
Hepinize selamlar, beni youtube ve instagramdan takip edenler bilir, bir süredir Sri Lanka'da tek başıma seyahat ediyorum. Bana en çok gelen soru ise, aslında dünya turum boyunca gelen en çok soru;
'' Tek Başına Seyahat Etmekten Korkmuyor Musun?'' oldu. Ben de yıllardır biriktirdiğim seyahat tecrübelerimle, bunu paylaşmak istedim. Geldiğim noktada bence biriyle seyahat edebilmek daha zor. Ama gelin bakalım bu noktaya nasıl gelmişim. Şimdiden iyi seyirler dilerim.
Instagram adresim; https://www.instagram.com/yagmur_aratt/
Youtube Kanalım; https://www.youtube.com/channel/UCaxqDopAJTLmIpNjncbJfQw
#sırtçantamdakihikayeler #yagmurarat #yagmuraratpodcast
#İranKeşfi #PersYolculuğu #YezdİsfahanKaşan #İranKültürü #GeziPodcasti #DünyaTurunda #KeşfetmeninKeyfi #KültürYolculuğu #YolHikayeleri #GezginRuh #PodcastMacerası #KültürelGezi #DünyaGezgini #YolArkadaşı #GezginNotları
Transkript
Hepinize selamlar.
Sırtçantamdaki Hikayeler Podcast'ının yeni bölümüne hoş geldiniz.
Bu podcast'ı dinleyenlerin beni Instagram'dan ve YouTube'dan takip ettiğini varsayıyorum.
Biliyorsunuz bir süredir Sirlanka'daydım.
Çok güzel geçti ve bir ay boyunca Sirlanka'yı dağlarından köylerine kadar keşfettim.
Sri Lanka'dayken en çok aldığım soru tek başına gezmekten korkmuyor musun?
Oldu. Ya bu soru aslında genel seyahatlerimde yani dünya turumda en çok aldığım soru olabilir.
O yüzden ben de dedim ki hazır böyle tek geziyorken biraz bu konuyu konuşalım.
Gezerken neler düşünüyorum bu konuyla ilgili, neler deneyimliyorum.
Sizlere bu podcastta bunları anlatacağım.
Öncelikle birkaç şey söyleyeceğim bu konuya geçmeden önce.
Ben YouTube'a geri döndüm ve çok mutluyum gerçekten.
Uzun bir zamandır istiyordum YouTube'a geri dönmeyi.
Ama böyle bir şeyler oluyordu orada.
Ne bileyim yetiştiremiyordum ya da en iyisini yapmaya çalışıyordum belki de.
Önümdeki yani aslında kafamdaki bu engeli aştım ve bunun için çok mutluyum.
Bu seyahatin boyunca YouTube videoları üretmek de beni çok iyi hissettirdi.
Sizle buluştuğum bir nokta ya orası.
Yeniden o bağı yaratabilmek gerçekten beni çok mutlu hissettirdi.
Sri Lanka boyunca aslında hep yanımdaydınız.
Bunu videolarda da göreceksiniz.
Zaten birkaç video yayınladım.
Eğer izlemediyseniz hala onlara da bakabilirsiniz.
İkinci olarak da 8 yıl sonra tekrar Sri Lanka'ya gittim ve benim için çok duygusal bir yolculuktu.
Gerçekten çok duygulandım ve her...
duygu yoğunluğu yaşadığımda kamerayı açıp sizlerle paylaştım.
Çünkü ben Sri Lanka'ya gittiğimde podcast'ta da anlatmıştım zaten.
Daha dünya turuna başlamamıştım.
Aslında dünya turu öncesi bir seyahate çıkmıştım ve karmakarışıktım.
Şimdi böyle bir şeyleri halletmiş olarak oraya gitmek, o yağmurla yüzleşmek beni böyle...
Tuhaf hissettirdi ama iyi anlamda tuhaf hissettirdi.
Güzel hissettirdi yani.
Başlamadan önce bunları bir söylemek istedim.
Çünkü hani YouTube'dan da Instagram'dan da takip ettiğinizi düşünüyorum.
Ve böyle bir güncelleme ile başlamak istedim.
Sri Lanka'da bir ay boyunca tek başıma seyahat ettim.
Ama onun öncesinde de İran'da da tek başımaydım.
Gürcistan'da da tek başımaydım.
Ne bileyim Japonya'da da Kore'de de.
Zaten genel olarak seyahatlerimi tek başıma yapıyorum.
Bazen arkadaşlarımla da yapıyorum.
Ama seyahat etmeyi çok bireysellik üzerine kurdum.
O yüzden seyahatlerimin çoğunluğunu tek yapıyorum.
Şimdi bu konuya tek başına seyahat etme başlığından değil de tek başına kalabilme, tek başına vakit geçirebilme başlığından başlayacağım.
Çünkü ben bu bölümü yapmayı düşünürken biraz böyle nasıl tek başıma gezmeye başladım diye düşündüm ve bunu kategorilendirdim.
Bence bu üç aşamadan oluşuyor.
En azından benim beynim de öyle.
Birincisi tek başına vakit geçirme.
İkincisi yalnız yaşama ve üçüncüsü aslında tek başına seyahat edebilme becerisi.
O yüzden böyle sırayla gideceğim.
Şimdi ilk olarak tek başına vakit geçirebilmeden başlayalım.
Ben üniversiteye gittikten sonra aslında bu becerim biraz daha gelişti.
İlk eve çıktığımda oldu.
İşte Kadıköy'de yaşamaya başlamıştım ve o mekanı keşfetmek için sürekli tek başıma dışarı çıkıyordum, geziyordum, nelerde keşfediyordum.
Ve böyle yürüyüş yapıyordum aslında tek başıma.
Hani bu birçoğumuzun yaptığı şeydir.
Ama bazı arkadaşlarım vardı.
Ben İstanbul'da oturmuyordum ondan öncesinde.
Başka bir yerde oturuyordum ve İstanbul'a üniversite okumaya gitmiştim.
İlk senede şey olur ya İstanbul'u gezelim, İstanbul'u keşfedelim evresi.
Ve mesela arkadaşlarımla hani bu hafta şuraya gidelim diyorduk.
Ben oraya gitmek istemiyordum.
Ben başka bir yeri merak ediyordum.
Ben tek başıma oraya gidiyordum.
Ama arkadaşlarım yalnız kalmamak için Aslında işte A mekanına gitmek istemiyor.
B'ye gitmek istiyor.
Ama herkes A'ya gitmek istediği için A'ya gidiyordu.
Çünkü yalnız kalma korkusuna yani tek başına bir şeyler yapmaktan çekiniyorlardı.
Ya bende bu böyle çok yoktu.
Aşırı korkmuyordum yalnız kalmaktan.
Ya zaten ne olabilir ki İstanbul'dasın ya.
Hani kayboldun bir şey oldu geri dönersin.
Zaten bildiğin yer yani.
Yani %70 oranıyla bildiğin yer.
Sonra bunlar biraz daha arttı bende.
Tek başıma vakit geçirme isteği.
Üniversitenin sonlarında işe girdiğimde falan.
Tek başıma sinemaya gidiyordum mesela.
Ya bu arkadaşlarım şaşırıyordu ama.
Ya sinema zaten tek yapılan bir eylem değil midir?
Yani bana mı sadece garip geliyor?
Çünkü arkadaşımla bile gitsem.
Tek başına izliyorsun.
Bireysel bir etkinlik aslında.
Çıkışta tabii ki de arkadaşlarıyla konuşursun falan ama tek başına sinemaya gitmeye bu kadar şaşırılmaması gerekiyor bence.
Sonra bunlar böyle tek başına kahveye çıkma, ormana gitme, parka gitme şeklinde böyle genişledi genişledi.
Ben şeyi fark ettim tek başıma vakit geçirirken.
Kendi iç sesimi duyabildiğimi fark ettim.
Bu iç sesini duyabilmek de sana ne istediğini fark ettiriyor.
O an neye ihtiyacın olduğunu fark ettiriyor.
Ve bu çok önemli bir şey.
Yani şöyle düşünün, 20'lerin ortalarındasınız, yeni işe girmişsiniz ve hayattan bir beklentiniz var.
O durumlar çok karışık.
En son videomda da anlatmıştım.
Böyle 20'lerin ortaları gerçekten çok karışık.
Çünkü sizin istekleriniz var, hayalleriniz var.
Bir de toplumun sizden beklediği şeyler var.
Ailenizin sizden beklediği şeyler var.
Ve zaten bir yol var ya, o yoldan yürümeniz bekleniyor.
Siz belki bir yan yol açacaksınız, bir patika açacaksınız ama ona cesaret edemiyorsunuz iç sesinizi duymadıktan sonra.
Çünkü neyi ne kadar istediğinizi bilmiyorsunuz, kendinizi çok tanımıyorsunuz.
Buna cesaretin var mı, buna özgüvenin var mı bilmiyorsunuz.
O yüzden bu yaşlarda bence kendi iç sesini duyabilmek çok önemli bir şey.
Şey fark ettim mesela kendi kendime aslında yakın bir arkadaş olduğumu adım adım gitti.
Evet Yağmur şu an ne istiyorsun?
Şu anki işinden neden susun?
Böyle tek başıma kaldıkça bunları düşündüğümü, yazdığımı, ben yazmayı çok severim.
Böyle kendi kendime konuştuğum, dertleştiğim bir sürece girdim yalnız kaldıkça.
Yani tek başıma vakit geçirdikçe.
Bir de şeyden bahsediyorum.
Günde birkaç saat aslında.
Bir kahve içmeye çıkmak, bir yürüyüş yapmak gibi basit etkinliklerden bahsediyorum.
Sonra... Bunları böyle fark ettikçe bu aşamada bir yüzleşme.
Ya kendinizin karanlık taraflarını daha iyi fark ediyorsunuz ya da olumlu taraflarını.
Ve bu yüzleşme bence hayattaki en önemli adımlardan birisi.
Bu yüzleşmenin her zaman açık olması çok önemli bir adım.
Ama bu yüzleşme sürecine daha sonra geleceğim.
Ya bir de şey diyeceğim. Bu iç sesin duyabilmenin üzerinde durmamın nedeni Türk aile yapısı buna çok izin vermiyor.
Hani günümüzde biraz daha bu esnemiş olabilir.
Ama... Eskiden mesela ne meslek seçmek istediğine ya da kiminle evlenmek istediğine bile karar veremiyordun.
Hala var bu arada bunlar maalesef ki.
O yüzden iç sesini duyabilmek bunları da bir dur...
diyebilmeni sağlıyor.
Şu konuyu ayrıca belirtmek istiyorum.
Şimdi ben böyle konuşunca bazı insanlar şey diyor.
Tabii sen şanslısın. Senin aile yapın daha farklı.
O yüzden sen bunları yapabilmişsin.
Evet şanslıyım.
Mesela ben bir Afganistan'da bir kadın olabilirdim ve o zaman yalnız seyahat etmek hayallerinin arasında bile olmayabilirdi.
Çok daha temel ihtiyaçlarım olabilirdi.
Bu konuda evet şanslıyım.
Ama şunu da belirtmek istiyorum.
Ben sahip olduğum şeyleri gerçekten kazanarak Yani bazen ailemle kavga ettim ya da istediğim şeyler uğruna çok savaştım ve vazgeçmedim.
Tabii ki de ailem çok muhafazakar olsaydı bazı şeyler çok daha zor olacaktı ya da olmayacaktı.
Ama böyle aile konusunun üzerini çok açmayınca insanlar şey sanıyor.
Ben dünya turuna gideceğim dedim.
Ailem de alkışladı.
Tabii canım gidebilirsin dedi ve beni gönderdi.
Hani böyle bir şey olmadı mesela.
Ben bunun için gerçekten çok...
savaş verdim. Biliyorsunuz ki her ne kadar Türkiye'de aneler açık görüşlü, daha modern tırnak içinde olsa da bazı kalıpları var.
Herkesin bazı kalıpları var ve bu kalıpları aşmak çok zor oluyor.
Ben bu kalıpları aştım ve gerçekten bunun uğruna çok savaştım.
O yüzden bu şans meselesini biraz böyle açmak istedim.
Şanslı olduğumun farkındayım ve böyle bir alem olduğu için gerçekten çok şanslıyım.
Ama bazı kalıpları kırmak için de çok emek harcadım.
Hani bunun da farkındayım.
Bu iç sesini duyma meselesi şuna da yardım ediyor.
Maslow'un ihtiyaçlar piramidi var ya orada işte temel ihtiyaçlar var ilk basamaklarda.
Ama en son basamakta kendini tamamlama adımı var.
Aslında iç sesini duyabilmek bu kendini tamamlama basamağına bir adım atmak bence.
Ve bu yüzden çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Şimdi ikinci aşamaya geçelim.
İkinci aşama ise yalnız yaşama.
Ben yine bu konuda biraz şanslıydım.
Çünkü üniversite okurken değil ama sonrasında yalnız yaşayabilme şansım olmuştu.
Çünkü ekonomi bu kadar kötü değildi.
Ve çalışıyorsanız böyle bir artı bir bir evde tek başınıza yaşayabiliyordunuz.
Tabii çok lüks semtler olmamak kaydıyla ya da çok lüks mahalleler olmamak kaydıyla.
Bu da şöyle bir becerim geliştirdi benim.
Yani yalnız yaşayınca her sorunu kendim hallettim.
Bu da size böyle yavaş yavaş bir özgüven veriyor.
Yalnız yaşamak biraz da tek başına hayatta kalma, var olma süreci ya.
Burada bir şeyleri kendiniz halledince aslında evet kimseye ihtiyacım yok duygusu biraz daha pek içiyor.
Mesela musluk bozuldu atıyorum çok basit bir şey.
Ailenizle yaşasanız o sorun bir şekilde çözülecek ve belki siz hiçbir şekilde bilmeyeceksiniz hani musluk bozulunca ne yapılıyor.
Aslında çok basit ya kendini tamir edeceksin ya da usta çağıracaksın.
Çok küçük sayılan sorunları bile halletmek gerçekten karşılığında büyük bir özgüven veriyor size.
Ve kendi karar mekanizman da çok gelişiyor.
Ve sonuçlarına da kendin katlanıyorsun.
Bu sonuçlarına kendin katlanıyorsun olgusunu birazdan yine açacağım.
Çünkü bu aslında beni tek gezmeye daha çok teşvik eden bir şeydi.
Ama şu da var.
Hani kendi konfor alanını yaratıyorsun.
Bu kendi konfor alanını yaratma biraz tehlikeli geliyor bana.
Yani yalnız seyahat ettikçe daha çok böyle tehlikeli gelmeye başladı.
Çünkü konfor alanını genişlettikçe aslında yeni bir maceraya atılmıyorsun.
Ve hep o konforu seçiyorsun.
Ve bu da seni tembelleştiriyor.
Gelelim sonuncu evreye.
Tek başına seyahat edebilme, tek gezme evresine.
Ben bu konuya kendi hayatımda yaşadığım örneklerle başlayacağım.
Ben ilk internet yolculuğuna çıkmıştım ve bir arkadaşımla çıkmıştım.
O zaman hiç tek başına seyahat etme olgusu yoktu bende.
Bir de o seyahate ben...
şöyle çıkmıştım. Üniversiteden mezun olmuştum ve bir hediyeydi bana.
Biraz böyle hani çılgın eğlenelim, gezelim kafasına çıktığım için bir arkadaşımla daha güzel olur diye düşünmüştüm ve arkadaşımla plan yaptık.
İkimiz için de çok yeni bir şeydi.
Bir kere ikimiz de ilk defa yurt dışına gidiyorduk.
Hani ne sorun olabilir, neler olabilir hiç bilmiyorduk.
Ve ikimiz de çok az dil biliyorduk.
O zamanlar benim İngilizcem çok kötüydü.
Neyse biz bir cesaretle gittik.
Totalde bir Bir ay kaldık.
O seyahatimiz şöyle oldu.
Şimdi ilk zamanlar böyle çok sorun çıkıyor.
Hostelde kalıyorsun. Hostel çok yeni bir şey senin için.
Yurt dışında olmak çok yeni bir şey.
Sonra tren istasyonuna gidiyorsun.
Tren saatlerini ayarlamak biraz zor yeni bir deneyim.
O yüzden zordu ilk başları.
Arkadaşım her şey istediği gibi gitmeyince sinirlendi, öfkelendi ya da huysuzlandı.
Aslında huysuzlanmak en doğru kelime.
Ve biraz benden çıkartmaya çalıştı bu huysuzluğunu.
Ya ben de anlamıyorum tamam mı?
Bir sorun çıkıyor ve onu sürekli halletmeye çalışıyorum.
Bu huysuzlanmasını anlamadım da hani niye benden çıkartıyorsun?
Tamam moralin bozulabilir bu konuda.
Ben de seninle aynı şeyleri yaşıyorum.
Ve karşıma aldım dedim ki bak ben burada bir şeyleri halletmeye çalışıyorum ve sen sadece somurtuyorsun.
Ve bunu benden çıkartmaya çalışıyorsun dedim.
Ondan sonra bunun farkına vardı ve huysuzlanmadı.
Ama ben bu seyahat içerisinde de böyle tek başıma gezmeyi deniyordum.
Uzun yollar yapıyorduk ve gerçekten çok yorucu bir süreçti.
Arkadaşım uyumayı tercih ediyordu.
İşte gece yoldan geldiysek, hiç uyumadıysak.
Ben böyle kendimi bir an önce sokağa atmayı tercih ediyordum.
Çünkü İtalya'dayım anladın mı?
Bir daha ne zaman olabilirim İtalya'da bunun hakkında hiçbir fikrim yok.
O yüzden elimden geldiği kadar tüm enerjimi gezmeye harcıyordum.
O zamanlar tek geziyordum ve İtalya'da tek gezerken şöyle bir şey başıma geldi.
Ben böyle sabahtan akşama kadar yürüdüm tamamen.
Epey yürüdüm. Hostelde biraz uzaktı.
Roma'daydık. Yemek yedim.
Akşam oldu hostele döneceğim.
Ve bir noktada ben kayboluyorum.
Yani haritadan çiziyorum, gidiyorum gidiyorum aynı yere çıkıyorum.
Mesela o zaman çok panik yapmıştım tek olduğum için ve şey düşünmüştüm hani gidemeyecek miyim?
Yani ne olacak hani bir de panik yapınca şöyle oluyor ya hep zihniniz olumsuza yöneliyor ve burada kaldım.
Şimdi ne yapacağım? Daha kötü şeyler olacak gibi.
Neyse biraz kendimi sakinleştirdikten sonra yolu bulmuştum.
Aslında ilk yurt dışında tek gezdiğim ve tek olduğum gün o gündü.
Sonra böyle birkaç yıl sonra işte ben gezmeye başladım tekrar Avrupa'ya gittim.
Kısacık kendi deneyimlerim oluyordu ama tamamen kendi çıktığım bir yol olmamıştı.
Ben Hindistan'a gittim.
Hindistan'a giderken de bir arkadaşım bana katılmak istedi.
İyi de anlaşıyorduk.
Birkaç ayda seyahat ettik birlikte Türkiye'de yani etkinliklere gittik işte kamplara gittik.
İyi gibi duruyordu. Biz Hindistan'a gidince her şey çok değişti.
Onu da anlıyorum. Onun için de çok yeni bir deneyimdi Hindistan.
Zaten Hindistan başlı başına farklı bir tecrübe.
O arkadaşımla da şöyle sorunlar oldu.
Bir noktada ben böyle her şeyi hallediyordum.
Kalacak yeri, tren biletlerini ve Hindistan'da gerçekten bunun için...
Epey bir çaba sarf ettim.
Çünkü sürekli dolandırmaya çalışıyor herkes.
Sürekli bir challenge var önümde ve sürekli tek başıma onu aşmaya çalışıyorum.
Ve ben bunları yaptıkça arkadaşım bunların yükünü çok almadı ve her şeyi bana bıraktı.
Bu noktada da ben böyle şey hissettim.
Yani omzumda iki tane çanta var ve ben o omzumdaki iki çantayla yürüyorum.
Ama neden yani neden bunu yapıyorum?
Biz bu seyahatin sonunda arkadaşımla ayrıldık.
Ben sonra kısacık bir tek seyahat etme tecrübesi edindim.
Ama çok kısaydı çünkü zaten param az kalmıştı.
Ve sonrasında da 2-3 hafta tek seyahat edebildim.
Ama asıl benim tek seyahat tecrübem Japonya'da oldu, Kore'de oldu, Meksika'da oldu.
Ve o kadar keyifli oldu ki.
Mesela Japonya benim...
Tek seyahat ettiğim ilk uzun ülkeydi.
Bunu özetlemem gerekirse galiba huzur kelimesini kullanırım.
Her şeyi tek başıma tecrübe ediyordum.
Ve bu çok özel bir deneyim bence.
Yani bunu her zaman diyorum ya bir defa da olsa hayatınızda bunu yaşamanız gerekiyor bence.
Her şey çok akışındaydı.
Sanki zaten hayat böyle olması gerekiyordu.
Ve ben ona sonunda buluştum.
Bunu hissettim. Sri Lanka'da tek gezerken de bana çok fazla tek başına gezmekten korkmuyormuş.
Ben de tek başıma gezmek istiyorum ama korktuğum için bunu yapamıyorum gibi çok soru aldım.
İşte YouTube'dan da aldım, Instagram'dan da aldım.
Ve Sri Lanka'da geldiğim nokta tamamen şuydu.
Yani başkasıyla gezmek çok zor değildi.
Gerçekten bunu o kadar çok hissettim ki Sri Lanka'da şöyle oldu.
Öncesinde de gitmiştim ya 8 yıl önceden ve aradaki işte o 8 yıllık yağmurda neler değişti evresine girdiğim için ben Sri Lanka'dayken yani tamamen içsel bir yolculuktaydım aslında.
Normalde şöyleyim sosyal bir insanım.
Ama yalnız kalmaya da ihtiyacım var ve bunun bir dengesini buldum ben.
Tek başıma yalnızlığımı yaşadıktan sonra sosyalleşebiliyorum.
Çünkü sosyalliğe de ihtiyacım var.
Yani hepimizin ihtiyacı var.
Ama Sri Lanka'dayken...
Hep tek olmak istedim.
Hatta bazen şöyle oldu.
Hostelde birkaç kişi bana işte yarın şuraya gideceğim birlikte gidelim mi dedi.
Ya da bana sordular yarın nereye gidiyorsun.
Ben söylediğimde aa ben de oraya gelmek istiyorum.
Birlikte gidelim mi dediklerinde gerçekten istemedim.
Yani tek olmak istedim.
Ve bu o kadar güzeldi ki.
Yani sabah kalkıyordum.
Kahvaltımı yapıyordum. Meditasyonumu yapıyordum.
Günlük yazıyordum. Sonra mesela o gün bir rota seçiyordum.
Gezmek istediğim yere. İşte trekking'e gidiyordum.
Ve istediğim kadar vakit geçiriyordum.
Oturmak istediğimde oturuyordum.
Gezmek istediğimde geziyordum.
Ya da ne bileyim mesela trekking yaparken bir ağaç mı ilgimi çekti.
Onun yanında saatlerce oturabilme özgürlüğüm var.
Ve bunu doya doya yaşadım.
Sonra mesela keyifli keyifli videolarımı çektim.
İstediğim gibi bu süreç de beni çok özgürleştirdi.
Çünkü birisiyleyken video çekmek gerçekten çok zor.
Ama tekken istediğiniz gibi şeyler çıkartabiliyorsunuz.
Mesela bana bazı yorumlar geliyor.
Sırlantı videoların çok güzel, çok sevimli ve olduğun gibisin.
Bence bunun yalnız olmamla çok ilgisi var.
Yani ben bu bütününde işte trekkinglerimle, meditasyonumla...
canım ne yapmak istiyorsa onu yapmamla o kadar güzel bir oyun ve ahenk yakaladım ki bana birisiyle gezmek şu an o kadar zor geliyor ki.
Nasıl yapacağım?
Çok büyük bir emek ve özveri ya.
Ve sonucu da istediğiniz gibi olmayabilir.
O yüzden bana asıl başkasıyla gezmek çok zor geliyor.
Şu geldiğim noktada. Ama şunu da eklemek istiyorum.
Tabii ki de hayatın sonuna kadar tek başına olduğunu tek başına alıp muhteşem bir şeydir yalnızlık.
İşte çok iyidir demiyorum.
Sosyal varlıklarız.
Ben bunu en iyi pandemide anladım ve tabii ki de insana ihtiyaç duyuyoruz.
Dedim ya mesela o içsel yolculuklarım ya da iç sesimi, kendi sesimi duyabilmem çok önemli.
Ama bunu duyduktan sonra insanlarla paylaşmak da çok önemli bence.
Ya da senin gibi olan insanlarla paylaşarak üstüne.
bir değer katman ve onun üstüne çıkman çok güzel süreçler bence.
Ama benim altını çizmek istediğim nokta şu.
Çoğu insan aslında kendinden kaçtığı için başkasıyla birlikte ya, kendi olmaktan kaçtığı için başkasına tutunuyor ya, işte maddi manevi.
Bunun altını çizmek istiyorum.
Sizin de olmuştur böyle arkadaşlarınız.
Bir ilişkisi var. Ayrılacağını hissediyor ve hemen bir yedeği oluyor.
Ve işte ondan ayrılıyor, onunla başlıyor.
Ondan ayrılıyor, onunla başlıyor.
Aslında hayatı boyunca hiç yalnız kalmamış hissediyor kendini.
Bu aslında tamamen yalnızlık korkusundan geliyor.
Ama bunu yaşayanlar için kötü bir haberim var.
Maalesef bunu bilemezsiniz.
Hayatınızın sonuna kadar o insanın olup olmayacağını bilemezsiniz.
Bu hayatta ölüm. var bir kere.
O yüzden hayatımızın sonuna kadar kendimizde yaşıyoruz.
Bunun bir garantisi var. Ve kendimizle ne kadar iyi anlaşırsak ve kendimizle ne kadar iyi arkadaş olursak o kadar da keyif alıyoruz bence.
Çünkü daha özgür hissediyoruz.
Düşünsenize şimdi bir yere gitmek istiyorsunuz işte Japonya'ya gitmek istiyorsunuz, Bali'ye gitmek istiyorsunuz ya da Sri Lanka'ya gitmek istiyorsunuz ama kimse olmadığı için gitmiyorsunuz.
Bu çok kısıtlayıcı bir şey değil mi ya hayatta ve bir kere geliyoruz bu hayata ve bu hayatı istediğin gibi yaşayamıyorsan sadece başkasına...
İhtiyacın olduğunu düşündüğün için tırnak içinde belirtiyorum.
Bu çok kısıtlayıcı bir şey ve hiç özgür bir hayat değil.
O yüzden tek başına bir şeyler yapabilme becerisi bence çok özgürleştiriyor.
Bu arada çok yalnızlıktan bahsettim ama bahsettiğim yalnızlık sadece fiziki bir yalnızlık değil.
Çoğunlukla psikolojik anlamda bahsediyorum.
Mesela benim arkadaşlarım var tek başına yaşayan, tek başına bir şeyler yapabilen.
Ama kendiyle yüzleşmedikten sonra bu bahsettiğim iç sesini duyabilmek.
Ya da özgürleştirici süreçlere hiç yaklaşmış olmuyor.
Aslında bu olayın en önemli şeyi yüzleşmek.
Size de en başta anlatırken dedim ya bu yüzleşme konusunu açacağım diye tekrar.
Yani dediğim gibi benim böyle çok tanıdığım var.
Ama kendiyle yüzleşmeyip kendine samimi olmadıktan sonra kendine yalan söylüyor.
Ve gerçekten kendine yalan söylüyor.
Mesela diyor ki ben şöyle bir insanım diyor.
Ama biraz onu tanıyınca öyle bir insan olmadığını fark ediyorsunuz siz.
Hani ben bunu biliyorum sen kendine yalan söylüyorsun aslında.
Diyesiniz geliyor. Çoğu zaman deniyorsunuz bunu.
Bu süreç en çok o kişiye zarar veriyor bence.
Çünkü o yüzleşmeyi yaşasa ve atlatsa.
üstüne çok daha güzel temeller kurabilir.
Yani ego yapmadan karanlık taraflarını itiraf edebilmek, olumsuz taraflarının farkında olmak ama suçlayıcı bir taraftan değil, daha şefkatli yaklaşarak kendine farkında olabilmek çok
önemli bir adım. Genel olarak en zor adım bu.
Çünkü bunu bir kere böyle kendine itiraf edince, o sınırı geçince geri kalanı gerçekten su gibi akıp geliyor.
Sonrasında mesela kendini değiştirmek ya da geliştirmek istiyorsan bunu çok daha kolay yapıyorsun.
Ama en zor olanı gerçekten kendinden yüzleşebilmek.
Şimdi bir toparlayacak olursam seyahat etmek benim o kendi sesimi duymana ya da içsel yolculuğa çıkmana çok yardımcı oldu.
Kimi resim yapınca belki bunu yaşar kimi gitar çalınca.
Benim bu seyahat etmek oldu.
Normal bir hayatta bunların farkına varmam 10 yılı bulacaksa seyahat ederken genelde bu süreç Bir yılda tamamlanıyor.
Çok hızlı gelişiyor yani seyahat ederken.
Çünkü hani algınız çok açık.
Aynı yerde değilsiniz.
Bambaşka yerlerdesiniz.
Hep hayata farklı bakmayı öğreniyorsunuz falan.
Yani neticesinde şunu diyebilirim ki seyahat etmek benim hayatıma çok şey kattı.
Zaten yıllardır sizlerle bunu paylaşıyorum.
Bazen bana soruyorlar ben çok korkuyorum tek başıma seyahat etmekten.
Yani nasıl yapabilirim diye.
İşte ailenizle yaşıyorsanız hiç tek başınıza vakit geçirmiyorsanız.
Birden sizi alsam Hindistan'a koysam tabii ki de yani yapmakta zorlanırsınız.
Ama böyle adım adım başlayabilirsiniz.
İşte tek başınıza vakit geçirmekle, işte bir kahve içmeye gitmekle ya da bir yürüyüşe gitmekle.
Tek başınıza kısa tatillere gitmekle başlayabilirsiniz ne bileyim.
Hindistan ya da böyle zorlayıcı bir ülke değil de vizesiz gidebileceğiniz Balkanlar olabilir.
Çünkü şey bilirsiniz hani bir şey olursa en kötü dönersiniz ya ne olacak yani.
Hani Hindistan'da olsanız da dönersiniz ama orada biraz maddi faktörler devreye giriyor ya.
Yakın olduğunuz sürece istediğiniz zaman dönersiniz.
Kimse böyle bir yetenekle dolmuyor.
Sadece bunu geliştiriyor, adım atıyor.
Ben de öyle yaptım. Ve olduğum noktadan çok memnunum.
Çünkü kendimi çok özgür ve çok güçlü hissediyorum.
Yani hiç kimseye ihtiyacım yok.
Hiçbir şey yapmak için hiç kimseye ihtiyacım yok ki ben varım.
Ben kendime yetiyorum ve ben her şeyin üstesinden gelebilirim.
Bu çok güçlü bir duygu bence.
Ve olması gereken de bir duygu hayatta.
Çünkü bu olmadığı için yanlış kararlar verebiliyoruz.
Sırf başkasına ihtiyacımız olduğunu düşündüğümüz için.
Yani kısacası böyle.
Yine epey bir konuştuk ama beni anladığınızı düşünüyorum.
Çünkü ortak bir değerimiz var.
Yıllardır paylaştığımız seyahat etmek.
Ve duyguları, kelimeleri kullanmasak bile hissediyoruz bence karşılıklı olarak.
Bu çok özel bir şey.
Neyse şimdi ben buradan konuşmaya başlarsam gerçekten bitiremem ve saatlerce uzar bir podcast.
Umarım beğenmişsinizdir.
Yorumlarınızı bekliyorum.
Bu arada bu bölümü sevdiyseniz, beğenirseniz, paylaşırsanız çok mutlu olurum.
Çünkü Spotify algoritması böyleymiş.
Takip etmeniz, beğenmeniz, paylaşmanız daha çok öne çıkmasını sağlıyormuş.
O zaman yeni bölümde görüşmek üzere diyorum.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
