolarım vardı günlük.
5 dolara hostel buluyordum.
5 dolara da yeme içme işlerini hallediyordum.
Bazen işte gönüllü işlerde çalışıyordum.
O zaman kalacak yer parası vermiyordum ama 3-4 saat işte kaldığım yere yardım ediyordum.
Bazen restoran oluyordu bunlar.
Bazen hosteller oluyordu işte.
Hostelde resepsiyonda duruyordum ya da temizlik işlerine bakıyordum.
Kalacak yere para vermediğim zamanlar yol parası biriktiriyordum falan.
Böyle baya bir challenge geçen bir seyahatti benim için.
Çok keyif almıştım ve gerçekten dönmek istememiştim.
Ama paramı olmayınca dönmek zorunda kalmıştım.
Döndükten sonra ise...
Ya bu anlattığım süreçten daha da zor bir süreç başladı.
Çünkü bir kere gitmişim gelmişim ve ailem benden şey bekliyor.
Tamam Yağmur artık hani maceranı yaşadın.
Hani bitti artık. Artık hani çalışacaksın.
Zaten yaşın da bayağı geçiyor falan.
O zamanlar da böyle 25-26 yaşındayım.
Ne geçiyor yani?
Bir yandan da böyle hani evimi burada bırakıp git gel gibi seyahatleri istemediğimi anladım.
İşte sadece birikmiş parayla gidip gezmek istemediğimi anladım.
Aslında ben o zaman gerçekten yolda yaşamak istediğimi anladım.
Ama bunu hani nasıl yapacağım yani böyle bir şey imkansız.
Çünkü o zamanlar gerçekten imkansız geliyordu bana ve sadece para biriktirip gezmek fikri vardı kafamda.
Sonra ben oturdum yani gerçekten hem aile baskısı hem böyle çevremdeki insanlar çok baskı yapıyordu bana.
Ve ben oturdum iki yol çizdim.
İlki burada kalmak. Ve bir işe başlamak ama en azından işin seyahatle alakalı olması gibi bir yoldu.
Bir seyahat dergisine çalışmak olabilirdi.
Yani bunu gerçekten çok istiyordum çünkü yazmayı çok seviyordum.
Ama yani zaten 3-5 seyahat dergisi var.
Yani onlar benimle neden çalışsın hani sıfır tecrübe.
Bu arada biraz çabaladım her yere mail attım falan ama tabii ki de dönmediler.
İkinci yol da her şeyi bırakıp gitmeydi.
Bu da benim aslında dördüncü part diye adlandırdığım bölüm.
Ben ikinci yolu seçtim.
Burada kalmak istemediğime karar verdim.
O kadar yol yapınca ben çok değişmiştim ve artık gerçekten burada kalmak istemiyordum.
Arkadaşlarımla çok iyi anlaşamıyordum.
İlk başta onların değiştiğini düşündüm ama değişen bendim.
O yüzden böyle bir yarım kalan hikaye gibi geliyordu bana bu yolculuk hikayesi.
O hikayeyi tamamlamak istedim.
Ve o zamanlar hatırlıyorum dolar üç buçuk dört gibi bir şeydi.
Ben eşyalarımı sattığımda da cebimde 1000 dolarım vardı.
İlk planım şuydu.
Avustralya'ya gidecektim.
Work all day vize alacaktım.
Bu çalışma ve gezme vizesi diye geçiyor.
6 ay çalışıyorsun, 6 ay geziyorsun.
Ya da 1 ay çalışıp 1 ay geziyorsun.
Ama 1 yılda yarı yarıya çalışıp gezdiğin bir vize türü.
Buna çok heyecanlanmıştım çünkü hem yolda çalışma imkanı sunuyor bana hem de parayla başka ülkelere de gidebilirim, Güney Amerika'ya da geçebilirim falan diye düşündüm.
Ama bu vize süreci beni gerçekten çok zorladı.
Zaten çok zor çıkıyor.
Bir yandan da böyle ne zaman çıktığı da belli olmayan bir vize.
Onu beklemek istemedim.
Dedim ki Yağmur bin dolarım var.
Sen çalışmanın bir yolunu bulursun.
En sevdiğin ülkeye git ve oradan başla.
Ve ben Japonya'ya yine tek yön bir bilet aldım.
Japonya benim hayatımı değiştiren bir yer.
O yüzden hayatımda gerçekten çok önemli olan bir yer.
Nasıl değişti derseniz ben işte çok büyük bir heyecanla yola çıktım.
Ama böyle her şey belirsiz.
Yani cebimde bin dolarım var.
Planım hani internetten işler bulup work away yapmak.
Minimum bütçeyle yine seyahat etmekti.
Ama hani iş bulamadığın Türkiye'ye en uzak noktaya gidiyorsun.
Japonya'ya gidiyorsun. Hani ne yapacaksın falan böyle gerginliklerim vardı.
Doğal olarak tabii bunlar.
Ama bir yandan da çok heyecanlıydım.
Yani sadece Japonya'ya gittiğim için bile çok heyecanlıydım.
Tabii giderken yine aile...
Ailemle olan süreç biraz sancılı oldu ama ailem şeyi anladı bence.
Yani ben bir şekilde gideceğim oraya.
Ya onlarla konuşmadan hani küserek kavgalı bir şekilde giderim ya da onların saygı duyduğu bir şekilde giderim.
Ve ailem de bana saygı duymayı tercih etti sağ olsunlar.
Ve ben de dünya turuna çıkmadan önce şöyle bir şey düşündüm.
Dedim ki yani ben Hindistan'a gittim işte orada 3-4 ay kaldım ama elimde hiçbir anı yok.
Fotoğraflar var ama dönüp bakmıyorum bile.
Ve ben 70-80 yaşına geldiğimde burada yaşadığım anılara bakmak istiyorum.
İnsanlara izletmek istiyorum diye.
Ben böyle bir YouTube kanalı açtım.
Aileme ne yapıyorum oralarda diye göstermek için.
Çünkü gerçekten o zamanlar biz çok zor haberleşiyorduk.
Ben bazen internetim olmuyor 3-4 gün sonra yazıyorum onlara.
Onlar da haklı olarak endişeleniyor falan.
En azından beni izlerlerse o kadar korkmazlar diye düşündüm.
Hem böyle kendime ana biriktirmek için bunu yaptım.
Hem de arkadaşlarımla çok uzun zamandır görüşemiyordum.
Onlar da böyle Yağmur ne yapıyor acaba dediğinde.
Açıp böyle videolarımı baksın istedim.
Ve böyle YouTube'a başladım.
Ama çok çekingen şekilde kötü bir görüntü kalitesiyle bir şeyler çekiyorum.
Sonra ben bugün Japonların çok değişik şeyleri var biliyorsunuz.
Podcast'ta da anlatacağım zaten.
Kapsül otelleri vardı.
Çok merak ettim oraya gittim.
Ve babam böyle şeyleri çok merak eder.
Aa dedim babam görürse çok heyecanlanır.
Hani bir video çekeyim. Bir video çektim.
Bir süre sonra bir uyandım.
Bu video böyle 600 bin falan izlenmiş.
Allah'ım diyorum bu ne yani 600 bin insanı ben hayatımda görmemiş olabilirim.
Ve birden böyle para kazanmaya başladım.
İnsanların bana yorum yazdığı birisi haline geldim.
Japonya hayatımı bu anlamda çok değiştirdi.
Yani hem para kazandığım hem de seyahat ettiğim içerik üreticisi oldum bir bakıma.
Günümüze gelirsek de benim...
İşte 2017'de başlayan maceram hala devam ediyor.
Ben hala dünyayı gezmeye devam ediyorum.
Birçok yere gittim. Orta Amerika, Güney Amerika, Uzak Doğu, Güneydoğu Asya, Avrupa, Afrika'da bazı yerlere gittim falan ve daha çok gitmek istediğim yerler var.
Ve ben seyahat ederken hikayelerimi insanlarla paylaşmaktan çok büyük keyif alıyorum.
Tabii şimdi böyle anlatıyorum ama çok tatlı geliyor kulağa eminim.
Yani bu sürecin çok zorlukları oldu.
Mesela hala maddi olarak bir düzenim yok.
Bazen çok belirsizliklerin içinde kalıyorum.
Ama seviyorum bu süreci.
Mesela hayatın ikinci bölümü diye adlandırdığım iş sürecinde yaşadığım zorlukla kesinlikle aynı değil.
O zorluğu asla tercih etmem.
O benim için çok kötüydü.
Mutsuzluktu yani. Ama şu anki zorluklar böyle sürecin bir parçası gibi benim için.
Hemen onu çözüyorum, hallediyorum.
Zorlukları bile seviyorum diyebilirim aslında.
Çünkü bana çok şey öğretiyor.
Benim seyahatle başlayan hayat hikayem bu şekilde.
Böyle biraz özet geçmek istedim size.
Diğer bölümlerde Japonya'nın bir köyünde ya da Filipinler'in bir balıkçı kasabasında ya da Güney Amerika'da yaşadığım ilginç deneyimleri anlatmak istiyorum sizlere.
Ben çok heyecanlıyım böyle bir podcast ile başladığım için.
Çok uzun zamandır istiyordum.
Ama böyle tam kafamda oturtamamıştım.
Son bir haftadır inanılmaz yoğunlaştım bu podcast ile.
Çünkü... Daha önce birkaç kere kaydetmiştim ama böyle çok beğenmemiştim ve o yüzden rafa kaldırmıştım.
Şu an mikrofon sipariş ettim.
Mikrofonum geldi. Açtığım gibi yayına başladım.
Yani öyle bir susamışlık gibi düşünebilirsiniz bunu.
Sizin de yorumlarınızı çok merak ediyorum.
Aşağıya Instagram adresimi bırakacağım ve oradan bana podcast ile ilgili yorumlarınızı yazabilirsiniz.
Güzel bir yolculuğa çıkacağımızı düşünüyorum bu seriyle.
Umarım sizlerde beğenirsiniz.
O zaman daha sonraki bölümlerde görüşmek üzere diyorum.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
